Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi E.2023/1176 K.2023/1699
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ
T.C.
A N K A R A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ
22. H U K U K D A İ R E S İ
ESAS NO : 2023/1176 (KABUL KALDIRMA)
KARAR NO : 2023/1699
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : DR. ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/04/2023
ESAS NO : 2023/177 E 2023/337 K
DAVACILAR :
VEKİLLERİ :
DAVACI MÜTEVEFFA :
DAVALI :
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit
KARAR TARİHİ : 08/12/2023
YAZILDIĞI TARİH : 08/01/2024
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
İDDİANIN ÖZETİ
Davacı vekili, 22/05/2015 tanzim, 01/09/2015 vadeli 230.000,00 TL meblağlı, alacaklısı ... olan borçluları ... ve ... olan ve teminat senedi olarak verilen senedin ciro yoluyla ve kötü niyetle davacılara zarar vermek amacıyla sözleşmeye aykırı olarak doldurulup, davalılardan ciro yoluyla hamil ... tarafından icra takibine konu edildiğini, senedin tanzim tarihi itibariyle müvekkillerinden kefil davacı ... ‘ in vesayet altında olduğu senet imzalamaya fiil ehliyeti bulunmadığı, ayrıca senedin kat karşılığı İnşaat ve Taşeronluk Sözleşmelerinin teminatı olarak imzalanıp açık olarak davalılardan lehtar ...'e verilmiş olduğunu, belirterek dava konusu teminat bonosunun temelinde ki asıl borç münasebetine göre müvekkillerinin borçlu olmadıklarının tespiti ile takibin ve takibe esas bonunun iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ
Davalılara usulüne uygun dava dilekçesi tebliğ olunmasına rağmen,yargılamaya katılmadıkları gibi davaya cevap da vermemişlerdir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
Mahkemece; davayı konu senette davalı ... senedin lehtarı olup, diğer davalı ise senedi ciro yoluyla almış son hamilidir. Senedin davalı ... tarafından Ankara 2. İcra Müdürlüğü 2017/5286 sayılı dosyası ile davacılar ... ve ... hakkında takibe konulduğu görülmüştür. Davacı ... senedin keşidecisi olup, davacı ... ...'ın senetle doğrudan bir ilgisi bulunmadığı, davacı vekiline davacı ... ... yönünden davasını açıklamak üzere süre verildiği, davacı vekili, davacının bonoda imzasının olmadığını fakat senedin teminat olarak verildiği kat karşılığı inşaat sözleşmesinde taraf olduğunu beyan ettiği, davacı vekilinin dosyaya sunduğu sözleşme örnekleri incelendiği, 03.02.2011 tarihli sözleşmede "Teminatlı daire yerine 200.000 TL teminat senedi verilecektir" ibaresinin bulunduğu, sözleşmenin taraflarının ... ve ... olduğu, 02.08.2006 tarihli kat karşılığı inşaat sözlemesinin davacılar ..., ..., dava dışı ... ve dava dışı ... arasında yapıldığı, 21.03.2007 tarihli kat karşılığı inşaat sözlemesinin ise dava dışı ...'ın hisselerini davacı ... ... ve dava dışı ...'a devretmesi nedeniyle davacı ... ... , dava dışı ... ve dava dışı ... arasında yapıldığı, anılan kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde teminat senedine ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmadığı, davacı vekili senedin 22.05.2008 tarihli sözleşmenin teminatı olarak verildiği iddiasında olup, temeldeki sözleşme nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitini ve bu sözleşmenin teminatlı olarak verilen senedin ve bu senet nedeniyle başlatılmış takibin iptalinin istendiği, öncelikle senedin 22.05.2008 tarihli sözleşmenin teminatı olarak verildiğinin ispat edilmesi gerektiği, davacıların dava dışı ... ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaptıkları, 22.05.2008 tarihli sözleşme örneğinin incelenmesinde ise davalı ... ile dava dışı ... arasında imzalandığı, sözleşmede davacıların verdiği iddia edilen herhangi bir teminattan bahsedilmediği, 03.02.2011 tarihli sözleşmede "Teminatlı daire yerine 200.000 TL teminat senedi verilecektir" ibaresinin bulunduğu görülmüş ise de sözleşmenin taraflarının ... ve ... olduğu ve dava konusu iddia ile ilişkili olmadığı, davacıların davaya konu senedin 22.05.2008 tarihli sözleşmenin teminatı olarak verildiğine ilişkin delil sunamadıkları, gerekçesiyle davacı ... yönünden de davanın esastan reddi gerekmiştir. Davacı ... ... yönünden ise davaya konu senetle ve senedin teminat olarak verilmesi iddiası ile ilgili aktif husumet ehliyeti bulunmadığından aktif husumet yokluğundan davanın yokluğundan usulden reddine, davacı müteveffa ... yönünden dava tarihinden önce vesayet makamından izin alınmamış olması nedeniyle reddine, karar verilmiş, hükme karşı davacılar vekilince istinaf yasa yoluna baaaşvurulmuştur.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacılar vekili: senedin teminat olarak verildiğini, açık bononun anlaşmaya aykırı doldurularak ciro edilerek takibe konu edildiğini, davalılar açık senedi doldururken tanzim tarihinde hata yaptıklarını, dava konusu senedin tanzim tarihini atarken açık senedi kefil olarak imzalayan davacı ... 'in tanzim tarihinde vesayet altına alındığını, senet imzalamasının hukuken mümkün olmadığını düşünemediklerini, dava konusu senet arsa ortaklarından davacı ... tarafından borçlu sıfatıyla , İbrahim tarafından da aval veren olarak imzalanmış ve boş olarak yapacağı imalatın yapılıp da dört daire tapusunun davacı arsa ortağı ve kefil tarafından müteahhidin taşeronu Kamil'e verilmeme ihtimaline binaen imzalanıp tamamen açık olarak verildiğini, dava ... yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmiş olup, hakkında vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını, davacının ... dava konusu teminat bonosunun herhangi bir şekilde alacaklısı, borçlusu, kefili bulunmadığını, dava konusu bono ...'in taraf olduğu kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve eki teşeronluk sözleşmesi'ne göre yapılacak imalatın teminatı olarak davalı ...'e verildiği için senedin tahsili halinde onuda ilgilendireceğini senedin iptalinde hukuki yararı bulunduğunu, dava reddedilip dava konusu bono ve inşaat sözleşmesi arasında irtibat kurulamadığına göre davanın reddi nedeniyle vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını, ... arsa ortağı , dava konusu açık ve teminat bonosunun aval vereni olduğunu, dava konusu senedin tanzim ve davanın açıldığı tarihte vesayet altında bulunduğunu, davacı ...'in hukuki ehliyeti bulunmadığını, dava vasisi olan eşinin vermiş olduğu vekalete istinaden açılmış ise de senedin tanzim tarihinde vesayet altında olan ...'in dava konusu bonoyu kefil olarak imzalamasının mümkün olmadığını, dosyada mevcut vesayet kararı incelendiğinde bu hususun doğru olduğunun anlaşılacağını, davanın, davacının vasisi tarafından verilen vekalete istinaden açıldığını, ancak , dava devam ederken davacı ... ve vasisi olan eşinin vefat ettiğini, mirasçıların davaya dahil edildiğini, taraf teşkilinin sağlandığını belirterek ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR
Uyuşmazlık; senedin teminat senedi olarak verildiği anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasının usulüne uygun delillerle kanıtlanıp kanıtlanamadığı, davacılardan aval verenin senet tanzim tarihinde fiili ehliyetinin bulunup bulunmadığı, senedin geçersiz olup olmadığının tespitiyle davacıları menfi tespit talebinin yerinde bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava; takibe ve davaya konu senedin teminat olarak açığa imzalandığı ve daha sonra anlaşmaya aykırı doldurulduğu bedelsiz olan senet nedeniyle borçsuzluğun tespiti istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.
Dava, açığa imzalı teminat senedinin anlaşmaya aykırı doldurulduğu ve bedelsizliği iddiası yanı sıra aval verenin ehliyetsizliği hukuksal nedenine dayalı olarak da açılmıştır.
Dairemizin 2020/1399 Esas, 2023/251 Karar sayılı ve 27/02/2023 tarihli kararı ile vesayet altında olan aval verenin vasisi tarafından vesayet makamından izin alınmadan dava açıldığı için vesayet makamından izin alınması için kabul kaldırma kararı verilmiş ise de vesayet altın alınan kısıtlı ve vasinin yargılama sırasında vefat ettiği anlaşılmıştır.
Dava şartlarının amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2016, s. 190).
Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumunda olup, bu konuda tarafların talep ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartları dava açılmasından hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı tarihte bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda, mahkemenin davayı dinlenebilir olmadığından reddetmesi gerekir.
Mahkemece, dava şartlarının mevcut olup olmadığı, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır; taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler (HMK m. 115/1).
Dava şartı noksanlığının tespit edilmesi hâlinde davanın usulden reddine karar verilir, ancak dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için ilgili tarafa kesin süre verilecek olup, bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilecektir (HMK m. 115/2).
Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde kullanılmaktadır. Gerek davacı gerekse davalı sıfatı tamamen maddi hukuka göre belirlendiğinden sıfat konusu usul hukuku sorunu değildir ve bu sebepledir ki sıfat yokluğundan verilecek bir karar yine işin esasına yönelik bir karardır.
Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Zira bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı ancak davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Başka bir anlatımla, dava şartları işin esasının incelenmesine engel teşkil eder mahiyetteyken, bir davada taraflardan birinin davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümüne girilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddi gerekir. Bu karar, davanın dinlenemeyeceğine ilişkin bir karar olmayıp, yine davanın esasına ilişkin bir karardır. Sıfat, ileri sürülme zamanı kanun ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def’î de teşkil etmediğinden davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re’sen nazara alınması gerekli hukukî bir durumdur (Kuru, s. 1157 vd.).
Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 27.01.2016 tarihli ve 2014/13-684 E., 2016/106 K.; 30.11.2021 tarihli ve 2018/(20)8-343 E., 2021/1515 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Taraf sıfatı, taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davayı takip yetkisi kavramları uygulamada zaman zaman birbiri yerine kullanılmak suretiyle karıştırılmaktadır. Oysa taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka yöneliktir.
Taraf ehliyeti; bir davada, davacı veya davalı olarak bulunabilme yeteneğidir. HMK’nın 50. maddesine göre “Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir”. Taraf ehliyeti, medeni hukuktaki hak ehliyeti ile özdeştir. Bu nedenle, hak ehliyetine sahip her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olabilme ehliyetine sahiptir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2009, s. 238 vd.). Bu hâlde, bir davada taraf olarak yer alabilecek kimseler, medeni hukukun çizdiği prensipler dâhilinde ya gerçek kişi ya da tüzel kişi olmalıdır (Belgesay, Mustafa Reşit: Dava Teorisi, İstanbul 1943, s. 78).
Taraf ehliyeti, tarafların taraf olabilme yeteneğinin tetkik ve tespiti ile davanın esası hakkında inceleme yapılıp yapılamayacağını belirler. Taraf ehliyeti eksikliği durumunda, davanın esasına girilmeyecek ve dava usulî bir kararla sonlanacaktır. Bu yönden taraf ehliyeti, yargılamanın başında dikkate alınması gereken bir dava şartıdır.
Dava ehliyeti; tarafın bir davayı ister kendisi, isterse bir vekil ile yürütüp geçerli taraf usul işlemleri yapabilme ehliyetidir (Karafakih, İsmail Hakkı: Hukuk Muhakemeleri Usulü Esasları, Ankara 1952, s. 117). HMK’nun 51. maddesinde “Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir” denilmektedir. Bir kimsenin taraf ehliyetinin bulunması, tarafı bulunduğu davayı yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir. Taraf ehliyetiyle beraber dava ehliyetine de sahip olması gerekmektedir. Davanın açılmasıyla başlayan usul hukuku ilişkisinin yürütülebilmesi için, dava ehliyetinin bulunması bir şarttır. Dava ehliyeti, medeni hukuktaki eylem ehliyetinin usul hukukundaki görünümüdür (Yenice, Kazım: Dava Yeterliliği, AD 1963, s. 1183; Umar, Bilge: Medeni Usul Hukukunda Davanın Dinlenme Şartı Olarak Ehliyet, İÜHFM 1963, s. 602).
Buna göre, ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlanmamış gerçek kişiler ile tüzel kişiliğe sahip ve organları teşekkül etmiş mal veya kişi topluluklarının dava ehliyeti vardır. Ayırt etme gücü olan küçük ile kısıtlının kural olarak dava ehliyetleri yoktur. Ancak bu kişiler, kişilik haklarıyla ilgili davalarda dava ehliyetine sahiptirler. Tam ehliyetsizlerin ise dava ehliyetleri bulunmamaktadır.
Dava ehliyeti de tıpkı taraf ehliyeti gibi bir dava şartıdır. Davacının veya davalının dava ehliyetinin olmadığı esasa girilmeden, dava şartları incelenirken anlaşılırsa dava hemen reddedilmez; davanın kanunî temsilciye bildirilmesi ve kanunî temsilcinin davaya icazet vermesi için süre verilir. Süre sonunda kanunî temsilci, dava ehliyeti olmayan taraf adına yargılamaya katılmazsa dava, dava ehliyeti eksikliğinden reddedilir (Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 2000, s. 299; Kuru, s. 1098).
Dava takip yetkisi ise; usul hukuku ilişkisinin süjesi olan tarafın, davaya konu olan hakkı veya hukukî ilişkiyi, kendi adına yürütebilme ve kendi adına esas hakkında hüküm alabilme yetkisi olarak tanımlanabilir. Davayı takip yetkisi, davayı kimin yürütebileceğine ilişkin olarak hüküm alabilme yetkisidir (Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukukunda Asli Müdahale, İstanbul 1995, s. 29/ Alagonya, Yavuz: Medeni Usul Hukukunda Dava Ortaklığı, İstanbul 1999, s. 98/ Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukukunda Hukukî Dinlenilme Hakkı, Ankara 2003, s. 294).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 53. maddesinde “Dava takip yetkisi, talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir” düzenlemesi yer almakla birlikte HMK’nın 114/1-e maddesinde dava şartlarından sayılmıştır.
Davayı takip yetkisini kazanabilmek için talep sonucunda sözü edilen hakkın sahibi veya hukukî ilişkinin tarafı olduğunu iddia etmek gerekmektedir. Hukukî ilişkinin tarafı olduğunu iddia etmek ile tarafın davayı takip yetkisi doğar. Davayı takip yetkisi, esasen maddi hukuktaki tasarruf yetkisi ile ilişkilendirilmektedir. Tasarruf yetkisi, bir kimsenin hukuk düzeninin kendisine tanıdığı bir hakka etki edebilme, o hak üzerinde tasarruf işlemleri yapabilme yetkisidir. Kural olarak hak sahibi, hakkın bir unsuru kabul edilmekte ve bu sebeple de tasarruf yetkisine de sahip olmaktadır. Kanun, bazı durumlar için kişiyi hak sahibi kabul etmiş fakat tasarruf yetkisine sınırlama getirmiştir.
Davayı takip yetkisi ile taraf ehliyeti arasındaki ilişkiye kısaca değinmek gerekirse, davayı takip yetkisi; yargılamanın yürütülmesine, taraf ehliyeti ise; kimlerin usul ilişkisinde yer alabileceğine ilişkindir. Tarafların davayı yürütebilmek hususundaki yetkileri, onların taraf ehliyetlerinin bulunması koşuluna bağlıdır. Bir başka deyişle, taraf ehliyeti, bir davanın taraflarının kimler olabileceğini, davayı takip yetkisi ise, taraf ehliyetine sahip tarafın davayı yürütüp yürütemeyeceğine yanıt aramaktadır (Erişir, Evrim: Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, İzmir 2007, s. 90).
Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; aval veren davacı ...'in senedin tanzim tarihinde kısıtlı olduğu felç geçirdiği akli melekeleri yerinde olmadığı ileri sürülerek eldeki dava açılmış senet nedeniyle borçsuzluğun talep edilmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 52. maddesine göre, medeni haklarını kullanma ehliyetine sahip olmayanlar davada kanuni temsilcileri tarafından temsil edilirler. Dava tarihinde davacıya eşi vasi tayin edildiği, ancak vasinin vesayet makamından izin almadan dava açtığı dava şartı eksikliğinin bulunduğu açıktır.
Davanın açıldığı tarih itibariyle eksik bulunan bu dava şartının tamamlanabilir nitelikte olup olmadığı hususuna gelindiğinde ise öncelikle vesayet kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.
Diğer taraftan, bir kişinin temyiz kudretine (ayırt etme gücüne) sahip olmaması durumunda, bu kişi mahkemece kısıtlama kararının verilmesi sonucunda tam ehliyetsiz hâle gelmez; kişi zaten kısıtlanmadan önce de ehliyetsizdir. Dava dilekçesinde de aynı hususa değinilmiş ve aval verenin senedin tanzim tarihinden önce ayırt etme gücünü yitirdiği belirtilerek, dava onun adına açılmıştır. Bu durumda, hakkında tam ehliyetsiz olduğu yönünde iddia bulunan ve vesayet altına alınması için dava açılan kişinin haklarının korunması önem taşımakta olup, HMK’nın 114/d maddesindeki dava şartının yargılama sırasında tamamlanabilir dava şartı olarak kabul etmek vesayete ilişkin hükümlerin amacına da uygun düşecektir.
Dava tarihinde vasi tayini talebi hakkında bir karar verilmiş aval verenin hukuki işlem ehliyetinin bulunmadığı ancak HMK’nın 54. maddesine göre davanın açılıp yürütülmesinin belli bir makamın iznine bağlı olduğu hâllerde, izin belgelerini mahkemeye sunmak zorunda iseler de, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mahkeme, kanuni temsilcilerin eksikliği gidermeleri şartıyla dava açmalarına yahut davayla ilgili işlem yapmalarına izin verebilir. Usule ilişkin bu eksikliğin vasi tayininden sonra mahkemece kesin süre tanınmak suretiyle giderilmesi imkânı bulunmaktadır.
Tüm bu açıklamalar kapsamında mahkemece kısıtlı davacının ölümü nedeniyle dava tarihinden önce vesayet makamından alınmış bir izin bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı eksikliğinin tamamlanması imkânı ortadan kalkmış olduğu için ret kararı verilmiş ise de davanın açıldığı sırada mevcut olmasına rağmen yargılama sırasında taraflardan birinin ölümüyle taraf ehliyetinin sona ermesi durumunda HMK’nın 55. maddesi uygulama alanı bulur. Bu doğrultuda HMK’nın 55. maddesi “Taraflardan birinin ölümü hâlinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir.” hükmüne haiz olup anılan maddenin uygulanabilmesi için dava konusunun ölen tarafın varislerine miras yoluyla intikali mümkün malvarlığına ilişkin olması gerekir.
Miras yoluyla intikali mümkün hakların konusunu oluşturduğu bir davada davacının ölümü hâlinde HMK’nın 55. maddesi gereğince Mahkemece, davacının mirasçılarının tamamı tespit edilerek davadan haberdar edilmeleri gerekir. Davacının tek bir mirasçısının bulunması hâlinde bu mirasçı, birden fazla mirasçısının bulunması hâlinde de TMK’nın 640. maddesi uyarınca terekeye elbirliğiyle malik olmaları sonucu aralarında HMK’nın 59. maddesi gereği mecburi dava arkadaşlığı bulunan mirasçıların tamamı davadan haberdar edilerek murisleri tarafından açılan davaya devam etme iradesinde olup olmadıkları belirlenmelidir. Bu doğrultuda yapılacak tebligatlar sonrasında mirasçıların terekeyi kabul veya red etmemiş olmaları hâlinde TMK’nın 606. maddesinde belirlenen üç aylık mirasın reddine dair süre beklenerek mirasçıların tamamının davaya katılımı ile taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılamaya devam edilir. Ayrıca gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Mahkemece, davayı takip için kayyım tayin edebilecektir. Ancak her hâlükarda davacının ölümünden sonra yargılamaya devam edilebilmesi için Mahkemece mirasçıların tamamının davaya katılımının sağlanması veya terekeye temsilci atanması yoluyla taraf teşkili sağlanarak yargılamaya devam edilip hüküm kurulması gerekir.
HMK’nın 51. maddesinde “dava ehliyeti” dava şartı olarak benimsenmiştir. Öte yandan 03.03.1993 tarih, 773/82 sayılı Hukuk Genel Kurulu kararında da; dava şartlarının davanın açıldığı tarihten, hükmün kurulduğu tarihe kadar varlığını devam ettirmesinin temel kural olduğu açıkça vurgulanmıştır. Bu yasal düzenlemeler ve yargısal uygulamalar karşısında şüphesiz hâkim, davanın başında dava şartlarının mevcut olup olmadığını kendiliğinden (re’sen) araştırmak zorundadır. Ne var ki; dava açılırken bulunmayan dava şartının yargılama sırasında tamamlanması halinde dava ekonomisi yönünden davanın esasına girilerek sonuçlandırılması gerekeceği de gerek doktrinde gerekse Yargıtayın istikrar kazanmış içtihatlarıyla kabul edilmiştir. Başka bir deyişle yargılama sırasında dava şartı noksanlığının ortadan kalkması halinde HMK’nun 30. maddesindeki usul ekonomisine ilişkin düzenleme karşısında davanın reddedilemeyeceği kuşkusuzdur.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı kısıtlı ... 'in ölümü halinde muhtemel mirasçıları yargılamaya katılmış kendilerini vekille temsil ettirmişler davanın başında eksik olan dava şartının sonradan tamamlandığı anlaşılmıştır.
Hâl böyle olunca, kısıtlının yargılama sırasında ölümü üzerine HMK’nın 55. maddesinde gösterilen şekilde ölen kısıtlının mirasçılarının davaya taraf olduğu taraf teşkilinin sağlandığı anlaşılmakla anılan davacı yönünden dava ehliyetsizlik sebebiyle açılmış menfi tespit istemine ilişkin olduğu da gözetilerek mahkemece davacının senet tanzim tarihinde tam ehliyetli olup olmadığı konusunda dosyada bulunan sağlık kurulu raporu da değerlendirilerek davacının hukuki ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda rapor alınıp uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
Bu aşamada kaldırma nedenine göre istinaf itirazları değerlendirilmemiştir.
HÜKÜM :
1- Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile;
Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/177 Esas, 2023/337 Karar ve 27/04/2023 tarihli kararının KALDIRILMASINA,
2- HMK 'nın 355. Maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
3-İstinaf başvurma harcı dışında alınan istinaf karar ilam harcının istek halinde yatıranlara İADESİNE,
4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran vekiline vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-İstinaf yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,
6-Kararın tebliğinin İlk Derece Mahkemesince yapılmasına,
HMK'nin 353 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 08/12/2023 tarihinde kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.
Başkan...
e-imzalıdır
Üye...
e-imzalıdır
Üye...
e-imzalıdır
Katip...
e-imzalıdır
NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.
"5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."