İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2023/179 K.2025/1461

🏛️ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 📁 E. 2023/179 📋 K. 2025/1461 📅 25.09.2025

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/179 Esas
KARAR NO : 2025/1461 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2020/568 Esas - 2022/540 Karar
TARİHİ: 22/09/2022
DAVA: Tenfiz
KARAR TARİHİ: 25/09/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalılar arasında 20/09/2012 tarihinde ... ... Sanayi ve Ticaret A.Ş Sermaye Payları Alım -SAtım Sözleşmesi imzalandığını, imzalanan sözleşmeye göre davacı ... ... Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin tüm paylarını davalılardan satın aldığını, ancak devirden sonra davacı şirketin ayrıntılı incelenmesi, denetim ve uzman raporları devralınan ... eski ortaklarının, davalıların şirket hakkında gerçeğe uygun beyan ve garantiler vermediğini ortaya koyduğunu, bu sebeple davacı şirketin sözleşmeyi birçok defa ihlal eden davalılar aleyhine zararların tazmini için hukuki yollara başvurmaları zorunluluğu hasıl olduğunu, alıcı ve satıcı sözleşmenin 19.ve 20.maddeleri ile uyuşmazlığın çözümü için tahkim şartı koyduklarından, davacı şirketin zararlarının tazmini için tahkime bavşurduğunu, sözleşmenin 19.maddesi olan uygulanacak hukuk maddesi açık olarak sözleşmeden çıkan uyuşmazlıklarda Türk Hukukunun ve Türk Kanunlarının uygulanacağının ifade edildiğ, aynı sözleşmenin 20.maddesi gereği sözleşme kapsamında çıkacak tüm uyuşmazlıkların Uluslararası Ticaret Odası Uluslararası Tahkim Mahkemesi (ICC) nezdinde çözüleceğini, maddenin devamında tahkim yeri olarak İstanbul, tahkim dili olarak da İngilizce kullanalacağının belirtildiğini, davacı şirketin sözleşmede bulunan tahkim şartı sebebiyle 21 Ocak 2014 tarihinde Uluslararası Tahkim Mahkemesi (ICC)'ne sözleşmeye aykırılık sebebiyle tazminat talebinde bulunduğunu, hakim kurulunun 4 Şubat 2016 tarihinde verdiği nihai karar ile 1 numaralı Davalı ...'dan 257.960,52 TL, 2 numaralı davalı ... ... Alpay'dan 269,27 TL, 3 numaralı davalı ... ... Sanayi ve Ticaret Ltd Şirketinden 11.013,14 TL alınıp davacı ... Holdings'e ödenmesine nihai olarak karar verildiğini, bu tahkim kararının taraflara 5 Şubat 2016 tarihinde tebliğ olmasına rağmen davalıların davacıya olan borçlarını ödemediğini, bunun yanında tahkim kararının kesinleşmiş olması, davalıların kaçma ihtimali bulunması buna ek olarak tenfiz edilme sürelerinin uzunluğu göz önünende bulundurulduğunda, borca konu miktar için ihtiyati haciz kararı verilmesi gerektiğini ileri sürerek, kesin hüküm haline gelen ULuslararası Tahkim Mahkemesi (ICC) tarafından verilen 04/02/2016 tarih ve 20037/AGF/ZF sayılı kararının tenfizine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davada dava şartı eksikliği bulunduğunu, davaya konu hakem kararının 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununa tabi bir yargılama olduğunu, davacının sunduğu sözleşmenin tercümesine göre de bu davaya konu tahkim yargılamasında tahkim yerinin Türkiye İstanbul olup, taraflardan birinin -davacının - yerleşim yerinin yurt dışında olduğunu, hakem kararlarının icra edilmesi ile ilgili 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu bir tenfiz davası açılmasını değil 15.maddesinin B fıkrasında belirtildiği üzere bir icra edilebilirlik belgesinin talep edilmesini öngördüğünü, bu davaya ilişkin bir diğer dava şartı eksikliğinin ise iş bu davaya konu edilen ve taraflarına 08/02/2016 tarihinde tebliğ edilmiş olan hakem kararının iptali için hali hazırda İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2016/104 Esas sayılı dosya nunamarası ile derdest bir iptal davasının devam ettiğini, bu hususun 6100 sayılı HMK'nun 114/1.1 bendi uyarınca derdestlik nedeni ile gerekse 114/2 fakrasının yollaması ile 4686 sayılı Kanunun 15.maddesinin B bendinde bahsedildiği gibi icra edilebilirlik belgesinin verilebilmesi için iptal davasının açılmamış ve ya da reddedilmiş olması şartı veyahut uygulanacağı kabul edilse dahi 5718 s.MÖHUK'nun 60.maddesi uyarınca kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış bir hakem kararı şartının ihlali anlamına gelmekte olduğunu, İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde mezkur hakem kararınının henüz kesinleşmediğini ve icra edilebilir bir nitelik kazanmadığını, ayrıca 4686 sayılı Kanununun 15.maddesinin kendi kapsamındaki hakem kararları için tenfiz davası açmaya değil icra edilebilirlik kararı alması gerektiğini, bu nedenle 4686 sayılı Kanun kapsamındaki bir hakem kararı için 5718 sayılı Kanuna göre açılan iş bu tenfiz davasının hatalı açıldığından reddi gerektiğini, bu davaya konu hakem kararınının istinad ettiği tahkim sözleşmesinde tahkim yeri olarak İstanbul belirlendiğini, yargılama esnasında davalının (... şirketi de dahil) yerleşim adreslerinin Gemlik olduğunu, bu nedenle yetkili mahkemenin Gemlik Asliye Hukuk Mahkemesinin olması gerektiğini, davacının iddia ettiği gibi mezkur hakem kararı için 5718 sayılı MÖHUK uygulanacak olsa dahi 5718 sayılı MÖHUK'nun md. 60/2 fıkrası uyarınca tarafların kararlaştırdıkları tahkim yeri mahkemesi olan İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinin yetkili olması gerektiğini, söz konusu hakem kararına asıl uygulanması gereken 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununun 3.Maddesi uyarınca taraflarınca açılan iptal davasında davalı (iş bu dava davacısı) ... Holding adlı şirketin Türkiye'de yerleşim yeri bulunmadığından davanın İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinde ikame edildiğini, söz konusu dava ile ilgili olan bu dava için de yetkili mahkemenin İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinin olduğunu savunarak, davanın dava şartı eksikliği nedeniyle reddine, yetki ilk itirazları uyarınca yetkili İstanbul Asliye Hukuk Mahkemelerine gönderilmek üzere mahkemenin yetkisizliğine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesi 22/09/2022 tarih ve 2020/568 Esas - 2022/540 Karar sayılı kararında;".....Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların beyanları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; ICC Milletlerarası Tahkim Mahkemesi, geleneksel anlamda bir “mahkeme” değildir. ICC Tahkim Kurallarının uygulanmasını sağlayan bir tahkim organı olarak işlev görmektedir. Belirtmek gerekir ki, uyuşmazlığı karara bağlayan ICC Milletlerarası Tahkim Mahkemesi değildir. Bu görev, ICC Tahkim Kurallarına göre atanan hakemlere aittir. ICC tahkimine başvuran taraflar, hakem kararını gecikmeksizin derhal yerine getirme ve karara karşı kanun yollarına başvurma hakkından feragat etme yükümlülüğü altındadırlar (ICC Tahkim Kuralları md. 28). ICC hakem kararma karşı, karardaki maddî hataların düzeltilmesi veya kararın yorumlanması için, tebliğinden itibaren 30 gün içinde Sekreterliğe başvurulabilir. Sekreterlik, başvuruyu hakem mahkemesine iletir. Hakem mahkemesi, 30 günden fazla olmamak üzere diğer tarafa süre verir ve konuyla ilgili görüşlerini bildirmesini ister. Eğer hakem mahkemesi, karardaki maddî hataların düzeltilmesine veya kararın açıklığa kavuşturulmasına hükmederse, kararını taslak olarak ICC Milletlerarası Tahkim Mahkemesine verir. Maddî hataları düzeltme veya karardaki müphem noktaları açıklama kararı, esas kararın eki olarak yazılır ve onun bir parçasını teşkil eder (ICC Tahkim Kuralları md. 29). ICC hakem kararı, taraflara tebliğ edildiğinde bağlayıcılık kazanmakla beraber ulusal hukuklar, kararın icra edilmesi için mahkeme kalemine tevdi edilmesini veya tanınması ya da tenfizi için dava açılmasını şart koşabilirler. Ancak gerek mahkeme kalemine tevdi gerekse tanıma ya da tenfiz ulusal hukukların aradığı icraya yönelik usullerdir. Bu usuller, ICC Tahkim Kurallarında, tahkim yargılamasının tamamlayıcı bir parçası olarak yer almamaktadırlar Yabancı Hakem kararlarının tanınması ve tenfizi, hem 5718 sayılı MÖHUK hem de New York Konvansiyonu ile düzenlenmiş olmakla beraber New York Konvansiyonunda yabancı hakem kararlarının tenfizi davalarında usule ilişkin hükümler bulunmamaktadır. Konvansiyonun III. maddesi, tenfiz devletinin usul hukukuna atıfta bulunmuştur. Türkiye’de yabancı hakem kararının tenfizi davasında usule ilişkin hükümler 5718 sayılı MÖHUK’da yer almaktadır. O halde 5718 sayılı MÖHUK’da yer alan hükümler kıyasen New York Konvansiyonuna tabi hakem kararlarının tenfizinde de uygulanacaktır.Yargıtay, bazı hallerde ICC hakem kararını, yabancı hakem kararı olarak kabul etmemektedir. ICC hakem kararlarının yerli hakem kararı sayıldığı hallerde bu kararın Türkiye’de sonuç doğurması için tenfiz yoluna gitmeye gerek kalmamaktadır. Yargıtay’a göre, Türk usul kanunu uygulanarak verilen ICC hakem kararı yabancı hakem kararı olarak kabul edilemez. Karar, Türk usul kanununun otoritesi altında verildiği için yerli hakem kararıdır. Nitekim Yargıtay, 1985 yılında verdiği kararında Türk usul kanunu uygulanarak verilen ICC hakem kararının yabancı hakem kararı olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır. “Taraflar arasındaki uyuşmazlığın MTO Tahkim Kurallarına göre çözümlenmiş olması, hakem kararma başlı başına yabancı hakem kararı olma vasfını vermez. MÖHUK’da hangi hakem kararlarının yabancı hakem kararı sayılacağı konusunda bir açıklık bulunmadığı gibi, New York Konvansiyonunda da yabancı hakem kararının tanımı yapılmamıştır. Anılan Konvansiyonun sadece I. maddesinde tanınması ve icrası bahis mevzuu devlet arazisinden gayri bir devlet arazisinde verilen hakem kararları; ve ayrıca tanınması ve icrası istenen devlette millî sayılmayan hakem kararları hakkında Konvansiyon hükümlerinin tatbik edileceği hükme bağlanmıştır. Yerleşmiş Yargıtay içtihatları ile de belirtildiği gibi bir hakem kararının yerli mi, yoksa yabancı hakem kararı mı olduğu “otoritesi altında verilen kanun” hükümleri esas alınarak saptanır. Burada bahis konusu edilen kanun esasa değil, usule uygulanan kanundur.Somut olay yönünden taraflar arasında imzalanan 20/09/2012 tarihli ... ... San. Ve Tic. A.Ş. Sermaye Payları Alım Satım sözleşmesinin 19. Ve 20. Maddelerinde uyuşmazlığın çözümünde tahkim şartı düzenlenmiş olup sözleşmenin 19/1.maddesinde "sözleşmeye Türk Hukuku'na göre yorumlanır ve uygulanır," tahkimi düzenleyen 20.maddesinde " tahkim dilinin İngilizce ve tahkim yerinin İstanbul" olacağı düzenlenmiş, 20.3.madesinde" tahkim kararının tenfizi için gerekli veya yararlı olan tescil ve diğer işlemler ve kanunen açıklanması zorunlu olan yükümlülükler herhangi zorunlu düzenleyici açık yükümlülükleri, taraflar tahkim işleminin mevcudiyetini ve konusunu tahkim kararının gizliliği gibi koruyacaklardır." düzenlemesini içermektedir. Her ne kadar Yargıtay bazı hallerde ICC hakem kararını, yabancı hakem kararı olarak kabul etmeyip, ICC hakem kararlarının yerli hakem kararı sayıldığı hallerde bu kararın Türkiye’de sonuç doğurması için tenfiz yoluna gitmeye gerek kalmadığını, Türk usul kanunu uygulanarak verilen ICC hakem kararı yabancı hakem kararı olarak kabul edilemeyeceğini içtihat etmiş ise de; somut olayda tahkim şartı içeren sözleşmede usul hukuku yönünden Türk Usul Kanunlarının uygulanacağına ilişkin bir madde bulunmayıp uygulanacak hukukta yalnızca sözleşmenin Türk Hukuku'na göre yorumlanıp uygulanacağı düzenlemesi içerdiği, ayrıca açıkça sözleşmenin 20.3.maddesinde "tahkim kararının tenfizi için ...." düzenlemesini içermekte olup tahkim kararının tenfize tabi olduğuna ilişkin taraflar arasında bir anlaşma maddesi eklendiği dikkate alındığında talebe konu karar yabancı hakem kararı olmasa dahi tenfizinin istenebileceği kanaatine varılmıştır. Esas olarak bu kanaat edinilirken mahkememizce daha önce 2017/915 Esas 2018/433 Karar sayılı ilamında tenfiz yönünden verilen kabul kararı istinaf incelemesinden geçmesine rağmen, tenfizi talep edilen kararın tenfize tabi kararlardan olmadığının kabul edilmesi halinde davacının dava açmakta hukuki yararının olmayacağı ve hukuki yararın bulunmasının dava şartı olmasına göre bu hususa hiç değinilmediği, bu konuda bir kaldırma kararı verilmediği nazara alınarak, ayrıca davanın 17/06/2016 tarihinde açıldığı, tenfizin genel olarak yabancı mahkeme kararının tenfiz edilen ülkede icra muamelesine tabi olmasını sağlayan bir kurum olduğu, somut olayda uygulanması gereken milletlerarası tahkim kanununun 15 B maddesinde iptal davası metnine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra hakem kararının icra edilebileceğine ilişkin belgeyi istemde bulunan tarafa verileceğine ilişkin hükümler, usul ekonomisi ilkesi bir arada değerlendirilerek kararın emredici hukuk kaidelerine ve kamu düzenine aykırı olmadığı ve tenfiz şartlarının somut olayda gerçekleştiği gözetilerek kararın tenfizine karar verilmiştir. HGK, 27.06.2019 tarih, 2017/19-930 -2019/812 E.K dikkate alındığında hakem kararlarının tenfizi davalarında nispi harç alınacağına dair bir düzenleme bulunmadığından, maktu harç alınması gerektiği, vekalet ücretinin de maktu olarak belirlenmesi gerektiği dikkate alınaraktan davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesi ile, ''Davanın KABULÜ ile;1-Uluslararası Tahkim Mahkemesi tarafından verilen 04/02/2016 tarihli 20037/AGF/ZF sayılı kararın tenfizine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Kamu düzenine ve emredici hükümlere aykırılık teşkil eden tahkim kararının iptali gerektiğinden yerel mahkemece verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, tahkim kararında müvekkilin teminat mektuplarının tahsil ediliği dikkate almaksızın hesaplama yapılarak 269.269,85 TL'den müvekkillerin sorumlu olduğuna karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ... A.Ş.’nin teminat mektuplarından tahsil edilmiş olan tutar düşüldükten sonra davacının bir alacağı kalmamasına rağmen tüm müvekkillerin 269.269,85 TL'den sorumlu tutulmalarına ilişkin tahkim kararının I no’lu hükmünün hukuka aykırı olduğunu ve buna bağlı olarak devamı hükümlerin de hukuka aykırı olduğunu, Müvekkilin satış sözleşmesinin EK-6 No’lu ekinin (Schedule-6) maddesi kapsamında 3.400.000TL tutarında teminat mektubu verdiğini, davacı şirket ... Holdings bu madde uyarınca müvekkile ait toplam 3.400.000 TL tutarındaki 3 teminat mektubunu bozdurduğundan, BK md. 166 "MADDE 166- Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur." hükmü uyarınca borç kalmadığı gibi fazla tahsil edilen kısım uyarınca müvekkilin alacaklı olduğunu, TBK'nın emredici hükümlerine aykırı olarak müvekkiller ... ve ... aleyhine olması gerekenden 2.790.164,30 TL daha fazla sorumluluk hesaplandığını, davanın reddi gerekirken aksine verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, yine hükümde dava masraflarının kabul red oranına göre paylaştırılmamış olması sebebiyle kararda açıklık bulunmamasının da kararın tenfize elverişli olmadığını eksik ve hatalı hüküm kurulduğunun ispatı olduğunu, Yerel mahkeme kararının gerekçesinin Türk Hukuku'na dayandırılmadığını, tenfizi kabil bir karar bulunmadığını, tenfizine karar verilen İCC kararının 25. Sayfasında yer alan 'Uygulanacak Hukuk' başlıklı 132. Maddesinde "132. Tahkim başvurusunda Davacı, SPA’nın 19. Maddesi uyarınca işbu tahkimde uygulanacak maddi hukuk kurallarının Türk Hukuk’u olması gereketiğini bildirmiştir (Delil C-1 Madde 19) . Bu durum tartışmasız olup, en azından Davalıların konu ile ilgili itirazı olmamıştır. Bu yüzden Tarafların anlaşması uyarınca, Türk maddi Hukuku işbu Tahkim’de esasa ilişkin uyuşmazlıkta geçerlidir (Bkz. ICC Kuralları Madde 21(1))." dendiğini, halbuki kararın Türk Hukuku'na göre verilmediğini, tenfizi istenen tahkim kararının 23-24-25. sayfalarında;"121.Karşı Dava yoluyla Davalılar, Davacının Davalılar tarafından verilmiş toplam 3.400.000 TL değerindeki banka teminatını nakde çevirme hakkı olmadığını iddia etmişlerdir. Davalılar SPA’den doğan tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş olduklarını ve Davacının SPA’nın ihlali ile ilgili olarak banka teminat mektuplarının nakde çevrilmesinden evvel hiçbir bildirimde bulunmadığını iddia etmiştir. Her halükarda Tablo 6’nın 4.2 maddesinde de öngörüldüğü üzere Davacının banka teminatın 29 Ağustos 2013 tarihinden önce nakde çevrilmesine hiçbir surette izni verilemezdi. İşbu hüküm uyarınca, Davacının teminat mektubunu nakte çevirmeye ancak ilgili hesap alacaklarının ilgili tarih itibariyle tahsil edilememiş olması hâlinde hakkı olacaktı. 122.SPA’nın 7.1. maddesi uyarınca taraflar, Davalılar tarafından verilen 3.400.000 TL tutarındaki teminat mektubu asıllarını her yıl teminat olarak verilen tutardan 850.000 TL’lik indirim yapılarak (bkz. SPA Ek 13) 19 Ağustos 2013 tarihinde (ve sonraki yılların müteakip günlerinde) yeni teminat mektupları ile değiştirmeyi kabul etmişlerdir. Arz edilen nedenle Davalıların sorumlu olduğu tutarın 19 Ağustos 2013 tarihi itibariyle 850.000 TL azaltılması zorunlu olmasına karşın Davacı tarafın eyleminden ötürü Davalılar bu tutarda kesin kayıp yaşamışlardır. Bu nedenle Davalılar, Davacı tarafın kendilerine 850.000 TL ödemesini ve SPA Ek 13 uyarınca, Davalılar tarafından ödeme tarihinde belirlenen miktar değerinde düzenleyeceği bir banka teminat mektubuna karşılık 2.550.000 TL’lik miktarın kendilerine ödenmesine hükmedilmesini talep etmektedir. Ek olarak Davalılar, Davacı tarafın banka teminat mektubunu haksız olarak nakte çevirmesi nedeniyle uğradığı zararlar ile doğrudan ve dolaylı bütün kayıpları için Davacı tarafın Davalılara tazminat ödemesine hükmedilmesini talep etmektedirler.123.Davalılar banka teminat mektupları ile güvence altına alınan şüpheli alacaklardan hangi tutarın Davacı tarafından tahsil edildiğini bilmemesi ve Davacı tarafın bazı borçlulara karşı başlattığı yasal süreçleri dahi (en azından belli bir süre) durdurması ve bahsi geçen alacakların teminat mektubu ile güvence altına alınmış olması nedeniyle Davalılar, SPA’de yer verilen batık alacakların (850.000 TL’den bağımsız olarak) kendilerine ödenmesi gerektiğini iddia etmektedir. Bu yüzden Davalılar, Hakem Heyetinden kendileri tarafından SPA Ek 13 uyarınca sağlanan muaccel teminat tutarından 500’000 TL’lik “batık alacak” tutarının (ve Davacı tarafından tahsil edilmiş ya da edilmesinden imtina edilmiş diğer batık alacak tutarlarının) mahsup edilmesine hükmedilmesini talep etmektedir.124.Başka bir karşı dava talebi olarak Davalılar, Davacı tarafın kendileri tarafından temin edilen Banka teminat mektuplarını nakde çevirmiş olmaları nedeniyle ilgili banka teminat mektubunun teminatını teşkil ettiği alacakları Türk Medeni Kanunu’nun 2. Maddesi uyarınca temlik etmesi gerektiğini iddia etmektedir. Bu itibarla Davalılar, Türk Borçlar Kanununun 596 ve 168. Maddeleri uyarınca kefilin (teminat sağlayan kişinin) alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde alacağa halef olduğunu dile getirmektedir. ...’in 3. Kişilere karşı haklarının temliki Davalıların halefiyet doğan haklarını kullanmaları açısından gereklidir.125.Son olarak Davalılar, SPA madde 3.2. (a) ve 5.4 uyarınca – Davacı’nın Davalı 1’in SPA Ek 3.2(a)’da yer verilen her türlü taahhüdünden dolayı ibrasını temin etmesi gerekirken bu yükümlülüğü yerine getirmediğini iddia etmektedir.VIII.HAKEM HEYETİ TARAFINDAN BELİRLENECEK KONULAR126.İşbu tahkimde taraflarca sunulan dilekçeler ve netice-i taleplerine göre Hakem Heyeti aşağıdaki ana konuları tespit etmek durumundadır:127.Davacının talepleri ile ilgili olarak:•Davalılar SPA Ek 6’nın 4.1 ve/veya 4.2 maddelerinde belirtilen sözleşmesel “taahhütlerini” ihlal etmiş midir? Etmişler ise Davacı tazminata hak kazanır mı?•Davalılardan herhangi biri SPA’nın 11. Maddesini ihlal etmiş midir? Etmiş ise Davacı cezai şartın ödenmesine hak kazanır mı?•Davalılar, Davacının banka teminat mektubunu hukuka aykırı olarak mı nakde çevirmiştir? Eğer öyle ise, Davacı nakde çevrilen teminat mektubu bedelinin kendisine geri ödenmesini ve banka teminat mektubunun haksız olarak nakde çevrilmesi nedeniyle uğradığı 129.000 EUR tutarındaki zararını tazmin ettirmeye hak kazanır mı?128.Davalıların karşı talepleri doğrultusunda:•Davacı taraf kanuna aykırı olarak Davalıların Banka Teminat mektuplarını nakde çevirmiş midir? Şayet öyleyse:oDavalılar 850.000 TL tutarında bir ödemeye hak kazanmışlar mıdır?oDavalılar 2.550.000 TL’nin kendilerine ödenmesi karşılığında SPA Ek 13’te düzenlendiği üzere ödeme tarihi itibariyle bir teminat mektubunu düzenleme hakkına sahip midir?oDavalılar 500.000 TL tutarındaki batık alacağı (ve Davacı taraf tarafından tahsil edilmiş ya da edilmesinden imtina edilmiş diğer “batık alacak” miktarını) kendileri tarafından SPA Ek 13 çerçevesinde sağlanan muaccel teminat tutarından mahsup etme hakkına sahip midir? oDavalılar banka teminatlarının hukuka aykırı olarak nakde çevrilmesinden dolayı zarara maruz kalmışlar mıdır?•Davalılar, ... tarafından tahsil edilememiş alacakların kendisine temlik edilmesini talep etme hakkı mevcut mudur? •Davalı 1’in SPA md. 5.4 ve 3.2’ye göre bütün kişisel taahhütlerinden ibra edilmesine ilişkin talep hakkı var mıdır?129.Tahkim Mahkemesi aşağıda bu konuların her birinin belirlenmesi için gerekçesini temin edecektir." dendiğini, ICC tahkim kararı incelendiğinde karşı davaları ile ilgili 30-31 ve 32. sayfalarında hüküm kurulurken Türk Kanunlarının uygulanmasına dair hiçbir hukuki dayanak ve bulunmadığını, gerekçe bölümü olan kararın 155. fıkrası incelendiğinde açıkça görüleceğini, şöyle ki;2.Alacaklar"155.Mazars Raporunda, ... müşterilerinden ... ..., American ... (...), ... ... (...), ... ... (...) ve ...’a ait 643.895,68 EURO artı 655.716,14 USD tutarındaki alacakların tahsil kabiliyetinin bulunmadığı ifade edilmektedir. Bu alacaklar, 25 Eylül 2012 tarih ve 71,38 Amerikan Doları tutarındaki American ... faturası dışında 20 Eylül 2012 tarihinden önce düzenlenmiştir (Delil CWS-1, sayfa 14.). Buna bağlı olarak SPA tarihi (20 Eylül 2012) itibariyle muaccel olan fatura tutarları 643.895,68 Euro artı 655.644,76 Amerikan Dolardır.156.Ek 6 Madde 4.1 düzenlenen genel taahhüdün yanında Madde 4.2’de hesap alacakları ile ilgili özel bir taahhüt bulunmaktadır. Bu hüküm uyarınca ... tarafından 29 Ağustos 2013 tarihine kadar tahsil edilemeyen hesap alacakları Davalılar tarafından ödenecek ve Davacının bir yıl sonra ödenecek olan satış bedelinin kalan ödemesinden mahsup edilebilecek (SPA Madde 7.1(ii) ) veya Davalılar tarafından temin edilen Banka teminat mektupları nakde çevrilebilecektir.157.Ek 6 Madde 4.2’nin lafzı uyarınca Davalıların borcu (taahhüdü) 29 Ağustos 2013 tarihinde ...’in alacaklarının tahsil edilememesi durumunda başka bir gereklilik olmadan muaccel hale gelmektedir.158.Taraflar yukarıda da ifade edildiği üzere Madde 4.2 ile başkaca bir şarta tabi olmaksızın - 29 Ağustos 2013 tarihine kadar alacakların tahsil edilememesi dışında – bir taahhüt oluşturmuş olup, işbu husus- Davacı tarafından ...’in alınmasından sonraki geçiş döneminde- Davalı 1’ın hâlen ...’in ödenmeyen ücretlerinin takip ve tahsilini şahsi müşteri ilişkileri ile temin etme gücüne sahip olması ile de desteklenmektedir (Duruşma zaptı, s. 238:25-239:05). Davalı 1 bu gücünü ... ve Davacı için kullanmasında aslında Madde 4.2 bir nevi teşvik niteliği taşımaktaydı, zira aksi bir durumda Davalılar ödenmeyen alacaklardan sorumlu olacaktı. Örneğin Delil R-20.5’de teyit edildiği üzere Davalı 1, ... gibi ... müşterilerinin borçlarını tahsil etmek üzere 2013 ortasına kadar hala yetkiliydi (Muhalefet şerhindeki görüşünde Doç. Dr. ... kısmen de olsa neden aksi yönde düündüğünü belirtmektedir).159.Yukarıda açıklamalar temelinde ... hesaplarında belirtilen alacakların şüpheli alacaklar olarak kaydedilip kaydedilmediği veya Davacının – yeterli çabası ile- bu alacakları tahsil edebilip edemeyeceği önem arz etmemektedir. Bu durum Madde 4.2’nin lafzından yalnızca 29 Ağustos 2013 tarihine kadar alacağın (nedeni ne olursa olsun) “tahsil edilmemesinin” yeterli olduğu, alacakların “tahsil edilememiş” (Davacının bütün çabalarına karşı) olmasının bir şart olarak koşulmadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar bu durum gerekli olmasa da Hakem Heyeti yinede Mazars Raporununda atıfta bulunulmuş iki avukatın ... ana borçlusu ... ... ve American ... için yazıp, alacakların tahsil edilemez olduğuna dair mektuplar dikkate almıştır. Bu şartlarda Davalılar 500’000 TL tutarındaki American ... ile ilgili alacakların Davacının bu alacakların tahsili için gerekli bütün kanuni çözümleri denemediği gerekçesiyle mahsup edilmesi gerektiğini iddia etmektedir . Ancak yukarıda anılan gerekçelerle Ek 6 Madde 4.2 uyarınca bu yönde bir mahsup yapılmasının hiçbir hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Yine de eksiklik bir incelemenin yapılmamış olması adına Hakem Heyetinin çoğunluğunda Davacının ilgili alacakların tahsili için gerekli çabayı harcadığı, ancak bu çabaların bir neticeye ulaşmadığı şeklinde bir görüş hâsıl olmuştur (Doç. Dr. ... farklı yönde bir değerlendirme yapmakta ve işbu hususa muhalefet şerhinde yer vermektedir). 160.Ek 6 Madde 4.1’den farklı olarak Madde 4.2’deki beyan ...’in Kapanış Gününe (ve sadece ilgili Hesap Günlerine değil) kadarki bütün hesap alacaklarına ilişkindir. Bu nedenle ... hesaplarında 30 Haziran 2012 tarihinden sonra – ancak 20 Eylül 2012 tarihinden öncesine kadar – kaydedilmiş alacaklar Davacının tazminat talebini etkileyecek niteliktedir. Mazars Raporunda 20 Eylül 2012’den sonraki Şüpheli alacaklara ilişkin tek faturanın 71,38 Amerikan Doları tutarındaki Amerikan ... faturası olduğu belirtilmektedir .161.Hakem Heyeti, Mazars Raporunun tartışmalı delil değeri bakımından Mazars’ın görevinin alacak hesapları ile ilgili olarak ... hesaplarında kayıtlı görünen alacakların 20 Eylül 2012’den 29 Ağustos 2013 tarihine kadar tahsil edilip edilmediğinin tespiti ile sınırlı olduğu sonucuna varmıştır. Bu doğrultuda, Mazars tarafından hazırlanan yukarıda bahsi geçen görüşün Davacının ilgili konuyla sınırlı olarak ispat yükünü yerine getirdiği yönünde Hakem Heyetinde kabul görmüştür.162.Yukarıdaki açıklamalar muvacehesinde Hakem Heyeti’nin çoğunluğu Davacı’nın Ek 6 Madde 4.2 uyarınca 29 Ağustos 2013 tarihi itibariyle 643.895,68 EUR ve 655.644,76 USD tutarındaki tahsil edilememiş alacak hesaplarının tazmini bakımından hak sahibi olduğuna karar vermiştir. SPA madde 9.1 uyarınca Davalıların her biri ...’teki eski hisseleri oranında Davacıya yapılacak ödemeden sorumludurlar." dendiğini, Doç. Dr. ...’ın Muhalefet Şerhine İlişkin Bazı Görüşlerin;163.Hakem Heyetinin çoğunluğu, Doç. Dr. ...’ın Madde 4.2’yi hukuki olarak bir kefalet şeklinde sınıflandırması gerektiği ve Davacının bu hüküm çerçevesinde Davalı 1 ve 2’den tazminat talebinde bulunamayacağı, bu borcun Türk Borçlar Kanunu’nun 603. Maddesi ile getirilen şekil şartıyla bağdaşmamasından dolayı hükümsüz olduğu yönündeki muhalif görüşünü okuma ayrıcalığına sahip olmuştur.164.Hakem Heyetinin çoğunluğu Doç. Dr. ...’ın muhalif görüşü kapsamında Ek 6 Madde 4.2’nin şekli unsur şartının noksanlığı sebebi ile taahhüdün geçersiz olduğu yönündeki görüşüne katılmamaktadır. Bu itibarla Hakem Heyetinin çoğunluğu öncelikle taraflardan hiçbirinin “tarafların hukuku” olan SPA’nin hukuki veya şekli geçerliliğini ve ilgili SPA’nin satış bedelinin Satıcı’ya ödenmesinin ve malvarlıklarının Alıcı’ya geçmesinin temelini teşkil ettiği hususunu sorgulamadıklarını tespit etmiştir. Iura novit curia kuralının Milletlerarası Tahkimde uygulanıp uygulanmayacağına bakılmaksızın, tarafların hiçbirinin Ek 6 Madde 4.2’yi bağımsız bir taahhüt olarak algılamadığı anlaşılmaktadır. Aksine yargılama süresince hem Davacı hem Davalı taraf ısrarla bunu bir taahhüt olarak nitelendirmiştir.165.Ancak taraflardan en azından biri dahi bu iddia ve şekil noksanlığını ortaya koymuş olsaydı dahi ve Hakem Heyeti de (öyle bir sonuca gidilmesini sağlayan ilgili unsurlar dikkate alındığında) Ek 6 Madde 4.2’nin özel şekil şartı gerektiren bağımsız bir kefalet olduğu sonucuna varsaydı da, işbu vakada bu durumun bir farklılık yaratıp yaratmayacağı konusunda şüphe vardır. Ek 6 Madde 4.2 kapsamındaki yükümlülük SPA’nın esaslı bir unsurunu oluşturmaktadır (satın alım tutarının belirlenmesiyle ilgili olarak) ve bu sözleşme en temel yönleri itibariyle her iki tarafça da usulüne uygun bir şekilde ifa edilmiştir (hisselerin devri, hisse bedellerinin ödenmesi). Bu durumda sonraki bir aşamada şekil şartına uyulmadığı için sözleşmenin geçersiz olduğu yönündeki iddia iyi niyet kuralları ile bağdaşmayacaktır (ki bu venire contra factum proprium teşkil etmektedir). Nitekim tarafların SPA kapsamındaki müzakereler sırasında işbu taahhüde atfettikleri önem dikkate alındığında Türk Borçlar Kanunu’nu md. 27 (2) anlamında yalnızca bu hükmün geçersizliğinin iddia edilemeyeceği sonucu çıkmaktadır. ... alacaklarının tahsil edilebilirliğine ilişkin SPA Ek 6 4.2. maddesinde öngörülen “taahhüt”, Davacı açısından sözleşmenin olmazsa olmaz bir unsuru olarak görülmektedir. Nitekim, Ek 6 Madde 4.2’nin mekanizması (ve alacakların tehsil edilebilirliği), ... hisselerin değeri ile doğrudan bağlantılıdır (öyle ki sözleşme hükmü Davacının satım bedelinden tahsil edilememiş alacak tutarlarını düşme hakkı olduğunu öngörmektedir). Böylece, Davacının Ek 6 Madde 4.2’deki taahhütler olmadan SPA’yı (mevcut hâliyle) akdetmeyeceği öngörülebilir. Sonuç olarak sözleşme bu durumda bir bütün olarak hükümsüz addedilirdi. Böyle bir sonucu ulaşılması hâlinde ise Sözleşmenin kapanıştan önceki duruma etkili bir şekilde ortadan kalkması gerekir – ki böyle birşey bugün itibariyle gerçekten imkânsızdır- ve taraflardan herhangi biri tarafından da bu sonuç arzulanmamıştır." şeklinde yer aldığını, Hakem heyetinin nihai kararında müvekkilin sunduğu belge ve sözleşmlerle ilgili iddialarına cevap vermekten kaçınmış olduğu ikrarı karşısında tarafsız ve yeterli incelemeye dayanmadığından ve kamu düzenine aykırı olduğundan tenfizi kabil bir karar olmadığını, müvekkilin sunduğu delil ve nitelendirmelere göre davayı yoruma dayalı bir üslupla gören ve hukuki nitelendirmeye dayandırmayan kararın tenfiz edilemeyeceğini, Tenfiz şartları oluşmadığından davanın açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, her şeyden önce tenfizi istenen hakem kararının tenfiz devletinin hukukuna göre tahkim yolu ile çözümü mümkün olan bir uyuşmazlıkla ilgili olması gerektiğini, taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan kaynaklanan uyuşmazlıkların tahkime elverişli olmadığını, Tahkim yeri İstanbul olduğundan 6100 sayılı HMK'nın 407. maddesinde "Bu Kısımda yer alan hükümler, 21/6/2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununun tanımladığı anlamda yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır.", 411. Maddesinde ise "Tahkim yargılamasına mahkemelerin yardımı, bu Kısımda açıkça izin verilmiş olan hâllerde mümkündür." denildiğini, bu bağlamda, 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanun'un 16. maddesinin B) bendinde "İptal davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra asliye hukuk mahkemesi, hakem kararının icra edilebilir olduğuna ilişkin bir belgeyi istemde bulunan tarafa verir. Bu belgenin verilmesi harca tabi değildir. Hakem kararının icraya konulması halinde Harçlar Kanunu hükümleri uygulanır." denildiğinden, işbu davanın açılmasında davacı tarafça hukuki yarar bulunmadığını, icra edilebilir şerhi alabilecekken davacı tarafın işbu davayı ikame ettiğini, görülen davanın usul ekonomisi ilkesine aykırı olduğunu, 411. madde uyarınca kanunda mahkemeye verilmiş açıkça bir izin olmadığından ve de kanun icra edilebilir şerhi alınması gerektiğini belirttiğinden davanın usulden ve ihtilaflarda Türk Hukuku uygulanması gerekirken uygulanmaması sebebiyle kamu düzenine aykırı kararın infazının istenemeyeceğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, Milletlerarası Ticaret Odası ICC Hakem Heyeti'nin 04/02/2016 tarih 20037/AGF/ZF sayılı kararının tenfizi istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/104 Esas sayılı dosyası ile açılan Hakem Kararının İptali davasında verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın İstanbul 7 ATM.'nin 2017/915 Esas sırasına kaydedildiği, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/689 Esas sayılı dosyası ile de aynı tahkim kararının tenfizi talepli dava açıldığı, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesince yapılan değerlendirme sonucu 2017/689 Esas-2017/1181 Karar sayılı 01/11/2017 tarihli birleştirme kararı ile dosyanın İstanbul 7 ATM. niniz 2017/915 Esas sayılı dosyası arasına gönderildiği, İstanbul 7 ATM. nin 2017/915 Esas sayılı dosyasında verilen kararın Dairemizin 2018/1570 Esas - 2020/248 Karar sayılı 20/02/2020 tarihli kararı ile kaldırılması üzerine dosyanın İstanbul 7 ATM. Nin 2020/233 esas sırasına kaydedildiği, 2020/233 Esas sayılı dosyanın 15/10/2020 tarihli celse ara kararı ile birleşen Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/689 Esas sayılı dosyasının tefrik edilerek mahkemenin yukarıdaki esasına kaydedilip yapılan yargılama sonucunda istinafa konu karar verilmiştir. İstanbul 7 ATM. Nin 2020/233 esas sayılı dosyası üzerinden yargılaması yapılan hakem kararının iptali davasında yapılan değerlendirme sonucu mahkemenin görevsizliğine ve görevli mahkemenin İstanbul BAM olduğuna dair karar verildiği, görevsizlik kararı üzerine dosyanın ilk derece mahkemesi sıfatıyla dairemizin 2021/4 Esas sırasına kaydının yapıldığı, dairemizce yapılan yargılama sonucu 08/09/2021 tarih ve 2021/4 Esas - 2021/3 Karar sayılı kararımız ile; Davacıların, Milletlerarası Ticaret Odası ICC Hakem Heyeti'nin 04/02/2016 tarih 20037/AGF/ZF sayılı kararının iptali talebinin REDDİNE, karar verildiği, verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. HD'sinin 13/06/2022 tarih ve 2021/9180 Esas - 2022/4726 Karar sayılı onama ilamı ile dairemiz kararının 13/06/2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.Taraflar arasında 20.02.2012 tarihli ... ... San. Ve Tic. A.Ş.' nin sermaye hisselerinin alım-satım sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede davacının alıcı, davalıların ise satıcı oldukları, davanın, davacı ile davalılar arasında imzalanan, dava dışı ... ... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nde davalılara ait hisselerin davacıya devrine ilişkin 20/09/2012 tarihli Hisse Devir Sözleşmesinden kaynaklı uyuşmazlık üzerine Milletlerarası Ticaret Odası ICC Hakem Heyeti'nin 04/02/2016 Tarih 20037/AGF/ZF sayılı kararının tenfizi istemine ilişkindir. Taraflar arasında imzalanan 20.02.2012 tarihli ... ... San. Ve Tic. A.Ş.' nin sermaye hisselerinin alım-satım sözleşmesinin uygulanacak hukuk başlıklı 19.1. Maddesinde;'' İşbu sözleşmeye Türk Hukuku'na göre yorumlanır ve uygulanır,'' hükmünün düzenlendiği, sözleşmenin Tahkim başlıklı 20.1, maddesinde;''İşbu sözleşmeyle bağlantılı olarak ortaya çıkan tüm uyuşmazlıklar Milletlerarası Ticaret Odası tarafından onun kuralları ile atanacak üç hakem tarafından çözümlenecektir. Taraflar tarafından atanan hakemler davalının tahkim talebine verdiği cevabı takip eden 30 gün içinde tahkim kurulu başkanını seçerler.'' sözleşmenin 20.2. Maddesinde;'' Tahkim dili İngilizce ve tahkim yeri İstanbul olacaktır.'' Sözleşmenin 20.3. Maddesinde ise;'' Tahkim kararının tenfizi için gerekli veya yararlı olan tescil ve diğer işlemler ve kanunen açıklanması zorunlu olan yükümlülükler herhangi zorunlu düzenleyici açık yükümlülükleri, taraflar tahkim işleminin mevcudiyetini ve konusunu tahkim kararının gizliliği gibi koruyacaklardır. '' hükmü düzenlenmiştir.5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 60-63. maddelerinde yabancı hakem kararlarının tenfizi düzenlenmiştir. Buna göre, “kesinleşmiş” ve “icra kabiliyeti kazanmış” veya “taraflar için bağlayıcı olan” yabancı hakem kararlarının tenfiz şartları, New York Sözleşmesi'ne paralel olarak düzenlenmiştir.MÖHUK'un 60/1. maddesinde "Kesinleşmiş ve icra kabiliyetini kazanmış veya taraflar için bağlayıcı olan yabancı hakem kararları tenfiz edilebilir." Aynı Yasa'nın 61. maddesine ve New York Sözleşmesi'nin IV. maddesine göre ise yabancı bir hakem kararının tenfizini isteyen tarafın dilekçesine tahkim sözleşmesi veya şartının aslı yahut usulüne göre onanmış örneğini, hakem kararının usulen kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar için bağlayıcılık kazanmış aslı veya usulüne göre onanmış örneğini, sayılan belgelerin tercüme edilmiş ve usulen onanmış örneklerini eklemek zorundadır.Hakem kararı, tenfizi istenen ülkeden başka bir yerde verilmişse bu karar yabancı hakem kararıdır. Tahkim yeri İstanbul olan bir hakem kararı, 6100 sayılı HMK. 407 vd maddeleri ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu bakımından Türk Hakem kararı sayılır. Hakem kararının yabancı hakem kararı olup olmadığını belirleyen ölçüt, hakem kararının tahkim yeridir. 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanun'un 16/ B maddesinde;'' İptal davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra asliye hukuk mahkemesi, hakem kararının icra edilebilir olduğuna ilişkin bir belgeyi istemde bulunan tarafa verir. '' Hükmü düzenlenmiştir.Somut olayda, tahkim yeri İstanbul olan hakem kararı, yabancı hakem kararı olmayıp Türk Hakem kararı olduğu, Türk Hakem kararının icra edilebilir olduğuna ilişkin davacı tarafın talebi üzerine icra edilebilirliğine dair mahkemece karar verilebileceği, mahkemeden icra edilebilirlik şerhi alındıktan sonra hakem kararı Türkiye'de doğrudan icra edilebileceğinden tenfizi gerekmez. Bu durumda tenfiz şartları oluşmadığı gibi, davacının tenfiz davası açmasında hukuki yararı da bulunmadığınından, mahkemece davanın hukuki yarar dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken yukarıdaki gerekçe ile kabulüne karar verilmesi yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, Dairemizce, davanın HMK 114/I-h ve 115/2 maddeleri uyarınca hukuki yarar dava şartı yokluğundan usulden reddi, yönünde yeniden karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalıların istinaf başvurusunun KABULÜ İLE,İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/09/2022 Tarih ve 2020/568 Esas - 2022/540 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle;2-Davanın HMK 114/I-h ve 115/2 maddeleri uyarınca hukuki yarar dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE, İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 29,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 586,20 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edilen harç ve yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafça ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edilen 231,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,6-Davalılar yargılama sırasında kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca takdir edilen 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine, 7-Kullanılmayan gider avansı varsa yatıran tarafa iadesine, İSTİNAF YÖNÜNDEN: 8-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalılar tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 9-Davalılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine,10-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 25/09/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.