İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2024/619 K.2025/180

🏛️ İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi 📁 E. 2024/619 📋 K. 2025/180 📅 13.03.2025

T.C.
İSTANBUL
12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/619 Esas
KARAR NO:2025/180
DAVA:Genel Kurul Kararının İptali (Kooperatif Genel Kurul Kararının İptali)
DAVA TARİHİ:17/10/2024
KARAR TARİHİ:13/03/2025
Mahkememizde görülmekte olan Genel Kurul Kararının İptali (Kooperatif Genel Kurul Kararının İptali) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde: Davalı şirketin 24.09.2024 tarihli yönetim kurulu toplantısında müteveffa ... ...'nun paylarının bir kısmının davalı şirket tarafından satın alınmasınI, bir kısmının mirasçılar adına elbirliği ile pay defterine kaydedilmesini, hisselere yönelik genel kurula katılma ve oy kullanma haklarına yönelik hakların geçişine onay verilmemesine karar verildiğini, verilen karar, yasanın emredici hükümlerine ve gerek tekere mahkemesinin gerekse de bu yönde açılan davalarda verilen kararlara açıkça aykırı olduğunu, anılan kararın butlanının tespitine karar verilmesinin gerektiğini, ....Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ... tereke sayılı dosyasının 29/03/2024 tarihli ara kararında genel kurulun toplantıya çağrılması da dahil olmak üzere, tereke temsilcilerine toplantılara katılma yetkisi verildiğini, Genel kurul toplantısına ilişkin TTK. madde 409/1 hükmüne göre: “Genel kurullar olağan ve olağanüstü toplanır. Olağan toplantı her faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Bu toplantılarda, organların seçimine, finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, kârın kullanım şekline, dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranlarının belirlenmesine, yönetim kurulu üyelerinin ibraları ile faaliyet dönemini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakere yapılır, karar alınır”. sözkonusu hüküm uyarınca, TTK. madde 413 hükmünde öngörülen gündem maddeleriyle, şirketin genel kurulunun yapılmadığı ve kar payının dağıtılmadığı anlaşıldığını, TTK. m. 411/1 hükmüne göre: “Sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini oluşturan pay sahipleri, yönetim kurulundan, yazılı olarak gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek, genel kurulu toplantıya çağırmasını veya genel kurul zaten toplanacak ise, karara bağlanmasını istedikleri konuları gündeme koymasını isteyebilirler”. Yine, TTK. m. 412 hükmüne göre: “Pay sahiplerinin çağrı veya gündeme madde konulmasına ilişkin istemleri yönetim kurulu tarafından reddedildiği veya isteme yedi iş günü içinde olumlu cevap verilmediği takdirde, aynı pay sahiplerinin başvurusu üzerine, genel kurulun toplantıya çağrılmasına şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi karar verebilir”. müvekkilleri tarafından 13.07.2024 tarihinde genel kurul toplantısının yapılmaması ve kar paylarının dağıtılmaması durumunda tereke zarar göreceği, TTK. madde 5549 vd. hükümleri uyarınca yöneticilerin hukuki ve cezai sorumlulukları doğacağı gerekçesiyle, anılan hükümler uyarınca, genel kurulun TTK. madde 413 hükmünde yer alan gündem maddeleriyle, 10 gün içinde toplantıya çağrılması talebinde bulunulduğunu, davalı şirket tarafından gönderilen cevabi ihtarnamede; tereke temsilcilerinin, genel kurul toplantısına katılma ve toplantı talebinde bulunma yetkilerinin bulunmadığı ifade edildiğini, muris ... ...'nun hisselerinin tereke temsilcileri tarafından temsil edilmeleri gerektiğine ilişkin tereke mahkemesinin 29/03/2024 tarihli ara kararının açık olduğunu, bu yönde açılan pay defterindeki kaydın düzeltilmesine ilişkin verilen kararlar da (bir karar hariç) aynı yönde olduğunu, şirket yöneticilerinin, her yılın ilk üç ayında yapmaları gereken genel kurulları yapmadıkları, temettüleri dağıtmadıkları ayrıca yapılacak genel kurullarda tereke temsilcilerini davet etme eğiliminde olmadıkları anlaşıldığını, mahkeme kararının yerine getirilmemesinin Anayasal bir suç olduğunu, tereke mahkemesi tarafından verilen 29/03/2024 tarihli ara karar uyarınca temettüler de iade edilmediğini, muris ... ...'nun hisselerinin tereke temsilcileri tarafından temsil edilmeleri ve kar paylarının iade edilmesi yönündeki mahkeme kararına rağmen kar payları iade edilmediği gibi bütün taleplerimize rağmen genel kurul toplantısı da yapılmadığını, mirasçıların bir kısmını şirketten bertaraf etmek amacıyla dava konusu kararın alındığının açık olduğunu, herhangi bir emredici hukuk kuralına ya da kamu düzenine aykırı yönetim kurulu kararları da batıl olduğunu, mirasçılar terekeye elbirliği ile sahip olur ve terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ettiklerini, TMK madde 640'ın ilgili fıkraları bu hususta tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık olduğunu, elbirliği mülkiyetini düzenleyen TMK m. 701-703'e göre ise; elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygın olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen bir uyuşmazlıkta, bunu açıkça ifade ettiğini, davacının, miras bırakanın davalı bankada bulunan vadesiz hesabından hissesine düşen paranın ödenmesi talebinin yerine getirilmemesi üzerine başlattığı icra takibinden sonra açtığı itirazın iptali davasında özel dairenin bozma, ilk derece mahkemesinin direnme kararı üzerine uyuşmazlık YHGK'ya taşındığını, YHGK, önceki tarihli bir YHGK kararının da bu yönde olduğunu vurgulayarak, tereke üzerinde ortaklık devam ettiği sürece, mirasçıların somut ve bağımsız payları mevcut olmadığını mirasçıların beraber hareket etmesi, ortaklığa temsilci ataması veya iştirak halindeki mülkiyetin müşterek mülkiyete çevrilmesi gerektiğine hükmettiğini, Hukuk Genel Kurulu kararında da terekeye dâhil olan tüm malvarlığı unsurları üzerinde tüm mirasçıların elbirliğiyle mülkiyeti söz konusu olduğunu, mirasçının bazı malvarlığı unsurlarından soyutlanabilmesi için her şeyden önce miras ortaklığı sona ermesinin gerektiğini, tüm mirasçıların birlikte hareket etmesini gerektirdiğini, keza sadece sona erdirmek için değil, terekeye dâhil mallar üzerinde yapılacak her işlemde birlikte hareket etme zorunluluğu tekrar gündeme geldiğini, kanun veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça gerek yönetim gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermelerinin gerektiğini, öğretide de bu zorunluluk elbirliği ilkesiyle açıklandığını, bu nedenle miras ortaklığı devam ederken ve terekeye dâhil mallar (somut olayda paylar) üzerinde elbirliği mülkiyeti söz konusuyken bu mülkiyet rejimini yok sayan hukuki işlemler ve organ kararları geçersiz ve kesin hükümsüz olduğunu, Yargıtay kararlarında, murisin ölümü ile mirasçılara intikal eden paylar bakımından henüz bir taksim yapılmamış olmakla elbirliği mülkiyeti kurallarının geçerli olduğunun vurgulandığını, bu kararlarda, pay defteri oluşturulduğu tarihte murisin terekesinin elbirliği mülkiyetine tabi olduğu, bu nedenle davaya konu yönetim kurulu kararının yasaya aykırı olduğu açıkça tespit edildiğini, anılan kararlarda miras hukukuna ilişkin hükümlere aykırılık neticesinde ilgili yönetim kurulu kararlarının TTK'nın 391.maddesine aykırı olduğu gerekçesi ile batıl olduğunun tespitine ve batıl yönetim kurulu kararına göre pay defterine işlenen kayıtların önceki duruma getirilmesine karar verilmesi isabetli bulunduğunu, Yargıtay, miras taksim edilmedikçe (paylaşılmadıkça) şirket payları üzerinde elbirliği mülkiyetinin hüküm sürdüğüne ve pay defterine kaydın elbirliği mülkiyetine uygun şekilde yapılması gerektiğine haklı olarak hükmettiğini, bakımdan alınan yönetim kurulu kararı, anılan yasa hükümlerine açıkça aykırı olup kararın butlanının tespitine karar verilmesi gerektiğini, somut olayda, pay defterindeki kayıtlar hukuka aykırı olmasına rağmen bu kayıtlar esas alınarak genel kurul toplantısı yapılması ve geri dönülemez kararlar alınması tehlikesi söz konusu olduğunu, düzenlenen pay defteri esas alınarak genel kurulun yapılması halinde ve bu kişilerin anılan genel kurulda oy kullanması halinde, pay defteri kaydına esas teşkil eden yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine ve pay defterindeki kaydın düzeltilmesine karar verilmesi neticesinde genel kurul kararının da sakatlanacağı açık olduğunu, mevcut durumda miras payı varmış gibi (ne var ki asıl olan bütün mirasçıların terekeye el birliği ile sahip olmasıyken) pay sahibi kaydedilen bu kişiler şirket genel kurulunda oy kullanacak ve bu kişilerin oylarıyla geri dönülemez köklü değişikliklere sebebiyet verileceğini, mahkemece esas yönünden bir tespit ve değerlendirme yapılana kadar işbu davaya konu yönetim kurulu kararının yürütmesinin geriye bırakılması hukuk güvenliği açısından elzem olduğunu, telafisi önemli ölçüde güç zararlar doğacağını, huzurdaki dava sonuçlanıncaya kadar davanın önüne geçilmesinin telafisiz zararlarının oluşmasına engel olunması amacıyla, dava konusu kararın yürütülmesinin geriye bırakılmasını talep ettiklerini, TTK. madde 391 uyarınca 24.09.2024 tarihli ve ... sayılı yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine ile pay defterinde gerçekleştirilen hukuka aykırı kaydın düzeltilmesini, yargılamanın sonuna kadar kararın yürütülmesinin geriye bırakılmasını, yargılama giderlerinin davalı üstüne bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde: .... Sulh Hukuk Mahkemesince 29.03.2024 tarihli ara karar ile verilen yetki hukuka aykırı olduğunu, karara mirasçılar vekili tarafından itiraz edildiğini, .... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ara kararına, dosyadaki davalı ve müvekkil şirket pay sahibi ...vekili tarafından itiraz edildiğini, .... Sulh Hukuk Mahkemesinin ... tereke sayılı dosyasında yer alan 29.03.2024 tarihli ara karar hukuka aykırı olduğunu, .... SHM'de görülen dava, terekenin tespiti istemli olduğunu, mahkeme tespit davasında terekenin yönetilmesi hususunda karar verdiğini, ayrıca Sulh hukuk mahkemesi yetki aşımı yaparak murisin terekesinde bulunmayan şirket hisseleri yönünden karar verdiğini, Asliye Ticaret Mahkemeleri'nin görevli olduğu bir alanda ara karar kurduğunu, bu hususta Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2013/15321 E., 2024/3755 K., 20.032024 Tarihli kararında "...ölen kişilere ait şirket paylarının mirasçılarına intikali ve şirketlerin tasfiyesi usulü Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlendiğinden davanın ticaret mahkemesinde görülmesi gerekir. Bu sebeple mahkemece şirketlere ilişkin davanın bu davadan tefrik edilerek ticaret mahkemesinde görülmesi gerekirken esastan incelenerek sonuçlandırılması doğru olmamıştır..." dendiğini, TTK madde 409/1 Hükmünde yer alan 3 aylık süre düzenleyici olduğunu, davacı taraf, TTK m.409/1 hükmü uyarınca genel kurul yapılmadığının anlaşıldığını ifade edildiğini, bu sürede genel kurul toplantısı yapılması zorunlu olmadığını, müvekkili şirkette 2022 yılı olağan genel kurul toplantısı için daha önceki çağrı 13 Ekim 2023 tarihinde yapıldığını, toplantı gerçekleştirildiğini, Genel kurul toplantısı, yönetim kurulunca uygun görülen tarihte yapılabileceğini, anonim şirketlerde şirketin menfaati, ortakların menfaatinden önce geldiğini, TTK m.369 uyarınca yönetim kurulu, özen ve bağlılık yükümlülüğü kapsamında şirket menfaatini korumakla yükümlü olduğunu, şirket yönetim kurulu görevinin başında olduğunu, genel kurul gündemi şirket menfaati doğrultusunda belirlenir ve uygun görülen zamanda genel kurul daveti yönetim kurulunca yapıldığını, müvekkili şirketçe bu hususta verilen cevab-i ihtarnamede de bu hususlar belirtildiğini, cevab-i ihtarname davacının dava dilekçesinin ekinde sunulduğunu, genel kurul toplantısının yapılmaması ve kar paylarının dağıtılmaması durumunda terekenin zarar göreceği iddiası gerçeklikten uzak olduğunu, davacı yan, 13.07.2024 tarihinde; genel kurul toplantısının yapılmaması ve kar paylarının dağıtılmaması durumunda terekenin zarar göreceğinden bahisle genel kurulun TTK m.413 hükmünde yer alan gündem maddeleriyle, 10 gün içinde toplantıya çağrılması talebinde bulunulduğunu, müvekkili şirket tarafından gönderilen ihtarname ile tereke temsilcilerinin genel kurul toplantısına katılma ve toplantı talebinde bulunma yetkilerinin bulunmadığının ifade edildiğini, murisin hisselerinin tereke temsilcileri tarafından temsil edilmeleri gerektiğine ilişkin tereke mahkemesinin 29/03/2024 tarihli ara kararının son derece açık olduğunu ifade ettiğini, 1 numaralı başlık altında 29.03.2024 tarihli ara kararın hukuka aykırı olduğunu, bu kararla yetki aşımı yapıldığını, karara karşı pay sahipleri vekilleri tarafından itiraz edildiği ifade edildiğini, Genel kurul yapılmaması ve kar dağıtımının yapılmaması durumunda terekenin zarar göreceği iddiası ise tamamiyle hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkili şirket, faal bir şirket olup her dönem karlılığını artırmakta ve faaliyetlerini sürdürdüğünü, şirketin genel kurul yapmaması ve kar dağıtmamasının terekeye zarar vereceği iddiası da dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkili şirket, kendi malvarlığı olan bir tüzel kişi olduğunu, bağımsız denetimden geçmiş finansal tablolar esas alınarak genel kurul tarafından kar dağıtılmaya karar verileceğini, TTK madde 409/2 hükmünde de kar dağıtımı, genel kurulun devredilemez görevleri arasında sayıldığını, bu kapsamda kar dağıtımına karar verecek organ münhasıran genel kurul olduğunu, kar dağıtımı işletmesel bir karar olup, şirketin menfaati ortakların menfaatinden öncelikli olduğunu, şirketin faaliyetini verimli bir şekilde sürdürmesi ve karlılığını artırması, ortakların da menfaatine olduğunu, dolayısıyla piyasa koşulları ve şirketin gidişatı dikkate alınarak kar dağıtılıp dağıtılmayacağına yapılacak genel kurulda pay sahipleri karar vereceğini, davacının kar dağıtımına yönelik iddiası dayanaksız olduğunu, Genel Kurulu Toplantıya Çağırma Yetkisi ve Görevi Esasen Yönetim Kuruluna Ait Olup Pay Sahibi Sıfatı Taşımayan Tereke Temsilcilerinin Genel Kurulu Toplantıya Çağırma yetkisi bulunmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca, genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi ve görevi esasen yönetim kuruluna ait olduğunu, bazı hallerde genel kurul kendisine kanunen yetki verilen organ ve kişiler tarafından da toplantıya davet edilebileceğini, bu çerçevede, i) tek pay sahibinin ve ii) azlık pay sahibinin mahkemeye başvurarak genel kurulun toplanmasını sağlama imkânının bulunduğunu, TTK madde 499/4 şirkete karşı pay defterinde kayıtlı kimselerin pay sahibi sıfatı taşıyacağı hükmüne amir olduğunu, tereke temsilcileri, .... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 29.03.2024 tarihli ara kararı uyarınca 22.06.2024 tarihli rapor tanzim edildiğini, raporun 2.ve8.sayfaları arasında bütün şirketlerde pay sahipleri ve pay oranları belirtildiğini, raporda tereke temsilcilerince müvekkili şirket ve diğer grup şirketlerde murisin ya da terekenin herhangi bir hissesi olmadığı ortaya konduğunu, Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne yazılan müzekkere cevaplarında da, müvekkili şirkette terekenin herhangi bir hissesi olmadığı ortada olduğunu, pay sahipliği sıfatı bulunmayan tereke temsilcilerinin bu kapsamda genel kurulu toplantıya çağırma yetkisinin bulunduğundan da bahsedebilmek mümkün olduğunu, TTK madde 410/2 hükmünde pay sahiplerinin genel kurulu toplantıya davet etmesi, yönetim kurulunun, devamlı olarak toplanamaması, toplantı nisabının oluşmasına imkân bulunmaması veya mevcut olmaması durumlarında, mahkemenin izniyle mümkün olduğu hükme bağlandığını, müvekkili şirkette yönetim kurulu görevinin başında olduğunu, geçmiş yıllarda olduğu gibi, diğer grup şirketlerinin de şartları göz önüne alınarak aynı tarihte genel kurul toplantısı yapmak üzere hazırlık yaptığını, Sulh Hukuk Mahkemesinin kararı TTK madde 410/2 hükmüyle uyumlu olmadığını, pay sahibi tarafından genel kurulun toplantıya davet edilmesinin şartları oluşmadığını, müvekkili şirket Yönetim Kurulu Faal Olup Genel Kurul Toplantı Çağrısı Yapılması İçin Yönetim Kurulu Toplantısı Yapılması Hususunda Yönetim Kurulu Üyelerine 19.11.2024 tarihinde bildirim yapıldığını, 21.11.2024 tarihinde 2024/2 sayılı yönetim kurulu kararı alındığını, müvekkili şirket yönetim kurulu faal olduğunu, şirket pay defteri, mahkeme kararları uyarınca TTK madde 494/2 gereği alınan ... ve 2023/2 sayılı yönetim kurulu kararı öncesindeki hale getirildiğini, mirasçılardan ...24/09/2024 tarihli yönetim kurulu toplantısında murisin vefatı nedeniyle intikal edecek hisseler yönünden oy kullanma ve genel kurula katılma haklarının geçişini ve miras paylarına denk gelen hisselerin pay defterine işlenmesi için şirket onayı verilmesini önerdiğini, şirketçe bu öneri TTK m.493/4 hükmü gereğince reddedildiğini, TTK madde 493/4'te düzenlenen "kaçınma klozu" şirkete tanınmış "yenilik doğurucu bir hak" olarak nitelendirildiğini, doktrin ve içtihatlarda da görüşler bu şekilde olduğunu, taraflarınca grup şirketlerimizden ana şirket ... A.Ş'ye yönelik aynı konulu yönetim kurulu kararına ilişkin ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. ... tarafından uzman görüşü alındığını, şirketin TTK madde 493/4 uyarınca mirasa konu payları gerçek değeri ile devralmayı önermek suretiyle iktisap edebileceğini, bu hisselerden doğan bütün idari ve mali hakların şirkete ait olacağı, şirketin gerçek değer üzerinden devralmayı önermesi tereke temsilcilerinin paylar yönünden herhangi bir ilgisi olmayacağı ve yine herhangi bir hakkının da söz konusu olmayacağını, doktrin ve içtihatlarda da şirketin kaçınma klozunu işletebileceği son derece açık bir şekilde ifade edildiğini, alınan yönetim kurulu kararı TTK m.493 uyarınca hukuka uygun bir şekilde alındığını, doktrin ve içtihatlarda satın alma önerisinin nasıl yapılacağı hususuna yönelik her bir husus da göz önünde bulundurulduğunu, şirket gerçek bedel üzerinden samimi bir satın alma önerisi sunduğunu, şirketin devralma yetkisini kullanması neticesinde, bir kısım paylar şirket tarafından iktisap edilmiş, kalan paylar yönünden oy kullanma ve genel kurula katılmaya ilişkin onay istemi reddedildiğini, TTK madde 494/2 payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmeleri hâlinde, bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin haklar derhâl genel kurula katılma haklarıyla oy hakları ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçtiğini, nihayetinde şirketçe onay verilmeyerek payların gerçek değeriyle alınması teklif edildiğini, genel kurula katılma hakkı ve oy hakları yönünden onay verilmediğini, bu kapsamda ise .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nce de belirtildiği üzere ikame edilen bir dava mevcut olmadığını, .... Sulh Hukuk Mahkemesince verilen ara kararın da şirket onayı koşulunu ortadan kaldırmadığı mahkemece ifade edildiğini,
HMK madde 389'da yer alan şartların hiçbiri meydana gelmediğini, HMK Madde 389 (1): Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceğini, tedbir talep eden taraf, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak, yasal delillerle ispat etmek zorunda olduğunu, ispat ölçüsü ise yaklaşık ispat kuralına göre belirlendiğini, yaklaşık ispat kuralının uygulanmasında hakim, iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğruluğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimalde olsa aksinin mümkün olduğu ihtimalini de gözetilmesinin gerektiğini, davacı taraf haklılığını yaklaşık olarak dahi ispatlayamadığını, bu sebeple ihtiyati tedbir talebinin de reddi gerektiğini, izah edilen tüm bu hususlar doğrultusunda, pay sahibi sıfatı taşımayan ve huzurdaki davayı açmaya yetkisi dahi bulunmayan tereke temsilcilerinin ikame ettiği davanın reddi gerektiğini, ihtiyati tedbir taleplerinin reddini, davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava dilekçesi, cevap dilekçesi ve sair tüm evraklar hep birlikte incelenmiştir.
Dava, Türk Ticaret Kanunu'nun madde 412 hükmü uyarınca şirket genel kurulunun toplantıya çağrılması için tereke temsilcilerine yetki verilmesi istemine ilişkindir.
Davalı ... ... A.Ş vekili ve mirasçılar ... vekili, ... vekili, ... vekili, ...vekilleri tarafından sunulan dilekçelerde: Muris ... ...'nun tereke temsilciliği tarafından takip edildiğini, 26.12.2024 tarihli protokol ile mirasçılar arasında terekeye temsilci atanmasına sebep olan uyuşmazlık dahil olmak üzere bütün uyuşmazlıklar anlaşma ile sonlandırıldığını, davalardan feragat edildiğini, protokol neticesinde ... ...'nun terekesi paylaşıldığını, huzurdaki davada davacı konumunda bulunan tereke temsilcisinin taraf sıfatı sona erdiğini, ... ... mirasçıları olarak ortak irade ile huzurdaki davadan feragat ettiklerini, mirasçıların imzalı beyanı ekte sunulduğunu, davalı tarafın herhangi bir vekalet ücreti, yargılama gideri talebi bulunmadığını, dilekçenin gereği yapılmasını talep etmişlerdir.
Tüm dosya kapsamına göre: Dava konusu olan genel kurul toplantısının yapıldığı, terekeyi oluşturan bütün mirasçıların aynı yönde beyanda bulundukları görülmekle, davanın feragat nedeniyle reddine, yine mirasçıların tamamının talepleri de dikkate alınarak yargılama gideri ve vekalet ücreti hususlarında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın feragat nedeniyle reddine,
2-Alınması gereken 615,40 TL harçtan davacılar tarafından başlangıçta yatırılan 427,60 TL harçtan mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacı tereke mirasçılarından alınarak hazineye irat kaydına,
3-Yapılan yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına,
4-Vekalet ücreti hususunda karar verilmesine yer olmadığına,
5-Karar kesinleşene kadar yapılacak yargılama giderlerinin davacıların gider avansından karşılanmasına, karar kesinleştikten sonra bakiye gider avansının istek halinde davacılara iadesine,
Dair, HMK 345 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğ edildiği tarihten başlayarak iki hafta içinde HMK 342 maddesi gereğince düzenlenmiş dilekçe ile HMK 343 maddesi uyarınca mahkememize veya başka bir mahkemeye yapılacak başvuru ile HMK 341/1 maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olarak tarafların yokluğunda oy birliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 13/03/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır