İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2023/1184 K.2025/585
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2023/1184 Esas
KARAR NO:2025/585 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI:2021/391 Esas- 2023/221 Karar
TARİH:08/03/2023
DAVA:Şirketin Feshi ve Tasfiyesi (Asıl Dava Yönünden); Ortaklar Kurulu Kararının İptali (Birleşen Dava Yönünden)
KARAR TARİHİ:10/04/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Asıl dava yönünden davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, şirket ortakları arasında mevcut geçimsizlik ve güvensizlik nedeniyle ihtilaf çıktığını, bu nedenlerle öncelikle davalı şirketin haklı nedene dayalı olarak fesih ve tasfiyesine, ayrıca usulüne uygun müdürler kurulu kararı bulunmaksızın yapılan 07/04/2021 tarihli ortaklar kurulu kararının iptaline ve şirkete kayyım atanmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen dava yönünden davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkette %40 oranında hissedar olduğunu, müvekkili genel kurul toplantısına çağrılmakla birlikte müdürler kurulu tarafından alınan usulüne uygun toplantı kararı bulunmaksızın 20/05/2021 tarihli ortaklar kurulu kararı yapıldığını beyanla usulüne uygun alınmış müdürler kurulu kararı bulunmaksızın yapılan olağan üstü ortaklar kurulu kararının iptaline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; her iki dava yönünden davacının iddialarının doğru olmadığını, şirket ortakları arasında mevcut geçimsizlik ve güvensizliğin müvekkilinden kaynaklanmadığını, dava konusu yapılan ortaklar kurulu kararının usulüne uygun olarak yapıldığını beyanla yasal dayanağı bulunmayan her iki davanın da reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 08/03/2023 tarih 2021/391 Esas- 2023/221 Karar sayılı kararında;"Davalı şirkete ait sicil kaydının celp ve tetkikinde davacı ile ...'nin şirket ortakları olduğu, davacının şirketteki hissesinin %40 olduğu, şirket ortağı olan ...'nin aynı zamanda müdürler kurulu başkanı olarak şirketi diğer ortakla birlikte müştereken temsile yetkili olduğu; şirketin merkez adresinin mahkememiz yargı sınırları içinde bulunması nedeniyle mahkememizin yetkili ve görevli olduğu anlaşılmıştır.Duruşmada dinlenen davacı tanıkları ... ve...maddi olaylara dayalı beyan ve ifadelerinde; şirket ortakları arasında güvensizlikten kaynaklı geçimsizlik bulunduğunu, şirket ortağı olan ...'nin engellemesi nedeniyle davacının şirkete giremediğini, şirketin halen faal olduğunu, şirket ortakları arasında geçimsizliğin halen devam ettiğini ifade etmişlerdir.Yargılama aşamasında tarafların menfaatleri dikkate alınarak davalı şirkete ...'ın denetim kayyımı olarak atandığı, kayyımın düzenli olarak raporlarını mahkememize ibraz ettiği anlaşılmıştır.Her ne kadar davacı taraf, asıl ve birleşen dava yönünden yapılan ortaklar kurulu kararının usulüne uygun olarak müdürler kurulu kararı bulunmadan toplantı çağrısı yapıldığından bahisle iptalini talep etmiş ise de; toplantı çağrısında bulunan müdürlerden ...'nin sicil kaydına göre aynı zamanda müdürler kurulu başkanı sıfatı bulunduğu, TTK 624/2 maddesi gereğince başkan olan müdürün ortaklar kurulunu toplantıya çağırabileceği, bu bağlamda yapılan toplantının kanuna aykırı olmadığı, kaldı ki iki ortaklı şirkette diğer ortağın da toplantıya katıldığı hususu dikkate alındığında yapılan ortaklar kurulu kararının iptaline ilişkin istem her iki dava yönünden reddedilmiştir.Mahkememizce şirketin fesih ve tasfiye yerine davacı ortağın ortaklıktan çıkartılması ihtimaline binaen çıkma payının belirlenmesi için dosya bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti ... ve arkadaşları düzenlemiş oldukları 16/01/2023 tarihli raporlarında özetle; davalı şirketin rayiç değer bilançosuna göre davacının %40 hissesine isabet eden ayrılma payının 1.463.339-TL olduğunu teknik kanaatleri olarak belirtmişler, mahkememizce düzenlenen bilirkişi raporu yeterli görülerek hükme esas alınmıştır.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; şirket ortakları arasında mevcut geçimsizlik ve güvensizlik nedeniyle davacı tarafın istemi kapsamında şirketin fesih ve tasfiyesi yerine şirketin faal olduğu dikkate alınarak TTK 636/3 maddesi kapsamında duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüm yolunun davacı tarafın çıkma payının kendisine ödenmesi koşuluyla şirket ortaklığından çıkartılması olduğu, asıl ve birleşen dava yönünden dava konusu yapılan ortaklar kurulu kararının iptalini gerektirir haklı bir nedenin bulunmadığı, nitekim TTK 624/2 maddesi gereğince müdürler kurulu başkanı olan ...'nin ortaklar kurulunu toplantıya çağırabileceği, bu bağlamda bu yöndeki istemin reddine, ayrıca asıl dava yönünden şirkete kayyım atanması talebinin ise şirketin organsız olmadığı ve tedbir amaçlı denetim kayyımı atandığı dikkate alındığında bu yöndeki istemin de keza reddine, yargılama aşamasında şirket ortağı ve temsilcisi olan ...'nin mahkemece verilen tedbir kararına muhalefete ilişkin şikayetin ise dava dosyasından tefrikiyle ayrı bir dosya üzerinden değerlendirilmesine karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile,
''ASIL DAVA YÖNÜNDEN;a)Asıl dava yönünden davacının, davalı şirketin fesih ve tasfiyesi yönündeki isteminin yerine davacının 1.463.339-TL çıkma payının davalı şirket tarafından kendisine ödenmesi koşuluyla davalı şirket ortaklığından çıkartılmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine,b)Asıl dava yönünden davacı tarafın çıkma payı yönünden ihtiyati haciz talebinin; çıkma payı ödenmediği sürece davacı tarafın şirket ortaklığı devam ettiğinden REDDİNE, c)Mahkememizce denetim kayyımı yönünden verilen tedbir kararının karar kesinleşinceye kadar devamına, d)Asıl dava yönünden davacının, şirket temsilcisinin tedbire muhalefet nedeniyle şikayetinin tefrikiyle ayrı bir esasa kaydedilmesine,
BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN;Birleşen dava yönünden davacının açmış davasının REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/391 Esas 2023/221 Karar ve 08.03.2023 tarihli kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili davacının, davalı şirket yetkilisi... ile ortak olarak ticari faaliyetlerine devam ederken karşılıklı güvensizlik ve geçimsizlik meydana geldiğini, bu hususun Yerel mahkeme kararında tespit edildiği gibi taraflar arasında da ihtilaflı olmayan tek nokta olduğunu, ...'nin usul ve yasaya aykırı genel kurul kararları ile müvekkili ile müşterek kullandıkları yönetim yetkisini tek imza yetkisine çevirdiğini ve müvekkilini şirket merkezine dahi almamaya başladığını, davalı şirket yetkilisinin bu davranışının tanık anlatımları ile de doğrulandığını,Yerel mahkeme kararında da bu duruma yer verildiğini;Taraflarınca usule aykırı alınan ortaklar kurulu kararlarının iptali talep edilmişse de Yerel mahkemece kararların iptaline ilişkin davanın hukuka aykırı şekilde reddedildiğini, bununla birlikte ortakların birbirlerine güveni kalmaması nedeniyle, kendileri tarafından TTK madde 636/3 gereği şirketin tasfiyesi yahut müvekkilinin ortaklıktan çıkma payının tespiti ile ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesinin talep edildiğini ancak Yerel mahkemece sürece hiçbir katkısı olmayan, işbu dava hiç açılmamış gibi sonuç doğuran bir karar ile "...davacının 1.463.339-TL çıkma payının davalı şirket tarafından kendisine ödenmesi koşuluyla davalı şirket ortaklığından çıkartılmasına,..." şeklinde hüküm kurulduğunu, hükümden açıkça anlaşılacağı üzere Yerel mahkemenin müvekkilinin ortaklıktan çıkıp çıkmayacağı hususunu davalı şirket yetkilisinin tabiri caizse keyfine bıraktığını, Yerel mahkemece ortakların birbirlerine güvenmediklerinin ve geçimsizliklerinin açıkça tespit edilmesine ve bu hususa kararda da yer verilmesine rağmen müvekkilinin çıkma payının verilerek ortaklıktan çıkmasına karar verilmesi yerine, çıkma payının verilip verilmeyeceği ve müvekkilinin ortaklıktan çıkarılıp çıkarılmayacağı hususunda tasarruf yetkisini husumetli ortağı olan ...'ye verdiğini, Yerel mahkemenin işbu kararının hakkaniyete aykırı olduğunu, her ne kadar TTK madde 636/3 'te mahkeme duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği düzenlenmiş ise de, bu düzenlemenin mahkemeye sınırsız takdir yetkisi tanımadığını, açıkça kabul edilebilir ve duruma uygun düşen bir çözüm olması gerektiğinin vurgulandığını, ancak Yerel mahkemece verilen kararın ne duruma uygun düşen ne de kabul edilebilir bir çözüm olmadığını; Asıl dava yönünden 07.04.2021 tarihli olağanüstü genel kurul kararının iptali talebinin usul ve yasaya aykırı olarak reddedildiğini, müvekkilinin, davalı ... Şti.'nin %40 hissesine sahip ortağı ve müdürü olup ...'nin şirketin %60 hissesine sahip ortağı ve aynı zamanda müdürler kurulu başkanı olduğunu, ... tarafından öncelikle 22.02.2021 tarihinde müdürler kurulu adına olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmasına dair karar alınarak müvekkili olağanüstü genel kurul toplantısına davet edilmiş ise de, ortada geçerli olarak alınmış bir müdürler kurulu kararı olmadığını, ... tarafından ne müdürler kurulunun toplantıya çağrıldığını ne de toplanılarak karar alınmasının söz konusu olduğunu,...'nin, şirketin müdürler kurulunun alması gereken kararı tek başına alarak müdürler kurulunun yetkisini gasp ettiğini, Yerel mahkemece her ne kadar ...'nin müdürler kurulu başkanı olarak tek başına davet yetkisi olduğu gerekçesi ile dava reddedilmişse de, alınan toplantıya davet kararı incelendiğinde ...'nin müdürler kurulu başkanı olarak karar almadığını, müdürler kurulu olarak karar alınmış gibi evrak düzenlediğini, işbu usulsüz müdürler kurulu kararının dosyada mübrez olduğunu, ayrıca ... tarafından yapılan ikinci davette yine aynı şekilde müdürler kurulu kararı dayanak gösterilerek olağanüstü genel kurul davetinde bulunulduğunu, davette her ne kadar 10.03.2021 tarihli müdürler kurulu kararı dayanak olarak ileri sürülmüşse de usulüne uygun böyle bir kararın mevcut olmadığını, işbu dava ile iptali talep olunan 07.04.2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında kendileri tarafından talep edilmesine rağmen var olduğu iddia edilen bu müdürler kurulu kararının sunulamadığını, böyle bir karar mevcut ise de yukarıda izah olunduğu üzere usulsüz bir karar olduğunu, zira Müdürler Kurulunun toplanarak karar alması durumu söz konusu olmadığı gibi bu hususta kendilerine yapılmış herhangi bir çağrının da söz konusu olmadığını, ...'nin tek başına müdürler kurulu organı olarak hareket ederek olağanüstü genel kurul toplantısına yönelik karar aldığını ve çağrıda bulunduğunu;07.04.2021 tarihinde olağanüstü genel kurulun toplandığını, şirketi temsile tek yetkili müdür olarak ...'nin atanmasına dair ...'nin %60 oyuyla karar verildiğini, müvekkili %40 ile red oyu kullanmış olup itirazlara ilişkin muhalefet şerhinin de toplantı tutanağında mevcut olduğunu, olağanüstü genel kurulda şirketi temsile tek yetkili müdür olarak...'nin atanmasında, müvekkilinin %40 red oyuna karşılık %60 kabul oyuyla alınan kararın, gerekli oy nisabına uyulmaması sebebiyle açıkça hükümsüz olduğunu; Birleşen dava yönünden 20.05.2021 tarihli olağanüstü genel kurul kararının iptali talebinin usul ve yasaya aykırı şekilde reddedildiğini, ... tarafından öncelikle 27.04.2021 tarihinde müdürler kurulu adına olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmasına dair karar alınarak müvekkili olağanüstü genel kurul toplantısına davet edilmiş ise de ortada geçerli olarak alınmış bir müdürler kurulu kararı olmadığını, ... tarafından ne müdürler kurulu toplantıya çağrılmış ne de toplanılarak karar alınmasının söz konusu olduğunu, ...nin, şirket müdürler kurulunun alması gereken kararı tek başına alarak müdürler kurulunun yetkisini gasp ettiğini, Yerel mahkemece her ne kadar ...'nin müdürler kurulu başkanı olarak tek başına davet yetkisi olduğu gerekçesi ile dava reddedilmişse de alınan toplantıya davet kararı incelendiğinde ...'nin müdürler kurulu başkanı olarak karar almadığını, müdürler kurulu olarak karar alınmış gibi evrak düzenlediğini, işbu usulsüz müdürler kurulu kararının dosyada mübrez olduğunu, ...'nin tek başına müdürler kurulu organı olarak hareket ederek çağrısız olağanüstü genel kurul toplantısına yönelik karar aldığını ve çağrıda bulunduğunu; 20.05.2021 tarihinde olağanüstü genel kurulun toplandığını; şirketi temsile tek yetkili müdür olarak ...'nin atanmasına, müvekkilinin müdürlük görevinin sona ermesine dair ...'nin %60 oyuyla karar verildiğini, müvekkilinin %40 ile red oyu kullandığını, itirazlara ilişkin muhalefet şerhinin de toplantı tutanağında mevcut olduğunu, olağanüstü genel kurulda şirketi temsile tek yetkili müdür olarak ...'nin atanmasında, müvekkilinin %40 red oyuna karşılık %60 kabul oyuyla alınan kararın, gerekli oy nisabına uyulmaması sebebiyle açıkça hükümsüz olduğunu;Usule aykırı yapılan genel kurul davetinde gündem "1- Açılış ve Başkanlık Divanı seçimi, 2- Genel Kurul Tutanağının Başkanlık divanınca imzalanması için yetki verilmesi 3- Müdür ve temsilci atanmasının görüşülmesi, 4 ... ve temenniler sunularak kapanış." şeklinde belirtilmişken genel kurulda gündeme bağlılık ilkesine aykırı olarak müdür azline ilişkin karar alındığını, müvekkilinin müdürlük görevinin sona ermesine ve ...'nin şirketi her türlü işlemlerde münferiden temsil ve ilzam etmesine karar verildiğini, alınan kararın her açıdan usul ve yasaya aykırı olduğunu, öncelikle gündeme bağlılık ilkesine aykırı şekilde gündemde yer almayan müdürlükten azil konusunda karar alınmasının genel kurul kararının iptalini gerektirdiğini, bununla birlikte müvekkili tarafından olumsuz oy kullanılmasına rağmen oy nisabına uyulmadan karar alındığını;TTK'nın 617. maddesinin 3. fıkrasında "Toplantıya çağrı, azlığın çağrı ve öneri hakkı, gündem, öneriler, çağrısız genel kurul, hazırlık önlemleri, tutanak, yetkisiz katılma konularında anonim şirketlere ilişkin hükümler,Bakanlık temsilcisine ilişkin olanlar hariç, kıyas yoluyla uygulanır. Her ortak kendisini genel kurulda ortak olan veya olmayan bir kişi aracılığıyla temsil ettirebilir." düzenlemesine yer verildiğini, ilgili düzenleme gereği TTK'nın 413. maddesinde gündeme bağlılık ilkesinin;"Gündem, genel kurulu toplantıya çağıran tarafından belirlenir. Gündemde bulunmayan konular genel kurulda müzakere edilemez ve karara bağlanamaz. Kanuni istisnalar saklıdır.Yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmaları ve yenilerinin seçimi yılsonu finansal tablolarının müzakeresi maddesiyle ilgili sayılır." şeklinde düzenlendiğini, ilgili düzenlemeler nazara alındığında gündemde yer verilmeyen yönetim kurulu üyelerinin görevden alınması konusu hakkında karar alınarak müvekkilinin müdürlük görevine son verilmesine ilişkin kararın açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu;Bununla birlikte Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/391 Esas sayılı dosyasında 20.05.2021 tarihli karar ile "HMK 389/1 maddesi gereğince davalı şirkete denetim kayyımı olarak mali müşavir ...'ın atanmasına; şirket temsilcilik işlemlerinin kayyım onayına tabi tutulmasına," karar verildiğini, mahkemece verilen karar gereği yapılan genel kurul ve kurulda alınan kararlar kayyım onayına tabi iken kayyımdan onay alınmadan genel kurul toplantısı yapıldığını ve kurulda müdürlerin görevine son verilerek ...'nin her türlü işlemlerde münferiden temsil ve ilzam etmesine karar verildiğini, iptali talep edilen işlemlerin kayyım onayına tabi tutulmadığı hususunun atanan kayyım tarafından 25.05.2021 tarihli dilekçe ile bildirilmiş olmasına rağmen Yerel mahkemece bu kayyım beyanı da nazara alınmadan alınan kurul kararlarının iptali talebinin usul ve yasaya aykırı şekilde reddedildiğini;Şirketin tasfiyesi veya müvekkilinin ortaklıktan çıkma payı verilerek çıkarılmasına ilişkin karar verilmesi gerekirken sürecin davalı şirket yetkilisinin tasarrufuna bırakılması yönünde verilen kararın hukuk ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davalı şirkette hali hazırda mevcut olan ve yıllardır sıkıntısız şekilde işleyen yönetimin ... tarafından değiştirilmesindeki amacın şirketin mali anlamda içinin boşaltılmasının sağlanması olduğunu, hali hazırda münferit imza yetkileri ile şirketin işleyişinde herhangi bir sorun yaşamayan ...'nin mali hususlarda müşterek olan imza yetkisini kendi uhdesine alma çabasında olduğunu, bu girişimin kötü niyetli olduğunun yargılama sürecinde yaşananlardan da anlaşılacağı üzere açık olduğunu; Şirket hesaplarında yüklü meblağda para bulunmakta iken ... tarafından bu paraların karşılıksız faturalar ödenerek boşaltıldığını, makina parkında kıymetli araçlar mevcut iken bu araçların satıldığını ve bedellerinin zayi edildiğini, mevcut düzende şirket işleyişi ile ilgili herhangi bir sorun bulunmazken ... tarafından salt müvekkilinin hakkı zayi edilmek amacıyla tek imza yetkisinin alındığını ve şirket mal varlığının ...'nin istediği yerlere aktarılarak zayi edildiğini, kendileri tarafından açılan davada ...'nin bu eylemlerinin engellenebilmesi adına yönetim kayyımı talep edilmişse de Yerel mahkemece yalnızca denetim kayyımı atadığını;Dosya kapsamı ile müvekkilinin çıkma payının daha fazla olması gerektiğinin açıkça belirlenmiş iken Yerel mahkemece hükme bağlanan çıkma payının kabulünün mümkün olmadığını,Yerel mahkemece görevlendirilen bilirkişi heyetince tanzim edilen 16.01.2023 tarihli raporun, kök rapora itirazların değerlendirilmesi ve eksikliklerin giderilmesi açısından eksik olduğunu, itirazları değerlendirilmeden düzenlenen rapor hükme esas alınmış olup bu husus usul ve yasaya aykırı olmakla bozma sebebi olduğunu, kaldı ki hükme esas alınan raporların hiçbirinin Yüksek Yargı içtihatlarına uygun, denetime elverişli, şüpheden uzak kanaat bildirir raporlar olmadıklarını;... tarafından şirketin tek başına yönetilmeye başlanılan tarihten bu yana yalnızca şirketin borçların arttırıldığı, gelirlerin yok edildiği ve şirkettin mal varlığının kayyım ve mahkeme onayı alınmadan satıldığının açık olduğunu, ...'nin şirkete zarara uğratan iş bu eylemleri sebebiyle müvekkilinin şirketteki çıkma payının gün geçtikçe azaldığını, ...'nin de amacının şirketi ayakta tutmaktan ziyade iş bu eylemlerle müvekkilinin alacağını zayi etmek olduğunu, kayyım tedbirinin de ...'nin şirketi zarara uğratan, mal varlığını zayi eden eylemlerini durdurmaya yetmediğini, ...tarafından kayyım onayı olmadan çekler tanzim edilip şirketin borçlandırıldığını, karşılıksız faturalar ile ödemeler yapıldığını, şirketin makinelerinin satıldığını ancak ödemelerin şirket hesabına girmediğini;Yargılamanın uzaması müvekkilinin zararına sebep olacağından her ne kadar 16.01.2023 tarihli rapor itirazların değerlendirilmesi açısından eksiklikler içermekte ise de bu aşamada yeni rapor alınmasının kendileri tarafından talep edilmediğini, ancak 22.01.2023 tarihli Kayyım Raporu (6) 'da bilirkişi raporundaki eksikliklerin bir kısmının giderilmiş olması nedeniyle işbu raporun hüküm kurulurken esas alınmasının talep edildiğini, ancak Yerel mahkemece bu talepleri de nazara alınmadan hüküm kurulduğunu;Bilirkişi raporunda kök rapora itirazları tam olarak karşılanmadıysa da Kayyım Raporu(6)'da netice itibariyle çıkma payı hesaplanmasına ilişkin bir kısım eksikliklerin giderildiğini ve çıkma payının nasıl olması gerektiğinin tespit edildiğini ancak Yerel mahkemece Kayyım raporları yargılama süresince nazara alınmadığı gibi hüküm kurulurken de bu raporların hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, Kayyım ve bilirkişi raporunda ortaklar cari hesaplarının gerçek tespitinin yapılamadığının açıkça belirtildiğini, yapılan tespit ve değerlendirmeler ışığında ortaklar cari hesabının gerçek tespiti için özel denetim gerektiğinin açık olduğu, muvazaalı işlemlerle müvekkilinin borcunun arttırıldığı ve ...'nin ise alacağının arttırıldığının açık olduğunu, bu nedenle müvekkilinin çıkma payı hesaplanırken gerçek tespitinin bu aşamada mümkün olmayan ortakların cari hesabının dikkate alınmamasının kendileri tarafından talep edildiğini, aksi kanaat halinde ise gerçek ortakların cari hesabı tespitinin yapılması için dosyanın özel denetim yapılacak bilirkişi heyetine tevdiine karar verilmesinin kendileri tarafından talep edildiğini;İhtiyati haciz talebinin usul ve yasaya aykırı şekilde reddedildiğini, kendileri tarafından tasfiye yerine müvekkilinin şirketten çıkarılmasına karar verilmesi halinde müvekkilinin çıkma payını karşılayacak miktarda davalı şirketin malına ihtiyati tedbir niteliğinde ihtiyati haciz konulmasının talep edildiğini, zira davalı şirket yetkilisi tarafından şirket mal varlığının zayi edildiğinin açık olduğunu, ancak Yerel mahkemece müvekkilinin hali hazırda şirket ortağı olduğu gerekçesi ile ihtiyati haciz talebinin reddedildiğini, müvekkilinin şirket ortağı olarak davalı şirket üzerinde hiçbir tasarruf yetkisinin kalmadığını, tüm haklarının şirket yetkilisi ... tarafından usulsuz kurul kararları ile gasp edildiği Yerel mahkemece de bilinmesine rağmen sadece müvekkilinin kağıt üzerinde ortaklığının devam etmesi gerekçe gösterilerek ihtiyati haciz talebinin reddedilmesinin açıkça hakkaniyete aykırı olduğunu, bu halde Mahkemece karar verilmesi halinde müvekkilinin çıkma payını tahsil etmesinin de imkansız hale geleceğini, istinaf incelemesi devam ederken ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin verilen Yerel mahkeme kararının ivedilikle kaldırılmasını, müvekkilinin çıkarılmasına mahkemece karar verilmesi halinde çıkma payına karşılık gelen şirket mal varlığına ilişkin ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ettiklerini beyanla Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/391 Esas 2023/221 Karar sayılı ve 08.03.2023 tarihli kararının kaldırılmasına ve asıl ve birleşen davadaki tüm talepleri ile ihtiyati haciz taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin genel kurul kararlarının iptaline yönelik ret kararının hukuki/ yerinde olduğunu fakat bilirkişi heyetince çıkma payı hesaplanırken muhtelif hatalara düşüldüğünü, kararın bu kısmının iptali ile lehlerine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduklarını Yerel mahkeme safahatında kök ve ek olmak üzere 2 ayrı rapor alındığını, ek raporların kök raporların eksiklikliklerini/hatalarını gidermek ve tam adaletin tesisi için yeter evsafa bürünmüş olması gerektiğini, raporlara itiraz sürecinde ve de davanın esasına yönelik beyanları serdettikleri dönemde dermeyan ettikleri halde eksiklikler/hatalar/mağduriyetlerin giderilmediğini, emtia değerlendirilmesinde hatalı tespit içeren rapora göre karar verilmesinin doğru olmadığını,Yerel mahkemece alınan ek raporun 14. sayfasında bulunan tablonun 9. sütununda 2015 model ... Marka ... ile ilgili olarak 1.540.000-TL fiyat belirlendiğini, bahse konu cihazın uzun yıllardan beri kullanıldığını, ekonomik değerini ciddi manada kaybettiğini, eskimesinden ötürü ileriye yönelik bahse konu bedelden satılması mümkün olmadığı gibi sürekli destek (bakım-onarım) ihtiyacı olan ve doğal kullanım ömrünü önemli ölçüde yitirmiş bir cihaz olması nedeniyle de makinenin piyasa muadillerinin 800.000-TL-900.000-TL bandında satıldığını, rapora karşı itirazlara rağmen Yerel mahkemenin, bilirkişi heyetinin fiyat değerlenmesine makinenin yaşı itibariyle yıpranma&eskime payını (en azından %35-40 bandında) düşmemiş olması gerçeğini göz ardı ettiğini ve raporu olduğu gibi sağlam bir veri kabul ettiğini;Mükerrer hesaplama olmasına ve bunu belgeleriyle tevsik ve ifade etmelerine rağmen aksi yönde kararın kabul edilemez olduğunu, mükerrerlik durumu irdelenmeden/ayıklanmadan aceleyle karar verildiğini, karara dayanak alınan ek raporun yine 14. sayfasının ortalarındaki 2 sütunluk hanede ...- 110 silindir için 530.000 TL rayiç değer, ...paletli Ekskavator için de 1.275.000TL rayiç değer belirlendiğini, diğer beyanlara halel getirmemek kaydıyla bir üst konu başlığında belirttikleri eskime&yıpranma oranlarının uygulanmamasının hukuki, fiili ve ticari gerçeklere muvafık olmadığını, satılan cihazların eskime/bakım/yenileme gibi değere tesir eden unsurları nazara alınmasının elzem olduğunu, makinelerin her türlü eksiklikten/eskimeden/değer kaybından münezzeh halde, internet portallarındaki sahici ve somutla örtüşmeyen örnekler üzerinden fiyatlandırma yapılmasının hukuki/fiili/ticari gerçeklere uygun düşmediğini, her şeyden evvel bu değerlendirmenin düzeltme yoluyla bilirkişilerce ya da Yerel mahkemece takdir edilmesini talep etmiş iseler de sonucun değişmediğini;... silindirin 10.07.2020 tarihinde Kartal ... Noterliğinde ... yevmiye numaralı işlemi ile ... A. Ş'ye satıldığını, bedelinin cari hesaptan mahsup suretiyle tahsil edildiğini, bu cihazın satışı esnasında davacının aktif olarak şirkette bulunduğunu ve o tarihte henüz kayyım müessesinin bulunmadığını, kayyımın olmadığı, davacının ise aktif olarak şirkette bulunduğu ve o dönem itibariyle herhangi bir itiraza/tartışmaya konu olmamış bir cihaz satışıyla alakalı dava açıldıktan sonra farklı bir değerlendirmenin kabul edilemeyeceğini, ortakların müşterek iradesiyle satılmış bir cihazı sanki hileli devir gibi değerlendirmenin hiçbir hukuki kıstasa bağdaşmayacağını;... paletli ekskavatorun ise Büyükçekmece ... Noterliğinin 03.08.2022 tarih ve ... yevmiye numaralı işlemi ile ... Ltd. Şti'ye satıldığını, bedelinin 03.08.2022 tarihinde banka marifetiyle tahsil edildiğini, itirazlar bir yana karara dayanak gösterilen raporda bu cihazların bedellerinin şirket carisine girdiğinin belirtildiğini, bir emtianın hem satış bedelinin hem de kendisinin ayrı ayrı hesaba katılmasının (ayni+nakti) mükerrer hesaplama sonucunu doğurduğunu, Mahkemenin bu gerçeği atladığını;Esasen; gerekçeli karara esas alınan bilirkişilerin ek raporunun aynı 2 makine için raporun 16. sayfasının sondan bir önceki paragrafında satışların gerçekleştiği, gelirlerin işlendiğini de belirterek kendilerinin doğrulandığını, bu iki cihazla alakalı 14. ve 16. sayfadaki değerlendirmelerden de anlaşılacağı üzere, muhasebe tekniği bakımından bir kopukluk yaşandığını ve heyetin sehven mükerrer değerlendirme yaptığını, aksi halde bir emtianın hem kendini hem de satış bedelinin hesaba girmesinin bir izahı olamayacağını, bu nedenle mükerrer kaydın düzeltilerek 2'inci miktarın kayıtlardan düşülmesi ve bu duruma göre karar verilmesi gerektiğini, Yerel mahkemenin bu yalın hakikati düzeltmeden/ikmal etmeden hatalı karar verdiğini;Yerel mahkemenin, demirbaş değerlendirmesinde de hataya düştüğünü, karara dayanak raporun 14. sayfasının dip kısmından başlayıp 15. sayfasının sonlarına kadar uzanan demirbaş listesi ve bunlara ilişkin değerlendirme&fiyatlandırma yapıldığını, listede 42 parçadan müteşekkil demirbaşlar için toplamda 170.002,08-TL kıymet takdir edildiğini, Yerel mahkemenin de bu veriyi karara esas aldığını, kayıtlarda var gözüktüğü için değerlendirmeye/karara esas alınan bu malzemelerin önemli bir kısmının "çöp" vasfına dönüştüğünü, ancak hala kayıtlarda bulunan ürünler olduğunu, listenin en az yarısının hiçbir teknik fonksiyonu, işlevselliği bulunmadığı gibi diğerlerinin de uzun yıllardır kullanılmış olmaları hasebiyle bazılarının ekonomik değerini kaybettiğini, diğer bazılarının ise raporda zikredildiği/karara konu edildiği miktarca değerde olmasının mümkün olmadığını;Kalem sayısının fazlalığı, demirbaşların kullanımda olması ve diğer etmen sebeplerden dolayı birebir ve sağlıklı tespit/karar (hem fonksiyon hem değer açısından) mümkün olmaması anlaşılabilir bir durum olmakla beraber Yerel mahkemenin toplam değerden ortalama bir hakkaniyet (eskime/yok olma/fonsiyonel olmama adına) indirimiyle değerlendirme yapması gerekirken aksi yönde kararın hukuki/ticari gerçeklere muvafık olmadığını, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin bu hatalı değerlendirilmesini irdelenmesini ve talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep ettiklerini;Davacının müvekkiline olan borcunun çıkma payından mahsup edilmemesinin diğer esaslı bir hata olduğunu, bilirkişi heyetinin raporlarının 17. sayfasında bilançoyla alakalı değerlendirme yaparken D1 Ortaklardan Alacaklar faslında müvekkilinin davacıdan 2.987.457,64-TL alacaklı olduğunu tespit ve beyan ettiklerini, Yerel mahkemece davacının çıkma payı hesaplanırken borçsuz sanıldığını, yapılması gerekenin davacının çıkma payı hesaplanırken, çıkma payı ile borcunun mahsubu cihetine gidilmesi olduğunu, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ve de dosyanın esası hakkındaki beyanlarında ısrarla vurgulamalarına rağmen davacının çıkma payı olarak 1.463.339,24-TL olarak karar verildiğini;Mahkemenin elindeki raporda davacının müvekkili şirkete 2.987.457,64TL borcu olduğu yazmasına rağmen aksi yönde kararın kabul edilemez olduğunu, Yerel mahkemenin mahsup cihetine gitmesi gerektiğini, çıkma payı belirlenirken davacının (2.987.457,64-TL-1.463.339,24-TL=1.524.118,4-TL bakiye borcu bulunduğundan) herhangi bir çıkma bedeline hak kazanmadığı şeklinde hüküm tesis edilmesi gerekirken aksi yönde kararın kabul edilemez olduğunu;Yargılama sonunda davacının şirketten ayrılmasına karar verildiği halde denetim kayyımlığı kararının kaldırılmamasının doğru olmadığını, Yerel mahkemece ortaklıktan çıkarma şeklinde davanın esasına ilişkin bir karar verildiği halde denetim kayyımının görevine devam etmesi yönündeki takdirin hukuki ve ticari gerçeklere uygun olmadığını, Mahkemece tayin edilen kayyım denetim kayyımı olmakla beraber işlevselliği açısından neredeyse yönetim kayyımı gibi yetkilerle donatıldığını, kayyımın gecikmeleri, hatalı değerlendirmeleri,tarafsızlığını kaybetmiş olması, davalı şirket ile neredeyse nizalaşmaya girer pozisyon alması gibi reel durumları her türlü beyan ve veriyle mahkemesine sunmalarına rağmen Yerel mahkemenin bu problemin aşılması ve daha sağlıklı bir işleyişin oluşturulması sadedinde karar vermediğini, yargılama aşamasında yaşanan aksaklıklar bir tarafa en azından kararla birlikte kayyımın görevine son verilmesi gerektiğini beyanla Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/391E- 2023/221K sayılı dosyasında verdiği kararın ortadan kaldırılmasını ve talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Asıl dava, davalı şirketin 07/04/2021 tarihli ortaklar kurulu kararlarının iptali, davalı şirketin haklı sebeple feshi veya davacının ayrılma akçesinin ödenmesi ile ortaklıktan çıkarılması, birleşen dava ise davalı şirketin 20/05/2021 tarihli ortaklar kurulu kararlarının iptali talebine ilişkindir.Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe asıl davada davacının davalı şirketin ortaklığından çıkarılması talebinin kabulüne, asıl ve birleşen davada ortaklar kurulu kararlarının iptali talebinin ise reddine karar verilmiş, asıl ve birleşen davada verilen ortaklar kurulu kararlarının iptali talebinin reddi kararına karşı davacı vekili, asıl davada davacının ortaklıktan çıkarılması kararına karşı ise taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.T.C. Anayasası'nın 141/3. maddesi hükmüne göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır. 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddeleri uyarınca mahkeme kararları asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmeli, hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hüküm açık ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmelidir.Kararın gerekçesiz oluşu, gerekçe ile hüküm arasında veya gerekçenin kendi içerisindeki çelişki, açık bir kanuna ve kamu düzenine aykırılık hali olup, İstinaf aşamasında re’sen nazara alınması gerekmektedir.Türk Ticaret Kanunu'nun 641. maddesi uyarınca; ortak şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteme hakkını haizdir. Madde metninde gerçek değerin ne olduğu düzenlenmemiş, gerekçesinde gerçek değerin en azından bilanço değerini ifade ettiği belirtilmiş, Yargıtay kararları ile şirket öz varlığının, karar tarihine en yakın tarihteki rayiç değeri üzerinden hesaplama yapılması gerektiği içtihat edilmiştir.Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 281. maddesinin birinci fıkrasında, tarafların Mahkemeden bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların tamamlatılmasını, belirsizlik gösteren hususların açıklattırılmasını veya yeni bir bilirkişi atanmasını talep edebilecekleri, ikinci fıkrasında ise Mahkemece bilirkişi raporundaki eksiklik veya belirsizliğin tamamlanması ya da açıklığa kavuşturulması için bilirkişiden ek rapor alınabileceği gibi bilirkişinin duruşmada sözlü olarak açıklamada bulunmasına da karar verilebileceği düzenlenmiştir.Yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; her ne kadar şirketin haklı sebeple feshi veya ortaklıktan çıkma davası ile ortaklar kurulu kararının iptali davasının her ikisi de basit yargılamaya tabi ve ortaklık ile ortak arasında görülen davalar ise de, her iki davanın konularının, yargılama sırasında toplanacak deliller ile yargılama sonucunda verilecek kararların birbirinden farklı olması, birinde verilecek kararın diğerinin neticesini etkileyebileceği gözetilerek Mahkemece, asıl davada davalı şirketin haklı sebeple feshi veya ortaklıktan çıkma talebinin tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesine, yargılamaya bu esas üzerinden devam edilmesine karar verilmesi gerekirken, her iki talep yönünden birlikte yargılama yapılması ve karar verilmesi hatalı olmuştur.Davacı tarafından, asıl davada 07/04/2021 tarihli ortaklar kurulu kararının iptali gerekçesi olarak bu toplantının yapılmasına dair alınan kararın usulüne uygun olarak alınmış bir karar olmadığının yanında toplantıda yasal nisaplara uyulmadan karar alındığı, birleşen davada ise 20/05/2021 tarihli ortaklar kurulu kararının iptali gerekçesi olarak, bu toplantının yapılmasına dair alınan kararın usulüne uygun olarak alınmış bir karar olmadığı ve toplantıda yasal nisaplara uyulmadan karar alındığına ek olarak, toplantı gündeminde yer almayan bir konuda karar alınarak davacının müdürlük yetkisinin kaldırılmasına karar verildiği, gündem maddesinde olmayan bir konuda karar alınamayacağı iddia edilmişken Mahkemece, her iki davadaki iptal talebi yönünden yalnızca davalının müdürler kurulu başkanı olması sebebiyle tek başına ortaklar kurulunu toplantıya çağırabileceği, bu nedenle toplantı yapılmasına ilişkin alınan karar ile davetin usulüne uygun olduğu belirtilerek talebin reddine karar verildiği, alınan kararların nisabı ve birleşen davada gündemde bulunmayan konu hakkında karar alındığına yönelik iddialar yönünden ise herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.Mahkemece dosya kapsamında görevlendirilen bilirkişi heyetinden kök ve itirazlar üzerine ek rapor alınmış, atanan kayyım tarafından da dosyaya 6 adet rapor sunulmuştur. Bilirkişi ek raporunda davacının ayrılma akçesi 1.463.339,24 TL, 6 nolu kayyım raporunda ise 2.291.243,24 TL olarak tespit edilmiştir. Davacı vekili 02/02/2023 tarihli dilekçesi ile, bilirkişi ek raporunun itirazlarını karşılamadığını ancak 6 nolu kayyım raporunda eksiklikler giderildiğinden bu rapor esas alınarak karar verilmesini talep etmiş olmasına rağmen Mahkemece raporlar arasındaki farklılığa rağmen bu hususta bir inceleme ve değerlendirme yapılamış, davacının talebinin ne sebeple kabul edilmediği açıklanmamıştır.Davalı vekili 01/02/2023 tarihli dilekçesi ile, istinaf sebebi olarak da ileri sürdüğü; şirkete kayyım atanmadan önce davacının da bilgisi dahilinde satılmış olan ... silindir ile... paletli ekskavatorun satış sözleşmeleri ile bedellerinin tahsiline dair belgeler dosyaya sunulmasına, bu araçların satış bedelleri şirketin cari hesabına girmiş olmasına rağmen, araçlar satılmamış gibi rayiç değerlerinin öz kaynak tespitinde nazara alınmasının mükerrerlik oluşturduğunu, ... marka kanal kazıyıcının rayiç değerinin kullanma süresi, yıpranma payı nazara alınmaksızın yüksek belirlendiğini, öz kaynak tespitinde nazara alınan demirbaşların değerinin yüksek belirlendiğini, gerçek değerlerinin dikkate alınmadığını, yine davacının şirkete olan borcunun çıkma payının hesabında nazara alınmamasının hatalı olduğunu beyan ederek yeniden rapor alınmasını veya bu hususların Mahkemece değerlendirilmesini talep etmiştir. İncelenen bilirkişi ek raporunda, ... silindir ile ... paletli ekskavatorun rayiç değerlerinin hesaplamaya dahil edildiği ancak bu araçların satış bedellerinin şirket hesaplarına girip girmediği hususunda herhangi bir değerlendirmenin yapılmadığı, heyetteki teknik bilirkişinin uzmanlık alanı olmaması sebebiyle demirbaşların rayiç değerlerinin belirlenmediği, kaydi değerler üzerinden hesaplamaya dahil edildikleri, diğer makinelerin rayiç değer tespitinde mevcut durumlarının, kullanma süresi/yıpranma payı gibi hususların dikkate alınıp alınmadığının rapordan anlaşılamadığı, raporda şirket ticari defterlerine göre davacının davalı şirkete 2.987.457,64 TL borcunun bulunduğunun tespit edildiği ancak davacı ve diğer ortağın şirkete olan borçları ile diğer ortağın şirketten olan alacaklarının hesaplamaya dahil edilmediğinin belirtildiği, gerekçe olarak ise defter kayıtlarından bir takım işlemlerin tespit edildiği, ortakların her biri için somut olarak kayıp/kazanç olarak nitelendirilebilecek bir tutarın tespit edilemediği, tarafların bu hesaplara ilişkin iddialarının ancak tüm belge ve kayıtların incelenmesi ile mümkün olabileceğinin açıklandığı görülmüş, Mahkemece davalı vekilinin rapora itirazları ile ilgili olumlu/olumsuz herhangi bir karar verilmediği gibi kararda bu itirazların ne şekilde karşılandığına dair bir gerekçeye yer verilmemiş, asıl davada davacının ortaklıktan çıkmasına ve belirlenen ayrılma akçesinin davalı şirket tarafından davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken, hükmün infazına engel olacak şekilde, talebin davalının ödeme yapması koşulu ile kabulüne karar verilmiş ve verilen kararın bu sebeplerle isabetsiz olduğu anlaşılmıştır.Buna göre Mahkemece öncelikle, asıl davada şirketin haklı sebeple feshi veya ortaklıktan çıkma talebi yönünden tefrik kararı verilmesi, tefrik edilerek yeni esastan yürütülecek yargılamada davalı vekiline, davalı şirketin ticari defterlerinde yer alan ortaklardan alacaklar ve ortaklara borçlar hesaplarındaki kayıtlar ve dayanakları konusunda açıklamada bulunmak ve ilgili kayıt ve belgeleri sunmak üzere süre verilmesi, bundan sonra gerekli olması halinde demirbaşların rayiç değerlerinin tespiti için uzman bir bilirkişi heyete dahil edilerek, 6 nolu kayyım raporu ile bilirkişi ek raporundaki farklılığın sebebinin açıklanması, davalı vekilinin itirazlarının karşılanması, bu kapsamda gerekli olması halinde kanal kazıyıcının yerinde incelenerek değerinin tespiti ve davacının ayrılma akçesinin usulüne uygun şekilde belirlenmesi için bilirkişi heyetinden ek rapor alınması, alınacak raporun dosya kapsamı ile birlikte değerlendirilmesi ile sonucuna göre tüm iddia ve savunmaları karşılar ve infazında tereddüt uyandırmayacak şekilde, yine aynı esasta devam edecek asıl ve birleşen davada yukarıda yapılan tespit ve açıklamalara göre bir karar verilmesi gerekmektedir.Sonuç olarak taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/03/2023 Tarihli, 2021/391 Esas ve 2023/221 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran tarafa iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/04/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.