İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2021/2368 K.2024/737

🏛️ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 📁 E. 2021/2368 📋 K. 2024/737 📅 02.05.2024

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/2368 Esas
KARAR NO: 2024/737 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2020/132 Esas - 2021/478 Karar
TARİHİ : 08/06/2021
DAVA: İtirazın İptali (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 02/05/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin davalıdan 08/01/2020 tanzim tarihli, her biri 2.350 USD bedelli 6 adet bonodan ötürü alacaklı olduğunu, alacaklarının tahsili bakımından İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile takibe geçtiklerini, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu beyan ile itirazın iptaline, takibin devamına, davalının alacağın % 20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davanın ödeme emrinin tebliğinden itibaren geçen 1 yıllık yasal sürede açılmadığını, öncelikle bu yönden usulden reddi gerektiğini, müvekkilinin davacıya takipte talep edildiği gibi bir borcunun bulunmadığını, davacının borcun kaynağını ispat etmesi gerektiğini, takibe konu senetlerin de zamanaşımına uğradığını beyan ile usul ve esastan davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 08/06/2021 tarih ve 2020/132 Esas - 2021/478 Karar sayılı kararında; "Dava; adi yazılı senede dayalı icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı verilmesi istemine ilişkindir. Dava konusu icra takip dosyasının incelenmesinde, davacının davalı ve dava dışı ... ile ... aleyhinde, 14.100 USD asıl alacak ve 6.246,72 USD faiz olmak üzere toplam 20.346,72 USD nın tahsili bakımından 18/02/2016 tarihinde takibe geçmiş olduğu görülmüştür.Davacı vekili müvekkilime ait incelemeyi gerektirir her hangi bir defter ve belge bulunmadığını, takibe konu senetlerdeki lehdarın ... olduğu, ... 27/11/2011 tarihinde vefat ettiği, senetteki ilk cirantanın mirasçısı ve eşi ... olduğu hususunda beyanda bulunması istenilmiş, davacı vekili; ... senetteki ciroyu kocası ... ölümünden önce yaptığını düşündüklerini , ayrıca senetlerden müvekkilinden önce ... isimli başka bir ciranta bulunduğunu, senedi ondan aldıklarını, bütün senetler de durumun bu şekilde olduğunu, senet borçlusuna karşı takip yaptıklarını beyan etmiştir.Davacı tarafça yemin deliline başvurulmakla, 09/02/2021 tarihli yemin metni davalıya ihtaratlı olarak duruşma günü ile birlikte tebliğe çıkarılmış, davalı tarafça duruşmada hazır bulunulmadığından yemini yaptırılamamıştır.Davacı tarafça dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılması talep edilmiş ise de, dava dosyası ve icra takip dosyası kapsamında, taraflar arasındaki ihtilafı çözer nitelikle bilgi, belge ve delil mevcut olmadığından, usul ekonomisi gereği dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek görülmemiştir.Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Davanın icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı verilmesi istemine ilişkin olduğu, davacının icra takibinde, 2.350 şer USD bedelli 6 adet bono bedeli toplamı 14.100 USD ve faizinin davalıdan tahsilini talep ettiği, davalının davacıya borçlu olmadığının ve davanın reddi gerektiğini savunduğu görülmüş, dava ve takip konusu senetlerin 08/01/2018 tanzim tarihli, her biri 2.350 USD bedelli, borçlusu ..., alacaklısı ... olan 07/05/2009, 07/02/2009, 07/02/2008, 07/08/2008, 07/11/2008, 07/05/2018 ödeme günlü olduğu, senetlerin arka yüzüne göre ... tarafından dosyamız davacısı ...'a ciro edildiği, senetlerdeki ilk cironun lehtara ait olmadığı, Yargıtay'ın yerleşik kararlarının da bu yönde olduğu, ilk cironun senetlerin lehtarı olmayan ... tarafından yapıldığı, senet alacaklısının eşi olduğu iddia olunan ... senetlerin lehtarı olmaması nedeni ile dosyamız davacısına ciro ile senet alacağını devretmesinin de mümkün olmayacağı, davalıya yemin teklif edilmiş ve davalı buna icabet etmemiş ise de davacı senetlerin yetkili hamili olarak kabul edilemeyeceğinden, davacının davasının reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile, "Davacının davasının REDDİNE, kötü niyet tazminatı isteminin reddine," karar verilmiş ve verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemece verilen karar usul ve yasaya aykırı olup kaldırılması gerektiğini, davalı taraf senetlerdeki imzalara itiraz etmemiş olup senetlerin düzenleyeni olduğunu kabul ettiğini, müvekkilinin senedi alma nedeninin taraflar arasındaki sözleşmesel borç ilişkisi olduğunu, davalının imzaya itiraz etmeyerek, bunun sonucunda senetlerin düzenleyeni olduğunu ikrar ettiğini, bu durumda borç ilişkisi ispat edilmiş olup, davalı borçlunun borç ilişkisindeki ödeme yükümlülüğünü gereği gibi ifa ettiğini ispat edemediğini, borçlu tarafın borçlu olmadığını ispat etmemiş olması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi şeklinde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, 6098 sayılı TBK'nin 112'nci maddesindeki; " Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür." hükmünün sözleşmeye aykırılıkta kusuru kurucu bir unsur olarak belirlediğini ve borçlunun sorumluluktan kurtulmasının ancak kusursuzluğunu kanıtlaması ile mümkün olacağını, eş deyişle sözleşmeye aykırılık halinde borçlunun kusurunun, aksi ispat edilene dek var kabul edildiğinin hüküm altına alındığını, müvekkili ile davalı arasındaki uyuşmazlığın sözleşmeden kaynaklı olduğunun bonolardaki "malen ahzolunmuştur" ifadesinden ve borçlu davalının imzaya itiraz etmeyerek ikrar etmesiyle sabit olduğunu, borçlunun taraflar arasındaki borç ilişkisinden kaynaklı edimini gereği gibi ifa ettiğini, senet karşılığını nakden ödendiğini ispat etmesi gerekirken etmediğini, davalının kusuru gözetilmeksizin davanın reddedildiğini; Davalı borçlunun borcunun sona erdiğini senetle ispat külfeti kapsamında yerine getirmediğinden bahisle Yerel mahkemenin davayı reddetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının kısmi borç ve sair iddialarını senetle ispat etme zorunluluğunun bulunduğunu, bu itibarla davalının imzaya itiraz etmemesine rağmen borçlu olmadığına dair iddialarının soyut, afaki beyanlardan ibaret olarak kaldığını, 6100 sayılı HMK madde 200/1'de; "Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz." denilmek suretiyle senetle ispat zorunluluğu olduğunun vurgulandığını, işbu nedenle davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinin açık olduğunu; ... lehtar ... mirasçısı olduğundan bahisle ciro silsilesinde bozukluk olmadığının açık olduğunu, terekeye dahil olan kambiyo senetlerinin mirasçılar tarafından, külli halefiyet ilkesi gereğince ciro edilebileceğini, davalı borçlu senette her ne kadar ciro silsilesinin kopuk olduğundan bahsetmişse de kopukluğun mirasçılık belgesi ile giderildiğinden bahisle borçlunun borcunu ödememesinin ve davacı müvekkilinin alacağını sürüncemede bırakmasının kötüniyetli olduğunu, bu nedenle davalı aleyhine %20'den az olmayan icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, buna mukabil Yerel mahkemenin gerekçeli kararında; "ilk cironun lehtara ait olmadığı, Yargıtay'ın yerleşik kararlarının da bu yönde olduğu, ilk cironun senetlerin lehtarı olmayan ... tarafından yapıldığı, senet alacaklısının eşi olduğu İDDİA OLUNAN ... senetlerin lehtarı olmaması nedeni ile dosyamız davacısına ciro ile senet alacağını devretmesinin de mümkün olmayacağı, davalıya yemin teklif edilmiş ve davalı buna icabet etmemiş ise de davacı senetlerin yetkili hamili olarak kabul edilemeyeceğinden, davacının davasının reddine karar vermek gerekmiş" şeklinde hüküm kurulduğunu; Müteveffa lehtar ... bonolarını ... ciro edememiş olsa da bunun temel nedeninin lehtarın vefat etmesi olduğunu, akabinde mirasçılık belgesi alınmış olması nedeniyle bononun ... tarafından ... ciro edildiğini, bununla birlikte ... lehtar müteveffa ... eşi ve mirasçısı olduğu Bakırköy .... Noterlik 09.12.2011 tarih ve ... Yevmiye Numaralı mirasçılık belgesi ile sabit olmasına rağmen Mahkemece söz konusu durumun nazara alınmadığını, ... 27.11.2011 tarihinde vefat etmesi nedeniyle terekede bulunan dava konusu bonoların da külli halefiyet ilkesi gereğince mirasçılarına geçtiğini, ...'nun ilk ciroyu kendisi yapamadan ölmesi nedeniyle ilk cironun eşi ve mirasçısı ... tarafından yapılmasının ciro zincirinde herhangi bir kopukluğa neden olmayacağını, Yerel mahkemenin Yargıtay kararlarında yerleşik olduğu söylenen durumun, mirasçılık nedeniyle külli halefiyet ile devrolunan bonolar için geçerli olmadığını;Somut olaydaki durumun lehtarın ilk ciroyu yapması zorunluluğunun istisnasını oluşturduğunu, bu nedenle eksik inceleme nedeniyle kararın somut olaya uygun olmadığı göz önüne alınarak davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, 6102 sayılı TTK 681 ve devamı hükümlerinde cironun düzenlendiğini, cironun cüzi halefiyetin sonucunu doğuran bir tasarruf işlemi olduğunu, buna karşılık miras hükümleri gereği hakkın veya borcun intikalinin cüzi halefiyet ile değil külli halefiyet ile devrinin söz konusu olduğunu, murisin vefatı ile mirasçı murisin hak ve borçlarını devralmamakta olup kanun gereği malvarlığına kül halinde halef olduğunu, mirasçının adeta muris vefat etmemiş gibi onun bir diğer kendisi gibi hak ve borçlarına halef olmakta olup murisin kişilik haklarından kaynaklı tasarruflarına ilişkin yasal istisnalar hariç murisin yapabileceği her türlü tasarrufu yapabildiğini, somut olayda TTK madde 681 anlamında bir devirden söz edilmediğini;Murisin vefatı ile senedin mirasçıya kanun gereği kendiliğinden intikal ettiğini, bu sebeple senet mirasçıya devredilmemekte olup yasa gereği herhangi bir ek tasarruf işlemine gerek kalmaksızın intikal ettiğini, miras hukukunda bir devrin değil intikalin söz konusu olduğunu, devrin bir tasarruf işlemi olduğunu, intikalin ise yasa gereği bir şeyin geçmesi olduğunu, yasa gereği geçişlerde, devir veya tasarruf işlemi olmayacağını, cironun da bir devir işlemi olduğundan bahisle muristen geçerken ciroya ilişkin hükümlerin uygulanmayacağını, senetlerin geçiş işleminin muris ölmemiş gibi devam edeceğini, mirasçı ... lehtar olacağını, külli halefiyet söz konusu olduğundan bahisle lehtarın mirasçı olup senetleri ciro edebileceğini, davalı borçlunun yeminden kaçınmasına rağmen davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu; Mahkemenin 02.02.2021 tarihli 3. celsesinde yemin deliline başvurup başvurmayacaklarına dair beyanda bulunmak üzere taraflarına 1 haftalık süre verildiğini, bunun üzerine 08.02.2021 tarihinde yemin metninin hazırlanıp mahkeme dosyasına taraflarınca sunulduğunu, davalıya yemin teklif edilmiş olmasına rağmen davalının buna icabet etmediğini veya yeminden kaçınma nedenine ilişkin herhangi bir mazeret sunmadığını, 6100 sayılı HMK madde 229/1'de; "Yemin için davet edilen kimse, tayin edilen gün ve saatte mahkemede geçerli bir özrü olmaksızın bizzat hazır bulunmaz yahut hazır bulunup da yemini iade etmez ya da yemini eda etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılır." denilmek suretiyle yemin etmemeye vakıaların ikrarı sonucunun bağlandığını, bu minvalde Yargıtay kararlarında ve uygulamada da yerleşik olduğu üzere davalı borçlunun borçlu olduğunun kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinin açık olduğunu; Davalı borçlunun imzaya itiraz etmeyerek senetlerin düzenleyeni olduğunu ikrar etmiş olduğu, külli halefiyet gereğince lehtar ... mirasçılarından ... cirosunun mirasçılık belgesi nedeniyle ciro silsilesinde bir kopukluğa neden olmayacağı, senetlerin müvekkiline ... tarafından ciro edildiği, davalı borçlunun yemini yerine getirmediği, bu minvalde iddialarını ispatladıkları gözetilmeksizin davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırılık oluşturduğundan bahisle istinaf incelemesi neticesinde Yerel mahkemece verilen kararın kaldırılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, bonoya dayalı alacağın tahsili talebi ile başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, 08.01.2008 tanzim tarihli ve 2.350 USD bedelli toplam altı adet bono nedeniyle davalıdan alacaklı olduğunu, davalının alacağın tahsili için hakkında başlatılan icra takibine haksız şekilde itiraz ettiğini beyan ederek itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, bonoların zamanaşımına uğradığını, davacının alacağın sebebini açıklamadığı gibi ispatına yarar delil sunmadığını, bonolardaki ciro silsilesinin bozuk olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davalının bonolarda yer alan imzasını inkar etmediği ve borcu kabul ettiği, buna rağmen borcunu ödediğini senetle ispat edemediği, bonoların lehtarı ...'nun vefatı nedeniyle bütün mirasının külli halefiyet gereği mirasçılarına geçtiği, bu nedenle mirasçısı olan ... tarafından lehtarın vefat etmiş olması sebebiyle bonoların ciro edilebileceği, ciro silsilesinde herhangi bir kopukluk olmadığı, davalı taraf yeminden kaçınmasına rağmen Mahkemece davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu ve neticeten kararın kaldırılması gerektiğine ilişkindir. Dava ve takip konu bonoların vadeleri sırasıyla 07.05.2008, 07.08.2008, 07.11.2008, 07.02.2009 ve 07.05.2009, icra takibinin yapıldığı tarih ise 18.02.2016'dır. Bonoların tanzim tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 661. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 749/1) maddesi uyarınca bonolarda zamanaşımı süresi 3 yıl olup icra takip tarihinde bonoların tamamı zamanaşımına uğramıştır. Bonoların kambiyo senedi vasfı olmayıp hepsi adi senet niteliğindedir. Davacı da bu sebeple kambiyo senedine dayalı takip değil ilamsız icra takibi yapmıştır. Bonoların keşidecisi davalı, lehtarı ise dava dışı ... . Davacı bonoları ciro yolu ile devralmış olup keşideci davalı ile arasında iki ayrı ciranta vardır. Davacının kambiyo senedi vasfı olmayan bonolara dayanarak sebepten mücerret bir şekilde keşideci davalıdan alacak talep etmesi mümkün değildir. Dava dilekçesinde davalıdan, temel ilişkiye dayalı bir alacak iddiasında bulunulmadığı, kaldı ki bonoların davalıdan da devralınmadığı ve iddia edilmeyen bir hususun ispatı da söz konusu olmayacağından Mahkemece davacıya yemin delilinin hatırlatılması hatalı olup, davalının yemini eda etmemesi aleyhine sonuç doğurmayacaktır. Davacının, keşideci davalıdan TTK'nın 732. maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşmeye dayalı bir talebi de bulunmamaktadır. Hukuki nitelendirmenin Mahkemeye ait olması sebebiyle davanın TTK'nın anılan maddesi kapsamında değerlendirilmesi halinde ise, davalı tarafından cevap dilekçesinde zamanaşımı itirazında bulunulmuş ve bonoların zamanaşımına uğradığı tarihten itibaren dava tarihine kadar 1 yıllık dava zamanaşımı süresi geçmiştir. Sonuç olarak bonoların ciro silsilende kopukluk olup olmadığının tartışılmasına gerek olmayıp Mahkemenin gerekçesi hatalı ise de, sonucu itibariyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğundan Dairemizce karar kaldırılmamış, davacı vekilinin aksi yöndeki tüm istinaf sebepleri ise haksız bulunmuştur.Açıklanan nedenlerle, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬0 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 02/05/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.