Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi E.2021/478 K.2024/1228
T.C. BURSA BAM 5. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
BURSA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
5. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :
TARİHİ :
NUMARASI :
DAVACI :
DAVALI :
DAVANIN KONUSU : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
KARAR TARİHİ : 12/07/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 16/07/2024
Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/12/2020 tarih, 2020/170 Esas, 2020/840 sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde;
TALEP :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili mirasçı ...Yıldırım'ın muris ...Yıldırım'ın vefatı ile birlikte davalı şirkette hissedar haline gelip, TTK 494/2 maddesi uyarınca murise ait payların mülkiyeti ve paya bağlı malvarlığı hakların derhal müvekkili mirasçıya geçtiğini, Müvekkilin babası Mehmet Yıldırım'ın davalı şirkette %25,149 oranında hissedarlığı bulunduğunu, ve bu hissedarlığına karşılık şirkette 98.359.920 adet nama yazılı payı bulunduğunu, davacı mirasçı ve kardeşi tarafından davalı şirkete ....Noterliği aracılığı ile 25/12/2017 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarname ile ...Holding A.Ş. ve/veya diğer bağlı holding/şirketler ile her türlü grup ortaklıklarındaki payların/hisselerin miras yoluyla mirasçılar adına tescil ve intikallerinin gerçekleştirilmesi, söz konusu intikallerin pay ve karar defterine yazılması ve derhal hak sahibi olan şirket mali hakların kullandırılarak, kar paylarının müvekkiller adına ödenmesinin ihtar edildiğini, davalı şirket tarafından ihtarnameye .....Noterliği aracılığı ile 16.03.2018 tarih ve ...yevmiye sayılı ihtarname ile verilen yanıtta murisin payının paylara tekabül eden gerçek değerinin 159.039.678 TL olarak belirlendiğini, mirasçıların paylarının TTK 493.maddesi kapsamında gerçek değerinden satın alınacağını ve mirasçıların pay defterine hissedar olarak yazılmayacakları ihtar edildiğini, mirasçılar tarafından işbu ihtara ....Noterliği aracılığı ile gönderilen 26/03/2018 tarih ve 12307 yevmiye sayılı ihtarname ile cevap verilerek; ihtarnamede iddia edilen bedelin, gerçek değerin çok altında olması sebebiyle bu bedele açıkça itiraz ettiklerini bildirdiklerini, "Borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar" yönünden devrin reddi sebeplerini düzenleyen TTK 493/5 maddesi gereğince Davalı şirket tarafından mirasçılara yapılan fiyat teklifinin, şirket gerçek değerinin çok altında olması sebebiyle, Bursa ...Asliye Ticaret Mahkemesi .. E. sayılı dava açıldığını, davanın derdest olduğunu, tespit edilecek gerçek değer, davalı şirket tarafından mirasçılara ödenmediği sürece, müvekkil ve kardeşinin davalı şirket nezdindeki pay sahipliği devam edeceğini; fakat TTK. 494/2'nin açık hükmü uyarınca, müvekkili ve kardeşinin, kâr payı başta gelmek üzere mali haklardan yararlanabileceklerini, fakat genel kurula katılma ve oy haklarını, şirketin onay vermesine kadar kullanamayacaklarını, mali haklarını kullanabileceklerine göre, bu hakların korunabilmesi ve kullanılabilmesinin zorunlu bir gereği olarak, bu haklar konusunda şirket genel kurulunda alınan kararlara karşı da yokluğun/butlanın tespiti amaçlı hükümsüzlük davaları ile kararların iptali için dava açabileceklerini, davalı şirketin 26/12/2019 tarihli 2018 Yılı Olağan Genel kurul toplantısında, alınan tüm genel kurul kararlarının yokluk veya butlan ile malul olduğunun tespitine, bu arada özellikle 6 (altı) numaralı "yönetim kurulu üyelerinin ve denetim firmasının ibrası", kararı ile yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiğini, ancak toplantı tutanağında" yönetim kurulu üyelerinin yalnızca kendi ibralarında oy kullanmadıkları" nın belirtildiğini,oysa yönetim kurulu üyelerinin kendileri dışında kalan yönetim kurulu üyelerinin ibrası için oy kullanmalarının yasa gereği yasak olduğunu, yine 8 (sekiz) numaralı "2018 yılı net dönem karının dağıtılmayarak öz kaynaklarda bekletilmesi" kararının anonim şirketin temel yapısına, şirketin kuruluş ve varoluş sebebine, dürüstlük ve objektif iyi niyet kurallarına, müvekkilinin vazgeçilemez ve kendisine kanun ile tanınmış olan kâr payı talep etme hakkına açıkça aykırı olduğunu , yine 10 (on) numaralı "yönetim kurulu üyelerinin TTK 395 ve 396.maddelerinde işlemleri yapabilmeleri konusunda gerekli iznin verilmesi" kararlarının usul ve yasaya aykırı olup, pay sahibi olan yönetim kurulu üyelerinin işbu karara katıldığını, olumlu oy verdiğini, belirterek 6 ve 8 nolu kararların butlan ile batıl (kesin geçersiz) olduğunun tespitine, mümkün olmadığı takdirde iptaline, 10 nolu kararın mutlak butlan ile batıl ve geçersiz olduğunun tespitine, mümkün olmadığı taktirde iptaline, HMK 389.maddesi ve TTK 449.maddesi gereği davalı şirketin 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan tüm kararların ve özellikle 6 (altı), 8 (sekiz) ve 10 (on) numaralı kararlarının icrasının geri bırakılmasına ve ihtiyati tedbire hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davayı kabul etmediklerini, davacının müvekkili şirket hissedarlarından Mehmet Yıldırım'ın mirasçısı olduğunu, murisin vefatı ile mirasçı olmuş ise de müvekkili anonim şirket tarafından davacının şirket ortaklığını kabul edilmediğini bunun üzerine davacı tarafından mahkemede hisse değerinin tespiti davası açıldığını, davacının müvekkili şirket de pay sahibi olmadığından taraf ehliyetinin bulunmadığını, davacının davayı açmakta hukuki yararı olmadığını, muris Mehmet Yıldırım'ın vefatı nedeniyle mirasçının el birliği hükümleri gereğince murisin diğer mirasçılarının da davacı olarak birlikte dava açmaları gerektiğini, Payların mülkiyetinin ve paya bağlı tüm hakların mirasçılara geçebilmesinin, şirketin onay vermesi koşuluna bağlı olduğunun TTK'nın gerekçesinde de vurgulandığını, TTK m. 494/2 hükmünün gerekçesinde de şirketin ilgili pay senetlerini alma önerisinde bulunması ile birlikte, hem mülkiyetin hem de paylara ilişkin tüm hakların şirkete geçeceğini, Şirket'in, miras bırakan Mehmet Yıldırım'ın mirasçıları Can Yıldırım ve dava dışı ... Yıldırım'a TTK m, 493/4 uyarınca “payları gerçek değeri ile devralma” bildiriminde bulunmasıyla murisin payları üzerindeki mülkiyet ve pay sahipliği haklarının Müvekkili Şirket'e intikal ettiğini, Müvekkili Şirket nezdinde hissedar veya yönetim kurulu üyesi sıfatına haiz olmayan Can Yıldırım tarafından açılan davada, TTK m. 446'nın açık ve amir hükmü uyarınca, Davacı'nın aktif husumet ehliyetine haiz olmadığını, Davacı'nın Hissedar Olduğu Varsayılsa Dahi bu Davayı İkame Etme Hakkı olmadığını, ayrıca Davacının Davayı Açmakta Hukuki Yararının da bulunmadığını, ayrıca esas ilişkin olarak da Genel Kurulda alınan kararların hukuk ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, "davacı vekili tarafından ibraz edilen Prof...... imzalı 01/07/2020 tarihli hukuki mütalaada;muris .... Yıldırım'ın vefatı ile derhal mirasçılara geçmiş olan malvarlığı hakların içerisinde kar payı,tasfiye payı,hazırlık dönem faizi,bedelsiz payları edinme hakkı ile tesislerden yararlanma...vb hakların bulunduğu ve bu hakların bu aşamada mirasçılar tarafından kullanılmasında herhangi bir engel olmadığı, devralana geçmez yanlızca genel kurula katılma hakkı ile oy hakkı olduğu, Mehmet Yıldırım'ın yasal mirasçıları "oydan yoksun pay sahibi sıfatları" sıfatına sahip oldukları ve pay defterine kaydedilme taleplerinin hukuka uygun olduğu,murise ait hisselerin gerçek değerinin hesaplanmakta olduğu devam etmekte olan davalar neticesinde hisselerin gerçek değeri belirlendiğinde şirketin artık mirasçıların pay defterine yazılması taleplerinin reddi kararından vazgeçmelerinin mümkün olmadığı,şirketin artık belirlenen değeri ödeme veya pay sahibi olarak deftere kaydetme zorunluluğunun olduğunu mütalaa etmiştir. Davalı vekili tarafından delil olarak dayanılan Prof. ... tarafından taraflar arasındaki başka bir dava için hazırlanan hukuki mütalaada;şirketin mirasçıyı pay sahibi olarak kabul etmeme hakkının mutlak bir hak olduğunu,şirketin mirasçıyı pay sahibi olarak kabul etmemesinin sonucu olarak payların şirket mülkiyetine geçtiğini,pay sahibinin tek imkanının payın gerçek değerinin mahkemeden belirlenmesine istemesi olduğunu mütalaa etmiştir. ttk'nun 449.maddesinde genel kurul kararlarının yürütülmesinin geri bırakılmasına ilişkin mahkemenin izlemesi gereken yol açıkça izah edilmiş, buna göre yürütmenin geri bırakılması kararının yönetim kurulu üyelerinin görüşü alındıktan sonra verilebilecek bir karar olduğu hüküm altına alındığından, davalı şirket yönetim kuruluna görüşlerini bildirmeleri istenilmiştir. Davalı şirket yönetim kurulu üyeler...Yıldırım,... Yıldırım tarafından verilen dilekçelerde;dava konusu genel kurul toplantısı, kanunda öngörülen usule uygun olarak gerçekleştirildiğini, toplantı ve karar nisaplarına uygun olarak ilgili kararlar alındığını, davacı ... ..yıldırım'ın, ... Pazarlama A.Ş nezdinde pay sahibi olmadığını, bu nedenle, genel kurul toplantısına katılma ve oy kullanma hakkı bulunmadığı, söz konusu toplantıda alınan kararların tamamı usul ve yasaya uygun olup, kararların butlanını veya iptalini gerektirecek bir hukuka aykırılık bulunmadığı, ... Yıldırım'ın aksi yöndeki iddialarının gerçeğe aykırı olup, mahkeme nezdinde açılan işbu davanın ve genel kurul toplantısında alınan kararların yürütülmesinin geri bırakılması yönündeki davacı talebinin reddedilmesi gerektiğini bildirmişlerdir. davalı şirket 3 ortaklı olup, ortakları .... Yıldırım,... Yıldırım ve ..t yıldırım'dır. Ortaklardan mehmet yıldırım'ın vefatı ile geriye mirasçısı olarak davacı ... Yıldırım ile dava dışı .....Yıldırım kalmıştır. ttk 493/4 maddesinde;paylar, miras,mirasın paylaşımı,eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra gereği iktisap edilmişlerse,şirket payları edinen kişiye sadece payları gerçek değeri ile devralmayı önerdiği takdirde onay vermeyi rededebilir. TTK 493/5 maddesinde;devralan paylarının gerçek değerinin belirlenmesini,şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir. ttk 494/2 maddesinde; payların miras,miras paylaşımı,eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra gereği iktisap edilmeleri halinde, bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan mal varlığına ilişkin haklar derhal, genel kurula katılma hakları ile oy hakları ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçer. davacı murisi Mehmet Yıldırım'ın vefatı üzerine davacı ve dava dışı mirasçı Cansu Sahra Yıldırım tarafından ihtarname ile davalı şirkete başvurularak miras paylarının kendi adlarına tescili ve pay defterine kaydı talebinde bulunulmuştur. Davalı şirket tarafından düzenlenen 16/03/2018 tarihli ihtarnameyle, davacıların paylarını gerçek değeriyle devralmak teklifinde bulunmak suretiyle talebi reddetmiştir. Davacı genel kurul toplantısına çağrılmadığı için öncelikle davacının genel kurul toplantısına çağrılmasının gerekip gerekmediği ve toplantıya katılıp oy kullanma hakkının olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. TTK 494/2 maddesine uyarınca davacı murisi Mehmet Yıldırım'ın vefatı ile onun mirasına dahil olan malvarlığı hakları ki buna davalı şirket payları da dahildir derhal mirasçılarına geçer.Bu husus tartışmasızdır.Ancak madde de açıkça yazıldığı üzere mirasçının genel kurula katılma ve oy hakkı şirketin onayıyla mirasçıya geçer. Şirket, mirasçının payını pay defterine kaydetmedikçe mirasçının genel kurula katılma ve oy kullanma hakkı yoktur. Davacı mirasçı ancak payının gerçek değerinin belirlenmesini mahkemeden isteyebilir. Zaten bu konuda dava açılmış olup halen derdesttir. Davalı şirket ise, ancak davacının payının gerçek değerini ödeyerek davacının şirkete ortak olma isteğini kabul etmeyebilir. Yukarıda da açıklandığı gibi taraflar arasındaki pay değerinin tespiti davası devam etmekte olup davacının payı henüz pay defterine kaydedilmediğinden davacının genel kurul toplantısına katılma ve oy kullanma hakkı yoktur.Bu nedenle davanın ve ihtiyati tedbir talebinin reddine" şeklinde karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmelerle davanın reddine karar verildiğini, mahkemece murisin vefatı ile müvekkili Hüseyin Can Yıldırım'ın davalı şirkette hissedar haline geldiğini ve halihazırda şirkette hissedar olduğunun "tartışmasız" şekilde tespit edildiğini, Muris Mehmet Yıldırım'ın vefatı ile birlikte murise ait şirket paylarının mülkiyeti ve paya bağlı malvarlığı haklarının, halihazırda Türk Ticaret Kanunu'nun 494/2.maddesi gereğince herhangi başka bir işleme gerek olmaksızın derhal müvekkili mirasçı ve dava-dışı kardeşine geçtiğini, TTK 494/2.maddesinde "devralan mirasçının genel kurul kararı iptali davası açamayağına" dair bir düzenleme bulunmadığını, müvekkilinin mali haklarını kullanabilmesi için genel kurul kararının iptali davası açma hakkının mevcut olduğunu, Malvarlığı hakları içerisinde en önemli hakkın, "kar payı hakkı" olduğu düşünüldüğünde, müvekkilinin elbette şirkette kar payı dağıtılıp dağıtılmayacağı, dağıtılmayacak ise, kar payı dağıtılmamasına ilişkin genel kurulda alınan kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığının tespiti ile usulsüzlük var ise bu usulsüzlüğün giderilmesi için dava açma hakkının bulunduğunu, uzman bilirkişiler aracılığı ile yapılacak inceleme neticesinde müvekkilin malvarlığına ilişkin haklarının zarar görüp görmediği, şirket tarafından kar payı dağıtılıp dağıtılmayacağı, kar payı dağıtılmayacak ise bu kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı, şirket tarafından usulsüz iş veya işlemler yapılmadığı, yönetim kurulu üyelerinin şirket zararlandırıcı işlemler yapıp yapmadıkları hususunun açıklığa kavuşacağını, mahkemece müvekkilinin malvarlığı hakkının varlığı kabul edilmesine rağmen, bu hakkın dava yolu ile kullanılmasının engellendiğini, TTK 494/2.maddesinde devralan mirasçının toplantıya katılarak oy kullanma hakkının bulunmadığından bahsedilmekte olup, madde metninde payları devralan hissedarın toplantı sırasında toplantıda hazır bulunamayacağına dair bir hüküm de bulunmadığını, genel kurulda hazır bulunma hakkının mevcut olduğunu, aksi halde mahkemelerce müvekkilin miras hakkını kullanabilmesi ve hakkı üzerinde tasarruf edebilmesi engellenmiş olacağını, müvekkilinin Miras hakkını engelleyici ve miras hakkı üzerinde tasarruf yetkisini kısıtlayıcı şekilde verilen kararın bozularak ortadan kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Dava, genel kurul kararlarının mutlak butlanla batıl olduğu veya hükümsüz olduğunun tespiti veya iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, davanın reddine karar verilmiş olup, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Davalı şirketin ortaklarından olan davacının murisi Mehmet Yıldırım'ın davalı şirkette %25,149 oranında hissedarlığının bulunduğu ve bu hissedarlığına karşılık şirkette 98.359.920 adet nama yazılı payı bulunduğu, murisin vefatı ile mirasçılarından olan davacı ve dava dışı Cansu Sahra Yıldırım'ın 25/12/2017 tarih ve 24130 yevmiye sayılı ihtarname ile payların/hisselerin miras yoluyla mirasçılar adına tescil ve intikallerinin gerçekleştirilmesini ve intikallerin pay ve karar defterine yazılmasını ihtar ettikleri, davalı şirketin ise 16/03/2018 tarih ve 4358 yevmiye sayılı ihtarname ile murisin payının paylara tekabül eden gerçek değerinin 159.039.678 TL olarak belirlendiği belirtilerek, mirasçıların paylarının TTK 493.maddesi kapsamında gerçek değerinden satın alınacağı ve mirasçıların pay defterine hissedar olarak yazılmayacaklarının bildirildiği, bunun üzerine mirasçıların 26.03.2018 tarih ve 12307 yevmiye sayılı ihtarname ile" bedelin, gerçek değerin çok altında olması sebebiyle bu bedele açıkça itiraz ettiklerini" ihtar ettikleri ve Bursa 2.Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/499 E. sayılı dosyası ile gerçek değerin tesbiti davası açtıkları anlaşılmaktadır.
....Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Karar sayılı kararı ile muris Mehmet Yıldırım'a ait pay ve hisseler üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine, bu pay ve hisselerin 1/2'sinin Sahra ..Yıldırım, 1/2'sinin... Can Yıldırım'a ait olduğunun tespitine karar verildiği ,bu suretle elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrildiği anlaşılmıştır .
Eldeki davada; şirketin 26/12/2019 tarihli 2018 Yılı Olağan Genel kurul toplantısında, alınan tüm genel kurul kararlarının yokluk veya butlan ile malul olduğunun tespitine, özellikle 6 (altı) numaralı, 8 (sekiz) numaralı ve 10 (on) numaralı kararların butlan ile batıl (kesin geçersiz) olduğunun tespiti, mümkün olmadığı takdirde iptaline, karar verilmesi istenmiştir.
Genel kurul kararlarının iptali istemiyle kimler tarafından talepte bulunabileceği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 446'da özel olarak düzenlenmiştir. İlgili madde uyarınca;
a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz Oy veren ve bu muhalefetini Tutanağa geçirten,
b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz o y kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının üsülüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yerkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri,
c) Yönetim Kurulu,
d) Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri, iptal davası açabilir. " şeklinde olup, genel kurul kararlarının iptaline ilişkin davaların, hissedar/pay sahibi , yönetim kurulu veya kararın icrası şahsi sorumluluğunu doğuraçak ise yönetim kurulu üyeleri tarafından açılabileceği anlaşılmaktadır.
Davaya konu edilen hisseler Borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylardan olup, TTK nun " Borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar" başlığı ile Red sebeplerinin düzenlendiği TTK 493 maddesi;
(4) Paylar; miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmişlerse, şirket, payları edinen kişiye, sadece paylarını gerçek değeri ile devralmayı önerdiği takdirde onay vermeyi reddedebilir.
(5) Devralan, paylarının gerçek değerinin belirlenmesini, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir; bu hâlde mahkeme şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değerini esas alır. Değerleme giderlerini şirket karşılar.
(6) Devralan, gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde bu fiyatı reddetmezse, şirketin devralma önerisini kabul etmiş sayılır.” hükmü düzenlenmiştir.
TTK 494/2 maddesinde ise; "payların miras,miras paylaşımı,eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra gereği iktisap edilmeleri halinde, bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan mal varlığına ilişkin haklar derhal, genel kurula katılma hakları ile oy hakları ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçer." düzenlemesi ile vefat ile birlikte murise ait şirket paylarının mülkiyeti ve paya bağlı malvarlığı haklarının derhal mirasçılara geçeceği ancak genel kurula katılma hakları ile oy kullanma haklarının ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçeceği açık bir şekilde düzenlenmiştir.
Somut olayda ; Davacı, Şirkette pay sahibi olan murisi Mehmet Yıldırım'ın vefatı üzerine, yasal mirasçısı olarak miras bırakanın paylarının, kendi adlarına tescili ve pay defterine kaydı için diğer mirasçı ile birlikte Şirkete ihtaren bildirmişler, şirket tarafından yine ihtarname ile TTK nun 493/4 maddesi gereğince "payların gerçek değerinin 159.039.678TL olduğu belirtilerek payları ve mirasçılık oranları da belirtilerek bu orana tekabül eden ayrı ayrı 79.519,839 TL gerçek değeri ile devralma” teklifinde bulunarak davacı ve diğer mirasçının bu yöndeki devir talebi reddedilmiştir.Şirket payları davacıya miras yoluyla intikal ettiğinden devredenin iradesine dayanan bir devir işleminin sözkonusu olmadığı, davalı anonim şirket tarafından ihtarnamede şirket satın alma önerisi yaparken her bir paya/paylara ödeyeceği bedeli açıkladığı, Bu suretle şirketin payları gerçek değeriyle devralmaya ilişkin bir kısım hukuki görüşlerde ve doktinde belirtildiği üzere kaçış klozunu kullandığı ve mirasçıların pay sahipliğini onaylamayı reddettiği anlaşılmaktadır.
Bedeli tamamen ödenmiş paylara ilişkin olarak TTK'nın 491.maddesinde öngörülen yasal sınırlamanın haricinde, anonim şirketlerde kural payların serbestçe devredileceği yönündedir. Bu kuralın istisnasını, pay sahiplerinin çevresini korumak ve yabancıların şirkete ortak olarak girmelerini önlemek üzere şirket esas sözleşmesinde nama yazılı paylara ilişkin olarak devir sınırlamasına (bağlam) yer verilmesi oluşturmaktadır.
TTK'nın 492/1.maddesi uyarınca, esas sözleşmede yer verilecek bir hükümle nama yazılı payların devri şirketin devre onay vermesine bağlanabilir. TTK'nın 493/1.madde hükmü çerçevesinde şirket, iradi devrilerde ana sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene paylarını başvurma anındaki gerçek değeri ile kendi veya pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek devre onay vermekten kaçınma hakkına sahiptir. Pay sahipleri çevresinin bilişimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin, ancak şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı göstermekte ise önemli sebep oluşturduğu kabul edilir (TTK m.493/2). Şirkete, payları başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek devre onay vermekten kaçınma yönünde tanınan imkan kaçış klozu olarak adlandırılmatadır. Bu iki olasılık dışında ayrıca devralan, payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmediği takdirde de şirket, devri pay defterine kaydını reddedebilir (TTK m.493/3). Payların devri için gerekli olan onay şirket tarafından verilmediği sürece payların mülkiyeti ve paylara bağlı haklar devredende kalır (TTK m.494/1).
Ancak payların iradi devir dışında miras, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra yoluyla da iktisabı da mümkündür. TTK'nın 493/4.maddesi hükmü uyarınca, payların, miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra gereği devredenin iradesi dışında iktisap edildiği hallerde şirket payları edinen kişiye ancak payların gerçek değeri üzerinden devralmayı önerdiği takdirde devre onay vermeyi reddedebilmektedir. Yani, payların devredenin iradesi dışında edinilmesi halinde şirketin esas sözleşmesinde yer verdiği önemli sebebi ileri sürerek payları edinen kişiyi pay defterine kayıttan kaçınma hakkı yoktur. Şirket ya devre onay vermek ya da kaçış klozunu kullanmak zorundadır.
Mirasçı, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kanun gereğince derhal kazanır (TMK m.599). TTK'nın 494/2.maddesinde de anonim şirketlerde borsaya kote edilmemiş nama yazılı payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimleri hükümleri veya cebri icra gereği iktisap edilmeleri halinde bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin hakların derhal, genel kurula katılma haklarıyla oy haklarının ise ancak şirketin onayıyla birlikte devralana geçeceği hükme bağlanmıştır. Kanunda açıkça, payların miras yoluyla geçişinde, malvarlığına ilişkin hakların derhal, yani murisin ölümü anından itibaren mirasçılara geçeceği, oy kullanma ve genel kurula katılma hakkının ise ancak şirketin onayı ile birlikte mirasçılara geçeceği düzenlenmiştir. Şirketin onay vermemesi halinde ise yönetsel haklar yani oy kullanma ve genel kurula katılma hakkı mirasçılara geçmez.
Kanunda iradi satışa uygulanacak kaçış klozu hükümleri ile miras, miras paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri ile cebri icra gereği iktisapta uygulanacak kaçış klozu hükümleri ayrı ayrı düzenlenmediğinden TTK'nın 493 ve 494. maddede yer alan düzenlemeler karışıklığa sebebiyet vermekte ve doktrinde farklı görüşler ileri sürülmektedir. Tartışma en çok kaçış klozunun niteliği ile kaçış klozunun kullanılmasının sonucunda hisselerin şirkete geçip geçmediği noktasındadır.
Kanuni düzenleme yoruma muhtaç olmakla birlikte kaçış klozunu kullanarak yeni bir hissedarın gelmesini engelleyerek pay çevresinin korunmasını amaçlayan şirket ile payı iktisap eden mirasçı arasındaki menfaat dengesinin gözetilmesi gerekmektedir. Zira şirketin menfaati yeni bir hissedarın gelmesini engelleyerek pay çevresinin korunması iken mirasçının da mülkiyet hakkı söz konusudur.
TTK'nın 493/4. maddesinde şirkete tanınan kaçış klozu yani "payların gerçek değeri ile devralmayı önermesi" kendine özgü, kanundan kaynaklanan bir ön alım hakkıdır. Şirkete tanınan bu hak, her ne kadar bir ön alım hakkı olarak nitelendirilmiş ise de söz konusu hak sui generis niteliktedir. Bu nedenle bu ön alım hakkının TMK'nın 732 vd. maddelerinde yer alan şufa hakkı ile karıştırılmaması gerekmektedir.
Şirket, TTK'nın 493/4.maddesi hükmünde kendisine tanınan kaçış klozunu kullanarak payları gerçek değeri üzerinden devralmayı önerdiği yani ön alım hakkını kullandığı takdirde taraflar arasında payların değeri konusunda ihtilaf olmadığında şirket, payların bedelini ödediğinde mirasçılara geçen payların mülkiyetini kazanır.
Ancak, şirketin teklifinin, payların gerçek değerini kapsadığı hususunda ihtilaf doğduğunda şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince ihtilaf çözülecek olup payların gerçek değerinin belirlenmesi mahkemeden talep edilecektir. Mahkemece, şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değeri esas alınarak payların gerçek değeri belirlenecektir.
Mahkemece, payların gerçek değerinin tespiti ile payların bedelinin mirasçılara ödenmesine kadar miras yoluyla mirasçılara intikal eden payların mülkiyetinin oydan ve genel kurula katılma hakkından yoksun olarak mirasçıda kalacağının kabulü gerekmektedir. Şirketin onay vermemesi, hissenin mirasçıya tüm haklarıyla birlikte geçişini engellemekte olup payların mülkiyetinin şirkete geçmesi sonucunu doğurmamaktadır. Payların, şirkete geçişi ancak gerçek değerinin ödenmesi ile mümkündür. Zira, ölümle payları iktisap eden mirasçıya karşı kaçış klozunu kullanan ve ortak olmasını engellediği mirasçıya payların gerçek değeri ödenmeden payların mülkiyetinin şirkete geçtiğinin kabulü menfaatler dengesine de aykırıdır.
Eldeki davada, davalı şirketin davacı mirasçıya karşı kaçış klozunu kullandığı ancak payların gerçek değeri hususunda taraflar arasında ihtilaf çıktığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda belirlenen olgular itibariyle, davacının, davalı şirketteki hissedarlığının payların gerçek değeri tespit edilip bedeli ödenene kadar oydan ve genel kurula katılma hakkından yoksun olarak mali haklar yönünden devam ettiği, miras yoluyla intikal eden hisselerin mülkiyetinin davacıda olduğu ve hisse devrinin gerçekleşmediği kabul edilmekle, Bu durumda davacı mirasçının sadece payların mülkiyetine sahip olduğu ve bunlardan kaynaklanan mal varlığına ilişkin hakları kullanabileceği, bu paylara ilişkin olarak, yönetsel haklarını kullanamayacakları, yasanın açık hükmünde de belirtildiği üzere genel kurula katılma hakları ile oy haklarının ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçeceği, dolayısıyla davacı mirasçının genel kurula katılma ve oy kullanma hakkı bulunmadığından, ve onay verilmediği için şirket ile mirasçılar arasında pay satım sözleşmesinin de kurulmadığı yani davacının pay defterine kaydı yapılmış pay sahibi sıfatı da bulunmadığından TTK'nın 446 maddesinde sayılan "iptal davası " açabilecek kişilerden de olmadığı, anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, mirasçının oydan yoksun olarak hissenin mülkiyet hakkı ve bu hissenin sağladığı kanuni mali haklara yönelik olarak ve bunlarla ilgili müktesep kararlara karşı mutlak butlan veya yoklukla hükümsüzlüğün tespiti yönünden dava açma hakkı vardır.
Ancak somut olayda genel kurulda alınan kararlar ,davacının sahip olduğu bu hissenin verdiği mali haklara yönelik kararlardan değildir. Alınan kararlar şirketin yönetsel faaliyetlerine yönelik kararlardır. Davacının oydan yoksun olduğu hissesinin, yönetsel kararlara karşı dava açma hakkı vermediğinden davacının davasının aktif husumet yokluğunda reddine karar verilmesi gerekir.
Ancak ilk derece mahkemesince her ne kadar red kararı verilmiş ise de açıklanan nedenlerle kararın kaldırılmasına ve gerekçesi değiştirmek suretiyle dairemizce yeniden hüküm kurularak davanın aktif husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiş ise de, hükmün gerekçesinde değişiklik yapıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına , HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince Kararın gerekçesi değiştirilerek, "davanın aktif husumet yokluğunda reddine" karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
A-Davacı vekilinin istinaf talebinin KABULÜ ile;
B-... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin KALDIRILMASINA, kaldırılan karar yerine geçmek üzere yeniden HÜKÜM TESİSİ İLE,
1-Davanın aktif husumet yokluğunda reddine REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken .. TL başvurma harcından peşin alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 373,20 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-) Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 7. maddesi uyarınca 17.900 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davalı tarafından yapılan 60,50 TL PTT giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Karar kesinleştiğinde taraflarca yatıralan avansın kullanılmayan kısmının HMK 333.md.uyarınca yatıranlarına iadesine
İstinaf Yargılaması ve Harç Yönünden;
1-İstinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine,
2-Davacı tarafından istinaf yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
4-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin Dairemiz tarafından yerine getirilmesine,
Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu, karar tebliğinden itibaren 2 hafta içinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 12/07/2024
.....
Başkan
...
.....
Üye
...
.....
Üye
...
.....
Katip
...