İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2025/1135 K.2025/1062

🏛️ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 📁 E. 2025/1135 📋 K. 2025/1062 📅 19.06.2025

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1135 Esas
KARAR NO: 2025/1062 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2025/119 Esas (Derdest Dava Dosyası)
TARİH: 30/04/2025 (Ara Karar Tarihi)
DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
KARAR TARİHİ: 19/06/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tüm ortaklara usulüne uygun çağrı yapılmadığını, bu sebeple genel kurulun usulüne uygun toplanmadığını, genel kurul yapılmadan önce gündeme dair yapılan ilanda hisselerin yanlış gösterildiğini, bu sebeple ilanın usulüne uygun yapılmadığını, ayrıca şirket sermayesinin iç kaynaklar tüketilmeden artırılmasının hukuka aykırı olduğunu, sermaye artırımına gitmeyi gerektirecek sebepler olmadığını, taraflar arasındaki daha önceki yargılamalara konu bir kısım manevralardan da anlaşılacağı üzere, davalı şirketin hakim ortak ve yetkililerinin asıl amacının davacının payını ve şirketteki söz hakkını azaltmak olduğunu ileri sürerek, dava konusu genel kurul toplantısında alınan kararların icrasının tedbiren geri bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 30/04/2025 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2025/119 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında; "Dava, şirket genel kurulu kararlarının yoklukla malul olduğunun tespiti ve iptali talebine ilişkin olup, davacı tedbiren icranın geri bırakılmasını talep etmiştir.TTKnun 449.maddesinde " Genel kurul kararı aleyhine iptal veya butlan davası açıldığı takdirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir" denilmektedir. TTK 449. Maddesi uyarınca tebligat yapılmış ve şirket yöneticilerinin görüşleri alınmıştır. Davacı icranın geri bırakılması talebi münhasıran genel kurulda alınan kararların maddelerine tek tek hasredilmediğinden, alınan tüm kararlar yönünden icranın geri bırakılmasını talep ettiği kabulü ile konu ele alınmıştır.İddiaların ileri sürülüş ve gerekçelendirme biçiminden çağrının usule uygun yapılmamasını tüm kararların yokluk sebebi olarak ortaya koyduğu, ayrıca yokluk şartları yoksa da münhasıran şirkette sermaye artırımını gerekli kılan bir sebep olamadığı ise terditli iptal sebebi olarak ileri sürülmüştür.Çağrının usulüne uygun yapılmadığı yargılama sonunda ortaya çıkacak olup, davacının iddia ettiği gibi yüzde 25 hissesi olsa bile, genel kurula katılıp olumsuz oy kullanası durumunda dahi bu oylama neticesine etkili olmadığından, sermaye artırımı dışında alınan kararların icrasının geri bırakılması talebi kabul görmemiştir. İzah edildiği üzere, bu hususta deliller toplanıp bilirkişi raporu alındıktan sonra farklı bir durum ortaya çıkarsa, nihai hükmün farklı yönde olması mümkündür. Ne var ki bu aşamada iddia, savunma ve yaklaşık delillerden davacının hisse mikterının sonuca etkili olmadığı yaklaşık kanaatine varılmıştır.Öte yandan, davacının dava dilekçesinde iddialarını yoğunlaştırdığı ve gerekçelendirdiği ana husus, dava konusu genel kurulun ana gündem maddesi olan sermaye artırım kararıdır. Bu maddenin incelenmesinde gelince; Davalı tarafça daha evvel de sermaye artırım kararı alındığı, bu kararın haksız oldupuna dair mahkemece karar verildiği, aradan geçen kısa zaman zarfında tekrar sermaye artırımını gerekli kılan sebeplere dair somut bu aşamaya kadar delil sunulmadığı, sermaye artırım miktarının neredeyse 10 kat seviyesinde olduğu, bu haliyle alınan sermaye artırım kararı karşısında, yargılamanın devamında davacının hissesinin daha da azalma ihtimali ile davacı aleyhine telafisi zor ya da imkansız zararlar doğması ihtimali birlikte nazara alındığında sermaye artırımı yönünden genel kurul kararının icrasının geri bırakılmasına karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile, ''1-Davacı tarafın icranın geri bırakılması tedbir talebinin 500.000,00 TL teminat karşılığında kabulüne,2-Davalı şirketin 18.12.2024 tarihli genel kurulda davalı şirketin sermayesinin artırılmasına dair alınan kararın ihtiyati tedbir yoluyla icrasının geri bırakılmasına,3-Teminat yattığında karardan bir suretin Ticaret Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; cevap dilekçesinde etraflıca arz ettikleri üzere, dava konusu edilen sermaye artırımı kararı, yasal ve mali zorunluluklardan kaynaklanmış olup verilen ihtiyati tedbir kararının, dosya kapsamına ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, Sermayeye eklenebilecek ortak alacağının tespiti talebi ile yapılan müracaat üzerine, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/411 Esas Sayılı dosyasına sunulan 17.09.2024 tarihli bilirkişi raporunun 6. Sayfasında, müvekkil şirkete ilişkin olarak aynen; "Davacı şirketin 30.06.2024 tarihli bilançosuna göre aktif toplamı 198.976.746,50 TL olup kısa ve uzun vadeli yabancı kaynaklar toplamı 469.541.203,86 TL ‘dir. Buna göre şirketin kaydi değerlere göre aktif toplamının yabancı kaynaklarını karşılamaya yetmediği, özvarlık değerinin (-) 270.564.457,36 TL olduğu tespit edilmiştir." denildiğini, TTK 376. maddesi anlamında sermayenin kaybı durumunun ve hatta borca batıklık durumunun bulunduğu şüphesi oluşması üzerine müvekkili şirket yönetim kurulu tarafından, TTK 376/3. Maddesinde düzenlenen hüküm uyarınca şirket varlıklarının muhtemel satış bedellerine ilişkin, SPK tarafından yetkilendirilmiş ... Danışmanlık A.Ş. Firmasından değerleme raporu alındığını ve yine TTK 376/3. Maddesinde hüküm altına alındığı üzere bir ara bilanço çıkarıldığını, Yeminli Mali Müşavir ... tarafından düzenlenen "Sermayenin Tamamının Ödendiğine, Karşılıksız Kalıp Kalmadığına ve Şirket Özvarlığının Tespitine Ait Tasdik Raporu" dosya içerisinde olduüunu, bu rapor incelendiğinde, sermayeye eklenecek herhangi bir iç kaynağın olmadığının açıkça görüleceğini, raporun 5. ve 6. Sayfasında aynen; "6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 376. Maddesinin 3. Bendinde "Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır." Hükmü gereğince, ... San ve Tic. A.Ş. Yönetim kurulunun 15.10.2024 tarih ve 2024/002 sayılı kararı (EK 6) ile ... Danışmanlık A.Ş. Tarafından hazırlanan 30.10.2024 tarih ... numaralı Gayrımenkul ve Makine Teçhizat Demirbaş Taşıt Değerleme Raporuna istinaden 31.12.2024 tarihli bir ARA BİLANÇO çıkarmıştır. Değerleme Raporunun "Sonuç" sayfaları raporumuz ekinde yer almaktadır." denildiğini, şirketin TTK 376. Maddesi 3. Bendinde yer alan hükme istinaden düzenlediği 31.10.2024 tarihli bilançosuna göre tespit edilen öz varlığının (-116.705.236,48)-TL olduğunu, özvarlıkların en azından (-) den kurtulabilmesi için şirket sermayesinin en az bu tutarda artırılmasının yasal zorunluluk olduğunu, müvekkil şirket tarafından da yasal düzenleme ve mali zorunluluk karşısında, şirket sermayesi 120.000.000,00-TL TL artırılarak öz kaynakların eksi bakiyeden kurtarıldığını, tüm bu hususlar cevap dilekçesinde etraflıca arz edildiği, bilançolar, yeminli mali müşavir raporları, değerleme raporları, bilirkişi raporu vs. Tüm evrak dosyaya sunulduğunu halde; UYAP sistemi üzerinden, cevap dilekçesi delil listesi listemiz ve tensip ara kararı uyarınca 30.03.2025 tarihinde dosyaya sundukları delillerden çıktı alınarak dosyaya konulmadığından olacak ilk derece mahkemesi tarafından herhangi bir delil sunmadıkları yönünde maddi duruma aykırı bir karar verildiğini, delillerin çıktı alınarak klasör halinde de 23.05.2025 günü ayrıca dosyaya ibraz edildiğini, Mahkemenin, "davalı tarafça daha evvel de sermaye artırım kararı alındığı, bu kararın haksız olduğuna dair mahkemece karar verildiği" şeklindeki gerekçesinin, yasaya ve maddi gerçeğe aykırı olduğunu, her ne kadar müvekkil şirketin 22/02/2023 tarihli genel kurul toplantısında, şirket sermayesinin artırılmasına dair genel kurul kararı alınmış ise de bu kararın ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmediğinden geçerli hale dahi gelmemiş bir karar olduğunu, davacı tarafından, bu kararın iptali için de dava açılmış ise de İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/426 E. Sayılı dosyasından yapılan yargılama sonunda "Konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına" karar verildiğini, bu kararın da taraflarca istinaf ya da temyiz edilmeksizin kesinleştiğini, Mahkemenin, "sermaye artırım miktarının neredeyse 10 kat seviyesinde olduğu" şeklindeki gerekçesinin de haksız ve yersiz olduğunu, müvekkil şirketin özkaynakları içerisinde sermayesini kaybetmiş olduğu, bu durumda da TTK 376. Maddesinde hüküm altına alınan tedbirlerin alınması gerekeceği borca batıklık durumundan kurtulabilmesi için TTK 376/3 gereğince ara bilanço çıkarıldığı, buna rağmen sermayenin öz kaynaklar içerisinde korunamadığı, TTK 376. Maddesi uyarınca sermaye artışı yapılmaması durumunda şirketin borca batıklıktan dolayı iflasının dahi söz konusu olabileceği, sonuç olarak da dava konusu sermaye artışı kararının en başta mali ve hukuki zorunluluklar nedeniyle şart olduğu hususlarının cevap dilekçesinde etraflıca arz edildiğini ve buna dair tüm delillerin de cevap dilekçesi ve delil dilekçesi ekinde UYAP üzerinden dosyaya sunulduğunu, yine bizzat mahkeme tarafından düzenlenen tensip zaptında da bu hususlara ilişkin belgelerin ibrazı emredilmiş olup taraflarınca yasal süresi içerisinde 30.03.2025 tarihli dilekçe ekinde de bu evrakın UYAP üzerinden dosyaya sunulduğunu, müvekkil şirkete ait 31.10.2024 tarihli bilançonun, TTK 376/3. Maddesi uyarınca şirket aktiflerini gerek işletmenin devamlılığı esası ve gerekse de muhtemel satış değerleri üzerinden değerleme yapılarak ara bilanço hazırlanmasına dair alınan yönetim kurulu kararının, SPK Lisanslı ... Danışmanlık A.Ş. Tarafından hazırlanan 30.10.2024 tarih ... numaralı "Gayrımenkul ve Makine Teçhizat Demirbaş Taşıt Değerleme Raporunun, Müvekkil şirkete ait TTK 376/3. Maddesi uyarınca düzenlenen ARA bilançonun, Yeminli Mali Müşavir ... tarafından düzenlenen, "Sermayenin Tamamının Ödendiğine Karşılıksız Kalıp Kalmadığına ve Şirket Özvarlığının Tespitine Ait Tasdik Raporunun, Yeminli Mali Müşavir ... tarafından düzenlenen, "Sermayeye Eklenebilir Şirket Ortaklarının Alacaklarının Tespitine Ait Tasdik Raporunun, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/411 Esas Sayılı Dosyasına Sunulan 17.09.2024 Tarihli Bilirkişi Raporunun dosyaya sunulduğunu, ayrıca müvekkil şirkete ait son 3 yıllık bilançolar gelir gider tabloları, banka hesap özetleri ve müvekkil şirkete ait tüm ticari defter ve kayıtlarına da delil olarak dayanıldığını, delillerin tamamının mahkeme ara kararından iki ay önce dosyaya sunulduğunu, sermaye artışının yasal ve mali zorunluluktan kaynaklandığını ispat eden bu deliller görmezden gelinerek, "sermaye artırımını haklı kılacak herhangi bir delil sunulmadığı" şeklindeki kabulün, maddi vakıaya ve dosya kapsamına açıkça aykırı düştüğünü, Mahkemenin, "sermaye artırım miktarının neredeyse 10 kat seviyesinde olduğu" şeklindeki gerekçesinin de haksız ve yersiz olduğunu, şirketin ttk 376. maddesi anlamında borca batıklıktan kurtulması ve sermayesinin öz kaynaklar içinde korunabilmesi için şirket sermayesinin en az 120.000.000,00-TL artırılmasının zorunlu olduğunu, maalesef dosya yeteri kadar incelenmeden tedbir kararı verildiğini, TTK 376/3. Maddesinde uyarınca oluşturulan ara bilançoya rağmen, şirketin mevcut borçları dolayısıyla, halen dahi şirket sermayesinin korunamadığı, bu nedenle de şirket sermayesinin en az 120.000.000 TL artırılması gerektiğini, şirketin bilançoları, işlem hacmi ve özellikle de gerek kamuya gerekse de piyasaya olan borçları nazara alındığında, artırılan sermaye tutarının da bu büyüklükte işlem hacmi olan bir şirket için çok da fazla olmadığını, mahkeme tarafından ileri sürülen sermayenin 10 kat artırıldığına dair gerekçenin, sermayenin yasal ve mali zorunluluktan artırılmış olması karşısında geçersiz olduğu gibi hukuki bir gerekçe de olmadığını, Mahkemenin, "Alınan sermaye artırım kararı karşısında, yargılamanın devamında davacının hissesinin daha da azalma ihtimali ile davacı aleyhine telafisi zor ya da imkansız zararlar doğması ihtimali olması" şeklindeki gerekçesinin de yersiz olduğunu, Davacıya, rüçhan hakları kullandırıldığı halde keyfi olarak sermaye artışına katılmadığını, bu durumda davacının pay oranının azalmış olması kendisinden kaynaklandığı gibi, sırf davacının sermaye artışına katılmamış olmakla pay oranının azalmasının, sermaye artışına dair kararın geçerliliğine de halel getirmeyeceğini, davacının şirketteki payının %25 oranında olduğunu, artırılan 120.000.000 TL sermayenin 90.000.000 TL sinin, şirket ortaklarının şirketten olan alacaklarından karşılandığını, sırf davacıya rüçhan haklarının kullandırılması için 30.000.000 TL lik kısmının da nakden taahhüt edildiğini, davacının rüçhan haklarını kullanabilmesi için, ticaret sicil gazetesinde gereken ilanlar yapıldığı gibi, rüçhan haklarını kullanması için gereken yönetim kurulu kararının, davacıya iadeli taahhütlü posta ile de gönderildiğini, buna rağmen sırf keyfi olarak sermaye artışına katılmayan davacının şirketteki pay oranının düşmesinin tamamen davacının keyfi olarak sermaye artışına katılmamasından kaynaklandığını ve davacı açısından telafisi imkansız zararlara yol açmayacağı gibi genel kurul kararının icrasının geriye bırakılmasına gerekçe de olamayacağını, mahkeme tarafından, her ne kadar davacını sermaye artışına katılmaması nedeniyle pay oranının azalması tedbir kararına gerekçe edilmiş ise de bu durumun, yani davacının pay oranının azalmış olmasının davacı açısından hangi telafisi imkansız ya da güç zararlara yol açacağı konusunda somut herhangi bir gerekçe ya da örnek ortaya konulamadığını, bu durumun kararın haksız ve hukuka aykırı olması bir yana, "Mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiği"ne dair Anayasa kuralına dahi aykırı olduğunu, dava dilekçesinde de davacının herhangi bir zarara uğrayabileceğine dair somut tek bir bilgi ve örnek yer almadığını, sermaye artışına dair alınan genel kurul kararın, şirket varlıklarından herhangi birinin satışı ya da şirketin zarara uğratılması anlamına gelmeyeceğinden davacının sırf sermayenin artırılmış olmasından dolayı bir zarara uğramasının söz konusu dahi olamayacağını, İhtiyati tedbirin yasal şartları söz konusu olmadığı halde tedbir kararı verilmesinin açıkça yasaya aykırı olduğunu, İhtiyati tedbir kararı verilebilmesi için gerekli yaklaşık ispat kuralları çerçevesinde dahi davacı tarafından uğrayabileceği herhangi bir zarar ziyan ispat edilebilmiş değilken ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğini, keyfi olarak sermaye artışına katılmadığı için pay oranı azalan davacının, sırf bu nedenle zarara uğrayabileceği düşüncesi haksız olduğu gibi ihtiyati tedbir gerekçesi de yapılamayacağını, alınan genel kurul kararlarının yasaya, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, bunun da ötesinde bu kararların icrasının geriye bırakılmaması durumunda telafisi imkansız ya da çok güç zararlara uğrayacağını davacının ispat etmesi gerektiğini, davacı tarafından, genel kurul kararlarının (özellikle tedbir verilen sermaye artışına dair karar) uygulanması durumunda ne tür bir zarara uğrayacağının somut bir şekilde ortaya konulmadığı gibi bu hususta tek bir delil dahi sunulmadığını, hal böyle iken, dosyaya sundukları onca delil de görmezden gelinerek, davalı yanın delil sunmadığından bahisle tedbir kararı verilmesinin açıkça yasaya aykırı olduğunu, genel Kurul toplantısında alınan kararların icrasının geriye bırakılması için HMK 389 Ve TTK 449. maddelerinde bildirilen şartların bir arada bulunması gerektiğini, genel kurul kararının uygulanması durumunda telafisi imkansız zararların oluşmasının asla söz konusu olmadığını, iptali talep edilen kararın, davacının haklarını kısıtlaması, engellemesi veya davacı açısından sakınca oluşturması ya da davacıyı zarara uğratmasının söz konusu olmadığını, davacı, yaklaşık ispat kuralları uyarınca dahi herhangi bir iddiasını ispat edememiş iken ihtiyati tedbir kararı verilmesinin de açıkça yasaya aykırı olduğunu, Sermaye artışına dair alınan kararın icrasının geriye bırakılması, şirketi ve dolayısıyla davacıyı dahi zarara uğratmakta olduğunu, cevap dilekçesinde etraflıca arz edildiği ve delil dilekçesi ekinde yer alan bilançolar, yeminli mali müşavir raporları, mahkemeye sunulan bilirkişi raporu, banka kayıtları vs. pek çok yazılı belge ile de ispat edildiği üzere, sermaye artışının, yasal ve mali zorunluluklar nedeniyle yapıldığını,
Kesinlikle tedbir kararının haklı olduğu anlamına gelmemek ve tedbirin kaldırılmasına dair talepleri asıl olmak kaydıyla, takdir edilen teminatın da son derece düşük ve yetersiz olduğunu, Mahkeme tarafından, 500.000,00-TL teminata hükmedildiğini, artırılan sermaye miktarı 120.000.000,00 TL olup 500.000-TL gibi son derece düşük bir teminat ile bu denli büyük bir şirketin sermaye artışı yapmasının engellendiğini, davacının şirketteki paylarının değeri, 2.875.000,00 TL olup tedbir kararının haklı olduğunu kabul anlamı taşımamak kaydıyla tedbir kararının devamına karar verilecek ise dahi davacının şirketteki paylarının değeri olan 2.875.000,00-TL nakit ya da süresiz banka teminat mektubu sunması durumunda tedbirin devamına karar verilmesi gerektiğini, Sermaye artışı, yasal ve mali zorunluluklardan kaynaklandığından tedbir kararı ile bu kararın icrasının geriye bırakılmasının yasaya aykırı olduğunu, toplantıya çağrının usulüne uygun yapıldığını, toplantı ve karar nisabının yeterli olduğunu, davaya konu edilen 18.12.2024 tarihli genel kurul toplantısı, pay sahiplerinin %75 inin katılımı ile gerçekleştirilmiş olup TTK 421. maddesinde hüküm altına alınan nisabın toplantıda mevcut olduğunu, bu hususun, bakanlık temsilcisi tarafından da imzalanan hazır bulunanlar listesi ile ispatlandığını, sermaye artışında, sermayeye eklenebilecek herhangi bir iç kaynak bulunmadığını, dosyaya sunulan bilançolar ve yeminli mali müşavir raporları ve İstanbul 7 ATM 2024/411 E. Sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporu ile ispatlandığını, sermayeye eklenen ortak alacağının gerçek bir alacak olduğunun, davalı müvekkili şirkete ait banka hesaplarına yollanan tutarlardan kaynaklandığının, yeminli mali müşavir ve mahkeme tarafından atanan bilirkişi tarafından da tespit edildiğini, sermayeye eklenen ortak alacağının tamamı, ortak tarafından şirkete ait banka hesaplarına gönderilen ve şirket tarafından da çek ödemeleri, maaş ödemeleri, fatura ödemeleri gibi harcamalarda kullanılan gerçek alacaklar olduğunu, bu hususun, dosyaya sundukları banka kayıtları ve banka dekontlarından anlaşılacağı gibi yine dosyaya sundukları yeminli mali müşavir raporu ve Mahkemeye sunulan bilirkişi raporunda da açıkça tespit edildiğini, şirket ortaklarının şirketten olan alacaklarının sermayeye eklenmesinin yasaya uygun olduğunu, 6102 Sayılı TTK 127, 342/1 ve 343. Maddesi birlikte diğerlendirildiğinde, ortakların şirketten olan ve vadesi gelmiş bulunan alacaklarının "Ayni Sermaye" olarak şirket sermayesine eklenebileceğini, ayni sermayeye eklenecek olan alacakların, varlığı ve miktarının ise, şirketin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından görevlendirilen bilirkişi tarafından değer biçileceğini, davacının rüçhan hakkını kullanabilmesi için TTK'nun 461 maddesindeki yasal tüm yükümlülüklerin yerine getirildiğini, cevap ve delil dilekçesi ekinde arz ettikleri, yönetim kurulu kararı, ticaret sicil gazetesi, yönetim kurulu Kararının ve rüçhan haklarını kullanıp kullanmayacağının davacıya tebliğ edildiğine dair iadeli taahhütlü posta alındısı incelendiğinde, davacının rüçhan haklarını kullanıp kullanmayacağı hususunun kendisine bildirildiği ve ayrıca rüçhan haklarının kullanım esaslarının belirlendiği yönetim kurulu kararının da yasaya uygun olarak ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği ve davacı dahil pay sahiplerine yasal en az 15 gün süre verildiği hususlarının görüleceğini, davacıya, yasaya uygun şekilde, şirketteki pay oranının tamamını koruma imkanı verildiğini, şirketteki mevcut %25 pay oranını koruyabilecekken 1 TL dahi nakit sermaye artışına iştirak etmeyen (rüçhan hakkını kullanmayan) davacının sermaye artışına dair kararın, şirketteki pay oranını küçültmek için yapıldığını iddia edebilmesinin mümkün olmadığını, şirket ortağının, sırf banka kanalıyla yaptığı ödemelerden kaynaklı alacağının 122.548.272,92 -TL olarak belirlendiğini ve aslında alacağı çok daha fazla olduğu halde bunun tamamının değil de sadece 90.000.000,00 -TL sinin sermayeye eklenmesine dair alınan genel kurul kararının iyi niyetli olduğunu, dosyaya arz edilen İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/411 Esas Sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporu ve yine Yeminli Mali Müşavir tarafından hazırlanan rapor ile şirkete ait ticari defter ve kayıtlar incelendiğinde, şirket ortağı olan ...O A.Ş. nin, müvekkili şirketten - sırf banka hesabına gönderdiği nakit tutarlardan kaynaklı- alacağının 122.548.272,92 TL olduğunun, bunun dışında faturalardan da kaynaklı alacaklarının bulunduğunun (... A.Ş. Nin toplam alacağı C/H (Satıcılar Hesabı) 288.918.745,18 TL, Ortaklara Borlar Hesabında ise 122.548.272,92 TL dir) tespit edildiğini, davacının şirketteki payının küçültülmesi hedeflenmiş olsa şirket ortağının şirketten olan tüm alacağı olan yaklaşık 410.000.000 TL nin tamamı sermayeye ekleneceğini, bu durumda davacının paylarını korumak için taahhüt etmesi gereken sermaye tutarının ise yaklaşık 102.500.000,-TL olacağını, sermaye artışının kötü niyetli olmadığını, müvekkili şirketin güçlü sermaye yapısına sahip olması ve bu uğurda sermaye artışına gidilmesi ekonomik gerekçelerden kaynaklandığını, 2020 ve 2021 yıllarında çok yoğun bir şekilde etkisi görülen Covid 19 Pandemisi nedeniyle tüm dünyadaki tedarik zincirinin kırıldığını, en gelişmiş ülkelerin ekonomilerinin dahi bu süreçte sarsıldığını ve enflasyon oranlarının da yükseldiğini, tüm dünyayı etkileyen bu pandemi ve beraberinde getirdiği ağır ekonomik krizin etkilerinin halen dahi yoğun bir şekilde devam ettiğini, ülkemizde halen döviz kurları ve faizler ile enflasyon oranlarının son derece yükse olduğunu, gerek Suriye'de ve gerekse de Ukrayna İle Rusya arasında yaşanan askeri çatışmaların da tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de derin kaygı yarattığını, bu durumlar bile tek başına müvekkili şirketin mali durumunun iyileştirilmesinde önemli bir engel teşkil ettiğini, bu nedenle de tüm dünyayı etkileyen ekonomik ve siyasi gelişmeler, ülkemizin de içerisinde olduğu ekonomik durum ile bunların sonucu olarak döviz kurundaki mevcut ve ileride olması kuvvetle muhtemel yükselişler, enflasyon oranlarının halen dahi yüksek seyrediyor olması karşısında; şirket mali yapısının güçlendirilmesi için sermaye artırımına gidilmesinin kaçınılmaz olduğunu, aynı şekilde güçlü sermayeye sahip şirketlerin, banka ve kredi kuruluşları nedinde avantajlı olduklarını, daha düşük faiz oranları ile finansman sağladıklarını herkesin bildiğini, müvekkili şirket mevcut sermayesi ve özkaynakları ile kredi dahi kullanamadığını, Müvekkili şirketin, 18.12.2024 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında alınan kararlarından hiçbirisinin TTK 447. maddesinde sayılan batıl kararlardan olmadığını, bu durumda, bu kararların ancak iptalinin talep edilebileceğini, bu durumda mahkeme tarafından yapılması gerekenin ilk olarak, toplantıya çağrının usulüne uygun yapılıp yapılmadığını tespit etmek, çağrının usulüne uygun olduğunun tespit edilmesi durumunda ise davacının toplantıya katılıp katılmadığı, katılmış ise iptali istenen kararlara muhalefet edip muhalefet şerhini de toplantı tutanağına yazdırıp yazdırmadığını belirlemek olması gerektiğini, bu hususun dava şartı olduğunu, genel kurula çağrı usulüne uygun şekilde yapıldığı halde davacının genel kurul toplantısına katılmadığını, alınan kararlara olumsuz oy kullanmadığını ve muhalefetini de tutanağa yazdırmadığını, bu nedenle TTK 446 maddesi uyarınca davacının, huzurdaki davayı açma hakkının olmadığını, davacının huzurdaki davayı açma hakkı dahi yokken tedbir kararı verilmiş olmasının haksız ve yasaya aykırı olduğunu, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilenler ile resen nazara alınacak olan yasal ve gerektirici sebepler karşısında, istinaf taleplerinin kabulü ile istinafa konu edilen İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/119 E. Sayılı dosyasından verilen 02.05.2025 tarihli tedbir kararının kaldırılmasına, tedbir kararının haklı ve yasaya uygun olduğu anlamına gelmemek kaydıyla, tedbir kararını kaldırılmaması durumunda, mahkeme tarafından belirlenen teminat yasaya aykırı olarak düşük belirlendiğinden teminat miktarının, davacının müvekkili şirketteki paylarının değeri olan 2.875.000,00 TL olarak belirlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep; davalı şirketin 18/12/2024 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların batıl olduklarının tespiti, olmadığı takdirde iptalleri derdest davada, iptali talep edilen kararların yürütülmesinin tedbiren geri bırakılmasına yönelik olup, mahkemece 30/04/2025 tarihli duruşmanın 2 numaralı ara kararı ile davacının icranın geri bırakılması talebinin 500.000,00-TL teminatla kabulüne, bu hususta gerekçeli ara karar yazılarak taraflara tebliğine karar verilmiş, bilahare yazılan gerekçeli ara kararın gerekçe kısmında ise, dava konusu genel kurul toplantısında alınan sermaye arttırımı dışındaki kararlar yönünden tedbir isteminin kabul edilmediği, sermaye artışına ilişkin karar bakımından yaklaşık ispat koşulunun oluştuğu belirtildikten sonra yukarıda yazılı şekilde karar verilmiştir. TTK'nun 449. maddesinde genel kurul kararı aleyhine iptal veya butlan davası açıldığı takdirde mahkemenin, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebileceği düzenlenmiştir. Hükümde mahkemeye takdir hakkı tanınmış olup, mahkemece durum ve şartların gerektirmesi halinde genel kurul kararının yürütmesinin durdurulmasına karar verilebilecektir. Söz konusu karar tedbir mahiyetinde olacağından HMK'nun ihtiyati tedbire ilişkin genel hükümleri uygulanacaktır. HMK'nun 389 maddesi uyarınca " Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." Aynı kanunun 390 maddesi "tedbir talep eden taraf dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır." hükmünü havidir. İlk derece mahkemesi tarafından davalı şirket yönetim kurulu üyelerine, TTK'nun 449 maddesi uyarınca usulüne uygun davetiye tebliğ edilerek, tedbir istemi hususlarında görüşlerini bildirmelerinin istenildiği, yönetim kurulu üyelerinin dosyaya tedbir istemi hakkındaki görüşlerini sundukları anlaşılmıştır. Davacı tarafından dava konusu genel kurul toplantısında alınan tüm kararlar hakkında tedbir talep edildiği, mahkemece 30/04/2025 tarihli duruşmada verilen kısa ara kararda davacının icranın geri bırakılması talebinin teminat mukabilinde kabulüne karar verildiği, gerekçeli ara kararda ise sermaye artışına ilişkin karar dışındaki kararlar bakımından tedbir isteminin kabul edilmediği, yalnızca sermaye artışına ilişkin karara yönelik tedbirin kabul edildiği belirtilmesine rağmen, hüküm kısmında ise 30/04/2025 tarihli kısa ara kararın tekrar edildiği ve böylece gerekçe ile kısa karar arasında, infazda da tereddüt yaratacak şekilde çelişki oluşturulduğu anlaşılmış olup, kamu düzenine ilişkin bu husus dairemizce re'sen nazara alınmıştır. İcrasının geri bırakılmasına karar verilen sermaye artışı kararına yönelik istinaf sebepleri ise; taraflarca dosyaya sunulan tüm deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının sermaye artışı kararının batıl olduğu veya kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırılık nedeniyle iptalinin gerektiğine yönelik iddiasının esası bakımından bu aşamada yaklaşık ispat koşulu oluşmadığı gibi, yargılama sonucunda sermaye artışı kararının batıl olduğunun tespitine veya iptaline karar verilmesi halinde, davacının karar öncesi sermaye payında bir azalma olmayacağı da nazara alındığında, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağına ya da tamamen imkânsız hâle geleceğine veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağına ilişkin de yaklaşık ispatın sağlanamadığı, değişen delil durumuna göre mahkemeden her zaman tedbir talep edilebileceği de gözetildiğinde, mahkemece bu aşamada yaklaşık ispat yokluğu nedeniyle tedbir isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığı, davalının istinaf başvurusunun haklı olduğu anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle; davalı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesinin 30/04/2025 tarihli ara kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce yeniden hüküm tesis edilerek davacının dava konusu genel kurulda alınan kararların yürütülmesinin tedbiren geri bırakılması isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30/04/2025 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2025/119 Esas (Derdest Dava Dosyası) Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, 2- Davacının dava konusu genel kurulda alınan kararların yürütülmesinin tedbiren geri bırakılması isteminin REDDİNE,3-Taraflarca sarf edilen yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Davalı tarafından istinaf aşamasında yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 5-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 1.683,10-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine,7-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/06/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.