İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2024/609 K.2025/79
T.C.
İSTANBUL
10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/609 Esas
KARAR NO :2025/79
DAVA:Genel Kurul Kararının İptali (Kooperatif Genel Kurul Kararının İptali)
DAVA TARİHİ:17/10/2024
KARAR TARİHİ:24/01/2025
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı terekesi memurları vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 24.09.2024 tarihli yönetim kurulu toplantısında; müteveffa ...’nun paylarının bir kısmının davalı şirket tarafından satın alınmasına, bir kısmının mirasçılar adına elbirliği ile pay defterine kaydedilmesine ancak bu hisselere yönelik genel kurula katılma ve oy kullanma haklarına yönelik hakların geçişine onay verilmemesine karar verildiğini, verilen kararın, yasanın emredici hükümlerine ve gerek tekere mahkemesinin gerekse de bu yönde açılan davalarda verilen kararlara açıkça aykırı olup anılan kararın butlanının tespitine karar verilmesi gerektiğini, .... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ... tereke sayılı dosyasının 29/03/2024 tarihli ara kararında “... Şirketi ile ilgili önceki tereke temsilcisi yerine görevlendirilen tereke temsilcileri bakımından mahkememizin 23/03/2023 tarihli ara kararı ile yapılan görev tanımında bir daraltılma yapılmadığı da gözetilerek, tereke temsilcileri ...'e şirketlerin yapacakları tüm toplantılara katılmak, bu şirketlerle ilgili muris ...'nun hisselerini temsilen tüm iş ve işlemleri yapmak (payların temsil edilmesi, oy kullanılması, gerektiğinde genel kurulun toplantıya çağrılması) şirketlerin mali tablolarını incelemek ve tereke menfaatlerinin korunması için adli mercilerde yapılacak işlemleri yapmak, tereke ile ilgili duruşmalara katılmak ve icra takiplerinde terekeyi temsil etmek üzere münferiden yetkili kılınmalarına, tereke temsilcilerine tereke menfaatlerinin gerektirmesi halinde tereke ile ilgili dava ve işlemleri takip etmek üzere avukata vekaletname verme yetkisi verilmesine” denilerek, genel kurulun toplantıya çağrılması da dahil olmak üzere, tereke temsilcilerine toplantılara katılma yetkisi verildiğini, Genel kurul toplantısına ilişkin TTK. m. 409/1 hükmüne göre: “Genel kurullar olağan ve olağanüstü toplanır. Olağan toplantı her faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Bu toplantılarda, organların seçimine, finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, kârın kullanım şekline, dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranlarının belirlenmesine, yönetim kurulu üyelerinin ibraları ile faaliyet dönemini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakere yapılır, karar alınır”., sözkonusu hüküm uyarınca, TTK. m. 413 hükmünde öngörülen gündem maddeleriyle, şirketin genel kurulunun yapılmadığı ve kar payının dağıtılmadığının anlaşıldığını, TTK. m. 411/1 hükmüne göre: “Sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini oluşturan pay sahipleri, yönetim kurulundan, yazılı olarak gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek, genel kurulu toplantıya çağırmasını veya genel kurul zaten toplanacak ise, karara bağlanmasını istedikleri konuları gündeme koymasını isteyebilirler”. Yine, TTK. m. 412 hükmüne göre: “Pay sahiplerinin çağrı veya gündeme madde konulmasına ilişkin istemleri yönetim kurulu tarafından reddedildiği veya isteme yedi iş günü içinde olumlu cevap verilmediği takdirde, aynı pay sahiplerinin başvurusu üzerine, genel kurulun toplantıya çağrılmasına şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi karar verebilir”, davacılar tarafından 13.07.2024 tarihinde; genel kurul toplantısının yapılmaması ve kar paylarının dağıtılmaması durumunda tereke zarar göreceği, TTK. m. 5549 vd. hükümleri uyarınca yöneticilerin hukuki ve cezai sorumlulukları doğacağı gerekçesiyle, anılan hükümler uyarınca, genel kurulun TTK. m. 413 hükmünde yer alan gündem maddeleriyle, 10 gün içinde toplantıya çağrılması talebinde bulunulduğunu, davalı şirket tarafından gönderilen cevabi ihtarnamede; tereke temsilcilerinin, genel kurul toplantısına katılma ve toplantı talebinde bulunma yetkilerinin bulunmadığının ifade edildiğini, oysa muris ...'nun hisselerinin tereke temsilcileri tarafından temsil edilmeleri gerektiğine ilişkin tereke mahkemesinin 29/03/2024 tarihli ara kararının çok açık olduğunu, ayrıca bu yönde açılan pay defterindeki kaydın düzeltilmesine ilişkin verilen kararlar da (bir karar hariç) aynı yönde olduğunu, bütün bu kararlara rağmen şirket yöneticilerinin, her yılın ilk üç ayında yapmaları gereken genel kurulları yapmadıkları, temettüleri dağıtmadıkları ayrıca yapılacak genel kurullarda tereke temsilcilerini davet etme eğiliminde olmadıklarının anlaşıldığını, Mahkeme kararının yerine getirilmemesi Anayasal bir suç olup, Tereke Mahkemesi tarafından verilen 29/03/2024 tarihli “kesin süreye rağmen dağıtılan temettüler tereke hesabına aktarılmadığı takdirde ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulacağının ihtarına” ara karar uyarınca temettüler de iade edilmediğini, muris ...'nun hisselerinin tereke temsilcileri tarafından temsil edilmeleri ve kar paylarının iade edilmesi yönündeki mahkeme kararına rağmen kar payları iade edilmediği gibi bütün taleplerimize rağmen genel kurul toplantısı da yapılmadığını, mirasçıların bir kısmını şirketten bertaraf etmek amacıyla dava konusu kararın alındığının açık olduğunu, doktrinde oy birliğiyle ifade edildiği üzere, herhangi bir emredici hukuk kuralına ya da kamu düzenine aykırı yönetim kurulu kararlarının da batıl olduğunu, somut olayda davaya konu yönetim kurulu kararı TTK m. 391'e aykırılık nedeniyle batıl olduğu gibi, miras hukuku ilkelerini hiçe sayıp Anayasa ile dahi korunan mülkiyet hakkına tecavüz ettiğinden aynı zamanda TBK m. 27'ye göre de kesin hükümsüzdür, batıldır. TMK. m. 640 gereğince, somut olayda olduğu gibi murisin birden çok mirasçısının bulunması halinde, mirasın geçmesi ile birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana geleceğini, bu ortaklığın, muris ve mirasçıların isteklerinden bağımsız şekilde geçerli olan zorunlu bir ortaklık olduğunu, mirasçılar terekeye elbirliği ile sahip olur ve terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf edeceğini, TMK m. 640'ın ilgili fıkraları bu hususta tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık olduğunu, elbirliği mülkiyetini düzenleyen TMK m. 701-703'e göre ise; elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygın olduğunu, Hukuk Genel Kurulu kararında da vurgulandığı üzere, terekeye dâhil olan tüm malvarlığı unsurları üzerinde tüm mirasçıların elbirliğiyle mülkiyetinin söz konusu olduğunu, bir mirasçının bazı malvarlığı unsurlarından soyutlanabilmesi için her şeyden önce miras ortaklığının sona ermesi gerektiğini, bu ise tüm mirasçıların birlikte hareket etmesini gerektirdiğini, keza sadece sona erdirmek için değil, terekeye dâhil mallar üzerinde yapılacak her işlemde birlikte hareket etme zorunluluğunun tekrar gündeme geldiğini, zira kanun veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça gerek yönetim gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerektiğini, miras ortaklığı devam ederken ve terekeye dâhil mallar (somut olayda paylar) üzerinde elbirliği mülkiyeti söz konusuyken bu mülkiyet rejimini yok sayan hukuki işlemler ve organ kararları geçersiz, kesin hükümsüz olduğunu, nitekim benzer uyuşmazlıkların incelendiği Yargıtay kararlarında, murisin ölümü ile mirasçılara intikal eden paylar bakımından henüz bir taksim yapılmamış olmakla elbirliği mülkiyeti kurallarının geçerli olduğunun vurgulandığını, bu kararlarda, pay defteri oluşturulduğu tarihte murisin terekesinin elbirliği mülkiyetine tabi olduğu, bu nedenle davaya konu yönetim kurulu kararının yasaya aykırı olduğunun açıkça tespit edildiğini, anılan kararlarda miras hukukuna ilişkin hükümlere aykırılık neticesinde ilgili yönetim kurulu kararlarının TTK'nın 391. maddesine aykırı olduğu gerekçesi ile batıl olduğunun tespitine ve batıl yönetim kurulu kararına göre pay defterine işlenen kayıtların önceki duruma getirilmesine karar verilmesinin isabetli bulunduğunu, somut olayda, pay defterindeki kayıtların hukuka aykırı olmasına rağmen bu kayıtların esas alınarak genel kurul toplantısı yapılması ve geri dönülemez kararlar alınması tehlikesinin söz konusu olduğunu, huzurdaki davada butlanla malul olduğunun tespiti istenen yönetim kurulu kararına dayanılarak düzenlenen pay defteri esas alınarak genel kurulun yapılması halinde ve bu kişilerin anılan genel kurulda oy kullanması halinde, pay defteri kaydına esas teşkil eden yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine ve pay defterindeki kaydın düzeltilmesine karar verilmesi neticesinde genel kurul kararının da sakatlanacağının açık olduğunu, mevcut durumda miras payı varmış gibi (ne var ki asıl olan bütün mirasçıların terekeye el birliği ile sahip olmasıyken) pay sahibi kaydedilen bu kişiler şirket genel kurulunda oy kullanacak ve bu kişilerin oylarıyla geri dönülemez köklü değişikliklere sebebiyet verileceğini, Mahkemenin esas yönünden bir tespit ve değerlendirme yapılana kadar işbu davaya konu yönetim kurulu kararının yürütmesinin geriye bırakılmasının hukuk güvenliği açısından elzem olduğunu, aksi takdirde kaçınılmaz biçimde, telafisi önemli ölçüde güç zararlar doğacağını, öte yandan, batıl yönetim kurulu kararlarının baştan itibaren hüküm doğurmadıkları düşünüldüğünde bu kararlara dayanılarak işlem yapılması hukuk ve işlem güvenliği açısından da zedeleyici olduğunu, bu nedenlerle, huzurdaki dava sonuçlanıncaya kadar önüne geçilmesi telafisiz zararların oluşmasına engel olunması amacıyla, dava konusu kararın yürütülmesinin geriye bırakılmasını talep ettiklerini belirterek TTK. m. 391 uyarınca 24.09.2024 tarihli ve... sayılı yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine ile pay defterinde gerçekleştirilen hukuka aykırı kaydın düzeltilmesine, yargılamanın sonuna kadar kararın yürütülmesinin geriye bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı tereke temsilcisinin tedbir talebinin Mahkememizin 22/11/2024 tarihli ara kararı ile kısmen kabul, kısmen reddine, davalı ... ... Yatırım AŞ’nin 24.09.2024 tarih ve... sayılı yönetim kurulunun; 2. maddesi ile muris ...’na ait B, C, D, E grubu toplam 640 hissenin satın alınmasına dair kararın,3/a maddesinde satın alma sonrası kalan payların elbirliği halinde pay defterine kaydedilmesi yönünde kararın, tedbiren yürütmelerinin durdurulmasına, Yönetim kurulunun 3/b maddesi ile aldığı karar yönünden tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; .... Sulh Hukuk Mahkemesi'nce 29.03.2024 Tarihli Ara Karar ile Verilen Yetki Hukuka Aykırı Olup Karara Mirasçılar Vekili Tarafından İtiraz Edildiğini, TTK m.409/1 Hükmünde Yer Alan 3 Aylık Süre Düzenleyici olduğunu, Genel Kurul Toplantısının Yapılmaması ve Kar Paylarının Dağıtılmaması durumunda terekenin zarar göreceği iddiasının gerçek olmadığını, Genel Kurulu Toplantıya Çağırma Yetkisi ve Görevi Esasen Yönetim Kuruluna Ait Olup Pay Sahibi Sıfatı Taşımayan Tereke Temsilcilerinin Genel Kurulu Toplantıya Çağırma Yetkisinin bulunmadığını, davalı şirket yönetim kurulu faal olup genel kurul toplantı çağrısı yapılması için yönetim kurulu toplantısı yapılması hususunda yönetim kurulu üyelerine 19.11.2024 tarihinde bildirim yapıldığını ve 21.11.2024 tarihinde 2024/2 sayılı yönetim kurulu kararının alındığını, davalı şirkette TTK m.493 uyarınca yönetim kurulu kararı alınmış ve alınan yönetim kurulu kararı neticesinde muristen intikal eden şirket hisselerinin bir kısmı yönünden şirket satın alma teklifinde bulunulduğunu, şirket kaçınma klozunu işlettiğini, kalan paylar yönünden ise genel kurula katılma ve oy haklarına ilişkin geçişin reddedildiğini, tedbir talep eden tarafın, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak, yasal delillerle ispat etmek zorunda olduğunu, ispat ölçüsünün ise, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlendiğini, yaklaşık ispat kuralının uygulanmasında hakim, iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğruluğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimalde olsa aksinin mümkün olduğu ihtimalini de gözetmesi gerektiğini, davacı tarafın haklılığını yaklaşık olarak dahi ispatlayamadığını, bu sebeple ihtiyati tedbir talebinin de reddi gerektiğini, pay sahibi sıfatı taşımayan ve huzurdaki davayı açmaya yetkisi dahi bulunmayan tereke temsilcilerinin ikame ettiği davanın reddi gerektiğini belirterek ihtiyati tedbir yönünde verilen kısmen kabul kararının kaldırılarak ihtiyati tedbirin reddine, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER ve GEREKÇE:
Dava şirket genel kurul kararının iptali talebidir.
Eldeki dava, şirket ortaklarından ölen ... tereke memuru tarafından açılmıştır.
Ne var ki yargılamanın devamında .... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 07.01.2025 tarih, ... sayılı kararı ile tereke memurunun görevine son verilmesine karar verilmiştir.
O halde eldeki davada, tereke memurunun davayı takip yetkisi kalmadığından UYAP kaydının silinmesi gerekmiştir. Bununla beraber artık terekede, terekeyi temsil edecek bir temsilci kalmadığından, ve bu yetki TMK 640 ve 702. Maddeleri gereği elbirliği halinde tüm mirasçılara geçer. Dolayısı ile eldeki davada tasarruf yetkisi de elbirliği halinde tüm mirasçılarındır.
Mirasçıların tamamı ve davalı şirket yetkilisi birlikte 30.12.2024 tarihli dilekçe ile eldeki davadan feragat edildiğini beyan etmişlerdir. O halde, tüm mirasçılar birlikte bu yönde tasarrufta bulunduklarından bu beyanın esas alınması gerekmiştir.
Davadan feragat 6100 sayılı HMK'nun 307 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre feragat, davacının talep sonucunda kısmen veya tamamen vazgeçmesi diye tanımlanmıştır. Feragatin kayıtsız ve şartsız olacağı, dilekçe ile veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabileceği belirtildikten sonra hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği, ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağı açıkça belirtilmiştir. Taraflarca karşılıklı feragat ve feragati kabul ettikleri görülmekle, davacıların davasından feragati nedeniyle HMK 307 ve 311 maddeleri uyarınca feragat kesin hüküm gibi sonuç doğurduğundan davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Tereke temsilcileri vekili 10/01/2025 tarihli dilekçesi ile, tarafların sulh protokolü çerçevesinde anlaştıklarını, bu hususta feragat beyanlarını dosyaya sunduklarını, protokole dahilliklerinin bulunmadığını, Avukatlık Kanunu 165 Md gereği ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 08.10.2020 tarih 2020/4860 E. 2020/5627 K.'nın "sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf, avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı (akdi ve karşı yan vekalet ücretinden) müteselsilen sorumludurlar." şeklinde olduğunu belirterek lehlerine akdi ve karşı yan vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Eldeki davada tereke temsilcisi kanuni bir temsilci olup, görevi atayan merci tarafından sona erdirilmiştir. Bu sebeple eldeki davada taraf sıfatı kalmamıştır. Davada taraf olmayan kimse lehine ya da aleyhine hüküm tesisi mümkün olmayıp, eski tereke temsilcisinin görevi gereği mirasçılardan/terekeden bir alacağı var ise bu husus ayrı bir yargılama konusu olabileceğinden bu hususta herhangi bir karar oluşturulamamıştır.
HÜKÜM: Gerekçesi ve ayrıntısı yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacıların davasından feragat nedeniyle davanın REDDİNE,
2-Mahkememizin 22.11.2024 tarih ve ... E sayılı kararı ile verilen davalı şirketin 24.09.2024 tarih ve... sayılı yönetim kurulu kararının yürütmesinin durdurulması ara kararının kaldırılmasına,
3-Harçlar kanunu gereğince davadan feragat veya davayı kabul veya sulh, muhakemenin ilk celsesinde vuku bulduğundan, maktu karar ve ilam harcının üçte biri olan 205,13-TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 222,47 TL'nin yatıran tarafa iadesine,
4-Taraf vekillerinin beyanları nazara alınarak taraf vekillerine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Taraf vekillerinin beyanları nazara alınarak taraflarca yapılan yargılama giderinin kendi üzerilerinde bırakılmasına,
6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının talep halinde ve karar kesinleştiğinde iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yokluğunda, kararın tebliğinden itibaren 2 Hafta süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemesine İSTİNAF yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 24/01/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır