Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi E.2024/1046 K.2025/1376

🏛️ Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/1046 📋 K. 2025/1376 📅 04.12.2025

T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ:04/12/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
KARAR TARİHİ:08/12/2021
DAVANIN KONUSU:Tazminat
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ:04/12/2025
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ... vekili tarafından müvekkili idare ve ... Anonim Şirketi aleyhine 04.12.2017 tarihinde Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde ... esas numarası ile açılan el atmanın önlenmesi ve ecrimisil tazminatı davasının 15.01.2019 tarih ... karar numaralı kararı kabul edildiği, 115.488,45 TL ecrimisil tazminatının yasal faiziyle birlikte davacı tarafa ödenmesine karar verildiğini, bahse konu gerekçeli karar hakkında temyiz kanun yolu başvurusu yapıldığını, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 19.02.2020 tarih ... Esas ... Karar numaralı kararı ile onama kararı verildiğini, gerekçeli karar 01.07.2020 tarihinde kesinleştiğini, kesinleşen gerekçeli karar hakkında müvekkili idare aleyhine başlatılan icra takibi ve ödeme sürecinin rücuen alacak davasına dayanak kesinleşen gerekçeli karar hakkında davacı tarafça müvekkili aleyhine Manavgat 2. İcra Müdürlüğü’nün ... Esas numaralı dosyası ile başlatılan icra takibi sonucunda 14.04.2020 tarihinde müvekkili tarafından yapılan ödeme sonucunda bahse konu icra dosyası infaz edildiğini, müvekkili tarafından zorunlu arabuluculuk başvurusu yapıldığını, başvurunun olumsuz sonuçlandığını belirterek sonuç olarak Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ... Esas ... Karar numaralı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil tazminatı talepli davanın kesinleşmesi sonucunda müvekkili aleyhine başlatılan Manavgat 2. İcra Müdürlüğü’nün ... Esas numaralı icra dosyasına ödenen 230.381,91 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Anonim Şirketi’nden tahsiline Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ... E. ... K. numaralı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil tazminatı talepli dava dosyasında Müvekkil İdare tarafından ödenen gider avansı, harçlar vd. masrafların toplamı olan 13.499,44 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Anonim Şirketi’nden tahsiline, her türlü yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı ... Anonim Şirketi aleyhine yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde iddia edilenleri kabul etmediklerini, alacağın her durumda zaman aşımına uğradığını, bu nedenle davacının taleplerine karşı zaman aşımı definde bulunduklarını, rücuya esas davada hukuki sorumluluğun kime ait olduğu Yargıtay tarafından kesin olarak belirlendiği, sorumluluğun müvekkili şirkette olduğu iddiasının hukuken mümkün olmadığını, kesinleşen Yargıtay kararı doğrultusunda haksız davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, ilgili Yargıtay kararında da belirtildiği üzere; 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 19. maddesi ve ... ile müvekkil şirket arasında imzalanan 24.07.2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin 7. Maddesi gereğince bu tür davalarda sorumluluğun ...'a ait olduğunu belirterek sonuç olarak davanın reddine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda özetle; "..Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ... E. ... K. Sayılı dosyasına konu trafonun devir sözleşme tarihinden önce önce yapılmış ise de, bahsi geçen davada karara bağlanan ecrimisil alacağının 06/05/2009-06/05/2014 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olduğu, icra takip dosyasındaki alacak ve ferileri ile yargılama giderlerinin de söz konusu döneme ait ecrimisil bedeline ilişkin olduğu, dolayısıyla da 24.07.2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmenin taraflar arasında geçerliliğini devam ettirdiği, sözleşmenin 7.7 maddesi gereği Sözleşmenin imza tarihinden sonra Dağıtım Tesisleri ile Dağıtım Tesisleri'nin işletilmesinden kaynaklanan her türlü hukuki ve cezai sorumluluğun davalı şirketine ait olduğu, bu sorumluluk çerçevesinde ... tarafından takip edilen ve sonuçlandırılan dava ve takiplerden dolayı ödenen bedellerin davalı şirketlere rücu edilebileceği;
BK'nun 117. Maddesi uyarınca muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur ve davacı ancak temerrüt tarihinden itibaren faiz talep edebilir. Alacaklı tarafından gönderilen bir ihtarnamenin bulunmaması halinde alacağa icra takibi varsa icra takip tarihinden, icra takibinin bulunmaması halinde ise dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekir. Manavgat 1. Asliye Hukuk dosyasında ..., davalı olarak yer aldığından ödenen miktarın ödeme tarihinden itibaren işleyecek olan avans faiz ile birlikte davalından tahsili ile davacı kuruma verilmesi gerektiği anlaşıldığından, davalı şirketler hakkında açılan davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur." şeklindeki gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; rücu davasına dayanak davalı ... Anonim Şirketi'nin rücuen alacak davasına dayanak kesinleşen el atmanın önlenmesi ve ecrimisil tazminatı davasında sorumlu olduğunun açık olduğunu, rücuya konu dava konusu için hiçbir sorumluluğu bulunmadığı halde müvekkili idare tarafından ödenen ancak istinafa konu gerekçeli kararda reddedilen ödemeler hakkında da (bir bütün olarak rücuya konu tüm ödemeler hakkında) kabul kararı verilmemesinin hatalı olduğunu beyan ederek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu uyuşmazlıkta hukuki sorumluluğun hangi kuruma ait olduğunun Yargıtay tarafından kesin olarak tespit edildiğini, yerel mahkemenin Yargıtay kararına rağmen aksi yönde karar verdiğini, verilen kararın ilgili mevzuat hükmüne ve taraflar arasında imzalanan işletme hakkı devir sözleşmesine aykırı olduğunu, sorumluluğun davacıda olduğunu, iş bu uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken hükümlerin Elektrik Piyasası Kanunu'nun 19. maddesi ve İHDS 7.4 maddesi olduğunu, hükmedilecek faiz türünün yasal faiz olması gerektiğini, mahkemenin harç ve masraflara ilişkin kararının da hatalı olduğunu, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
A-Dosyaya bakıldığında, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ... E. ... K. Sayılı dosyasına davada karara bağlanan ecrimisil alacağının 06/05/2009-06/05/2014 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olmasına, icra takip dosyasındaki alacak ve ferileri ile yargılama giderlerinin de söz konusu döneme ait ecrimisil bedeline ilişkin olmasına, 24/07/2006 tarihli işletme hakkı devir sözleşmesinin 7.7 maddesi gereği Sözleşmenin imza tarihinden sonra Dağıtım Tesisleri ile Dağıtım Tesisleri'nin işletilmesinden kaynaklanan her türlü hukuki ve cezai sorumluluğun davalı şirketine ait olduğunun belirtilmesine, yani alacağın işletme hakkı devir sözleşmesinin imzalanmasından sonra gerçekleşen vakıaya dayanmasına (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/3576 Esas, 2022/7514 Karar; 2021/4880 Esas- 2022/90443 Karar, 2021/3554 Esas - 2022/7762 Karar sayılı ilamları), tarafların tacir olması nedeniyle ödeme tarihleri dikkate alınarak avans faizi hükmedilmesinin yerinde olmasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre davalı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı görülmekle, davalı tarafın istinaf talebinin reddi gerekmiştir.
B-Davacı vekilinin istinaf talebine bakıldığında;
Öncelikle söylemek gerekir ki, ilk derece mahkemesinin karar tarihi 08/12/2021'dir.
02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6763 sayılı Kanun'un 44. maddesiyle HMK'ya eklenen "Parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek 1. maddenin ilk hâli;
"(1) 200 üncü, 201 inci, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların on Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz.
(2) 200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır" şeklindedir.
Ancak 14.11.2024 tarihli ve 32722 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (7531 sayılı Kanun) 22. maddesi ile HMK'nın Ek 1. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “on” ibaresi “bin” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye“(3) İstinaf ve temyiz kanun yoluna başvuruda esas alınan parasal sınırda yeniden değerleme nedeniyle meydana gelen artış, bölge adliye mahkemesinin kaldırma veya Yargıtayın bozma kararları üzerine yeniden verilen kararlar hakkında uygulanmaz, ilk karar tarihinde geçerli olan parasal sınırlar esas alınır.” şeklinde 3. fıkra eklenmiştir. Ayrıca 7531 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin 6. fıkrasında HMK'nın Ek 1. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişikliğin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, 3. fıkra olarak eklenen düzenlemenin ise bölge adliye mahkemesinin kaldırma veya Yargıtayın bozma kararları üzerine bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeniden verilen kararlar hakkında uygulanacağı belirtilerek geçiş hükmü öngörülmüştür.
Daha sonra Anayasa Mahkemesinin (AYM) 30.01.2025 tarihli ve 32798 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 04.12.2024 tarihli ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı ile HMK'nın Ek 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “…341 inci, 362 nci...” ibaresinin ve iptal nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan bu ibareden sonra gelen “…ve…” ibaresinin iptaline; kararın Resmî Gazete'de yayımından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra 04.06.2025 tarihli ve 32920 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (7550 sayılı Kanun) 20. maddesi ile HMK'nın Ek 1. maddesinin 2. fıkrası; "(2) 200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır." şeklinde değiştirilmiş ve 3.fıkrası ise yürürlükten kaldırılmıştır.
Bu aşamada 7550 sayılı Kanun ile HMK'nın Ek 1. maddesinin 2. fıkrasında yapılan değişikliğin somut olayda uygulanıp uygulanamayacağı konusu üzerinde durulmalıdır.
Karar tarihi itibariyla istinaf hakkı doğmuş olup dolayısıyla ortada HMK'nın 448. maddesi anlamında tamamlanmış bir usul işlemi bulunmaktadır. 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile HMK'nın Ek 1. maddesinde yapılan değişikliğin ne şekilde uygulanacağı, başka bir deyişle derdest davalarda uygulanıp uygulanmayacağı yönünden bir geçiş hükmü de öngörülmemiştir. Öte yandan verildiği anda yürürlükte bulunan kanun hükümlerine göre miktar itibariyla kesin olan yani temyiz yolu kapalı bulunan bir kararın sonradan yürürlüğe giren kanuni düzenleme kapsamında değişen parasal sınırlara göre kesin olup olmadığının değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır. Zira ortada tamamlanan ve kesin olmakla bir taraf yararına kesin hüküm etkisi ya da usulî kazanılmış hak yaratan bir hukuksal durum doğmuştur; oluşan bu hukuki durumun değişmezlik ve dokunulmazlık niteliklerini zedeleyecek şekilde yeni düzenleme çerçevesinde tekrar değerlendirmeye tabi tutulmasının kazanılmış haklara saygı, hukuki güvenlik, belirlilik ilkelerinin yanı sıra adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesine de aykırı olacağı açıktır. Hukuk yargılamasında ceza yargılamasında olduğu gibi lehe-aleyhe düzenleme değerlendirmesi yapılması mümkün olmadığı gibi yargılamanın taraflarının aynı haklara aynı ölçüde sahip olmasına göre kararın verildiği tarih itibarıyla her iki taraf açısından geçerli olan öngörülebilir koşullara göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu itibarla kararın verildiği tarih itibarıyla temyiz eden açısından kararı temyiz etme koşulları belirli; kararı istinaf etmeyen taraf açısından ise diğer tarafın istinaf etme koşullarını o tarih itibarıyla sağlayıp sağlamadığı öngörülebilir olmalıdır. Neticeten eldeki davada 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile HMK'nın Ek 1. maddesinin 2. fıkrasında yapılan değişiklik kapsamında kararın istinafa kabil olup olmadığının belirlenmesinde dava tarihinin esas alınmasının mümkün olmadığı, değişiklikten önceki düzenlemelere göre karar tarihi itibariyla değerlendirme yapılması gerektiği (değişiklikten sonraki durum gereği dava tarihi esas alınsa dahi kesin niteliktedir) sonucuna varılmakla, karar tarihi itibariyle, ilk derece mahkemesinin kararı kesin niteliktedir (Emsal; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2024/10-205 Esas, 2025/410 Karar).
Kararların kesinliği kamu düzeni ile ilgilidir.
İstinaf başvurusunun kesin nitelikte bir karara yönelik olup olmadığını denetleme görevi öncelikli olarak ilk derece mahkemesine aittir. Ancak ilk derece mahkemelerinin bu hususu gözetmeden dosyayı bölge adliye mahkemesine göndermesi halinde, bölge adliye mahkemesi tarafından ne şekilde bir karar verileceği 6100 sayılı HMK'nın 352. maddesinde gösterilmemiş, sadece gerekli kararın verileceği ifade edilmiştir.
Bu konuda kanunda bir açıklık bulunmamakla birlikte 01/06/1990 tarih ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın bu tür olaylarda kıyasen uygulanması mümkündür. Sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararı, ilk derece mahkemelerinden verilen bir kararın kesin nitelikte olmasına rağmen temyiz edilmesi ve ilk derece mahkemesi tarafından bu konuda bir karar verilmeksizin dosyanın Yargıtay'a gönderilmesi halinde Yargıtay'ın, ilk derece mahkemesine bu konuda geri çevirme kararı verilmeksizin, temyiz talebinin reddine karar vermesinin mümkün olduğu yönündedir.
İlk derece mahkemesince Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 8/11 maddesi gereğince kanun yolu formu hazırlanmak suretiyle istinaf dilekçesiyle birlikte dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesi halinde, ilk derece mahkemesinin istinaf kanun yoluna başvurulan kararın kesin nitelikte olmadığı kabulüne ulaşarak dosyayı bölge adliye mahkemesine göndermiş olduğunu kabul etmek gerekir. Zira ilk derece mahkemesince kararın kesin nitelikte olmadığı kabulüne ulaşılması halinde ayrı bir karar yazılmamaktadır. Bu nedenle, ilk derece mahkemesinin kararın kesin nitelikte olmadığı kabulüne ulaştığı kabul edilerek, bölge adliye mahkemesi tarafından 6100 sayılı HMK'nın 352/1-b maddesi gereğince gerekli kararın (ret kararının) verilmesi gerekecektir.
C-Tüm bu açıklamalar ışığında, HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK'nın 355/1 maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine; davacı yönünden ise kesin kararın istinafı söz konusu olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 352/1-b maddesince USULDEN REDDİNE,
2-Davalı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
3-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının davacıya İADESİNE,
4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 16.650,45 TL nispi istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 4.162,62 TL harcın mahsubu ile bakiye ‭12.487,83 TL istinaf karar harcının davalı taraftan tahsili ile Hazine'ye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin ilk derece mahkemesince YAZILMASINA,
5-Tarafların istinaf başvuruları nedeniyle yaptıkları yargılama masraflarının kendi üzerilerinde BIRAKILMASINA,
6-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
7-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
8-Kararın Dairemiz tarafından taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, Dairemiz kararının tebliğinden itibaren İKİ HAFTA içerisinde davalı açısından Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere, davacı açısından kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
...