İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2024/774 K.2025/607

🏛️ İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 📁 E. 2024/774 📋 K. 2025/607 📅 23.09.2025

T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/774 Esas
KARAR NO : 2025/607
DAVA : İtirazın İptali (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 09/10/2023
KARAR TARİHİ : 23/09/2025
İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/02/2024 tarih ve ...Esas ...Karar sayılı ilamı ile görevsizlik kararı verilerek Mahkememize gelmekle, Mahkememizde görülmekte olan faaliyet izni kaldırılan banka alacağına ilişkin itirazın iptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket tarafından ... 24. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası üzerinden davalılara başlatılan icra takibine borçlu- davalı ... ve ...'ın itiraz ettiğini, icra dairesince borçlular yönünden itirazın iptali ile takibin durdurulmasına karar verildiğini, açıklanan nedenlerle davalı borçluların yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına ve asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere davalılar aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının işbu davayı yetkisiz mahkemede açtığını, müvekkilinin yerleşim yerinin ... ilçesi olduğunu, bu davada yetkili mahkemenin ... Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davalı müvekkili tarafından 21/03/2022 tarihinde borca itiraz edildiğini, itirazın iptali davası, itiraz tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde açılabileceğini, bu nedenle davacının (itiraz tarihinden 1,5 yıl sonra) 09.10.2023 tarihinde açtığını, itirazın iptali davası süresinde olmadığını, bu nedenle davanın süre yönünden usulden reddine, davacı tarafın icra takibinin haksız, usul ve yasa hükümlerine aykırı olması ve açıkça kötü niyet taşıması nedeniyle davalı müvekkili lehine % 20'den aşağı olmamak üzere icra kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, bu nedenlerle, davacı tarafın haksız, usul ve yasa hükümlerine aykırı davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas ... Karar sayılı dosyası ile müteveffa davalı ... hakkında tüm mirasçıların mirası reddetmesi sebebiyle iflas hükümlerine göre terekenin tasfiyesine karar verildiğinden tasfiye memuru olarak atanan kişinin davaya dahili ile taraf teşkili sağlanarak yargılamaya devam olunmuştur.
Tasfiye memuru ... cevap dilekçesinde özetle; itirazın iptali davasının süresinde açılmadığını, talep edilen alacağın zamanaşımı süresinin dolduğunu, bu nedenle zamanaşımı def'ini ileri sürdüklerin,i, davacı taraf dava konusu olayda zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğunu iddia etmişse de müteveffanın kefil olduğu ...AŞ'nin yeterli ticari faaliyeti olmaksızın kaynak aktarımı amacıyla kurulmuş bir şirket olduğu kabulünden hareketle dava konusu alacağın genel zamanaşımına tabi olup 10 yıllık süreye tabi olduğunu, alacağın likit olmayıp yargılamayı gerektirdiğini, davanın reddini ve %20'den aşağı olmamak üzere icra kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Toplanan Deliller:
... 24. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takip dosyasının UYAP kayıtları,
... 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dava dosyasının UYAP kayıtları ayrı ayrı celp edilerek dosya arasına alınmıştır.
Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:
Dava, müflis ... Şirketi ile davalılar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi uyarınca yürütülen ... 21.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas (eski ... Esas) sayılı icra takibine yapılan itirazın iptali isteminden ibarettir.
İtirazın iptali davası; 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, bu davanın açılabilmesi için:
1-İlamsız takip yapılmış olması,
2-Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,
3-Alacaklının, itirazın kaldırılması için İcra mahkemesine başvurmaması,
4-İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının 1 yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının bir arada gerçekleşmesi gerekir.
Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran, itirazla duran takibin devamınını amaçlayan bir dava olup yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır.
Somut olayda, ... 21.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas (eski ... Esas) sayılı takip dosyasının tetkikinde; alacaklı davacı tarafından borçlusu davalılar aleyhine, 10/04/2014 tarihinde, 169.493,26-Euro akreditif depo bedeli ve 225,00-TL teminat mektubu depo bedelinin tahsili amacıyla ilamsız takip başlatıldığı, takip dayanağının "genel kredi sözleşmesi, ihtarname, müflis banka defter ve kayıtları" şeklinde gösterildiği, ödeme emrinin borçlulara tebliği üzerine yasal süresinde olan 21/03/2022 tarihli itirazlar ile takibin durduğu, davalılar tarafından borca, fer'ilerine itiraz edildiği, itirazın alacaklıya tebliğ edilmediği, öyleyse eldeki itirazın iptali davasının yasal bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde olan 09/10/2023 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
Dava konusu uyuşmazlıkta, müflis ... Şirketi ile davalılar arasında genel kredi sözleşmesi akdedildiği, ihtarname içeriği de dikkate alındığında sözleşmenin 1995 yılı Nisan ayından evvel imzalandığı, sözleşme uyarınca kefil olan davalılar hakkında ... 21.İcra Müdürlüğü'nün ...Esas (eski ... Esas) sayılı icra takibinin yürütüldüğü, icra takibine yapılan itirazın iptali istemiyle işbu davanın açıldığı görülmüştür.
26/12/2003 tarihinde yürürlüğe giren 5020 sayılı Kanunun 27. maddesiyle 4389 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddesiyle, Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğu, 01/11/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı kanunun 141. maddesinde de Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğunun hükme bağlandığı, 5411 sayılı Kanunun geçici 16. maddesinde ise 141. maddede öngörülen 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olduğunun belirtildiği, bu durumda 26/12/2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. madde ile bu tarihte on yılını doldurmamış tüm fon alacaklarının zamanaşımı süresinin 20 yıla uzadığı bilinmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin 04/06/2014 tarih ...Esas ... Karar sayılı ilamı ile Bankacılık Kanunu'nun 141.madde hükmünün iptal edilmediği, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun geçici 16.maddesine ilişkin esas incelemenin "zamanaşımı" sözcüğü ile sınırlı olarak yapılmasına ve bu maddede yer alan "zamanaşımı" sözcüğünün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği açıktır.
Davaya ve takibe konu genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla davacının, 26/04/1995 tarihli ihtarnameyi göndererek hesap kat ihtarında bulunduğu, alacağın bu tarih itibariyle muaccel olduğu, dava konusu kredi sözleşmesinden kaynaklı borç bakımından 26/04/1995 tarihinde noter kanalıyla yapılan ihtarattan sonra icra takibine kadar zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir işlem yapılmadığı, davaya konu icra takibinin ise 10/04/2014 tarihinde başlatıldığı, dolayısıyla zamanaşımını kesen en son işlemin 26/04/1995 tarihli ihtarname olduğu, zamanaşımı süreleri ve tarihler dikkate alındığında davaya konu alacağın 4389 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddesinin yürürlüğe girdiği 26/12/2003 tarihinde on yıllık zamanaşımı süresini doldurmadığı ve zamanaşımı süresinin 20 yıla uzadığı (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46.Hukuk Dairesi'nin ...Esas... Karar, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18.Hukuk Dairesi ... Esas... Karar), dava konusu alacağın fon bankası alacağı olması nedeniyle yukarıda bahsi geçen yasa hükümleri uyarınca, somut olayda zamanaşımı süresinin 20 yıl olarak uygulanması gerektiği ve bu sürenin alacağın muaccel olduğu tarihten başlayacağı, dosya kapsamından takibe konu borcun 26/04/1995 tarihinde muaccel olduğu bildirilerek kat edildiği, icra takibine ise 10/04/2014 yılında başlandığı, 20 yıllık sürenin dolmadığı görülmüştür. Ancak söz konusu düzenleme borçlular için olup somut uyuşmazlıkta davalılar kefildir.
6098 sayılı TBK’nın 598/3. maddesi, ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.'', 598/4. maddesi ise, ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' hükmünü içermektedir.
818 sayılı Borçlar Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde akdedildiği anlaşılan genel kredi sözleşmesi, 6101 sayılı 6098 sayılı kanunun yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddenin 2.cümlesi uyarınca, TBK'nın yürürlüğe girmesinden sonraki sona erme, tasfiye ve temerrüd 6098 sayılı TBK hükümlerine tabi olup, buna göre kefaletin 10 yıl için verildiğinin kabulü gerekmektedir. 6098 sayılı Kanunun 598. maddesinde kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin kendiliğinden sona ereceği düzenlenmesi karşısında; süre kamu düzenine ilişkin resen nazara alınması gerekli hak düşürücü süredir. Türk Borçlar Kanunu ile 10 yıllık hak düşürücü süre ilk defa öngörülmüş olup, başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolduğundan, hak sahipleri 6101 Sayılı 5. maddesi uyarınca Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilecektir.
Davaya esas kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda gerçek kişi kefillerin kefaletlerinden sorumlu olacakları süre yönünden bir zaman sınırlaması öngörülmemiştir. Ancak 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nın 598. maddesinin üçüncü fıkrası ile gerçek kişilerin kefaletinin kefalet tarihini takip eden 10 yılın sonunda kendiliğinden sona ereceği düzenlenmiştir. Yine 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5. maddesinin ikinci fıkrasında, Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olduğunda başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahiplerinin Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanacakları, ancak, bu ek sürenin, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamayacağı öngörülmüştür. Madde de belirtildiği üzere kefalet sözleşmesinin kurulmasından başlayarak on yıl geçmesi ile kefalet kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Kefalete konu borcun muacceliyeti maddede öngörülen hak düşürücü sürenin başlamasına etkili değildir. Kefalet tarihinden itibaren on yıllık hak düşürücü süre içinde kefil hakkında borçtan dolayı takip başlatılmaması halinde kefalet sözleşmesi kendiliğinden sona ereceğinden kefalete dayalı olarak takip yapılmasına olanak bulunmamaktadır.
Somut olayda borcun dayanağını oluşturan genel kredi sözleşmesi 1995 yılı Nisan ayından önce tarihlidir. TBK’nın yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden önce, 2005 yılında 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu ve 6101 sayılı yasanın 5/2 maddesinde ifade edilen 1 yıllık ek sürenin de 01/07/2013 tarihi itibariyle sona erdiği anlaşılmaktadır. Eldeki davaya konu icra takibinin ise hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra 10/04/2014 tarihinde başlatıldığı anlaşılmaktadır. Davalının sorumluluğunun kaynağı olana kefalete ilişkin hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle, fon alacakları için uygulanan 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçip geçmediğinin artık davalı kefilin sorumluluğuna bir etkisi yoktur (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43.Hukuk Dairesi 10/07/2025 tarih...Esas...Karar).
Şu durumda davalı olan kefiller yönünden takip tarihine kadar borcun zamanaşımına uğradığı değerlendirilmiş, davalılardan ...'ın davanın açıldığı tarihten dört gün sonra vefat etmesi karşısında taraf teşkilinin sağlanması adına gerekli işlemler yapılmış, tüm yasal mirasçıların mirası ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas... Karar sayılı kararı ile kayıtsız şartsız reddettiği görülmekle davaya dahil edilen mirasçılar yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermek gerekmiş, her iki davalı da zamanaşımı def'ini ileri sürmekle bu def'i yerinde görülmüş ve takdire bağlı aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: İzah olunan gerekçelerle,
1-Davacı tarafından davalı ... aleyhine itirazın iptali ve takibin devamı amacıyla açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine,
2-Davacı tarafından davalı ... -mirasçıları- aleyhine itirazın iptali ve takibin devamı amacıyla açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine,
3-Davacı tarafından davalı ... -tasfiye memuru- aleyhine itirazın iptali ve takibin devamı amacıyla açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine,
4-Davacı taraf harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
5-Davacı tarafından yargılama nedeniyle yapılan 795,00-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı ... tarafından yapılan 500,00-TL posta ve tebligat masrafındna ibaret yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine,
7-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan ve takdir olunan 77.592,98-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine,
8-Davalı ... mirasçılarının mirası reddetmesi dava tarihinden sonra kesinleştiğinden, dava açılmasında davacı tarafa kusur yüklenemeyeceği, bu sebeple, dava açmakta kusuru olmayan davacı aleyhine vekalet ücreti takdir edilmesinin doğru olmayacağı anlaşılmakla (Yargıtay 4.Hukuk Dairesi ... Esas ...Karar 09/11/2023 Tarih) davalı ... mirasçıları lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
9-Yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde ilgilisine re'sen iadesine,
Dair, davacının vekilinin ve e-duruşma ile katılan ... vekilinin yüzüne karşı, diğer davalı mirasçılar ve tasfiye memurunun yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 (iki) hafta içinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer yada başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolunun açık olduğu, istinaf dilekçesinde istinaf yoluna başvuru konusu edilen hususlar ile nedenlerinin belirtilmesinin gerektiği, süresi içerisinde karara karşı istinaf yoluna başvurulmaması halinde hükmün kesinleşeceği ve infaz edilebileceği açıklanmak suretiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.23/09/2025
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır