İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2021/484 K.2025/824
T.C.
İSTANBUL
7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/484
KARAR NO : 2025/824
DAVA : Tazminat
DAVA TARİHİ : 12/10/2005
KARAR TARİHİ : 06/11/2025
Mahkememizde görülmekte bulunan Tazminat davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesiyle özetle; denetçisi oldukları ... A.Ş'nin 08/10/2005 tarihinde yapılan 2004 hesap yılına ilişkin Olağan Genel Kurul Toplantısında şirketin geçmiş yılları kapsayan faaliyetleri ile ilgili yapılan incelemeler ile SPK tarafından yapılan denetleme ve inceleme sonucu şirketin geçmiş yıllara ait icraatlarının araştırıldığını ve şirketin kasten zarara sokan ve Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet eden davalılar hakkında hukuki ve ceza-i kanun yollarına başvurulmasına karar verildiğini, 2000 ile 2002 yılları arasındaki yönetim kurulunun, .... başkanlığında ..., ..., ...,...ve ...'dan oluştuğunu, ..., ... ve ...'ın yönetim kurulu üyesi olduğunu, yönetim kurulu üyesi ...'ın tek imza ile şirketi temsile yetkili olduğunu, bu sürede şirketi zararına usulsüz işlemler yapıldığını, ...A.Ş.'nin 22 ortaklı bir dış ticaret sermaye şirketi olduğunu, ... A.Ş.'nin bu şirketin ortağı olduğunu, Y.K.üyesi ve Genel Müdürü ...'ın şirkette görev yaptığı dönemde ... A.Ş.'nin de Y.K.Başkanı ve Genel Müdürü olarak görev yaptığını, ... İpliğin 2001 yılında ... A.Ş.'deki iştirakinin %8,42 iken ... A.Ş.'nin 2002 yılında sermayesinin 150 Milyar TL'dan 100 Milyar TL artırarak 250 Milyar TL'na çıkarılmasıyla oluşan rüçhan hakkı kullanımına dair bir Y.K.kararına rastlanmamasına rağmen şirketin kendi payı ile ilgili rüçhan hakkını kullandığı gibi ... A.Ş.'nin diğer ortakları tarafından kullanılmayan rüçhan haklarının da kullanılıp ödenmesi ile 20Cİ2 yılında ... A.Ş.'nin ... A.Ş.'deki ortaklık payının %15,05'e ulaştığını, Şirketin 31.12.2003 itibarıyla ... A.Ş.'den 1.337.033.000.000 TL alacaklı olduğunun tespit edildiğini, ... A.Ş.nin bazı ortaklarının kredi ihtiyaçlarında birbirine kefil olduğunu, şirketin de ... A.Ş.ve ... A.Ş.ile birlikte ... A.Ş.'nin ... A.Ş.üzerinden aldığı ... kredilerine kefil olduğunu, ... A.Ş.'nin bu kredileri geri ödememesi nedeniyle müteselsil kefiller olan ... A.Ş., ... A.Ş.ve ... A.Ş.tarafından ödendiğini, ... A.Ş.'nin ... A.Ş.'den olan alacaklarının da bu kredi geri ödemelerinden kaynaklandığını, Bu geri ödemeler karşılığında ... A.Ş.'nin borçlu, ... A.Ş.' nin alacaklı olduğu kambiyo senetlerinin alınarak ...13.İcra Müdürlüğu'nün ... E.sayılı dosyası ile 674.855. USD'lık alacağın tahsili için icra tsakibi yapıldıgını, dosya borçluları ... ve ... A.Ş.'nin takibe dahil edildiğini, ... A.Ş.'ne ödeme emri gönderildiği halde ... A.Ş.'ne gönderilmediğinin tespit edildiğini, ... A.Ş. aleyhine yapılan takibin iflas yolu ile takibe çevrildiğini, itiraz üzerine ...2.Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan itirazın iptali davasının yetki yönünden reddedilmesi üzerine ... 2.ATM'de devam eden yargılamada iflası istenecek iki borçlu varken ... A.Ş. aleyhine dava açılmayıp tek bir borçlu aleyhine iflas dava açildığından İİK 176/B maddesi gereği dava şartı gerçekleşmemiş olması nedeniyle davacın reddedildiğini, kararın temyiz edildiğini, ancak temyiz taleplerinin ve tashihi karar başvurularının reddedilmesiyle kararın kesinleştiğini, Şirket tarafından 18.09.2003 tarihinde ...4.İcra Mudürlüğü'nün ... E.sayılı dosyası ile ... A.Ş.aleyhine 355.933.634.710 TL nın tahsili için icra takibi yapıldığını, bu işlemler devam ederken ... A.Ş.'nin (...), ... A.Ş.'ne karşı açmış olduğu iflas davasının 31.12.2004 tarihinde ... A.Ş.'nin iflası ile neticelendiğini, ...3..iflas Müdürlüğü'nün ...sayılı dosyasında ... A.Ş.'nin iflasının açıldığını, neticede şirketin gerek ... A.Ş.'den gerekse ... A.Ş.'den alacağını tahsil etme imkanının ortadan kalktığını, ... A.Ş.tarafından ortaklarına kullandırılan .... kredilerinin toplamının 18.407.000 USD olduğunu, ... A.Ş.'nin bu krediden sadece 275.000 USD kullandığını, toplam kredinin %1,49'una tekabül ettiğini, buna rağmen kefalet miktarının çok yüksek olduğunu, ayrıca kredinin kullanıldığı dönemde şirketin oldukça likit bir durumda olduğunu, ...'ın aynı zamanda ... A.Ş.'nin Y.K.üyesi ve Genel Müdür olmasının, TTK anlamında rekabet yasağına aykırılık oluşturduğunu, şirket yönetim kurulu üyelerinin de bu usulsüz işlemlere müdahale etmeyerek icazet verdiklerini, bu usulsüz işlemlerden ve şirketin uğradığı zararlardan geçmiş yıllarda yapılan genel kurullara ve S.P.Kurumuna bilgi verilmediğini, davacı Şirket ile ... A.Ş. ve ... A.Ş.arasındaki ilişkiler nedeniyle şirketin mesnetsiz olarak zarara sokulduğunu, şirket kayıtlarına göre şirketin ... ... A.Ş.'den 30.09.2004 tarihi itibarıyla .alacağının 1.706.720 Milyon TL olduğunu, tamamı için karşılık ayrıldığını, ... A.Ş.'nin genel yönetim giderlerinin 1999 yılında 7.389 Mi[yon TL iken 2000 yılında 50 kat artarak 371.278 Milyon TL olduğunu, bunun sebebinin 30.12.2000 tarihli 411.840.000.000 TL tutarındaki ... ve ...A.Ş.'nin 2000 yılı yönetim danışmanlık, teknik hizmet bedeli açıklamasıyla ... A.Ş.'ne kestiği faturadan kaynaklandığını, bu konuda şirketin muhasebe kayıtlarında bir belge ve döküme rastlanmadığını, usulsüz olarak ... A.Ş.'ne büyük miktarda kaynak aktarıldığını, bu kaynakların muhtelif tarihlerde yapılan sermaye artırımlarında ... A.Ş.ortağı olarak sermaye taahhüt borçlarında kullanıldığını, bu işlemlerin amacının ... A.Ş. vasıtasıyla ... A.Ş.'den ... A.Ş.'ne örtülü kaynak aktarmak olduğunu, ... A.Ş.'nin Y.K.Karar Defterinin incelenmesinde, sjrketin 28.04,2000 tarih ve 52 no.lu Y.K. toplantısında Holding'e 2 Trilyon TL sermaye taahhüdünde bulunmasma, 22.03.2001 tarih ve 100 no.lu Y.K.toplantısında şirket alacağına mahsuben Holding'den 19.988 MilyonTL bedelle 9.999 adet ... San.A.Ş. hisse senedi devir alınmasına, 26.08.2001 tarihli 126 no.lu Y.K.toplantısında şirketin Holdingden olan alacağının ... A.Ş.sermayesine ilave edilmesine, 26.08.2001 tarih ve 134 no.lu Y.K.toplantısında Holdingin 1 Trilyon borcunun holdingin sermaye artırımına mahsup edilmesine karar verildiğini, tüm bu kaynak aktarımlarına rağmen Holding'in 2001 yılında 389,4 Milyar TL, 2002 yılında 494,6 Milyar TL, 2003 yılında 187,4 Milyar TL zarar açıkladığını, Şirketin 26.05.2002 tarihinde yapılan 2001 yılına ait olağan GK toplantısından sonra Holdingin hissedarı bulunduğu ... AŞ.nin Sgk ya olan borçlarını mütaddit defalar hiçbir yönetim kurulu kararı olmaksızın ödeyerek şirket malvarlığının kasten azalmasına sebebiyet verildiğini, ayrıca ... A.Ş. avukatlarından ... ve ...'e mesnetsiz havaleler yapıldığını, Şirketin, '..., ... A.Ş.'nin artırılan sermayesine 29.05.2000 tarihinde gerekli değer tespitleri yaptırılmadan fazladan %50 primli olarak 600 Milyar TL nominal değerli hisse senedi alarak %23,07 oranında iştirak ettiği, ... A.Ş.'nin 22.05.2002 tarihinde yaptığı sermaye artırımına da 2.400 Milyar TL nominal bedelli sermaye paylarını almak suretiyle bu şirketteki sermaye payını %51,06 'ya çıkardığını, ... 02.04.2002 tarihli, 42 no.lu Y.K.toplantısında, hissedarı bulundukları ödeme aczi içinde bulunan ve aleyhine iflas d avası devam eden ... A.Ş.'nin sermayesinin 3.275.000.000.000 TL artırılmasına karar vererek ... A.Ş.'den kaynak aktarımına devam ettiğini, ... A.Ş.'nin 1999 yılı mali tabloları üzerinden değerlemesine ait ... tarafından hazırlanan imzasız raporda, bu şirketin sermayesinin büyük bölümünün kaybedilmiş olduğunun belirtildiğini, ... A.Ş.'nin sermayesine Holding'in iştirak ettiğini, Holding özerinden dolaylı biçimde iştirak edilen ... A.Ş.'nin ... ve ... A.Ş.'den kullandığı kredilere ...'ın imzası ile ... A.Ş.'nin müşterek borçlu ve müteselsil kefil yapıldığını, kredilerin asıl borçlu tarafından ödenmemesi üzerine şirketin nakit mevduatına el konulduğunu, şirketin bankalar tarafından yapılan takiplere maruz kaldığını,Şirketin Genel Müdür Yardımcısı ... ve kendisine bağlı olarak çalışan ...'ya müştereken emanet edilmiş olan ve bedelsiz sermaye artırımında basılmış ve ortaklar tarafından henüz teslim alınmamış, şirket kasasında emanette duran hamiline yazılı 275.206.400 adet hisse senedinin, ...'nın kendisini bunların maliki gibi göstermek suretiyle 26.05.2002 tarihinde yapılmış olan 2001 yılı olağan genel kuruluna, toplantıdan sorumlu ... vasıtasıyla katılımı sağlanarak, bu hisse senetlerinin asaleten ... tarafından temsil yetkisinin kullanılmasının temin edildiğini, yasaya aykırı bu usulsüz işlemin S.P.K.'nun 47.ve devamı maddelerine muhalefet teşkil etmekle birlikte hissedarların haklarını kasıtlı olarak korumayıp kendilerine tevdi edilen malvarlığını kasten azaltarak emiyeti suistimal ettiklerini, Şirket malvarlığının azaltılmasına yönelik işlemlerin yapıldığı tarihlerde yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerinin davalılar olduğunu, Bahsi geçen Yönetim ve Denetim Kurulu Üyeleri ile Genel Md. ve Genel Md.Yardımcılarının Yasaya, ana sözleşmeye aykırı usulsüz işlemleri neticesinde şirketin USD bazında 10.000.000 USD zarara uğratıldığını iddia ederek,Neticede, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı tutularak şimdilik 1.000.000.000.000 TL (1.000.000,- YTL) lik zararın, zararın meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek TCMB tarafından ilan edilen avans faiz oranı ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, karar verilmesini dava ve talep etmişlerdir.
Davalı ... vekili 28.11.2005 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle;Müvekkilinin 07.11.2002 tarihinde görevinden istifa ettiğini, yerine atanan yönetim kurulu üyesinin zorunlu dava arkadaşlığı nedeniyle davaya dahil edilmesi gerektiğini, davanın sorumluluk davası olduğunu, dava ve tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını, Şirketin kuruluşundan yana 30 yıldan beri yönetim kurulu üyesi olduğunu, 1999-2000-2001 olağan genel kurulunda şirketin tüm ticari faaliyetlerinin ve bilançolarının ibra edildiğini, 14.09.2003 tarihinde yapılan ibranın açık ve kesin ibra olduğunu, yasal hak ve imkanına rağmen azınlık hakkı sahibi ... vekili, ihtar sahipleri ..., ..., ..., ... ve şirket ortağı ... Hariç diğer tüm şirket ortaklarının zararı ve mesul olanı bildikleri ve öğrendikleri halde, yasal haklarını kullanmayarak kesin ibrayı 14.09.2003 tarihinde fiilen ve hukuken yaptıklarını, TTK 340 ve 309 maddelerine göre 14.09.2003 tarihinden itibaren 2 yıl geçmiş olmakla dava hakkının zamanaşımına uğradığını, Davacı yanın 2000-2002 yıllarında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin şirketi zarara uğrattığını iddia ettiğini, ....A.Ş.(... A.Ş.) ile olan muameleler: Müvekkilinin iddia edilenin aksine ... A.Ş.'nin ... A.Ş.'ni temsilen atanmış ve bu şirkette Y.K.üyesi ve başkanı olarak görev aldığını,genel müdürü olmadığını, genel müdürün ... olduğunu, ... A.Ş.'nin bir dış ticaret şirketi olup, birden çok tüzel kişinin katılımı ile kurulduğunu, ortak firmaların ihracatlarını ... A.Ş. ile gerçekleştirdiğini, bu şekilde yapılan ihracatlarda ortak firmaların yüksek oranda vergi iadesi almak gibi büyük avantajlarının olduğunu, ... A.Ş.'nin ... kredisi alabilmesi için ortaklarının teminat mektubuna ihtiyacı olduğunu, ekonomik kriz nedeniyle ... ...'ye olan borçlarını ödemede geciktiği ilk anda kendisine verilen ... adına işlem yapma vekaletinin iptal edildiğini, ödenemeyen kredinin teminat mektubunun paraya çevrilmesi suretiyle ödemenin kefiller arasında paylaştırılarak riskin dağıtıldığını, bir kaynak aktarımının söz konusu olmadığını, Yönetim kurulu kararı olmadan ... İpliğin 2001 yılında ... A.Ş.'deki iştirakinin %8,42 iken diğer ortakların da rüçhan hakkı kullanılarak 2002 yılında ... A.Ş.'nin ... A.Ş.'deki ortaklık payının %15,05'e çıkarıldığı iddiasının müvekkilinin ve y.k.üyelerini kusurlandıracak dayanaktan yoksun olduğunu, zira bu sermaye artırımının şirket bilançosunda ve yönetim kurulu.faaliyet raporunda gösterildiğini ve tasdik gördüğünü, Müvekkilinin yetkilerinin kötüye kullanarak şirketi kefil yaptığı iddiasının yersiz olduğunu, zira bu kefaletin onaylanan şirket faaliyetinde yer aldığını, Şirketin 31.12.2003 tarihinde 1.337.033 YTL alacağının kefaletten doğan zarar olarak şirketin üstünde kaldığı iddiasının haklı olmadığını, yapılan işin ticari ortaklığın esasına uygun olduğunu, zira ... üzerinden aldığı eximbank kredisinin ödenmemesinden dolayı borcun diğer kefiller ... A.Ş.,...A.Ş., ... A.Ş.ile birlikte paylaşılarak ödendiğini, şirketin üzerindeki kefalet yükünün azaltıldığını, ... A.Ş.ile olan muameleler : Şirket ile ... A.Ş. ve ... A.Ş.arasındaki ilişkiler nedeniyle şirketin mesnetsiz olarak zarara sokulduğu, şirket kayıtlarına göre şirketin ... ... A.Ş.'den 30.09.2004 tarihi itibarıyla alacağının 1.706.720 Milyon TL olduğu, tamamı için karşılık ayrıldığı iddiasının hukuki yapı ve gerçekle örtüşmediğini, zira şirketin ... A.Ş.'nin hissedarı olmayıp ... A.Ş.'nin ortağı olduğunu, ...'ye yapılan yatırımın ... bünyesinde sorgulanması gerektiğini, şirketin Holding ile olan ilişkisinin genel kurulda onaylandığını savunarak, zamanaşımı ve esastan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir
Davalılar .... .... .... .... .... .... .... ... ve ... vekilleri 29.11.2005 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Taraflarına tebliğ edilmeyen ve davaya mesnet teşkil ettiği iddia edilen 08.10.2005 tarihli 2004 yılına ait olağan genel kurul toplantısında müvekkillerinden ...'nun (y.k.üyesi sıfatıyla), ... 'un (y.k.üyesi sıfatıyla), ..., ..., ...'ın (denetim k.üyesi sıfatıyla) 2004 yılı faaliyet döneminden dolayı ibra edilmemelerine, müvekkilleri dışında kalan Y.K.ve D.K.Üyelerinin ibralarına karar verildiğini, müvekkillerinin ibra edilmemelerine dair kararın Kanuna, ahlaka ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, genel kurulda okunan bağımsız denetçi raporunda herhangi bir olumsuzluğun genel kurula sunulmadığını, keza 2004 yılına ait bilanço ve gelir gider hesaplarının onaylandığını, buna rağmen sadece müvekkillerinin ibra edilmeme nedenlerinin açıklanmadığını, müvekkillerinin 2004 yılından önceki yıllara ait işlemlerden sorumlu tutulmaya çalışıldığını, önceki yıllara ait genel kurul kararlarının iptal edilmesinin 08.10.2005 tarihli genel kurulun yetkisinde olmadığını, Dava dilekçesinde ...tarafından düzenlenen bir rapordan bahsedildiğini, bu raporun kendilerine tebliğ edilmediğini, müvekkili denetçilerin genel kurula sunduğu denetçi raporuna karşı I.Hasan Şenel'in ayrık bir beyanı olmadığını, kendisine genel kurulca özel denetçi görevinin verilmediğini, davacı delillerinin kendilerine tebliğ edilmediğini, Davacı şirketin ... depreminden sonra 1972 yılında çok ortaklı bir şirket olarak kurulduğunu, makine yüksek mühendisi olan davalı ...'ın şirkete genel müdür olarak getirildiğini, 14.10.2003'e kadar bu görevinin sürdüğünü, görevini...'dan yürüttüğünü, şirketin zamanla büyüyerek holding yapısına kavuştuğunu, 1996 yılında hisselerinin İMKB'na kote edilerek halka açıldığını, ... grubu hissedarların şirketi 30 yılda bu duruma getirenleri karalamak için bu davayı açtıklarını, davalı müvekkillerinin ... için çalışan ve burada itibarlı kişiler olduğunu, öncelikle davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, davacı şirket denetçilerinin dava açma hakkı bulunmadığını, dava dilekçesinin açık olmadığını, dayanağı raporların kendilerine tebliğ edilmediğini, hangi davalının hangi zarardan ne ölçüde sorumlu tutulduğunun belli olmadığını, 08.10.2005 tarihli genel kurul kararı ile önceki G.Kurullarda alınan ibra kararlarının ortadan kaldırılamayacağını, müvekkillerine izafe edilen eylemlerin TTK'nun 336.maddesinin 1-5.fıkralarında sayılan hususların hiçbirinde yer almadığını, denetçilerin görevlerinin TTK 353-357.maddelerinde, şahsi mes'uliyetlerinin ise TTK mad.358 ve 359 'da düzenlendiğini, müvekkili denetçilerin kusurlu olduğunu iddia ettirecek bir hususun mevcut olmadığını, müdürlerin görevlerinin TTK'nun 342.maddesinde düzenlendiğini, müvekkili genel müdür yardımcısının ortaklığın karar alma yetkisine sahip müdür olmadığını, Şirket malvarlığının azaltılmasına yönelik işlemlerin yapıldığı tarihlerde yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerinin aşağıda belirtilen isimlerden oluştuğu denilerek oluşturulan tablonun gerçeğe aykırı olduğunu, 28.01.2005 tarihi itibarıyla oluşturulan tablodan davacıların kendi korudukları isimleri çıkardıklarını, bu durumun şirketin ticaret sicil kayıtlarından görülebileceğini, faize ve ihtiyati hacze ilişkin taleplerin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davanın reddi gerekmekle birlikte ancak dava tarihinden itibaren faiz istenebileceğini belirterek, öncelikle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine, davacıların taraf ehliyeti olmaması nedeniyle aktif husumetten reddine, davanın esastan reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkememize ait 27/06/2013 tarihli ve ... E.K. Sayılı karar ile "1-1.000.000-TL davacı alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 2- Karşı davanın REDDİNE," dair karar verildiği, anılan kararın davacı vekili, davalı ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... vekili, davalı ... mirasçıları ..., ..., ... ve ... vekili tarafından temyizi neticesinde; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi' nin 29.05.2019 tarihli kararı ile... - ...E.K. Sayılı ilamı ile "Karşı dava, asıl davada davacı- karşı davada davalı şirketin 08/10/2005 tarihli genel kurulunda alınan sorumlu bulunan yönetim kurulu üyeleri ile denetçiler hakkında hukuk davası açılması ve suç duyurusunda bulunulması için denetim kuruluna yetki verilmesine ve ibra edilmemeye ilişkin 5 numaralı kararın iptali, 2004 yılı faaliyetlerinden dolayı karşı davacılara sorumluluk tevcih edilemeyeceğinin tespiti istemlerine ilişkindir. Asıl dava ile sorumluluk davası açıldığına göre ibra edilmeme kararının iptali davası açılmasında, yine 2004 yılı faaliyetlerinden dolayı karşı davacılara sorumluluk yüklenemeyeceğinin tespiti gibi bir menfi tespit talebinde bulunulmasında hukuki yarar bulunmadığından karşı davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekirken karşı davanın yazılı gerekçeyle reddi doğru görülmese de sonucu itibariyle doğru bulunan karşı davanın reddine dair verilen kararın değişik bu gerekçeyle onanması gerekmiştir.
2-Asıl dava, davacı şirket yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluluğu nedeniyle oluşan şirket zararının tazmini istemine ilişkin olup, asıl davada davalılar vekillerince zamanaşımı def’inde bulunulmuştur. Mahkemece, asıl davada davacı 08/10/2005 tarihli Denetim Kurulu raporunda zararı öğrendiğini belirterek davayı açtığına göre Denetim Kurulu raporu tarihi itibariyle TTK'nın 309. maddesinde belirtilen zamanaşımı süresinin doğmadığı gerekçesiyle zamanaşımı def’i reddedilerek işin esası incelenip karar verilmiştir.
Asıl dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 309. maddesi uyarınca “Mesul olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl geçmekle müruruzamana uğrar. Şu kadar ki; bu fiil cezayı müstelzim olup Ceza Kanununa göre müddeti daha uzun müruruzamana tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o müruruzaman tatbik olunur.”
Asıl davada davalılar aleyhine hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçu nedeniyle açılan ceza davası sonucunda mahkumiyet kararı verilmiş, Yargıtay 15. Ceza Dairesince verilen 05/02/2014 tarihli ilam ile zamanaşımı dolduğundan hükümlerin bozulmasına, 5271 sayılı CMK nın 223/8. maddesi gereğince sanıklar hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir.
Mahkemece, asıl davada davacı zararının borçluları ... ve ... olan 20/03/2002 vadeli her biri 221.288 USD tutarlı 3 adet bononun tahsil edilememiş olmasından dolayı 959.534.483.400.-TL, şirket tarafından 18/09/2003 tarihinde ... 4. İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası ile yapılan icra takibinde ... A.Ş.’nin iflası nedeniyle tahsil edilemeyen 251.947.251.066.-TL, ... A.Ş. sermaye artırımından dolayı 1.707.443.248.146 TL, ... A.Ş.nin sermaye artırımına katılmak suretiyle ... A.Ş.’ye verilen ve tahsil edilemeyen 1.312.162.000.000.-TL olmak üzere toplam 4.905.178.982.612 (4.905.178.98) TL olduğu kabul edilmiş, sorumluluk sebepleri bu zarar kalemleri üzerinden belirlenmiştir. Bu durumda, dava konusu edilen ve mahkemece kabul edilen her bir zararlandırıcı eylem yönünden sorumluluğu doğuran fiilin işlendiği tarihin ve yine bu fiillerin asıl davada davacı tarafından öğrenildiği tarihlerin ayrı ayrı belirlenerek zamanaşımı süresinin bu hükümler çerçevesinde tespiti ile zamanaşımı def’inin değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
3-Kabule göre de, asıl davada davalılar, asıl davada davacı şirket genel kurullarında verilen ibra kararları nedeniyle sorumluluklarının bulunmadıklarını savunmuşlardır. Şirket yönetiminin zarara yol açan işlem ve eylemleri genel kurulda tüm açıklıkla ve ayrıntılarıyla açıklanıp irdelenmişse yapılan ibra gerçek anlamda borçtan kurtarma ve aklama niteliği taşır. Bu şekilde bir ibranın varlığı halinde ise zarara neden olsalar dahi sorumlular aleyhine sorumluluk davası açılamaz. Genel kurulda yapılan ibranın aklanma sonucunu doğurabilmesi için davada ileri sürülen ayrıntının faaliyet raporunda tartışılması ve buna rağmen ibra kararı alınmış olması gerekir. Bu nedenle, asıl davada davalıların sorumluluğuna karar verilen eylemler nedeniyle bu eylemlerden sonra yapılan genel kurullarda ibra edilip edilmediklerinin, ibra edilmişlerse asıl davada davalıların dava konusu eylemlerinin faaliyet raporları ve bilançolara konu olup olmadığının, genel kurullarda değerlendirilip tartışılmak suretiyle ibra kararının verilip verilmediğinin tespit edilmesi, böylece ibraların geçerliliğinin değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece bu yönde bir inceleme yapılmaksızın ve bu hususa ilişkin bir gerekçeye yer verilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş asıl davada verilen hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
4-Bozma sebep ve şekline göre, temyiz eden taraf vekillerinin asıl davada verilen hükme yönelik sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden taraf vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan karşı davada verilen hükmün açıklanan değişik gerekçeyle ONANMASINA, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle asıl davada verilen hükmün BOZULMASINA, (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden taraf vekillerinin asıl davada verilen hükme yönelik sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına," dair karar verildiğinden dosyanın mahkememizin yukarıda yazılı esas sırasına kaydı yapılmıştır.
Mahkememizce yeni esasa kaydedilen dosyanın yargılama aşamalarında; dosyanın incelenmesinde davanın davacı ... ve ... San. A.Ş adına şirket denetim kurulu üyeleri... ve ... tarafından davalılar aleyhine yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluğu nedeni ile oluşan şirket zararının sorumlulukları oranında davalı yönetim kurulu ve yönetim kurulu üyelerinden tahsili istemi ile dava açıldığı,...'ın 21/04/2011 havale tarihli dilekçe ile; kendi adına asaleten diğer davacı... adına vekaleten 14/04/2011 tarihli vekaletnamesini ibraz ettiği, dosyanın ilerleyen aşamalarında asalaten ve vekaleten ...'a tebligatların yapıldığı, davanın kabulüne, karşı davanın reddine ilişkin verilen hükmün Yargıtay 11. HD'sinin 02/05/2019 tarihli ilamı ile karşı dava yönünden onandığı, asıl dava yönünden bozulduğu, dosya Yargıtay aşamasındayken 15/08/2016 tarihli dilekçe ile davacı şirketi temsilen ...'ın vekalet verdiği ancak bozma ilamı karar başlığında gösterilmediğinden ve ...'ın vekaleti devam ettiğinden bozma ilamının ...'a tebliğ edildiği, ...'ın 28/04/2020 tarihinde öldüğü anlaşılmakla asıl dava yönünden yukarıdaki esası alan dosyada davacı vekilliği için şirket vekili olan ...'a tebligat çıkarıldığı, ...'ın öldüğü, denetim kurulu üyesi olarak davada yer alan...'e tebligat yapıldığı görüldüğü; yargılama sürecinde davalılardan ...'ın vefat etmiş olduğu ve mirasçısı olarak ... ve Müge ... ve ...'ın kaldığı, ...'ın da vefat edip geriye kızı ...'ün mirasçı olarak kaldığı, ancak ...'nın ... 4. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosya ile miras reddettiği, dosyada ... yönünden temsil yapılmış ve kendisine süre verilmiş ise de ...'ün ...'dan dolayı mirasçılık sıfatının bulunmadığı, mirasçılık sıfatı bulunan Reyhan ve Müge'ye usulüne uygun davetiye tebliğ edildiği; Yine davalı ...'ın vefat ederek geriye mirasçı olarak kalan ..., ..., ..., ...'a duruşma gününden bahisle usulüne uygun tebliğ edildiği; Yine vefat eden ...'in mirasçıları ..., ... ve ...'a duruşma gününden bahisle usulüne uygun tebliğ edildiği; Yine vefat eden ...'ın mirasçıların ..., ... ve ...'na duruşma gününden bahisle usulüne uygun tebliğ edildiği; Yine vefat eden ...'nın mirasçılarının tamamının ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas...Karar sayılı ilamı ile mirası reddettikleri; Yine vefat eden ...'ın mirasçılarından ..., ..., ... ve ...'ın kaldığı, daha sonra muris ...'ın eşi olan mirasçı ...'ın da vefat ederek aynı mirasçıları bıraktığı, ... vasisi ... tarafından mirasçıların mirası reddettikleri beyan edilmiş ise de; bu hususta dosyaya sunulmuş bir karar bulunmadığı anlaşıldığından Mirasçı ... mirasçıları olan ve daha önce yine mirasçı sıfatı ile dosyaya ekli bulunan ..., ..., ...'a muhtıra çıkarılarak ... mirası yönünden mirasın reddine ilişkin bir karar alınıp alınmadığı, mahkememize bir karar ibraz edilmediği takdirde ... mirasçısı olarak dosyada taraf olarak yer almakla aynı zamanda ... mirasçısı olarak dosyada taraf sıfatlarının devam edeceği hususunun ihtar edildiği, davacı şirkete ve...'e mirası tümden reddeden ... yönünden TMK 612.maddesi gereğince Sulh Hukuk Mahkemesince iflas hükümlerine göre terekenin tasfiye edilerek terekeye karşı davaya devam etmek isteyip istemediği hususunda muhtıra çıkarıldığı, Davacı asiller tarafından ... mirasçıları yönünden davaya terekeye karşı devam edileceği yönünde beyanda bulunulduğu takdirde ... yönünden ... Sulh Hukuk Mahkemesi'ne müzekkere yazılarak TMK 612.maddesi gereğince yasal mirasçıların mirası reddetmelerinden dolayı mirasın iflas hükümlerine göre tasfiye edilerek terekeye temsilci atanması ve mahkememize atanacak temsilcinin bildirilmesinin istenildiği; Davacı şirkete müzekkere yazılarak davaya konu olayların ilişkin olduğu faaliyet raporları ve bilançoları ibraz etmek üzere ya da varsa davaya konu eylemlerin konu olduğu rapor, bilanço ve belgelerin ibrazı için ayrıca davalılar hakkında bu eylemlerden sonra yapılan genel kurul kararlarının da ibraz edilmesinin istenildiği, çıkartılan ihtaratlı davetiyeye istinaden ... tarafından ...'ın tüm yasal mirasçılarınca ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/195 esas ... karar sayılı ilamı ile mirasın reddedildiğinin bildirildiği, Davacı vekiline yasal mirasçıları tarafından mirası tümden reddedilen davalı ... ve davalı Hatice Kırbıyık yönünden TMK 612.maddesi gereğince yasal mirasçıların mirası reddetmelerinden dolayı mirasın iflas hükümlerine göre tasfiye edilerek terekeye temsilci atanması ve mahkememize atanacak temsilcinin bildirilmesinin istenildiği, sonuç olarak mirası tümden reddedilen ... ve ... terekesine temsilci atanması sağlanarak gerekli tebligatların yapıldığı ve taraf teşkilinin sağlandığı görülmüştür.
Her ne kadar karar verildikten sonra 22/11/2025 tarihli dilekçe ile muris ...'in tüm yasal mirasçılarının mirası reddettikleri ve yasal mirasçısı olan eşi ... 14.11.2022 tarihinde vefat etmiş olduğu bildirilmiş ve ...'ın yasal mirasının mirasçılar ..., ..., ... tarafından reddedildiğinin tespitine karar verilmesi talep olunmuş ise de yargılama boyunca taraflara gerekli tebligatlar yapılmış olmasına rağmen bu hususta bir beyanda bulunulmadığı, uyap ekranından da verilmiş bir uyarı bulunmadığı anlaşıldığından karar verildikten sonra ileri sürülen taraf teşkiline ilişkin eksiklik iddiası değerlendirilememiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Dava, TTK 336 ve devamı maddelere göre yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluluğu nedeniyle oluşan şirket zararının sorumlulukları oranında davalı yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerinden tahsili istemine ilişkindir.
Tarafların gösterdiği deliller toplanmış, davacı şirketin sicil kaydından mahkememizin görevli ve yetkili olduğu anlaşılmıştır.
Davacı vekili, davalıların müvekkili şirketin önceki dönem yönetici ve denetçileri olduklarını, ekonomik gereklilik olmadığı halde müvekkili şirketin iştiraki firmanın sermaye artırımına katıldığını, bu şirketin kullandığı krediye kefil olduğunu, borcunu ödemek zorunda kaldığını, başka bir firmaya örtülü para aktarımı yapıldığını, müvekkilinin 10.000.000 USD zarara uğratıldığını ileri sürerek, şimdilik 1.000.000.- TL'nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar ..., ...,..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... vekili, zamanaşımı def’inde bulunmuşlar, iddiaların yersiz olduğunu savunarak asıl davanın reddini istemiş, karşı davalarında da müvekkilleri yönetici ve denetçilerin 2004 faaliyet yılı itibariyle ibra edilmeme kararının yerinde olmadığını iddia ederek, anılan kararın iptaline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı ... vekili, zamanaşımı def’inde bulunmuş, müvekkilinin şirket genel kurullarınca ibra edildiğini, dava konusu edilen zararlardan müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını savunmuştur.
Mahkememizce davacının iddiası, davalının savunması ve tüm dosya kapsamına göre, davacıların davalılar hakkında yöneticinin sorumluluğu kapsamında açmış oldukları davada dosyada bulunan denetim raporu, dosya içeriği ve bozma ilamı dikkate alınmak suretiyle bilirkişi incelemesi yaptırılmasına dair karar verilmiş olup ; bilirkişi heyeti tarafından sunulan 10/07/2025 tarihli bilirkişi raporunda; " Zarar kalemleri hakkında bir hususu açıklık getirilmesi gereklidir. Yargıtay’ın bozma ilamında 4 zarar kalemi sayılmıştır. Ancak Sayın Mahkemenin ...E. sayılı yargılamasında 5 zarar kalemi tespit edilmiştir. Yargıtay bozma ilamında toplam zarar doğru olmakla birlikte, 674.092,00 TL’lik zarar kaleminin yazılması unutulmuştur. Aynı şekilde Sayın Mahkemenin ... E. sayılı dosyasındaki gerekçeli kararının son bölümünde de (11-12’nci sayfalar) bu zarar kaleminin yazılması sehven unutulmuştur. Bununla birlikte gerekçeli kararın önceki sayfalarında (10-11’nci sayfalar) zarar kalemleri ayrıntılı olarak doğru şekilde izah edilmiştir. Bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan 21/12/2011 tarihli 2. ek rapordaki zarar kalemleri, Sayın Mahkemece hükme esas alınmıştır.
ZARAR KALEMLERİ. Sayın Mahkemenizin bozmadan önceki ... E. sayılı yargılamasının gerekçeli kararında tespit edilen ve toplam meblağı 4.905.178.98 TL olan 5 zarar kalemi şunlardır:
959.534,48 TL’lik zarar kalemine ilişkin gerekçeli karardaki ilgili bölüm: “... A.Ş.'nin borçlu, ... A.Ş.'nin alacaklı olduğu kambiyo senetlerinin vadelerinde ödenmemeleri üzerine kefaletten doğan risklerinin tasfiyesi amacıyla ...13.İcra Müdürlüğü'nün ... E.sayılı dosyası ile 674.855 USD'lık alacağın tahsili için icra takibi yapıldığını, takibin semeresiz kaldığını iddiası yönünden, borçluları ... ve ... olan 20.03.2002 vadeli herbiri 221.288 USD tutarlı 3 adet bononun takip tutarı 674.855 USD X 1.421.838- 959.534.483.400 TL olarak davacı şirketin 2003 ve 2004 yılına ait ticari defterlerinde yer aldığı ve 2005 yılına devir ettiği, Şirket yönetiminin hatalı işlemleri işlemleri nedeniyle tahsil edilememiş olmasından dolayı şirket zararının 959.534.483.400 TL olduğu”
251.947,25 TL’lik zarar kalemine ilişkin gerekçeli karardaki ilgili bölüm: “Şirket tarafından 18.09.2003 tarihinde ...4. İcra Müdürlüğü'nün ... E.sayılı dosyası ile ... A.Ş.aleyhine 355.933.634.710 TL nın tahsili için icra takibi yapıldığını, bu işlemler devam ederken ... A.Ş.'nin (...), ... A.Ş.'ne karşı açmış olduğu iflas davasının 31.12.2004 tarihinde ... A.Ş.'nin iflası ile neticelendiği, İst.3.İflas Müdürlüğü'nün 2005/1 sayılı dosyasında ... A.Ş.'nin iflasının açıldığını, neticede şirketin gerek ... A.Ş.'den gerekse ... A.Ş.'den alacağını tahsil etme imkanının ortadan kalktığı iddiası ile ilgili olarak davacı şirketin 2004 yılına ait ticari defterlerinde 251.947.251.066 TL olarak yer aldığı ve 2005 yılına devir ettiği görüldüğünden ... A.Ş.'nin iflası nedeniyle tahsil edilemeyen 251.947.251.066 TL'nın şirket zararı olarak değerlendirilmesi gerektiği”
1.707.443,24 TL’lik zarar kalemine ilişkin gerekçeli karardaki ilgili bölüm: “... A.Ş.'nin genel yönetim giderlerinin 2000 yılında artmış olmasının 30.12.2000 tarihli 411.840.000.000 TL tutarındaki ... ve ....A.Ş.'nin 2000 yılı yönetim danışmanlık, teknik hizmet bedeli açıklamasıyla ... A.Ş.'ne kestiği faturadan kaynaklandığını, bu işlemlerin amacının ... A.Ş. vasıtasıyla ... A.Ş.'den ... A.Ş.'ne örtülü kaynak aktarmak olduğunu iddiası yönünden, söz konusu alacağın davacı şirketin ... A.Ş.'nin sermaye artırımlarına iştirak taahhütlerine mahsup edilmesinin davacı şirket açısından tek başına bir zarar kalemi olarak değerlendirilemeyeceği, Şirketin 28.04.2000 tarihli Y.K. toplantısında Holding'e 2 Trilyon TL sermaye taahhüdünde bulunmasına, 22.03.2001 tarihli Y.K.toplantısında şirket alacağına mahsuben Holding'den 19.988 Milyon TL bedelle 9.999 adet ...A.Ş. hisse senedi devir alınmasına, 26.08.2001 tarihli Y.K.toplantısında şirketin Holding’den olan alacağının ... A.Ş.sermayesine ilave edilmesine, 01.11.2001 tarih ve 134 no.lu Y.K.toplantısında Holdingin 1 Trilyon borcunun holdingin sermaye artırımına mahsup edilmesine karar verildiğini, bu suretle Holding için müvekkili şirketin yapmış olduğu ödemelerin 01.11.2001 tarihi itibariyle toplam 3.910 Trilyon TL'na ulaştığı iddiası yönünden, bahsedilen zararın 3.910.000.000.000 TL değil, davacı şirketin ...'de bulunan 2004 yılına ait ticari defterlerinden çıkarılan muavin hesap kayıtları'nda ... A.Ş.'den 31.12.2004 itibarıyla görülen ve karşılık ayrılarak gider yazılan 1.707.443.248.146 TL kadar olması gerektiği”
674.092,00 TL’lik zarar kalemine ilişkin gerekçeli karardaki ilgili bölüm: “... A.Ş.nin sermaye artırımına katılmak suretiyle ... A.Ş.'ye verilen ve tahsil edilemeyen tutarın 2003 yılı sonu itibarıyla 674.092.000.000 TL olduğu”
1.312.162,00 TL’lik zarar kalemine ilişkin gerekçeli karardaki ilgili bölüm: “... A.Ş.'ne verilen borçların, SSK ve mahkeme masrafları için yapılan ödemelerin toplamının 1.312.162 Milyon TL'na ulaştığını, alınan senetlere rağmen borcun ödenmediğini ve ... A.Ş.'nin iflas etmesi neticesinde alacağın tahsil edilemediği iddiası yönünden ise, davacı şirketin zararının, 925.728. 279.372 TL' lık kısmının ... A.Ş. tarafından ... A.Ş.'den alınıp davacı şirkete ciro edilen 350.000 milyon ve 575.728 milyon TL lık tahsil edilemeyen 2 adet senet olmak üzere toplam 1.312.162.000.000 TL olarak değerlendirilmesi gerektiği”
SOMUT UYUŞMAZLIĞA HANGİ ZAMANAŞIMI HÜKMÜ UYGULANACAKTIR? Öncelikle, somut uyuşmazlığa konu eylemler açısından hangi zamanaşımı hükümlerinin uygulama alanı bulacağı tespit edilmelidir. Yönetim kurulu sorumluluğunun tabi olduğu zamanaşımı süreleri Mülga TK m. 309/4’te ve TTK m. 560’ta düzenlenmiştir. İki kanun maddesi aynı içeriklidir. Ancak eski TK döneminde, bu zamanaşımı süresinin her zaman uygulama alanı bulmayacağını savunan görüşler bulunmakta olup; bu tartışma aşağıdaki paragrafta izah edilmiştir. Dava konusu zararlandırıcı eylemler, eski TK döneminde gerçekleştiği için; somut uyuşmazlıkta Mülga TK m. 309/4 hükmü uygulama alanı bulacaktır. Mülga TK m. 309/4: “Mesul olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl geçmekle müruruzamana uğrar. Şu kadar ki; bu fiil cezayı müstelzim olup Ceza Kanununa göre müddeti daha uzun müruruzamana tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o müruruzaman tatbik olunur.”. Dolayısıyla, yönetim kurulunun sorumluluğu davalarında üç tür zamanaşımı söz konusu olacaktır: 1) Nisbi zamanaşımı (2 yıl), 2) Mutlak zamanaşımı (5 yıl), 3) Olağanüstü zamanaşımı (Ceza zamanaşımı).
Mülga TK m. 309/4’teki zamanaşımı süresinin, sadece pay sahipleri ve alacaklıların açacakları davalarda uygulanacağı, şirketin açacağı davalarda uygulanmayacağı, zira şirketin açacağı davaları düzenleyen Mülga TK m. 341 hükmünde Mülga TK m. 309’a atıf olmadığı, oysa Mülga TK m. 340 hükmünde Mülga TK m. 309’a atıf olduğu bazı yazarlarca savunulmaktaydı. Bununla birlikte, Mülga TK m. 309’daki zamanaşımı süresinin şirketin açtığı sorumluluk davaları için de uygulama alanı bulacağı Yargıtay ve doktrindeki çoğunluk tarafından savunulmaktaydı. Yargıtay 11. HD 4.12.1974, ... “(...) Kanunun 340'ıncı maddesinde 336 ve 337'inci maddelerin hükümleri gereğince yönetim kurulu üyelerine yükletilen sorumluluk hakkında 309'uncu madde hükmü de uygulanır. 336 ve 337'nci maddelere yapılan atıf dolayısıyla ve metin açıklığı karşısında Anonim Ortaklık şeklinde kurulmuş olan davacı bankanın yönetim kurulu başkan ve üyeleri aleyhine açtığı bu sorumluluk davasında özel hüküm niteliği taşıyan 309'uncu maddenin son fıkrasında yazılı üç türlü zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir". Ayrıntılı bilgi için bkz. Mehmet Helvacı, Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyesinin Hukuki Sorumluluğu, Beta, İstanbul, 1995; Mehmet ERDEM, Zamanaşımı, On İki Levha Yayıncılık, 2010, s. 76 vd. Sonuç olarak Mülga TK m. 309’daki zamanaşımı sürelerinin somut uyuşmazlıkta uygulanması gerektiği kanaatindeyiz.
NİSBİ ZAMANAŞIMI. Mülga TK m. 309/4’te düzenlenen iki yıllık nisbi zamanaşımı süresi, zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren başlamaktadır. İspat hukukunun doğal sonucu olarak; zarar görenin söz konusu “öğrenme”yi ispat etmesine gerek yoktur; beyanı karine sayılır. Dolayısıyla nisbi zamanaşımının başlangıç anına ilişkin ispat yükü, davalılar üzerindedir. Bu konuda verilmiş iki Yargıtay Kararını, mahkeminizin dikkatine sunarız. Yargıtay HGK 17.9.2009, 4-558/547 “Davalılar, davacının gerçek faili daha önce öğrendiğini yeterli delillerle kanıtlayamamışlardır”; Yargıtay 3. HD 17.1.1961, ... “Davacının zarara ve failine ıttılaından bir sene geçtikten sonra bu davayı açtığını ispat etmek davalıya düşer”. Ayrıntılı bilgi için bkz: Mehmet ERDEM, Zamanaşımı, On İki Levha Yayıncılık, 2010, s. 366.
Sayın Mahkemenizin bozmadan önceki 2005/397 E. sayılı yargılamasının gerekçeli kararında, zararın ve sorumlunun öğrenildiği ana ilişkin tespit edilen şu hususu mahkemenizin dikkatine sunarız: “Davalılar davanın zamanaşımına uğradıklarını savunmuşlardır. TTK.'nun 340 maddesinin yollama yaptığı, TTK.'nun 309 maddesi kapsamında Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu Üyelerinin sorumluluğu bakımından zamanaşımının çözülmesi gerekmektedir. Buna göre zararın ve sorumluların öğrenilmesinden itibaren zamanaşımının başlaması gerekmektedir. Davacı 08/10/2005 tarihli Denetim Kurulu raporunda zararı öğrendiğini belirterek davayı açtığına göre Denetim Kurulu raporu tarihi itibariyle TTK.'nun 309.maddesinde belirtilen zamanaşımı süresinin doğmadığı kanaatine varılarak davanın esası incelenmiştir”. Sonuç olarak, Sayın Mahkemenizce öğrenme anı olarak 08/10/2005 tarihinin kabul edildiği, davanın 12/10/2005 tarihinde açıldığı dikkate alındığında; açılan davanın nisbi zamanaşımı süresi bakımından süresinde olduğu tespitine varılmıştır.
MUTLAK ZAMANAŞIMI. Zamanaşımının başlangıç anı TBK m. 149/1’de düzenlenmiştir. TBK m. 149/1: “Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar”. Dolayısıyla zamanaşımının başlangıcında muacceliyet anı önem arz etmektedir.
Somut uyuşmazlıkta zararlandırıcı eylemlerin hangi anda meydana geldiğinin tespitinden önce bazı hususların izah edilmesi gereklidir. Maddi zarar, bir kimsenin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen azalma olarak tanımlanmaktadır. Başka bir deyişle, zarar verici fiil olmasa idi, malvarlığının bulunacağı durumla; fiil sonucu malvarlığının geldiği durum arasındaki fark, zararı oluşturur. İşbu uyuşmazlık bağlamında, bir para alacağının vadesinde ödenmemesi durumunda malvarlığında nasıl bir etki doğurduğu incelenmelidir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, para alacağının vadesinde ödenmemesi, klasik anlamda malvarlığında doğrudan bir azalma niteliğinde değildir. Zira para alacağı, ödenmemiş olsa dahi, malvarlığının aktifinde para alacağı olarak varlığını devam ettirmektedir. Ayrıca bu para alacağına temerrüt faizi işlemektedir. Bununla birlikte, para alacağının zamanında ödenmemesi durumunda, malvarlığının niteliğinde beklenen değişim gerçekleşmemektedir. Başka bir deyişle, vade gününde para alacağının paraya dönüşmemesi beklenirken, bu dönüşüm yaşanmamaktadır. Para alacağı nisbi hak niteliğine sahipken, para ise mutlak hak niteliğindedir. Malvarlığında beklenen niteliksel dönüşümün gerçekleşmemesi, şirket açısından zarar niteliğindedir. Vadesinde ödenmeyen alacak açısından, zararın doğum anı olarak borçlunun iflası veya aciz vesikası gibi sonraki aşamaların kabul edilmesinin mümkün olmadığı, zararın vade ile beraber doğacağı kanaatindeyiz. Bu noktada eklemek gerekir ki, ilerleyen süreçte borcun bir şekilde ödenmesi durumunda zarar giderilmiş ve dava konusuz kalmış olacaktır.
Ticari hayatta, bir alacağın tahsil edilememe rizikosu her zaman mevcuttur. Para alacağının tahsil edilememesi tek başına şirket yönetim kurulununun sorumluluğunu doğurmaz. Vadesinde tahsil edilemeyen alacak, şirket için zarar niteliğinde olmakla birlikte; ancak kanunda sayılan şartların tamamının sağlanması halinde yönetim kurulu bu zarardan sorumlu olacaktır. Başka bir deyişle, şirketin vadesinde tahsil edemediği alacaklar, şirket için zarar niteliğinde olmakla birlikte; şirket için zararın doğmuş olması, tek başına bu zarardan yönetim kurulunun sorumluluğunu gerektirmez. Sorumluluktan bahsedebilmek için kanunun aradığı bütün şartların tam olması ve yönetim kurulunun bu zarardan sorumlu tutulabilir olması gereklidir. Kaldı ki, yönetim kurulunun, şirketin her türlü alacağının tahsil edilememesinden sorumlu tutulmasını beklemek ticaretin doğasına uygun düşmeyecektir.
Yönetim kurulunun sorumluluğundan bahsedebilmek için zarara ek olarak diğer üç unsurun da somut olayda varlığı gereklidir: kusur, illiyet bağı, fiil (yönetim kurulu üyelerinin kanundan ve esas sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal eder nitelikte fiil). Belirtmek gerekir ki, bu unsurların her biri, zarardan doğan sorumluluğu sınırlandırıcı işleve sahiptir. Yönetim kurulunun; kusursuz olması, yönetim kurulunun fiilleri ile zarar arasında illiyet bağının kurulamaması, kanuna ve esas sözleşmeye aykırı davranmamış olması durumlarında sorumluluktan bahsedilemeyecektir.
Yukarıda zarar anı olarak vade ifade edilmiş olsa da; şirket zararından bahsedebilmek için bu zararın şirket bünyesinde görünürlük kazanması gereklidir. Şirket zararının görünürlük kazanması, bu zararların şirket muhasebe kayıtlarında, şirketin ticari defterlerinde kayıt altına alınmasıyla mümkündür. Ticari defterlere işlenen kayıtlar sayesinde, şirket bünyesinde bir zararın doğduğundan bahsedilebilecek, ilgililerin dava açma hakkını kullanması söz konusu olacaktır. Dolayısıyla dava konusu zararlandırıcı eylemler açısından; zararın, ticari defterlerde kayıt altına alınıp görünürlük kazandığı anda zamanaşımının başlaması gerektiği kanaatindeyiz.
Şirket muhasebesi için gerekli düzenin kurulması, yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilmez yetkilerindendir. TTK m. 375/1/c: “(1) Yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkileri şunlardır: ... c) Muhasebe, finans denetimi ve şirketin yönetiminin gerektirdiği ölçüde, finansal planlama için gerekli düzenin kurulması”. Ticari defterlerin tanzimi, yönetim kurulunun hakimiyet alanındadır. Yönetim kurulunun kötüniyetle zararı gizlediği, ticari defterlere yansıtmadığı durumda; kendi lehine olan zamanaşımı süresinin başlamasını beklemek hukuka, kanuna ve dürüstlük kuralına aykırıdır. Bu noktada vade ve ticari defterlere kayıt arasındaki zaman aralığında ne olacağı sorusu gündeme gelebilecektir. Kanaatimizce yönetim kurulununun, sorumluluk davasını açan kişilerin zarardan ticari defterlere kayıttan öncede haberdar olduğunu ispatlamaları koşuluyla zamanaşımının daha önceden başladığı ileri sürülebilir. Sonuç olarak; nihai takdir mahkemenize ait olmak üzere, zararlandırıcı eylemlerden doğan sorumlulukta zamanaşımının başlangıç anı olarak zararların ticari defterlere kayıt anı benimsenmiştir.
ZARAR KALEMLERİ BAKIMINDAN MUTLAK ZAMANAŞIMININ BAŞLANGIÇ ANININ TESPİTİ. Yukarıda arz ettiğimiz açıklamalar ışığında, Sayın Mahkemenizin bozmadan önceki ...E. sayılı yargılamasının gerekçeli kararında tespit edilen ve toplam meblağı 4.905.178.98 TL olan 5 zarar kalemiyle ilgili mutlak zamanaşımının başlangıç anına ilişkin kanaatlerimiz aşağıdadır:
959.534,48 TL’lik zarar kalemi üç adet bonoya ilişkin olup; bonoların vadesi 20.03.2002’dir. Zamanaşımı süresi vadeden itibaren başlatılsa dahi, davanın 5 yıllık mutlak zamanaşımı süresinde açıldığı görülmektedir. Bu sebeple şirket ticari defterlerindeki kayıtların incelenmesine dahi gerek bulunmamaktadır.
251.947,25 TL’lik zarar kaleminin, 2004 yılına ait ticari defterlerde kayıt altına alındığı hususu Sayın Mahkemenizin bozmadan önceki 2005/397 E. sayılı yargılamasında tespit edilmiştir. Bu sebeple davanın 5 yıllık mutlak zamanaşımı süresinde açıldığı görülmektedir.
1.707.443,24 TL’lik zarar kaleminin, ticari defterlerde 31.12.2004 tarihinde karşılık ayrıldığı görülmektedir. Bu sebeple davanın 5 yıllık mutlak zamanaşımı süresinde açıldığı görülmektedir
674.092,00 TL’lik zarar kalemi şirketin 2003 yılına ait ticari defterlerinde 31.12.2003 tarih ve 2473 sayılı yevmiye maddesi ile karşılık ayırmak suretiyle kayıt altına altına alınmıştır. Bu sebeple davanın 5 yıllık mutlak zamanaşımı süresinde açıldığı görülmektedir.
1.312.162.000,00 TL’lik zarar kaleminin, 925.728.279,37 TL’lik kısmı şirketin 2003 yılına ait ticari defterlerinde 31.03.2003 tarihli ve 728 sayılı yevmiye maddesi ile karşılık ayırmak suretiyle kayıt altına alınmıştır. Bu sebeple davanın 5 yıllık mutlak zamanaşımı süresinde açıldığı görülmektedir. Kalan 386.433.720,30 TL’lık kısmın ... AŞ tarafından ... AŞ’den alınarak davacı şirkete ciro edilen 350.000.000,00 TL ve 575.728.000,00 TL tutarındaki iki adet senede ilikin olduğu anlaşılmaktadır. Bu senetlerden tahsil edilemeyen kısım olan 386.433.720,30 TL’lik kısmın zarar kalemi içinde talep edildiği anlaşılmaktadır. Bununla beraber, 23.12.2011 tarihli bilirkişi heyet ek raporunda belirtildiği üzere, 1.312.162.000,00 TL lik zarar kalemin deftere işlenen kısmı 925.728.279,37 TL’lik kısmı zarar olarak 138.01 kodlu Şüpheli Ticari Alacaklar Hesabına kaydedilmiş, kalan kısmın olan 386.433.720,30 TL kısmı kayıt alına alınmamıştır.
CEZA ZAMANAŞIMI. Ceza zamanaşımının hukuk davalarında nasıl uygulanacağı Yargıtay’ın müstekar içtihatlarında ayrıntılı olarak izah edilmiştir. Bu kapsamda ceza zamanaşımının hukuk davalarındaki uygulamasına ilişkin ilkeleri barındıran Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. ... K.... T. 1.12.2020 kararını dikkatinize sunarız.
Yargıtay’ın bozma ilamında, davalılar hakkında açılan hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçu ceza davası hakkında Yargıtay 15. Ceza Dairesince verilen 05/02/2014 tarihli ilamıyla, ilk derece mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararı hakkında düşme kararı verildiği ifade edilmiştir. Dolayısıyla somut uyuşmazlık açısından, dava konusu fiillerin cezayı gerektirir nitelikte fiil olduğu yönünde hukuk hakimini bağlayacak bir yargı kararı bulunmamaktadır. Her bir zararlandırıcı eylemin, cezayı gerektirir fiil niteliğinde olup olmadığının tespiti Sayın Mahkemenize aittir.
Zararlandırıcı eylemlerin cezayı gerektirir fiil olduğuna kanaat getirilecek olursa, şu hususa dikkat edilmesi gereklidir. Dava konusu zararlandırıcı eylemler, 1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan önce gerçekleşmiştir. Bu sebeple Sayın Mahkemece, zararlandırıcı eylemlere ceza zamanaşımının uygulanmasına karar verilmesi halinde TCK m. 66 hükmü değil, 765 sayılı Mülga TCK m. 102 uygulama alanı bulacaktır. Tespitimize göre Mülga TCK m. 510’da düzenlenen hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçu azami 5 yıllık cezayı gerektirmektedir. Dolayısıyla somut olayda Mülga TCK m. 102 gereğince 5 yıllık ceza zamanaşımının uygulama alanı bulması gereklidir. Somut olay bakımından mutlak zamanaşımı ile ceza zamanaşımı arasında bir fark olmadığı kanaatine varılmıştır.
DAVALILARIN İBRA EDİLİP EDİLMEDİKLERİ HUSUSU. Sayın Mahkemenin ... E. sayılı yargılamasında, bilirkişi kurulunca hazırlanan 21/12/2011 tarihli 2. ek raporda; nihai takdir mahkemeye bırakılarak, genel kurullarda davalı yönetim kurulu üyelerinin ibralarına yönelik karar alındığı; ancak bu ibra kararları alınırken dava konusu şirket zararına olan işlemlerin genel kurula katılan pay sahiplerinin bilgisine açıkça sunulduğu veya tartışıldığı konusunda tam bir kanaate varılamadığı, bilanço ve dip notlarının bu konuda yeterli olmayacağı belirtilmiştir. Heyetimiz aynı görüşü devam ettirmektedir. Mezkur bilirkişi raporundaki ilgili kısmı aşağıda Sayın Mahkemenin dikkatine sunarız. “22.10.2010 tarihli 1.Bilirkişi Ek Raporu'nun "Sonuç" bölümünün 3.maddesinde "Davalıların yönetim kurulu ve denetim kurulunda görevli oldukları 2000-2002 yıllarına ait genel kurullarda ibra edilmiş olmalarının göz önünde bulundurulması gerektiği, ancak ibra kararlarının alındığı toplantılarda şirket zararına olan dava konusu işlemlerin genel kurulların bilgisine sunulup sunulmamış olmasının önem arzettiği, genel kurul gündemlerinde şirket zararına olan işlemlerin görüşüldüğüne dair bir kayda rastlanmadığı, görüşüldüğü hususunun davalı taraflarca kanıtlanması gerektiği, her ne kadar TTK mad.380 hükmüne göre, bilançonun tasdikine dair olan umumi heyet kararı, aksine sarahat olmadığı takdirde idare meclisi azaları, müdürler ve murakıpların ibrasını tazammun eder denilmekte ise de, maddenin devamında bununla beraber bilançoda bazı hususların belirtilmemesi veya bilançoda şirketin gerçek durumunun görülmesine mani yanlış bir takım hususların varlığı halinde idare meclisi azaları, müdürler ve murakıpların ibra edilmiş olmayacaklarının belirtildiği, dava konusu şirket zararına olan işlemlerin genel kurula katılan pay sahiplerinin bilgisine açıkça sunulduğu veya tartışıldığı konusunda bilirkişi kurulumuzca tam bir kanaate varılamadığı, bilanço ve dip notlarının bu konuda yeterli olamayacağı" yönünde kanaat arz edilmiş, 23.12.2011 tarihli 2.Ek Raporda önceki görüşlerimizde bir değişiklik olmadığı ifade edilmiştir.
Kanaatimizce bilanço ve gelir tablosunun şeklen Sermaye Piyasası Kurulunca belirlenen örneklerine uygun olmasının, TTK mad.75 hükmü anlamında eksiksiz, açık ve kolay bir şekilde anlaşılır nitelikte olduğu sonucunu doğurmaz. Öğretide de benimsendiği üzere, genel kurullarda yönetim kurulu veya denetçiler raporu ile orta yetenekte bir ortağın incelemesi ile anlaşılır şekilde dip notlarda yer alan hususların açıklanması, görüşülüp tartışılması gerekir. Şirketin büyük ölçüde zararına yol açan dava konusu işlemler konusunda bunların gerçekleştirildiğine dair herhangi bir kanıtın ortaya konulmadığı görülmektedir.
Kaldı ki, Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulu'nun cevabi yazısı ekinde yer alan ... tarihli ve... sayılı "Denetleme Raporu"nun 7.sayfasında, 2.3- İMKB tarafından 66 yaptırılan inceleme sonucunda hazırlanan raporda eleştirilen hususlar" başlığı altında yapılan eleştiriler arasında;
"2- Grup şirketleri ... A.Ş.... A.Ş.lehine verilen kredi kefaletleri nedeniyle bankalara ödenen ve mali tablolara şüpheli alacak olarak yansıtılan ödemelerin de kaynak aktarımı kapsamında olduğu düşünülmektedir. " şeklindeki eleştiriye de yer verilmiştir.” görüş ve kanaatine varıldığı beyan edilmiştir.
Tüm dosya kapsamına göre bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama neticesinde iddia, savunma ve dosya içeriği delil ve belgeler ile alınan bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde, davacı şirket defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucunda; Dava konusu zararlandırıcı eylemler, eski TK döneminde gerçekleştiği için; somut uyuşmazlıkta Mülga TK m. 309/4 hükmü uygulama alanı bulacağı; ayrıntıları mahkememizce itibar edilen son bilirkişi raporunda belirtildiği üzere davaya konu 5 zarar kalemiyle ilgili mutlak zamanaşımının başlangıç anına ilişkin: 959.534,48 TL’lik zarar kalemi üç adet bonoya ilişkin olup; bonoların vadesinin 20.03.2002 olduğu, zamanaşımı süresi vadeden itibaren başlatılsa dahi, davanın 5 yıllık mutlak zamanaşımı süresinde açıldığı kabul edilmiştir. 251.947,25 TL’lik zarar kaleminin, 2004 yılına ait ticari defterlerde kayıt altına alındığı daha önceki raporlarda tespit edilmiş olmakla, davanın 5 yıllık mutlak zamanaşımı süresinde açıldığı kabul edilmiştir. 1.707.443,24 TL’lik zarar kaleminin, ticari defterlerde 31.12.2004 tarihinde karşılık ayrıldığı tespit edilmiş olmakla bu sebeple davanın 5 yıllık mutlak zamanaşımı süresinde açıldığı kabul edilmiştir.674.092,00 TL’lik zarar kalemi şirketin 2003 yılına ait ticari defterlerinde ...tarih ve ...sayılı yevmiye maddesi ile karşılık ayırmak suretiyle kayıt altına altına alındığı bu sebeple davanın 5 yıllık mutlak zamanaşımı süresinde açıldığı kabul edilmiştir.1.312.162.000,00 TL’lik zarar kaleminin, 925.728.279,37 TL’lik kısmı şirketin 2003 yılına ait ticari defterlerinde 31.03.2003 tarihli ve 728 sayılı yevmiye maddesi ile karşılık ayırmak suretiyle kayıt altına alındığı, bu sebeple davanın 5 yıllık mutlak zamanaşımı süresinde açıldığı; kalan 386.433.720,30 TL’lık kısmın ... AŞ tarafından ... AŞ’den alınarak davacı şirkete ciro edilen 350.000.000,00 TL ve 575.728.000,00 TL tutarındaki iki adet senede ilikin olduğu, bu senetlerden tahsil edilemeyen kısım olan 386.433.720,30 TL’lik kısmın zarar kalemi içinde talep edildiği bununla beraber, 23.12.2011 tarihli bilirkişi heyet ek raporunda belirtildiği üzere, 1.312.162.000,00 TL lik zarar kalemin deftere işlenen kısmı 925.728.279,37 TL’lik kısmı zarar olarak 138.01 kodlu Şüpheli Ticari Alacaklar Hesabına kaydedilip, kalan kısmın olan 386.433.720,30 TL kısmı kayıt alına alınmamış olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca somut olay bakımından mutlak zamanaşımı ile ceza zamanaşımı arasında bir fark olmadığından ceza zamanaşımının uygulanmasına gerek olmadığı gibi 08/10/2005 tarihli Denetim Kurulu raporunda zararın öğrenildiği ve davanın 12/10/2005 tarihinde açıldığı dikkate alındığında; açılan davanın nisbi zamanaşımı süresi bakımından da süresinde olduğu kanaatine varılmıştır.
Davalıların ibra edilip edilmedikleri hususunda ise bozma ilamında da belirtildiği üzere, Şirket yönetiminin zarara yol açan işlem ve eylemleri genel kurulda tüm açıklıkla ve ayrıntılarıyla açıklanıp irdelenmişse yapılan ibra gerçek anlamda borçtan kurtarma ve aklama niteliği taşır. Bu şekilde bir ibranın varlığı halinde ise zarara neden olsalar dahi sorumlular aleyhine sorumluluk davası açılamaz. Genel kurulda yapılan ibranın aklanma sonucunu doğurabilmesi için davada ileri sürülen ayrıntının faaliyet raporunda tartışılması ve buna rağmen ibra kararı alınmış olması gerekir. Mahkememizce aldırılan 21/12/2011 tarihli 2. ek raporda; nihai takdir mahkemeye bırakılarak, genel kurullarda davalı yönetim kurulu üyelerinin ibralarına yönelik karar alındığı; ancak bu ibra kararları alınırken dava konusu şirket zararına olan işlemlerin genel kurula katılan pay sahiplerinin bilgisine açıkça sunulduğu veya tartışıldığı konusunda tam bir kanaate varılamadığı, bilanço ve dip notlarının bu konuda yeterli olmayacağı belirtilmiştir. Bozma ilamından sonra davacı şirkete müzekkere yazılarak davaya konu olayların ilişkin olduğu faaliyet raporları ve bilançoları ibraz etmek üzere ya da varsa davaya konu eylemlerin konu olduğu rapor, bilanço ve belgelerin ibrazı için ayrıca davalılar hakkında bu eylemlerden sonra yapılan genel kurul kararlarının da ibraz edilmesinin istenildiği müzekkere cevap verilmediği, son alınan rapordaki bilirkişi heyetinin de aynı görüşü devam ettirdiği, mahkememizce de davada ileri sürülen ayrıntının faaliyet raporunda tartışıldığı ve buna rağmen ibra kararı alındığı hususunun davacı tarafından ispat edilemediği kanaatine varılmıştır.
Davacı şirketin yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalıların ilgili yasalara ve ana sözleşmeye aykırı olarak ve basiretli tacir gibi hareket etmeyerek halka açık bir şirket olan davacı şirketin ortaklarının haklarını gerektiği gibi korumayıp başka şirketlere kaynak aktarmak ve şirketi gereksiz yere borçlandırarak şirket kaynaklarının bu borçların ödenmesinde kullanılmasına ve karşılığında büyük ölçüde tahsil edilemez alacaklar yaratılarak şirketin malvarlığında önemli miktarda azalmalara ve zararlara neden oldukları, davacı zararının; borçluları ... ve ... olan 20.03.2002 vadeli herbiri 221.288 USD tutarlı 3 adet bononun tahsil edilememiş olmasından dolayı 959.534.483.400 TL , Şirket tarafından 18.09.2003 tarihinde ...4.İcra Müdürlüğü’nün ... E.sayılı dosyası ile yapılan icra takibinde ... A.Ş.’nin iflası nedeniyle tahsil edilemeyen 251.947.251.066 TL , ... A.Ş. Sermaye artırımından dolayı 1.707.443.248.146 TL , ... A.Ş.nin sermaye artırımına katılmak suretiyle ... A.Ş.’ye verilen ve tahsil edilemeyen 1.312.162.000.000 TL olmak üzere toplam 4.905.178.982.612 ( 4.905.178.98) TL olduğu, ancak, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı tutularak şimdilik 1.000.000.000.000 TL (1.000.000,- YTL) lik zararın tazmini talep edilmekle, davacının talebiyle bağlı olunduğundan davanın bu miktar üzerinden kabulüne, mirası reddeden davalı ... mirasçısı ...; davalı ... mirasçısı ..., ..., ...; davalı ... mirasçısı ..., ..., ... yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine, mirasçı ...'ün davalı sıfatı bulunmadığı anlaşıldığından hakkında karar verilmesine yer olmadığına, karar verilerek davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM; Gerekçesi yukarı açıklandığı üzere;
1-1.000.000-TL davacı alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalılardan ... mirasçısı ... ve ...; davalı ... mirasçısı ..., ..., ... ve ...; davalı ..., davalı ...; davalı ... mirasçısı ..., ... ve ...; davalı ... mirasçısı ..., ... ve ...; davalı ..., davalı ...; davalı ... terekesinden ve davalı ... terekesinden müştereken ve müteselsilen tahsiline,
2-Davalı ... mirasçısı ...; davalı ... mirasçısı ..., ..., ...; davalı ... mirasçısı ..., ..., ... yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine,
3-Mirasçı ...'ün davalı sıfatı bulunmadığı anlaşıldığından hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunun Harçlar Tarifesi gereğince hesap olunan 68.310,00 TL nispi karar ve ilam harcının peşin alınan 13.500,00 TL harçtan mahsubu ile eksik 54.810,00 TL harcın davalılardan ... mirasçısı ... ve ...; davalı ... mirasçısı ..., ..., ... ve ...; davalı ..., davalı ...; davalı ... mirasçısı ..., ... ve ...; davalı ... mirasçısı ..., ... ve ...; davalı ..., davalı ...; davalı ... terekesinden ve davalı ... terekesinden alınarak hazineye gelir kaydına,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 156.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davalılardan ... mirasçısı ... ve ...; davalı ... mirasçısı ..., ..., ... ve ...; davalı ..., davalı ...; davalı ... mirasçısı ..., ... ve ...; davalı ... mirasçısı ..., ... ve ...; davalı ..., davalı ...; davalı ... terekesinden ve davalı ... terekesinden alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 13.511,20-TL ilk gider (Peşin harç, BVH ve VSH) ve yargılama aşamasında yapılan 33.457,75 TL bilirkişi ücreti, 12.017,25. TL tebliler ve posta olmak üzere toplam 58.986,20TL yargılama giderinin davalılardan ... mirasçısı ... ve ...; davalı ... mirasçısı ..., ..., ... ve ...; davalı ..., davalı ...; davalı ... mirasçısı ..., ... ve ...; davalı ... mirasçısı ..., ... ve ...; davalı ..., davalı ...; davalı ... terekesinden ve davalı ... terekesinden alınarak davacıya verilmesine,
7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılardan ...'e verilmesine,
Dair, davacı vekilinin (e duruşma), bir kısım davalılar vekilinin ve mirasçı vekilinin (e-duruşma ile) yüzüne karşı tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 06/11/2025
Başkan
e-imza
Üye
e-imza
Üye
e-imza
Katip
e-imza