Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2023/108 K.2024/1182
T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/108 Esas
KARAR NO : 2024/1182
DAVA : Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 02/02/2023
KARAR TARİHİ : 28/11/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 19/12/2024
Yukarıda isim ve adresleri yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın açık yargılaması ve dosyanın tetkiki sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TALEP: davacı vekili özetle; davalı ........ İnşaat San. ve Tic. A.Ş. tarafından, davacı ........ Dış Ticaret A.Ş. aleyhine faturaya dayalı olarak Bakırköy ...... İcra Dairesi’nin ..... E. sayılı dosyası üzerinden 05.10.2022 tarihinde bir icra takibi başlatıldığını, davacı şirketin icra takibine konu borca itiraz ettiğini, fakat icra müdürlüğünün, borca itirazın süresinde yapılmadığından bahisle borca itiraz talebini reddettiğini, söz konusu takip kesinleşmekle birlikte tümüyle asılsız ve haksız bir alacak için davacı şirketin taşınmazlarına, araçlarına ve alacaklı olduğu dosyalardaki alacaklarına haciz konulduğunu, icra takibine dayanak gösterilen faturaya konu taşınmaz satış bedellerinin tamamının, 2011 yılında, zamanında ve eksiksiz bir şekilde davalı şirkete ödendiğini, takibe konu borcun, 2011 yılında barter çek vasıtasıyla davalı şirkete ödendiğini, davacının halihazırda takibin kesinleşmiş olması nedeniyle, mükerrer şekilde ödeme yapma ve geri dönülemez maddi zararlara uğrama tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, icra dosyası bakımından takdir edilecek teminat karşılığında icrai işlemler kapsamında elde edilmesi muhtemel paranın alacaklı taraf davalı şirkete verilmemesi yönünde bir tedbir kararı verilmesini, davacının davalı şirket’ hiçbir borcu olmadığının tespiti ile Davalı Şirket’in alacak tutarının %20’sinin altında kalmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ettiklerini,
Davacı şirketin Japonya’nın başkenti Tokyo’da bulunan ...........’ın %100 iştirak şirketi olduğunu, dünyanın en büyük fotoğrafçılık ve görüntüleme cihazlarının üreticisi olan ........, Türkiye pazarına 1989 yılında distribütör firma olan ..... Dış Ticaret A.Ş. (“......”) aracılığıyla giriş yaptığını, 1 Haziran 2012 tarihine kadar başarılı bir dağıtım yürüten ........, bu tarihten itibaren tamamen ....... bünyesine girerek halihazırda ........ Dış Ticaret A.Ş. unvanıyla Türkiye’deki faaliyetlerini yürüttüğünü, davalının, 05.10.2022 tarihinde başlattığı icra takibinin konusu alacak kalemleri; 09.05.2011 tarihli tapu satışına istinaden ..... nolu fatura alacağı: 660.000,00 TL, KDV alacağı: 237.600,00 TL , 09.05.2011 tarihli tapu satışından doğan faiz alacağı: 678.136,44 TL şeklinde olduğunu, icra takibinin dayanağı faturaya konu taşınmazların satışının davalı ile davacının ........ unvanlı olduğu dönemde, 2011 yılında aralarında mevcut ticari ilişki kapsamında Barter sistemi üzerinden gerçekleştiğini, şöyle ki ........'ın, ......... tarafından devir alınmadan önce, davalıdan barter sistemi üzerinden 6 adet gayrimenkulü toplam 1.320.000,00 TL karşılığında satın aldığını, bu taşınmazların, İstanbul/Esenyurt ..... Ada ...... Parsel ...... Projesi C1 Blk. Kat: 26/129 235.000,00 TL, İstanbul/Esenyurt ..... Ada ..... Parsel ..... Projesi C1 Blk. Kat: 29/144 235.000,00 TL, ..... Ada ..... Parsel ..... Projesi C2 Blk. Kat: 9/65 205.000,00 TL, İstanbul/Esenyurt ..... Ada ..... Parsel .... Projesi C2 Blk. Kat: 10/73 205.000,00 TL, İstanbul/Esenyurt ..... Ada ..... Parsel ..... Projesi C2 Blk. Kat: 11/81 205.000,00 TL, İstanbul/Esenyurt ...... Ada..... Parsel ..... Projesi C4 Blk. Kat:1/3 235.000,00 TL olmak üzere toplam 1.320.000,00 TL olduğu, söz konusu taşınmaz bedellerinin yarısı, 660.000,00 TL için davacı tarafından davalıya ...... numaralı çek verildiğini, çekin davalı tarafından 09.05.2011 tarihinde tahsil edildiğini, taşınmazların toplam satış bedelinin yarısı 660.000,00 TL için ise davalıya International Chain Barter (“Barter Şirketi”) şirketinin barter sistemi üzerinden 09.05.2011 tarihli, ...... yetki kodlu ve “Gayrimenkul alımı” açıklamalı bir barter çek verildiğini, taraf şirketlerin barter sisteminin bir üyesi olup barter çeki incelendiğinde, çekin üzerinde barter şirketinin yetki kodunun yer aldığını, bu yetki kodunun verilmesinin davacının barter sistemindeki hesap bakiyesinin yeterli olduğu ve söz konusu satış bedellerini barter çeki ile ödeyebileceği anlamını taşıdığının görüldüğünü, barter sisteminin işleyişi gereği, davacının barter bakiyesi yetersiz olsaydı, barter şirketinin söz konusu işleme onay ve yetki kodu verilmesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla, barter çekinin karşılıksız olması gibi bir durumun hiçbir zaman söz konusu olmadığını, barter çeklerinin, barter şirketinin tahsilat garantisi altında olup sisteme üye diğer şirketlerden mal veya hizmet alımında doğrudan kullanılabilecek nitelikte olduğunu, barter şirketi tarafından davacıya 19.08.2016 tarihinde iletilen hesap ekstresi özetinde, davacının davalıdan satın aldığı gayrimenkuller sonucunda, davacının 1.000.000,00 TL tutarında olan barter bakiyesinde gerekli düşümler yapıldığını ve nihai alacak bakiyesinin 340.000,00 TL olarak kaldığını, davalı tarafından davacı şirkete 2022 yılında bir mal satımı yapılmışçasına 15.08.2022 tarihli bir fatura düzenlendiğini ve bunu haksız yere icra takibine konu edildiğini, davacının haksız ve mesnetsiz işbu faturaya karşılık 15.09.2022 tarihli ve ..... numaralı iade faturası düzenlediğini ve faturayı hiçbir surette kabul etmediğini, 2022 yılında icra takibine konu edilen borcun ödemesinin esasen 2011 yılında tamamlandığını, davacı şirketin davalı şirkete karşı icra takibinde belirtilen hiçbir alacak kalemini borçlu bulunmadığının tüm delilleriyle ortada olduğunu, ticari defterlerinin incelenmesiyle ortaya çıkacağını, Yerleşik Yargı İçtihatları uyarınca, barter çekinin “ifa yerine edim” mahiyetinde olduğunun kabul edildiğini, davalının icra takibine dayanak faturaya konu taşınmaz satımının üzerinden 11 sene kadar uzunca bir süre geçtikten sonra, davacıya icra takibi başlatmasının tamamen haksız, mesnetsiz ve kötü niyetli olduğunu, barter sistemini dava dilekçelerinde açıkladıklarını, dava dilekçelerinin 4 numaralı ekinden görüleceği üzere, barter şirketi tarafından 19/08/2016 tarihinde davacıya iletilen hesap ektresinde, davacının sisteme veya davalıya borcu bulunmadığını, aksine sistemden 340.000,00 TL alacaklı olduğunu, ayrıca kabul manasına gelmemek kaydı ile davalı şirketin iddiasının TBK 146. Maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresi nedeniyle zamanaşımına uğradığını beyanla Bakırköy ...... İcra Müdürlüğü'nün ...... esas sayılı dosyası üzerinden davacı şirket aleyhine devam edilen icrai işlemler sonucunda elde edilmesi muhtemel paranın alacaklıya verilmemesi için tedbir talebinin kabulüne, davacının, davalıya borcu bulunmadığının tespitine, davalı şirket aleyhine alacak tutarının %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesin karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA: davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: davacı ile İstanbul İli, ...... İlçesi, ..... Ada, ..... Parsel, C1 Blok, ..... Bağımsız , İstanbul İli, ..... İlçesi, ...... Ada, ..... Parsel, C1 Blok, ..... Bağımsız, İstanbul İli, ..... İlçesi, .... Ada, ..... Parsel, C2 Blok, ..... Bağımsız, İstanbul İli, ..... İlçesi, ..... Ada, ..... Parsel, C2 Blok, ..... Bağımsız, İstanbul İli, ...... İlçesi, ...... Ada, ..... Parsel, C2 Blok, ..... Bağımsız, İstanbul İli, ..... İlçesi, ..... Ada,..... Parsel, C4 Blok, 3 Bağımsız bölüm numaralı taşınmazların satışı amacıyla anlaştıklarını, taşınmazlar tapu bedellerinin yarısının ödenmesi ile davacıya devredildiğini, taşınmazın sözleşmede belirtilen değerinin 1.320.000,00 TL olduğunu, belirtilen taşınmaz bedeline KDV miktarı ödemenin alındığı tarih itibariyle %1 olduğunu, ancak ...... nolu faturanın kesildiği tarih itibariyle KDV miktarının kanunen %18'e yükseldiğini, davacı tarafın ise taşınmaz bedellerinin sadece yarısını davalı şirkete ödediğini, geriye kalan bakiye kısım ise taşınmazların tapu devrinden sonra davalıya ödenmesi gerektiğini, davacı tarafın davalı şirkete borçlu olduğu ticari kayıtların incelenmesi ile aşikar hale geleceeğini, borcunu ifa ettiğini iddia eden davacının bu bedeli ödediğini ispat etmesi gerektiğini, davacı tarafın taşınmaz bedelinin tamamını ödediğini iddia eden beyanları son derece gerçekdışı olduğunu delillendirilmediğini, dolayısıyla davacı tarafça ödenmeyen bakiye taşınmaz bedeli ve KDV tutarının davalı şirkete ödenmesi amacıyla davacıya gerekli ihtaratlar yapıldığını, davacı aleyhine Bakırköy ...... İcra Müdürlüğü ..... Esas sayılı icra takibine geçildiğini, davalının 2011 yılında davalıya satışı gerçekleşen taşınmazların da içerisinde bulunduğu birçok inşaat projesine başladığını, ancak bu inşaat projeleri çeşitli kurum ve kuruluşlarca ve mahkeme kararları nedeni ile tamamlanamadığını, ancak davacıya ilgili taşınmazların tapu devirlerinin gerçekleştiğini, davalının birtakım kurum ve kuruluşlar tarafından hukuken ve fiilen engellenmelerle karşı karşıya bırakıldığını, davaya konu olmadığından detaylıca açıklamayacakların, engellemelerin akabinde şirketi devralan davalı şirket yetkilisi Fikret İnan'ın, şirketin TMSF kayyımlığı döneminde, kesilmemiş olan faturaların kesilmesi gerektiğini ve müşterilerden alacak bakiyeleri ile KDV bedellerinin tahsil edilmesi gerektiği yönünde ihtarlar gönderdiğini, bu geçen 6 senelik TMSF kayyımlığı sürecinde hiçbir projenin tamamlanmaması, kesilmesi gerekli olan faturaların kesilmemesi, resmi kurumlar yapılacak taleplerin yapılmaması, ruhsat sürelerinin sona ermesi vs. nedenlerle davalı şirketi çok zor bir durumda iade aldıklarını, ancak tüm bu zorluklara rağmen yarım kalan projelerini tamamlama gayreti içerisinde olan davalının, aynı zamanda müşterilerinden alamadığı alacaklarını tahsil etmek istediğini, dolayısıyla davacı tarafın iddia etmiş olduğu şekilde taşınmazın devrinden bu yana kesintisiz işleyen bir zamanaşımı süresi bulunmadığını, bu süreçte davalı şirketin birçok hukuksuz muameleye maruz kaldığını ve şirket yönetiminin TMSF kayyımlığına devredildiğini, basiretli tacir sıfatına haiz olmayan TMSF kayyımlığının bu süreçte tahsil etmesi gerekli olan hiçbir alacak için bir gayret sarf etmediğini, dolayısıyla bizzat 26/09/2016 tarihinde İstanbul Anadolu ...... Sulh Ceza Hakimliği'nin ..... Değişik İş kararı ile verilmiş olan TMSF kayyımlığına devir kararı nedeni ile TMSF kayyımlığı süresi boyunca ilgili zamanaşımı sürelerinin kesilmesi gerektiğini, davalı şirketin 29/03/2022 tarihinde tarihinde İstanbul ....... Ağır Ceza Mahkemesi ...... Esas sayılı mahkemenin ara kararıyla eski yetkililerine devredildiğini, aradan geçen 6 senelik bir süre içerisinde davalı şirket yetkililerinin şirket adına karar verme yetkileri mahkeme kararı ile elinden alındığını, dolayısıyla TMSF Kayyımlığı'na defaatle ihtar edilmesine rağmen davalı şirketin alacaklarının tahsiline yönelik herhangi bir işlem gerçekleştirilmediğini, sözleşmede bulunan mücbir sebep hallerine giren bu sürenin zamanaşımını kestiği gözetildiğinde alacaklarının hiçbir şekilde zamanaşımına uğramadığını, davacı tarafın bu yöndeki iddiaları gerçeği yansıtmadığını, hukuken de haklılık payı barındırmadığını, halihazırdaki takibin esası, davacı tarafa yapılan satış nedeni ile davalı şirkete ödenmesi gerekli olan bakiye taşınmaz bedeli ve KDV alacağı olduğunu, bu alacağın ödenmesi için taşınmazın teslim edilmesi gerekmediğini, tapu devri ve fatura kesim tarihi itibariyle muaccel hale geldiğini, davacı tarafın bedelini ödemediği taşınmaz üzerinde hak iddia etmekte olup tamamıyla kötü niyetli olduğunu, haksız kazanç elde etme girişimi bulunduğunu, Davalı ile davacı şirket arasında herhangi bir barter sözleşmesi bulunmadığını, ödendiği iddia edilen barter çekinin davalı şirketçe kullanılmadığını, bir borcun ifa edildiğini ispata mecbur kişinin davacı taraf olduğunu, olmayan bir şeyin ispatının davalı şirketten beklenemeyeceğini, davacı tarafın miktar itibariyle tanıkla ispat sınırının üzerinde bir miktar olan davalı şirket alacağını ödediğini senetle ispat etmek zorunda olduğunu, tapu senedi üzerinde yazılı olan hususların matbu metinler olduğunu, gerçekte ödemenin yapıldığı ayrı bir senetle ispat edilmesi gerektiğini, nitekim tapu devirlerinde muvazaaya dayalı açılan davalarda mahkemelerin, tapu senedi üzerinde yazılan matbu beyanlara göre değil gerçekte bir ödemenin yapılıp yapılmadığına yönelik araştırma yapmakta ve gerçekte böyle bir ödemenin var olmadığına dair kanaat getirmeleri halinde tapu devir işleminin iptaline karar vermekte olduklarını, bunun dahi davacı tarafın bakiye taşınmaz bedelini ödediğini ispat etmesi gerektiği hususunu destekler mahiyette olduğunu beyanla davacı tarafın haksız ve mesnetsiz davasının reddi ile takibin devamına ve müvekkilimin zararlarının tazmini için davalı tarafın takip miktarının %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini, davanın arabuluculuk dava şartının yerine getirilmeden açılmış olması nedeni ile usulden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
Bakırköy ...... İcra Müdürlüğü'nün ...... esas sayılı dosyası, ticaret sicil kayıtları
Mahkememizden aldırılan 10/06/2024 tarihli bilirkişi raporu,
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava davalı şirketin 24/08/2023 tarihinde yapılan 2022 yılına ait olağan genel kurul toplantısında alınan 6 nolu kararın TTK 445 maddesi gereğince iptali talebinden ibarettir.
Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.
Mahkememizce aldırılan 10/06/2024 tarihli bilirkişi raporu bilimsel veri ve içeriğe sahip, denetime elverişli bulunması sebebiyle hükme esas alınmıştır.
Bakırköy ..... İcra Dairesi'nin ..... esas dosyasında; alacaklı ........ İnşaat San ve Tic.A.Ş., borçlu ..... Dış Tic.A.Ş.'ne; 09.05.2011 tarihli tapu satışına istinaden, fatura alacağı : 660.000 TL, Kdv: 237.600 TL, faiz : 678.136,44 TL olmak üzere toplam alacak: 1.575.736,44 TL fatura bakiye alacağı olarak takip açıldığı, takibe itiraz eden vekil Av. ..... tarafından asıl alacağa-tüm ferilerine-icra takibine faizlere –borcun tamamına itiraz dilekçesi sunduğu, usulsüz tebligattan dolayı takipten dolayı mal varlığına konulan hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği görüldü.
........ Dış Ticaret A.Ş. Firmasının 2011 yılında aşağıda bilgileri verilen 6 adet taşınmazı satın aldığı görülmüştür.
29.05.2012 tarihinde ........ Dış Ticaret A.Ş. firması kısmi bölünmüş ve şirkete dair dava konusu taşınmazlar ........ Gayrimenkul firmasına devredilmiştir. İlgili devir işlemleri ticaret sicil gazetesinde yayınlanmıştır. Tapuların 09.05.2011 Tarihinde ........ Dış Ticaret A.Ş. Üzerinde iken 12.06.2012 tarihinde ........ Dış Ticaret A.Ş.'den ........ Gayrımenkul Yatırım Turızm Sanayı Ve Tıcaret A.Ş devredildiği, 11.06.2012 tarihinde ....... Dış Ticaret A.Ş. firmasının tüm hisselerini satın almış ve şirket unvanını ........ Dış Ticaret A.Ş. olarak değiştirildiği anlaşılmıştır.
Bu doğrultuda tüm hisseleri satın alınan eski unvanı ile ........ Dış Ticaret Anonim Şirketi, güncel unvanı ile ..... Dış Ticaret Anonim Şirketi bilançolarından dava konusu taşınmazların bulunmadığı görülmüştür.
-İstanbul/Esenyurt ..... Ada ..... Parsel ..... Projesi C1 Blk. Kat: 26/129 235.000,00 TL satış bedeli, ...... Ada ... Parsel .... Projesi C1 Blk. Kat: 29/144 235.000,00 TL satış bedeli, ....... Ada .... Parsel .... Projesi C2 Blk. Kat: 9/65 205.000,00 TL satış bedeli, İstanbul/Esenyurt ..... Ada ..... Parsel ..... Projesi C2 Blk. Kat: 10/73 205.000,00 TL satış bedeli, İstanbul/Esenyurt .... Ada .... Parsel .... Projesi C2 Blk. Kat: 11/81 205.000,00 TL satış bedeli, İstanbul/Esenyurt ..... Ada .... Parsel ..... Projesi C4 Blk. Kat:1/3 235.000,00 TL satış bedeli ile toplam 1.320.000,00 TL bedeliyle satın alındığı anlaşılmıştır.
Taraflar arasında, alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Zamanaşımının durması başlıklı 6098 Sayılı TBK 153. Maddesi ;
"Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur:
1. Velayet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için.
2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için.
3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için.
4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için.
5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece.
6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece.
7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece. Zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan kalktığı günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce başlamış olan işlemesini sürdürür." şeklinde düzenlenmiştir.
6098 Sayılı TBK 154. Maddesinde (818 sayılı BK. 133) zamanaşımını kesen nedenler gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı tanıması), zamanaşımını kesen nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve malları üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından sonraki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Aynı maddenin 2.fıkrası uyarınca, dava açılması veya icra takibi yapılması zamanaşımını kesen nedenlerdendir.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi gereğince kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. (818 sayılı BK.125. md.)
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147. Maddesi
"Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır:
1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler.
2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri.
3. Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar.
4. Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar.
5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar." şeklinde düzenlenmiştir.
5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun Zamanaşımı Başlıklı 141. Maddesi "Bu Kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıldır." şeklindedir.
Zamanaşımına uğramış bir borç eksik borçtur. Karşı taraf zamanaşımı ileri sürdüğünden artık onu ifaya zorlayamaz. Kural olarak süre 10 yıldır. Alacak hakları işleyen süreyen özellikle mevcut borç için kambiyo taahüdünde bulunulması veya yani bir alacak senedi yada bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz. Çeşitli kalemlerin bir cari hesaba kaydedilmiş olması, borcun yenilenmiş olduğu anlamına gelmez. TBK. 133. (818 sayılı BK.114. md.) ve 134. (818 sayılı BK.115 md.) Maddelerinde borcu sona erdiren bir hal olarak düzenlenmiştir. Özetle, mevcut bir borcun sona erdirilerek yerine bir yenisinin kurulması olarak tanımlanabilir.
Taraflar mevcut borcun yerine yeni bir borcun meydana getirilmesi konusunda açıkça anlaşmış olmalıdırlar. Yenileme, taraflar arasında akdedilen bir sözleşme ile gerçekleştiğine ilişkin koşullar burada da aranacaktır.
Alacağın tamamı zamanaşımına uğramışsa ifa edilmiş dönemsel edimlerde zamanaşımına uğramış olur.
Arabuluculuk iddiasına yönelik inceleme ;
Davanın menfi tespit davası olduğu, 02/02/2023 tarihinde açılmış olduğu , 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu ile menfi tespit davalarının zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu, geçici 1.madde ile de yürürlük tarihinin 01/09/2023 olduğu, davanın açılış tarihi itibariyle zorunlu arabulucuğa tabi olmadığı anlaşılmıştır.
Tarafların iddia ve savunmaları, celp edilen tüm deliller, mahkememizce aldırılan 10/06/2024 tarihli bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamına binaen somut olayda;
Taraflar arasında 09.05.2011 tarihli 6 adet gayrimenkul satışı gerçekleştiği, iş bu gayrimenkullerin toplam değeri 1.320.000 TL olarak anlaşıldığı, ödemesi ise 660.000,00 TL bankadan çek ile ödendiği, tapu devrinde davalı ........ tarafından fatura düzenlenmesi gerektiği, 2011 yılında konu olan gayrimenkullere ilişkin 15.08.2022 tarihinde davalı tarafından davacıya fatura düzenlediği, fatura muhatap davacı firma ..... Dış Ticaret A.Ş.'ye 15.08.2022 tarihinde düzenlendiği, davacı firmanın da iade faturası olarak 15.09.2022 Tarihinde iade faturası düzenlediği ve kayıtlarında gayrimenkul bulunmadığından iade faturası ile cari hesap kaydı yaptığı, Davalı şirket, şirketin yönetim yetkisinin 2016-2022 arasında TMSF kayyıma devir edildiği, şirket faaliyetlerinin yeni yönetimce yürütüldüğü, sonrasında eski sahiplerine tekrar verildiği anlaşıldığı, davaya konu ödeme ve satın alma işleminin 2011 yılında eski sahip ve yöneticilerce yapıldığından şirketin belli dönem TMSF yöneticilerinin bulunmasının dava konusu alım-satıma ve döneminin etkisi olmadığı, olay 2011 de gerçekleştiği, 2016 -2022 döneminin ise olaydan 5 yıl sonra gerçekleştiği, olayda banka ödemesi tarafların kabul ettiği, barter çek ile ödemede ihtilafın bulunduğu, barter çekin şirketin TMSF yönetiminin kullanmadığı veya barter çekin kullanıldığı zaman fiili kullanımının söz konusu olmamasının getirdiği imkansızlık durumu olduğu, çekin kullanılma durumunun davalı şirket yönetiminin takdirinde olduğu, basiretli tüccar olma yükümlülüğü olduğunu, 2011-2016 dönemi içinde söz konusu ödeme bakiyesi hakkında ve karşın borcun ödenmediği ile ilgili hukuki takip ve işlem yapılmadığı, icra takibinin 2022 döneminde yapıldığı, tapu devirlerinin 09.05..2011 tarihinde gerçekleştiği, tapu devrinin 2012 ve bakiye icra takibi 2022 arasında bakiye ödemenin takibe konu olmaması ticari hayatın olağan akışına ters kalacağı, 2021 döneminde alım satıma konu ve 2012 de tapu devrine söz konusu olan gayrimenkulün faturasının 2022 döneminde düzenlenmesi tamamen satıcının hatalı uygulaması olduğu, Vergi Usul Kanununa göre fatura mal tesliminde düzenlenmesi gerektiği ve karşılıklı gerçekleşen ticaretin kıymetli evrak ile sonuçlanan parasal durumun kesinleşmiş hali olduğu, tapu tesliminin 2012 döneminde yapıldığı, fatura düzenlemesinin o tarihte olması gerektiği, 09.05.2011 tarihli gayrimenkul satışına ilişkin 15.08.2022 tarihinde düzenlenen ve 07/10/2022 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takibin 09.05.2011 Tarihli Tapu Satışına İstinaden ..... Nolu Fatura Alacağı başlatıldığının, takip talebinde de belirtildiği, TMSF alacağına ilişkin dosyaya TMSF tarafından yapılan bir raporun da dosyaya ibraz edilmediği, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi gereğince on yıllık zamanaşımına tabi olduğu, alacağın zamanaşımına uğramış olduğu, zamanaşımı süresinin (TBK. m. 146) dolduğu anlaşılmaktadır. 26.09.2016 tarihinde İstanbul Anadolu ..... Sulh Ceza Hakimliği’nin ..... değişik iş ile TMSF kayyım sürecinin başladığı, İstanbul ..... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ..... Esas sayılı dosyasında verilen ara karar ile davalı şirket eski yetkililerine devredildiği, TMSF döneminin bu durum zamanaşımını durduran (TBK. m. 153) veya kesen (TBK. m. 154) sebeplerden biri olmadığı, gerçekten de TMSF’nin kayyımlık sürecinde ilgili mevzuat hükümlerine göre oluşan yönetim organının şirket alacaklarının tahsil için gerekli işlemleri yapmaya yetkili olduğu, zamanaşımının başlangıcının gayrimenkulların satış tarihinden işlemeye başlayacağı, takip ve dava tarihi itibariyle, alacağın zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla davanın kabulü ile Bakırköy ..... İcra dairesinin ....... dosyası bakımından davacının zamanaşımı nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, davacının kötü niyet tazminatı taleplerinin de dava yasal koşulları olmadığından reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-DAVANIN KABULÜ ile;
2-Bakırköy ...... İcra dairesinin ..... dosyası bakımından davacının zamanaşımı nedeniyle borçlu olmadığının tespitine,
3-Davacının kötü niyet tazminatı taleplerinin de dava yasal koşulları olmadığından reddine,
4-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 107.638,55 TL harcın peşin alınan 26.909,64 TL harcın mahsubu ile eksik 80.728,91 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
5-Davacı tarafından yapılan ayrıntısı UYAP'ta kayıtlı 10.195,75 TL posta gideri, bilirkişi ücreti vb. masraflar ile toplam harç gideri 27.089,54 TL olmak üzere toplam 37.285,29 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
6-HMK'nun 333. maddesi uyarınca yatırılan avanstan kullanılmayan gider avansının (iş bu kararın tebliğ gideri avanstan karşılanmak ve bu gider mahsup edilmek kaydıyla) kararın kesinleşmesinden sonra resen davacıya iadesine,
7-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap edilen 232.603,10 TL avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
8-HMK'nun 333. maddesi uyarınca davalı tarafından yatırılan avanstan kullanılmayan bakiye avansın kararın kesinleşmesinden sonra resen davalıya iadesine,
Dair karar, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde HMK'nun 342.maddesi gereğince dilekçe ile mahkememize veya başka bir yer mahkemesine İstinaf kanun yolu harcı, tebliğ giderleri dahil olmak üzere tüm giderler ödenerek istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 28/11/2024
Başkan ......
e-imzalıdır
Üye ........
e-imzalıdır
Üye.......
e-imzalıdır
Katip ......
e-imzalıdır