İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2024/1759 K.2024/1884

🏛️ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/1759 📋 K. 2024/1884 📅 28.11.2024

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2024/1759
KARAR NO:2024/1884
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)
TARİHİ:08/05/2024
NUMARASI:2023/92 Esas - 2024/212 Karar
DAVA:Tanıma Ve Tenfiz
KARAR TARİHİ:28/11/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Rusya Federasyonu Saint Petersburg, Leningrad Ticaret Mahkemesinin 02.09.2021 tarih, А56-73873/2020 sayılı kararının aynen tanınması ve tenfiz edilmesini, davalı şirketin menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü kişideki hak ve alacaklarının şimdilik16.916,32 ABD Doları, 16.986,28 Avro ve 81.411,-Rus Rublesi bedel üzerinden HMK madde 392 ve İİK madde 259 ve devamı yasal düzenlemeler gereği takdiren teminatsız olacak şekilde ihtiyaten haciz kararı verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; mahkemenin görevine yönelik dava şartı yokluğu nedeniyle itiraz ettiklerini, davacının ihtiyati haciz talebi usul ve yasaya aykırı olduğunu, Rusya Arbitraj Mahkemesince alınan kararın, Türk hukukuna, kamu düzenine aykırı olması, hukuki dinlenilme ve savunma hakkının ihlal edilmesi sebebi ile tenfizi mümkün olmadığını, davalı müvekkil şirketin, davacıya borcu bulunmadığını, MÖHUK 51, 6102 s TTK 4-5 maddeleri birlikte değerlendirilerek, davacının Rusya devletine ait bir kamu kurumu olduğu ve bu sebeple tacir kabul edilemeyeceği dikkate alınarak, HMK 114/1/c uyarınca, “mahkemenin görevli olması” bir dava şartı olarak düzenlenmesi sebebi ile HMK 115/2 gereğince görevsizlik kararı verilerek “dava şartı noksanlığı” sebebi ile davanın usulden reddini, tanıma ve tenfiz kararı verilmeyen yabancı mahkeme kararı sebebi ile ihtiyati haciz talep edilmesi hukuka uygun olmadığından şartları oluşmayan ihtiyati haciz taleplerinin reddini, müvekkili şirketin, hükmü veren yabancı mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmeyerek kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş olması, tenfizi istenen yabancı mahkemede sürdürülen yargılama esnasında müvekkili şirketin yönetim kurulu başkanının Türkiye'de tutuklu şekilde cezaevinde olması sebebi ile savunma ve hukuki dinlenilme hakkını kullanamamış olması birlikte değerlendirilmesi ile MÖHUK'un 54. maddesindeki şartları taşımayan, Türk kamu düzenine açıkça aykırı Rusya Federasyonu Saint-Petersburg, Leningrad Arbitraj Mahkemesi'nin 02.09.2021 tarih, A56-73873/2020 sayılı kararının tanıma ve tenfizine yönelik davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 08/5/2024 tarih 2023/92 Esas - 2024/212 Karar sayılı kararında;"...MÖHUK'da aranan "Kesinleşme Şartı", yabancı mahkeme kararlarının Türk hukukunda tenfiz edilebilmesi için verildiği yer kanunlarına göre aranan bir koşuldur. Buna göre yabancı mahkeme kararının şekli ve maddi anlamda kesinleşip kesinleşmediği kararın verildiği ülke hukukuna göre belirlenecektir. İlamın kesinleşmesi ise temyiz süresinin geçirilmesi ile mümkün olacaktır. Kesinleşmesinin ispat veya teşvik şekli de verildiği ülke hukukuna tabidir.Dosyada kopyası yer alan Rusya Federasyonu Saint-Petersburg Şehri ve Leningrad ili Ticaret Mahkemesi’nin A56-73873/2020 no’lu 02.09.2021 tarihli ve Sayın Mahkemenizin kasasına kaldırılmış olan kararda, ilk sayfanın sol üst tarafında imza ve kaşe ile düşülen kesinleşme tarihi karışışında, kararın apostil şerhi edildiği de gözetildiğinde kesinleşme koşulunun temyiz edilmeksizin gerçekleştiğinin kanıtlandığı görülmektedir. Neticeden dava konusu kararların verildiği ülke hukukuna göre kesinleştiği, MÖHUK m.50 hükmünde tenfiz için aranan ön koşullların sağlanmış olduğu tespit edilmiştir. MÖHUK'nın 54. Maddesine göre tenfiz için aranacak diğer şartlar ise; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette ürk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması(1), İlamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması(2), hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması(3) ve O yer kanunları uyarınca kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemece temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması(4)dır. MÖHUK m. 54/1 öngörülen "mütekabiliyet" ilamın alındığı devlet ile Türkiye arasında ilamların tenfizine dair bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkeme karalarının tenfizine imkan veren kanun hükmünün bulunması olabileceği gibi fiili uygulama şeklinde sözkonusu olabilecektir. Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’nün 25.03.2023 tarih ve E-33711809-307.02[3-11-618-2023]-3071/157246 sayılı yazısında da belirtildiği üzere Rusya Federasyonu ile Türkiye Cumhuriyeti arasında mahkeme kararlarının tenfiz edilmesine ilişkin bir uluslararası anlaşma bulunmamaktadır. Ancak, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2018/579 Esas 2018/6742 Karar sayılı ilamı, İstanbul Anadolu 5.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/1922E. ve 2015/611 K. Sayılı kararı, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/44 E., 2018/944 K. sayılı ve 2014/1922 E., 2015/611 K. sayılı kararlarından Tanıma ve Tenfiz davaları bakımından Rusya ile Türkiye arasında fiili mütekabiliyetin bulunduğu anlaşıldığından, eldeki davada MÖHUK m. 54/1 öngörülen "mütekabiliyet"koşulunun sağlandığı kabul edilmiştir. MÖHUK'nun yabancı ilamların tenfizi için 54. maddede aradığı şartlardan ikincisi, kararın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmemiş olmamasıdır. Dosya kapsamında tenfize konu olan ilam alacak davasından kaynaklanması sebebiyle, (Gemilere ilişkin çeşitli kayıt ve hizmetlere ilişkin ücret alacağı) söz konusu yabancı ilam bakımından Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisinin söz konusu olmadığı değerlendirilmiştir. MÖHUK m. 54'ün aradığı bir diğer şart, tenfiz edilecek olan yabancı mahkeme hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmamasıdır. Türk kamu düzenine aykırılık, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının; Anayasa ile düzenlenen temel hak ve hürriyetlere, milletlerarası hukukta kabul edilen temel ilkelere, adil yargılanma ve savunma hakkına, genel ahlaka, Türk hukuk düzeninin temelini oluşturan ve devletin vazgeçemeyeceği ilkelere aykırılık oluşturması gibi hallerde söz konusu olacaktır.Dava konusu yabancı mahkeme kararında kamu düzenine aykırı bir durum görülmemiştir. Yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfiz edilmesi için 54. madde hükmünün son olarak aradığı şart savunma haklarına uyulmuş olmasıdır. Buna göre kendisine karşı tenfiz istenen kişi, mahkemeye o yer kanunlarına göre usulüne uygun olarak çağrılmamış veya uygun çağrı yapılmadığı ya da yapıldığı halde temsil edilmemiş veya o yer kanunlarına aykırı olarak kararın gıyabında veya yokluğunda verilmiş olması hallerinde ilgilinin tenfize karşı Türk mahkemesinde “itiraz etmiş olması şarti” ile yabancı mahkeme kararının tenfizi mümkün olmayacaktır. Madde metninden açıkça anlaşıldığı üzere savunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin itirazın, kararı veren yabancı mahkemenin usul kurallarına göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Madde sayılan hususların varlığının tenfiz engeli olmasını ancak kendisine karşı tenfiz istenen tarafın itiraz etmiş olması şartına bağlamıştır. Somut olayda davalının hukuki dinlenilme ve savunma hakkının ihlal edildiği iddiası MÖHUK m. 54/1-ç hükmünde açıkça düzenlenmiş olması dolayısıyla bu kapsamda incelenecektir. Yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfiz edilmesi için 54. madde hükmünün son olarak aradığı şart savunma haklarına uyulmuş olmasıdır. Buna göre kendisine karşı tenfiz istenen kişi, mahkemeye o yer kanunlarına göre usulüne uygun olarak çağrılmamış veya uygun çağrı yapılmadığı ya da yapıldığı halde temsil edilmemiş veya o yer kanunlarına aykırı olarak kararın gıyabında veya yokluğunda verilmiş olması hallerinde ilgilinin tenfize karşı Türk mahkemesinde “itiraz etmiş olması şartı” ile yabancı mahkeme kararının tenfizi mümkün olmayacaktır. Madde metninden açıkça anlaşıldığı üzere savunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin itirazın, kararı veren yabancı mahkemenin usul kurallarına göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Madde sayılan hususların varlığının tenfiz engeli olmasını ancak kendisine karşı tenfiz istenen tarafın itiraz etmiş olması şartına bağlamıştır . Madde metninden açıkça anlaşıldığı üzere savunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin itirazın, kararı veren yabancı mahkemenin usul kurallarına göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim, ilgili ilamda usulüne uygun tebligat yapıldığı, davalının davaya katılmaması karşısında davanın yokluğunda görülmesinin uygun bulunduğu açıkça belirtilmiştir. Sunulan belgelerden Rus usul hukuku kurallarına uygun bir tebligat söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Davalı, bir ticari şirkettir ve organları aracılığıyla faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu bağlamda gerçek kişilere karşı getirilen hukuki tahditler şirketlerin kişiliğini etkilemez. Ticari şirketlerin organlarının, organlık vasfı sürdükçe temsil yeteneklerini kaybettikleri söylenemez. Bu bağlamda ilgili şirketin organlarının vasfının ortadan kalktığına ilişkin bir belge de sunulmamıştır. Bu kapsamda FETÖ-PDY soruşturmaları nedeniyle davalı tüzel kişinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi söz konusu değildir. Dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğe edildiğine ilişkin apostil şerhi içeren evrak davacı tarafça dosyaya sunulmuştur. Buna karşılık davalı tarafça Rus usul kurallarına aykırılık somut bir şekilde ortaya koyularak kanıtlamış değildir. Bu değerlendirmelerin neticesinde davalının adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının ispatlanamadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla, dava konusu Saint Petersburg, Leningrad Ticaret Mahkemesi kararında MÖHUK m. 54/1-ç hükmü kapsamında da bir tenfiz engeli mevcut değildir. Açıklanan tüm bu nedenlerle sonuçta;Rusya Federasyonu Saint Petersburg, Leningrad Ticaret Mahkemesinin 02.09.2021 tarih, А56-73873/2020 sayılı kararının tenfizi kabil olduğu sonuç ve kanaatine varılmış olduğundan, bu kanaat ışığında söz konusu kararın Türkiye'de Tanınması ve Tenfiz'ine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile, '' Davanın KABULÜ ile Rusya Saint Petersburg Leningrad Ticaret Mahkemesinin 02/09/2021 tarihli, A56-73873/2020 sayılı kararının TANINMASI VE TENFİZİNE, Karar tarihinden sonra yapıldığı ileri sürülen 13.056,00 Euro tutarındaki ödemenin kararın infazı aşamasında dikkate alınmasına,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davanın, davacının kamu hizmeti veren bir kamu kurumu yani Rusya Denizcilik ve Gemi Sicil Dairesi olması sebebiyle, 6102 s. TTK'nun 4-5 maddeleri ile MÖHUK'nun 51'inci maddesi birlikte değerlendirilerek İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin, GÖREVSİZLİĞİNE karar verilmesi gerektiği ve yine 6100 s. HMK'nun 114/1/c uyarınca, "mahkemenin görevli olması" bir dava şartı olarak düzenlenmesi sebebi ile HMK m.115/2 gereğince, "dava şartı noksanlığı" halinde DAVANIN USULDEN REDDİNE karar verilmesi gerekğini, Davacının iddia ettiği alacağı, dava tarihinde tenfiz edilmemiş bir karara bağlı olduğundan ihtiyati haciz talebinin usule ve yasaya aykırı olduğu ve yine talebin reddinin gerektiğini, Rusya Arbitraj Mahkemesince alınan kararın, Müvekkil Şirket'in adil yargılanma, savunma ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal ederek verilmiş olması sebebiyle, anılan kararın; MÖHUK m.54 kapsamında tenfizinin istenemeyeceği ve bu sebeple davanın reddine karar verilmesi gereğini, Müvekkili Şirket'in, davacı her ne kadar müvekkil şirketin hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği bir hakem kararına dayansa da, davacıya borcunun bulunmadığını, Arbitraj Mahkemesindeki yargılamada, borca konu dayanakların, müvekkili şirket tarafından imzalandığı iddia olunan birtakım sözleşmeler ve müvekkil şirket adına tek taraflı olarak kesilen faturalar olduğu hususlar belirtilerek, haksız ve hukuka aykırı davanın usul ve esas yönlerinden reddi talep edildiğini,22/10/2022 tarihli kararla, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi heyeti, mahkemenin yargılamayı idame ettirmek yönünden görevli olmadığına, tarafların talepleri doğrultusunda dosyanın görevli denizcilik ihtisas mahkemesi sıfatına haiz İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesi yönünde hüküm kurulduğunu, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi tahtında, 2023/92 Esas numarası ile açılan işbu istinaf talebine konu dosya kapsamında, 06/03/2023 tarihli tensip tutanağı ile; Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak, Rusya Federasyonu'nda verilen mahkeme kararlarının Türkiye'de tenfizi konusunda iki ülke arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma yahut Rusya Federasyonu'nda Türk Mahkeme kararlarının tenfizini mümkün kılan kanun hükmünün veya fiili uygulamanın olup olmadığının tespiti istendiğini, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü tarafından mahkemeye cevaben yazılan yazıda; "... Rusya Federasyonu ile Ülkemiz arasında yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda ikili bir adli yardımlaşma anlaşması bulunmamaktadır." denilmekle cevabi yazının ekinde Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Genel Müdürlüğü'ne, Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı'ndan gelen 12.09.2018 tarihli yazıda; "Rusya Federasyonu ile Türkiye Cumhuriyeti arasında hukuk, aile ve tahkim mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin mütekabiliyet anlaşmaları bulunmadığını,Rusya Federasyonu Medeni Kanun'un 409. Maddesi 1. Fıkrası gereğince yabancı mahkeme kararları, sulh anlaşmalarının tasdik edilmesi hakkındaki kararlar dahil olmak üzere, Rusya Federasyonu'nun taraf olduğu uluslararası anlaşmalarda öngörülüyor ise tanınmakta ve uygulanmakta olduğunu, Rusya Federasyonu Tahkim Kanunu'nun 241. Maddesi 1. Fıkrası uyarınca, girişimci ve diğer ekonomik faaliyetlerin uygulanmasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar ve diğer konulara ilişkin yabancı mahkemelerin kararları, girişimcilik ve diğer ekonomik faaliyetlerin yürütülmesi sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar ve diğer konulara ilişkin yabancı ülke topraklarında alınan tahkim mahkemelerinin ve uluslararası ticaret mahkemelerinin kararları, bu kararların tanınması ve yürürlüğe girmesi Rusya Federasyonunun taraf olduğu uluslararası andlaşmalarda öngörülüyor ise, Rusya Federasyonu tahkim mahkemelerince tanınmakta ve yürürlüğe girmekte olduğunu,Bu çerçevede, Bakanlık, mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin mütekabiliyet prensibinin uygulanmasının mümkün olmadığı hususuna dikkat çeker." denildiğini, Müzekkere doğrultusunda, taraflarınca gerek Rusya Federasyonu resmi makamlarınca gerekse de Türkiye Cumhuriyet Adalet Bakanlığı'nca iki ülke arasında herhangi bir adli yardımlaşma anlaşmasının bulunmadığının aşikar olduğunu ve ayrıca Rus makamlarından gelen yazıda açıkça mütekabiliyet prensibinin akit devletler arasında uygulanacağı hususunun belirtildiğini, aksi bir halde yabancı mahkeme ve hakem kararlarının tanınması ve tenfizinin mümkün olmadığının yinelendiğini, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi gerekçeli kararının hüküm kısmında isabetsiz şekilde tanıma ve tenfiz davaları bakımından Rusya ile Türkiye arasında fiili mütekabiliyetin bulunduğunu işaret ederek MÖHÜK m.54/1'de aranan mütekabiliyet şartının oluştuğu yönünde hüküm kurmuştur. Hal böyleyken, dilekçemizin devamında detaylı açıklanacak sebepler ile karara karşı istinaf kanun yoluna başvurma zaruretinin hasıl olduğunu, Huzurdaki uyuşmazlığın Davacı sıfatıyla tarafı olan..., davacının sunduğu tercümeden anlaşıldığı üzere Rusya Denizcilik ve Gemi Sicil Dairesi, kamu hizmeti veren bir kamu kuruluşudur. Türkiye'de de olduğu gibi devletlerin, gemiler ve deniz ticareti faaliyetleri üzerindeki egemenliklerini sağlayan hukuksal bağ "sicil"'lerdir. Sicil aynı zamanda ulusal ve uluslararası deniz ticaretinin güvenliğine hizmet ettiği gibi, devletlerin vergilendirme hakkını da yansıtmakta olduğunu, doktrinde gemi sicilleri; "Gemi sicili, gemilerin kaydına mahsus bir kütüktür. Kanun iktisadi bakımdan önemi haiz ve üçüncü şahısları ilgilendiren bazı hukuki münasebetlerin aleni hale getirilmesini arzu ettiğini, Gayrimenkullerde bu aleniyeti tapu sicili, tacirlerde ticaret sicili, gemilerde ise gemi sicili sağlar." şeklinde geçirilmekte olduğunu, hal böyleyken, davacının bir klaslama şirketi olduğu ve iddia olunan alacağın bir amme alacağı olmadığı yönündeki beyanları hayatın olağan akışı ve hukukla uyuşmadığını, davacının bir kamu kuruluşu olduğu kabulünde, uyuşmazlığın ticari niteliğinin bulunmamasını dikkate alınarak; 6102 s. TTK'nun 4-5 maddeleri ile MÖHUK 51.Maddesi birlikte değerlendirilip, Asliye Ticaret Mahkemesinin görevsiz olduğu kanaatine varılarak, 6100 s. HMK m.114/1/c uyarınca, "mahkemenin görevli olması" bir dava şartı olarak düzenlenmesi sebebi ile aynı kanunun 155'inci madde 2'nci fıkrası gereği, "dava şartı noksanlığı" davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken Davacı lehine hüküm kurulması isabetsiz olmuştur. Dosya kapsamında mevcut 05.02.2024 tarihli bilirkişi raporunda da açıkça MÖHUK ve TTK'nun ilgili hükümleri uyarınca tenfiz kararları için görevli mahkemenin asliye mahkemesi olması ve asliye ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemeleri arasında görev ilişkisi olması nedeniyle, kendisine başvurulan asliye ticaret mahkemelerinin yargılamanın her aşamasında kendiliğinden görevsizlik kararı vermesi gerektiği ve sonuç olarak işbu davada görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemeleri olduğu kanaatine varıldığını, fakat yargılamayı yapan ilk derece mahkemesi gerekçeli kararında görev hususuna hiç değinmediğini, izah ettikleri mütekabiliyet unsuru açısından bilirkişi raporunu esas alırken, raporda açıkça ilk derece mahkemesinin görevsiz olduğu belirtilmesine rağmen, HMK'ya göre dava şartı olan görev hususunda vermiş olduğu kararı gerekçelendirmeyerek adeta yok sayıldığını,Dava konusu ve Müvekkil Şirket aleyhine, Rusya Federasyonu'nda açılan davaya konu ilamın Türkiye'de tanınmasının mümkün olmadığı işbu dilekçenin başında ve yargılamanın her safhasında tekrarlandığını, yine detaylı olarak açıklamak gerekirse;Tenfizi talep edilen ilama konu ve Rusya Federasyonu Saint-Petersburg, Leningrad Arbitraj Mahkemesi'nde ikame ettirilmiş yargılamada, Müvekkil Şirketin savunma yaparak ve delil sunarak, hukuki dinlenilme hakkını kullanabilmesi halinde davanın sonucuna etki edecek taraf olduğu kuşkusuz olduğunu, ancak, ilgili mahkeme tarafından yargılamaya ilişkin olarak usulüne uygun bir tebligat yapılmayarak, müvekkili şirket'in hukuki dinlenilme ve savunma hakkının ihlaline sebebiyet verildiği aşikar olduğunu, tenfiz istemine konu yabancı mahkeme kararı içeriğinde de, müvekkili şirket temsilcisinin duruşmada hazır bulunmadığı ve yokluğunda hüküm kurulduğu ibaresi yer aldığını, her ne kadar ilgili karar içeriğinde müvekkil şirketin, "bilgilendirildiği", ifadesi yer almışsa da, tebliğin yapılıp yapılmadığını, hangi tarihte Müvekkil Şirket'e tebliğ olduğu ve kimin tebellüğ ettiği belirtilmediğini, Anayasa ile güvence altına alınan savunma hakkı yok sayılarak, Türk Hukuku'na ve kanunlara aykırı şekilde hüküm kurulduğunu, müvekkili şirket aleyhine karar verildiğini, usulüne uygun olmaktan bir hayli uzak bu tebligat, mevcut uyuşmazlık bakımından, MÖHUK m.54 kapsamında tenfiz şartlarını karşılamayan kararların varlığına sebep olduğunu, Yargıtay'ın konuyla alakalı bir kararında, aleyhine hüküm verilen tarafın delillerini ikame etme fırsatına sahip olmamış olmasını, hakem kararının tenfizine engel olarak nitelendirildiğini, "...Davalı savunma hakkının ihlal edildiğini, tenfiz taleblerinin bu nedenle reddi gerektiğini savunmuştur. Savunma hakkının ihlali New York Sözleşmesinin V/1-b ve MÖHUK.nun 45/d ve e maddelerinde tenfiz taleplerinin reddini gerektiren bir sebep olarak belirlenmiştir. Bu durumda aleyhine hüküm verilen tarafa delillerin ikame fırsatının verilmemiş olması hakem kararının tenfizine engel olacaktır." [YARGITAY 19. H.D. 7171/7602, 09.11.2000] "...Tenfiz kararının verilebilmesi için aranan son şart, savunma hakkının ihlâl edilmiş olmamasıdır. MÖHUK’nın 54/ç maddesi gereğince, kendisine karşı tenfiz istenen kişi, mahkemeye o yer kanunlarına göre usulüne uygun olarak çağrılmamış yani davet edilmemiş veya uygun çağrı yapılmadığı ya da yapıldığı hâlde temsil edilmemiş veyahut da o yer kanunlarına aykırı olarak kararın gıyabında veya yokluğunda verilmiş olması hâllerinde ilgilinin tenfize karşı Türk mahkemesinde itiraz etmesi üzerine yabancı mahkeme kararının tenfizi mümkün olmayacaktır. Görüldüğü üzere MÖHUK’nın 54/ç maddesi bütün savunma haklarını içine alacak bir genişliğe sahip olmadığı için savunma hakkını ihlâl eden diğer durumlar MÖHUK’nın 54/c maddesindeki kamu düzenine aykırılık nedeni ile tenfiz engeli olabilecektir (Aysel Çelikel/B. Bahadır Erdem, Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul, 2016, s. 706)." [YARGITAY HGK, E.2022/800 K.2023/607 K.T. 07.06.2023] Tüm bu hususlar bilindiği takdirde, Davanın, Davacının kamu hizmeti veren bir kamu kurumu yani Rusya Denizcilik ve Gemi Sicil Dairesi olması sebebiyle, 6102 s. TTK'nun 4-5 maddeleri ile MÖHUK'nun 51'inci maddesi birlikte değerlendirilerek İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin, görevsizliğine karar verilmesi gerektiğini ve yine 6100 s. HMK'nun 114/1/c uyarınca, "mahkemenin görevli olması" bir dava şartı olarak düzenlenmesi sebebi ile HMK m.115/2 gereğince, "dava şartı noksanlığı" halinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini,Rusya Arbitraj Mahkemesince alınan kararın, Müvekkil Şirket'in adil yargılanma, savunma ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal ederek verilmiş olması sebebiyle, anılan kararın; MÖHUK m.54 kapsamında tenfizinin istenemeyeceği ve bu sebeple davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, Müvekkili şirket aleyhine verilen kararın Türkiye'de tenfizinin, dosyada mübrez müzekkere cevabı ve resmi yazışmalar doğrultusunda; gerek Rusya Federasyonu resmi makamlarınca gerekse de Türkiye Cumhuriyet Adalet Bakanlığı'nca iki ülke arasında herhangi bir adli yardımlaşma anlaşmasının bulunmadığının aşikar olduğu ve ayrıca Rus makamlarından gelen yazıda açıkça mütekabiliyet prensibinin akit devletler arasında uygulanacağı hususu belirtildiğini, aksi bir halde yabancı mahkeme ve hakem kararlarının tanınması ve tenfizinin mümkün olmaması sebeplerinin varlığında verilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etme zaruretinin hasıl olduğunu, İleri sürerek ; İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi tahtında görülmüş dosya kapsamında arz ve izah olunan ve re'sen dikkate alınacak gerekçelerle; İşbu istinaf başvurusunun kabulü ile İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08.05.2024 tarih, 2023/92 Esas, 2024/212 Karar sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve haksız davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLER Davanın İstanbul 2 ATM.'de açıldığı, bu mahkemece yapılan yargılama sonucunda 20/10/2022 tarih ve 2022/565 Esas - 2022/658 Karar sayılı kararı ile; Görevli mahkemenin denizcilik ihtisas mahkemesi sıfatına haiz olan İstanbul 17.Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın HMK m.115/f.2 hükmü gereğince usulden reddine, karar verildiği, karara karşı davalı vekili ile davacı vekilinin de katılma yoluyla istinaf başvurusunda bulunulduğu, istinaf incelemesinin dairemizce yapıldığı, dairemizin 26/01/2023 Tarih ve 2022/2406 Esas - 2023/101 Karar sayılı kararımız ile; İddianın ileri sürülüşü ve yabancı mahkeme kararının içeriği dikkate alındığında somut olayda denizcilik ihtisas mahkemesi olan İstanbul 17.ATM'nin somut davada görevli olduğu gerekçesiyle, tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine, kesin olarak karar verildiği, dairemiz kararı ile İstanbul 17.ATM'nin görevli mahkeme olduğu kesinleşmiş olduğundan davalı vekilinin mahkemenin görevli olmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davacı tarafça, Rusya Federasyonu Saint Petersburg, Leningrad Ticaret Mahkemesinin 02.09.2021 tarih, А56-73873/2020 sayılı kararının tanınması ve tenfiz edilmesi talep edilmiştir.Yabancı mahkeme kararının tenfizi şartları 5718 sayılı MÖHUK'un 54. Maddesinde, tanınması şartları ise yine aynı yasanın 58. Maddesinde, düzenlenmiştir.MÖHUK'un 54. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca yabancı bir mahkeme kararının Türkiye'de tenfizi için Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması gerekmektedir. Somut olayda mahkemece, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğüne müzekkere yazılmış, müzekkereye verilen cevabi yazıda;'' Rusya Federasyonu ile Ülkemiz arasında yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda ikili bir adlî yardımlaşma anlaşması bulunmamaktadır. Fiilî mütekabiliyete ilişkin olarak, konunun başka bir vesile ile intikal ettirildiği Dışişleri Bakanlığı’ndan alınan ve bir örneği ekte gönderilen 12.09.2018 tarihli ve 24518991-400.172018/14305691 sayılı yazı ile Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı'ndan alınan cevabî Nota gayrıresmi Türkçe tercümesiyle birlikte Bakanlığımıza iletilmiştir. Sonuç olarak, konunun değindiği hukukî durum yukarıda açıklanmış olup, yabancı mahkeme ilâmının tanınması veya tenfizine karar verilip verilmeyeceği hususunun, yargı yetkisi ve takdir hakkı dahilinde değerlendirilmesi keyfiyetinin Mahkemesine ait olduğu düşünülmektedir. '' şeklinde verilen cevapta Rusya Federasyonu ile ülkemiz arasında yukarıda gösterilen yasal düzenlemede ifade edildiği şekilde bir anlaşma bulunmadığı belirtildikten sonra karşılıklılık konusunda Dışişleri Bakanlığından gönderilen ve Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığından alınan yazı ve gayrıresmi tercümesi iletilmiş ve Genel Müdürlüğün yazısında "...yabancı mahkeme ilamının tanınması ve tenfizine karar verilip verilmeyeceği hususunun, yargı yetkisi ve takdir hakkı dahilinde değerlendirilmesi keyfiyetinin Mahkemesine ait olduğunun..." düşünüldüğü vurgulanmıştır.Tenfizi istenen kararın verildiği Rusya Federasyonu ile Türkiye Cumhuriyeti arasında, yabancı ilamların tenfizine ilişkin iki veya çok taraflı bir milletlerarası anlaşma mevcut değildir. Taraf devletler arasında fiilli uygulamanın bulunup bulunmadığı yönünden yapılan incelemede ise, ilgili devletle Türkiye arasında tenfizde karşılıklığın sağlanmasına dair bir anlaşma bulunmasa da, ilgili devletin kanunları Türk Mahkeme kararlarının o ülkede tenfizini sağlıyorsa ya da bu konuda fiili bir uygulama varsa karşılıklılık sağlanmış demektir ( bkz. Yargıtay HGK'nın 1990/13-3, 1990/347 sayılı kararı).Dairemizce yapılan incelemede; Rusya Mahkemeleri tarafından verilen kararların Türkiye Mahkemelerinde tenfiz edildiğine, dolayısıyla fiili uygulamanın bulunduğuna ilişkin kararlar bulunduğu tespit edilmiştir. (bkz. emsal Yargıtay 19. HD, 19/12/2018 tarih ve 2018/579 Esas - 2018/6742 Karar sayılı kararı, Yargıtay 11 HD. 2022/946 Esas - 2023/4365 Karar sayılı kararı, Yargıtay 6 HD.nin 2023/1528 Esas - 2023/1414 Karar sayılı kararı) Yargıtay'ın tespit edilen bazı kararlarında da Rusya Mahkemelerine ait kararların kamu düzeni, usulsüz tebligat ve kesinleşme şerhinin bulunmamasından dolayı bozulduğu görülmektedir. MÖHUK'un 54.maddesinin a bendinde düzenlenen ve tenfizin birinci kriteri olan iki ülke arasındaki mütekabiliyet kriterinin sağlanmadığı durumlarda aynı maddenin devamında sayılan ve ikincil kriterlerin incelenmesi mümkün görünmemektedir ( bkz. emsal Yargıtay 11.HD, 29/05/2014 tarih, 2014/2883 Esas, 2014/10015 Karar sayılı kararı, Yargıtay 13. HD, 06/03/2012 tarih, 2011/12027 Esas, 2012/5468 Karar sayılı kararı). Dolayısıyla Yargıtay kararlarından da anlaşıldığı üzere Rusya Federasyonu ile Türkiye Cumhuriyeti arasında fiili mütekabiliyetin varlığının bulunduğunun kabul edildiği sonucuna varılmakla, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davalı vekili, işbu dava ile tenfizi talep edilen karara ilişkin yapılan yargılamada müvekkiline usulüne uygun tebligat yapılmadığını, böylelikle müvekkilinin hukuki dinlenilme ve savunma hakkının ihlaline sebebiyet verildiğini ve kararın MÖHUK md. 54/1 (ç) fıkrası uyarınca kararın tenfizinin mümkün olmadığını iddia etmektedir.Davacı tarafça ibraz edilen belgelere göre, mahkemece alınan bilirkişi raporu ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde de belirtildiği üzere Rusya Federasyonu Saint Petersburg Leningrad Ticaret Mahkemesi'nin A56-73873/2020 numaralı dosyasından davalı ... A.Ş.'ye duruşma tarihi, saati ve yeri konusunda usulüne uygun şekilde 10/09/2020 tarihinde tebligat yapıldığı, davalının davaya katılmaması karşısında davanın yokluğunda görülmesinin uygun bulunduğu açıkça belirtilmiş olup bu tespitlere göre davalı vekilinin tenfizi talep edilen karara ilişkin yargılamada müvekkiline usulüne uygun tebligat yapılmadığı, böylelikle müvekkilinin hukuki dinlenilme ve savunma hakkının ihlaline sebebiyet verildiğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı vekili, ihtiyati haciz şartlarının oluşmadığına yönelik istinaf sebebi ileri sürülmüş ise de, somut davada mahkemece ihtiyati haciz kararı verilmediğinden bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Tenfizi istenen mahkeme kararının Türkçe tercümeli noter onaylı örneğine göre, tenfiz istemine konu 02/09/2021 tarihli kararın davalının gıyabında verildiği, ancak karar verilmeden önce davalının yargılamadan haberdar edildiği davalıya yapılan tebliği gösterir evrak ve tercümelerinden anlaşıldığı, kararın verildiği ülke hukukuna göre kararın 05/10/2021 tarihinde kesinleştiğinin noter onaylı kesinleşme şerhi tercümesinden tespit edildiği, Türk hukukunda tenfiz kararı verilebilmesi için yapılacak incelemenin yalnızca kanunda sayılan şartların sağlanıp sağlanmadığı ile sınırlı olduğu, mahkemece tenfiz şartlarının oluştuğunun kabulü ile yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davalının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 191.222,73 TL istinaf karar harcından davalı tarafından yatırılan 47.805,68‬ TL harcın mahsubu ile bakiye 143.417,05‬‬ TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 28/11/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.