İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2022/98 K.2024/957

🏛️ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 📁 E. 2022/98 📋 K. 2024/957 📅 30.05.2024

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/98 Esas
KARAR NO: 2024/957 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2021/566 Esas - 2021/657 Karar
TARİHİ: 02/09/2021
DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
KARAR TARİHİ: 30/05/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin davalı şirkette murislerinden intikal eden miras payı nedeniyle hissedar olduğunu, mirasçıları arasında terekenin taksim edilmemesi nedeniyle tereke malları üzerinde el birliği mülkiyeti bulunduğunu, terekenin halen temsilci vasıtasıyla yönetildiğini, davalı şirkete Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/792 Esas sayılı dosyasından ...'ın mirasçıların paylarının intikalini sağlamak üzere ve oluşacak ortaklar kurulu tarafından yeni şirket müdürü seçilene kadar yönetim kayyımı olarak atandığını, kayyım tarafından tereke tespiti davası devam etmesine rağmen 03.02.2021 tarihinde olağanüstü genel kurul yapılması için karar alındığını, alınan bu kararın Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/28 değişik iş sayılı kararı ile tedbiren durdurulduğunu, bu kararın istinaf incelemesinde olduğunu, Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/949 Esas sayılı dosyasında hisselerin mirasçılara intikali ve ortaklık yapısının kurulması amacı ile 15.06.2021 tarihli kararın tesis edildiğini, bu kararın durdurulması için yapılan talebin Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin kararı ile reddedildiğini ve 15.06.2021 tarihinde olağanüstü genel kurul yapıldığını, müvekkilinin toplantıda alınan tüm kararlara muhalefet ettiğini, murislerin terekelerinin tespiti için açılan davada tereke temsilcisi olarak atanan İbrahim Bülbül'e tebligat çıkarılmaksızın, sadece mirasçı sıfatına sahip ve fakat şirket hisselerinin intikal etmemesi sebebiyle ortak sıfatı olmayan mirasçılara tebligat çıkarılması ve bu mirasçılara tarafından kullanılan oylarla alınan kararların hukuka aykırı olduğunu, muris ...'a ait 1 payı temsil etmek üzere atanan ...'ın sadece temsil yetkisi olduğunu, lehe ve aleyhe oylamaya katılamayacağını, muris ...'a ait miras paylarının yanlış belirlendiğini, şirket hisselerinin yönetimi terekeye ait olup aynı zamanda hisselerin temsilinin de tereke temsilcisi tarafından yapıldığını, tereke devam ettiği müddetçe külli halefiyet gereği, ayrıca mirasın paylaştırılması davası da bulunduğundan kısmi intikal ve sair işlemlerin yapılmasının mümkün olmadığını, bu nedenle genel kurulda alınan 3 nolu kararın iptalinin gerektiğini beyanla davalı şirkete ait 15/06/2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan 1-2-3 nolu kararların ayrı ayrı butlanı veya iptaline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı şirket vekili cevap dilekçesi ile; dava konusu yapılan 15/06/2021 tarihinde toplantıya şirket ortaklarının yasal mirasçıları, artık pay için temsilci olarak atanan ...'ın katıldığını, kararların yasaya uygun olarak alındığını, bu nedenlerle yasal dayanağı bulunmayan davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Feri müdahil vekilleri dosyaya sunmuş oldukları beyan dilekçeleri ve yargılama aşamasındaki beyanları ile; davacının davalı şirkette miras yoluyla hissedar olduğunu, TTK'nın 596. maddesinin miras yoluyla intikal eden hisseler yönünden herhangi bir işleme gerek olmaksızın mirasçıların hissedarlığını düzenlediğini, kanunda belirtilen şekilde hissedarların genel kurul toplantısına katıldığını, artık bir hisseyi Bakırköy 6.ATM tarafından temsilci olarak atanan ...'ın temsil ettiğini, sonuç itibariyle alınan kararlarda herhangi bir yasaya aykırılık bulunmadığını beyanla açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 02/09/2021 tarih ve 2021/566 Esas - 2021/657 Karar sayılı kararında; "Davalı şirkete ait sicil kaydının celp ve tetkikinde, şirket merkezinin mahkememiz yargı sınırları içinde bulunduğu, bu bağlamda mahkememizin yetkili ve görevli olduğu, davacı tarafın miras yoluyla davalı şirkette hissedar olduğu, genel kurul kararının iptaline ilişkin davanın 3 aylık yasal süre içinde açıldığı anlaşılmıştır.Her ne kadar davacı taraf kendisinin ve feri müdahillerin dava konusu şirkette miras yoluyla hissedar olduklarını, terekenin henüz taksim edilmediğini, terekenin iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi olduğunu, iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi şirket hisseleri yönünden şirket ortaklarının oy çokluğu ile karar alamayacağını, kararların oy birliği ile alınması gerektiğini, ayrıca tereke temsilcisinin genel kurul toplantısına katılmaması ve artık bir oy için ...'ın yetkilendirilmesinin yasal olmadığını, bu nedenlerle alınan kararların butlanla sakat olduğunun tespiti veya iptallerine karar verilmesini talep etmiş ise de; TTK 596.md gereğince miras yoluyla şirket hisselerini mirasçılara intikali için herhangi bir genel kurul onayına gerek olmadığı, ölümle birlikte hisselerin mirasçılara intikal edeceği, nitekim terekenin tespiti davasında şirket hisselerinin tereke dışında tutulduğu, Bakırköy 6.ATM 2020/792 - 664 EK sayılı ilamıyla şirkete yönetim kayyımı atandığı ve söz konusu kararın halen geçerli olduğu, dava konusu yapılan genel kurul toplantısında veraset ilamlarına göre değerlendirme yapılarak hisselerin oranı tutanağa geçildiği, artık bir hisse için Bakırköy 6.ATM 11/06/2021 tarihli ek kararı kapsamında ...'ın temsilci olarak atandığı, ileride sermaye artışı yapılmak suretiyle artık bir hissenin mirasçı / hissedarlar adına tescil edilebileceği, sonuç itibariyle dava konusu yapılan genel kurulda alınan kararların butlanla sakat olmadığı gibi iptalini gerektirir herhangi bir neden bulunmadığı mahkememizce değerlendirilmiştir.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacı tarafından davalı şirket aleyhine açılan ve dava konusu yapılan 15/06/2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan 1-2-3 nolu kararların dosyaya sunulan veraset ilamları ve TTK 596.maddesinde ön görülen düzenleme karşısında davacı ve feri müdahillerin dava konusu şirkette miras yoluyla hissedar oldukları, mirasen intikal eden hisselerin ölümle birlikte mirasçılara herhangi bir işleme gerek olmaksızın intikal edeceği, genel kurul toplantısına katılan hissedarlar ile artık bir hisse için temsilci olarak tayin edilecek kişinin iştirakiyle alınan kararların mevzuata uygun olması nedeniyle açılan davanın reddine karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile, "Davacı tarafından davalı şirket aleyhine açılan davanın sübuta ermediğinden REDDİNE," karar verilmiş ve verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; Usule İlişkin İtirazları: Yerel mahkemece dosya kapsamındaki deliller değerlendirilmeksizin, eksik inceleme yapılarak ve gerekçeli kararda yanlış yorumlara yer verilerek hüküm tesis edilmiş olduğunu, verilen kararın yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, gerekçeli karar incelendiğinde kararın yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçe içermediğinin ve gerekçe kısmında dava dilekçesiyle sundukları delillerin incelemeye alınmamış olduğu hususunun son derece açık olduğunu, kanun hükümleri, yerleşik Yargıtay içtihatları ve doktrinler dikkate alındığında mahkemeler tarafından verilen kararların yasal ve yeterli gerekçe içermesi gerekmekte olup, Mahkemece hüküm kurulurken yapılan eksik ve hatalı değerlendirmelerin, telafisi güç veya imkansız zararlara yol açacağı hususunun tartışmasız olduğunu, Yargıtay kararlarında mahkeme kararlarının gerekçeli olduğunun kabulü için; Anayasanın 141/3. maddesi ve HMK’nın ilgili maddelerine uygun bulunması, temyiz denetimine olanak verecek biçimde olması, Yargıtay’ın gerekçedeki denetim işlemini yerine getirmesini sağlayacak tüm unsurları içermesi, kararın dayandığı tüm verilerin gösterilmesi, kararda yer verilen veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması gerektiği hususlarının olması gerektiğinin vurguladığını, yargı kararlarının gerekçeli olması halinde, tarafların ve yasa yolu denetim unsurlarının denetiminin gerçekleşeceğini ve sonuç itibariyle ilgili öznelerin gerekli değerlendirmeyi yapabilmesinin temin edileceğini, Anayasanın 141. maddesinde; “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” düzenlemesinin yer aldığını, HMK’nın 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkının; “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” içerdiği, aynı kanunun 297. maddesinde ise mahkemeler tarafından verilecek hükmün “Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri” kapsaması gerektiğinin açık bir şekilde belirtildiğini; Gerekçenin dosya içeriği ile uyumlu olması, gerekçede tarafların taleplerine esas olan iddia ve savunmalarına dayanak oluşturan önemli olguların tümünün değerlendirilmesi ve kararın gerekçesinde gösterilmesi gerektiğini, Yargıtay’ın; “Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlara yasaya uygun gerektirici nedenlere özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre onama” şeklindeki kararlarının da gerekçesiz kararlardan olduğunun ifade edildiğini, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2015/24347 E. 2017/3290 K. sayılı 27.03.20217 tarihli kararında gerekçeli kararda yer alması ve tartışılması gereken hususların öneminin vurgulandığını, dolayısıyla Yerel mahkeme kararının Anayasanın 141 ve HMK’nın 297. maddesinin amaçladığı anlamda gerekçe taşımadığı sabit olup kararın emsal teşkil eden Yargıtay kararları ile ilgili mevzuatlar ışığında müvekkili lehine kaldırılması gerektiğini, gerekçe temel bir hak olarak kabul edilmekte olup gerekçeli karar hakkı olarak adil yargılanma hakkının temel bir unsurunu oluşturduğunu, söz konusu hakkın AİHM içtihatlarında AİHS’in 6. maddesi kapsamında korunduğu gibi Türk Anayasası ve kanun metinleri ile yüksek mahkemelerin kararlarında da yer bulduğunu;Adil yargılanma ilkesinin, milletlerarası geçerliliği olan bir metinde ve taraflar için bağlayıcı kurallar olarak bir sözleşme hükmü kimliğinde ifadesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde bulduğunu, adil yargılanma hakkının temel unsurları olarak tarafların yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmemesi, yargılama sürecinde tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamaması veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamaması, tarafların delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının mahkeme tarafından dinlenmemesi veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe ilişkin durumların bulunması gerektiğini, Yerel mahkemece izlenen usul ve yöntemin, adil yargılanma ilkesinin gereklerine uygun olmadığını ve tarafların menfaatlerini yeterince koruyan bir güvence içermediğini; Esasa İlişkin İtirazları; miras bırakanın birden fazla mirasçısının olması halinde mirasçıların tereke malları üzerinde iştirak halinde mülkiyet hakkı sahibi olduklarını, her mirasçının hakkının tereke malvarlığının bütünü üzerinde olduğunu, bu malların idaresi ve üzerindeki tasarruf işlemlerinin mirasçılar tarafından birlikte yapıldığını, mirasın taksimine kadar iştirak halinde hak sahipliğinin devam edeceğini, tereke mallarının içerisine taşınır, taşınmaz, alacak ve sair tüm hakların tamamının girdiğini, ortaklık için yapılacak işlemlerin bütün mirasçıların muvafakati ile yapıldığını, iştirak halinde hak sahipliği nedeniyle tereke ile ilgili olarak mirasçıların kullanma ve faydalanma hakkı, idare hakkı, hukuki işlem yapma yetkisinin bulunduğunu; ... Ticaret Ltd. Şti'nin hisseleri iştirak halinde mülkiyete dâhil olup, söz konusu şirket hisseleri üzerinde elbirliği mülkiyeti söz konusu olmasına ve bu kapsamda müvekkilinin olumsuz oyuna rağmen şirket genel kurulunda yasalar ve hukuka aykırı bir şekilde kararlar alındığının tartışmasız olduğunu, limited şirketlerde, pay sahiplerinin kişisel hakları arasında sayılan oy hakkının şirketin en üst organı durumundaki genel kurulda/ortaklar kurulunda uygulamasını bulduğunu, gerçek veya tüzel kişilerin şirkette pay sahipliği ile birlikte elde ettikleri oy hakkının şirkette söz sahibi olunmasını sağladığını, limited şirketlerde ortakların sermaye paylarının bölünmez bir bütün olduğunu, limited şirketlerde ortaklık yapısının kurulması, ortaklığa temsilci atanması, intikal ve tescil işlemlerinin tarafları bağlaması yasada öngörülen pay ve paydaşlarının tümünün işbu işlemlere muvafakat etmiş olmasına bağlı ve bu muvafakat sağlanana kadar ortaklık yapısı kurulamamakta olup, ortaklığa temsilci atanamadığını, intikal ve tescil işlemlerinin yapılamadığını, işbu işlemlerin gerçekleştirilme hususunun ortaklardan biri tarafından reddi halinde işlemlerin geçersiz hale geldiğini, bu nedenle anılan şirkette alınacak olan tüm kararların tescilinin, ilanının ve intikal işlemlerinin gerçekleştirilebilmesi için veraset ilamı ile belirlenmiş olan 3 mirasçının da imzaları ve onaylarının gerektiğini; 4721 sayılı TMK ve 6102 sayılı TTK’da kayyımın görevleri sayılmış olup, yönetim kayyumu olarak yer alan ...’ın, anılan şirket içerisinde pay sahibi ve hissedar olarak yer almadığını, yalnızca anılan şirket hissesi olan bölünemeyen %1 payı temsil etme yetkisi bulunmakta olup ancak anılan şirket içerisinde oy kullanma hakkı ve işbu bölünmeyen payın intikali ve tescili için yetki ve salahiyeti bulunmadığını, işbu kararların tescili ve ilanı için bütün mirasçıların muvafakatinin ve icazetinin alınması gerektiğini, mahkeme tarafından atanan kayyımın intikal, tescil, vesair hususlarda yetkisi bulunmadığını zira iştirak halinde mülkiyet söz konusu olduğundan bahisle tüm mirasçıların, işbu hususta 3 mirasçının da muvafakati ve imzası olmaksızın pay yapısının kurulamayacağını, hisse devri ve intikal işlemlerinin gerçekleştirilemeyeceğini, bu kapsamda yasal mirasçılardan biri olan müvekkilinin yapılmaya çalışılan işlemlere ilişkin olarak herhangi bir muvafakati bulunmayıp, bunun yanında miras hisselerinin tescili ve ortaklık yapısının kurulması, intikal, tescil vs. işlemlerin yapılabilmesi hukuken mümkün olmamakla birlikte Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından atanan kayyımın intikal ve hisse tescili hususunda yetkisi ve şirket içerisinde oy hakkı bulunmadığını, tüm mirasçıların muvafakati ve imzası olmaksızın intikal ve tescil işlemlerinin gerçekleştirilemeyeceğini, bunun yanında bölünemeyen hisselerin keyfi olarak dağıtılmasının hukuka ve şirketin menfaatlerinin korunmasına aykırı olacağını; Genel kurulun tescili ile birlikte hissedar sıfatı kazanan diğer mirasçılar ... ve ... tarafından müdür tayini için talep edilen ve kayyım tarafından yapılan usulsüz ilana rağmen düzenlenen 14.09.2021 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı ile de şirket müdürleri olarak ... ve ...’ın oğlu ... seçilmiş olup, şirket yönetiminin işbu mirasçılar üzerine geçtiğini, muris ...’ın sağlığı döneminde daha evvel şirketin ana faaliyet konusu olan taşınmaz kiralama işlemlerinin gelirleri mirasçılardan ...’ın sahibi olduğu ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi üzerinden yapılmakta olup, anılan şirketin yapmış olduğu faaliyet kapsamında tahsil ettiği paraları murise teslim etmemesi nedeniyle Beyoğlu ... Noterliği’nin 11.08.2009 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile bu vazifenin kendisinden alındığını, buna istinaden mirasçılar ... ve ...’ın oğlunun yetkili müdür tayin edilmesi ile hâlihazırda şirkette bulunan yüklü miktarda nakdi varlığın aynı usulsüzlük ve yolsuzluklarla yok edilmesinin, murisin sağlığında gerçekleşen bu olayların tekraren vuku bulmasının ve tereke tespitinin etkisiz kılınmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, müteveffa ...’a ait olan ve mirasçılara intikali gerçekleştirilen İstanbul, Eyüp, ... Köyü, ... Mevkii, ... pafta, ... parselde kayıtlı 5.000 m2’lik kargir fabrika niteliğindeki taşınmazın hâlihazırda mirasçılardan ...’ın sahibi olduğu ... San. ve Tic. A.Ş. unvanlı firma tarafından 1.200 TL gibi sembolik bir rakam karşılığında kullanıldığını, söz konusu rakamın taşınmazın emlak vergisini dahi karşılamadığını, belirtilen iki örneğin mirasçıların sadece şahsi çıkarlarını düşündüğünün birer örneği niteliğinde olduğunu beyanla Yerel mahkemece verilen hükmün kaldırılarak ... San. ve Tic. Ltd. Şti.’de 15.06.2021 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında alınan 1, 2 ve 3 numaralı kararların ayrı ayrı butlanına ve/veya iptaline kararı verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, limited şirket olağanüstü genel kurulunda alınan kararların butlanla malul olduğunun tespiti, aksi halde iptali talebine ilişkindir. Davacı taraf, davalı şirketin ortakları olan ... ve ...'ın vefat ettiğini, her iki ortağın terekesini tespit davasının bulunduğunu ve bu davada tereke temsilcisi atandığını, öte yandan ...'ın davalı şirkete, payların intikalini sağlamak üzere ve yeni müdür atanana kadar yönetim kayyımı olarak atandığını ve bu kapsamda dava konusu olağanüstü genel kurul toplantısının yapıldığını, muris ortakların terekesinin el birliği mülkiyetine tabi olduğunu ve mirasçıların ortak sıfatının bulunmadığını, miras intikal etmeden pay intikali ve sair işlemlerin yapılamayacağını, dava konusu olağanüstü genel kurul toplantısına tereke temsilcisinin davet edilmediğini, kararların oy birliği ile alınmadığını ve yine muris ...'a ait artık bir payı temsilen atanan ...'ın oy kullanma hakkı yokken alınan kararlara iştirak ettiğini, bu sebeplerle alınan kararların hukuka aykırı olduğunu beyan ederek butlanına, aksi halde iptaline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, dava konusu olağanüstü genel kurul toplantısında muris ortaklardan intikal eden tüm payların temsil edildiğini, alınan kararlarda herhangi bir usulsüzlük olmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dosya kapsamından; davalı şirketin ortakları ... ile ...'ın vefat ettikleri, mirasçıları olan feri müdahiller tarafından Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/949 Esas sayılı dosyası ile açılan davada, şirket müdürünün görev süresinin sona ermesi ve ortaklarının vefat etmesi nedeniyle şirkete kayyım atanmasının talep edildiği, Mahkemece verilen 2020/949 Esas ve 2021/452 Karar sayılı, 22.12.2020 Tarihli karar ile; davalı şirketin, şirket ortaklık ve pay yapısının kurulması, genel kurul toplantısının ve ticaret sicilinde son değişikliklerin yapılması için gerekli tüm iş ve işlemleri yapmak, alınan kararları tescil ettirmek üzere davalı şirkete yönetim ve temsil kayyımı olarak ...'ın atandığı, aynı karar ile toplantı gündeminin belirlendiği, aynı dosyadan verilen 11.06.2021 tarihli ek karar ile muris ...'ın artık bir payını temsil yetkisinin de kayyım ...'a verildiği, atanan kayyım tarafından yapılan davet ile dava konusu 15.06.2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının yapıldığı, toplantıya, dosyada mübrez veraset belgelerine göre muris ortakların davacı ve feri müdahillerden oluşan üç mirasçısının ve muris ...'ın artık bir payını temsilen kayyım ...'ın katıldığı, toplantının 1 nolu kararı ile toplantı başkanı ve katibinin seçimine, 2 nolu kararı ile toplantı başkanlığına, toplantı tutanağını pay sahipleri adına imzalama yetkisi verilmesine ve 3 nolu kararı ile de, miras paylarının intikali ve ortaklık yapısının kurulmasına karar verildiği, tüm kararların davacının muhalefeti ve oy çokluğu ile alındığı anlaşılmıştır. TTK'nın 596/1. maddesi uyarınca; Esas sermaye payının, miras, eşler arasındaki mal rejimine ilişkin hükümler veya icra yoluyla geçmesi hâllerinde, tüm haklar ve borçlar, genel kurulun onayına gerek olmaksızın, esas sermaye payını iktisap eden kişiye geçer. Somut dosyada; feri müdahiller tarafından Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/644 Esas sayılı dosyası ile şirket ortaklarının vefatı nedeniyle davalı şirkete müşterek temsilci atanması talebi ile açılan davada anılan Mahkemece, esas sermaye payının, miras yolu ile iktisap eden mirasçılara genel kurulun onayına gerek olmaksızın geçmesi nedeniyle şirkete temsilci atanmasında hukuki yararın bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verildiği, verilen kararın istinaf ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır. Buna göre TTK'nın 596/1. maddesi uyarınca ve kesinleşen Mahkeme kararına göre davalı şirketin ortakları olan muris ... ve ...'ın paylarının, vefatları üzerine mirasçılarına doğrudan miras payları oranında intikal etmiş olduğu ve murislerin terekesinin dışında tutulduğu, Mahkeme kararı ile miras paylarının intikalini ve tescil işlemlerini yapmak üzere atanan kayyım tarafından olağanüstü genel kurul toplantısına tüm pay sahiplerinin davet edildiği ve toplantıda tüm pay sahiplerinin bulunduğu, tereke temsilcisinin, terekenin dışında bulunan şirket paylarını temsil yetkisinin olmadığı, bu nedenle genel kurul toplantısına çağrılmamasında usul ve yasaya aykırılık bulıunmadığı, muris ortaklardan intikal eden paylar mirasçılara yasa gereği geçmiş olduğundan, dava konusu genel kurulda alınan 3 nolu kararın pay durumunu açıklayacı nitelikte olduğu, tüm mirasçılar kendi miras paylarına göre pay sahibi olduklarından ve paylar üzerinde el birliği mülkiyeti bulunmadığından kararların oy birliği ile alınmasına gerek olmadığı, Mahkeme tarafından atanan kayyıma payların intikalini sağlama ve alınacak kararları tescil ettirme yetki ve görevinin verildiği, kaldı ki TTK'nın 598. maddesi uyarınca da bu görevin yönetim kayyımına ait olduğu, bu nedenle kayyım tarafından dava konusu olağanüstü genel kurul toplantısında usulüne uygun şekilde alınan kararların sicile tescil ettirilebileceği, yine muris ...'a ait artık bir payı temsilen atanan ...'ın temsil yetkisinin genel kurul toplantısına katılma ve oy kullanma hakkını içerdiği, bu minvalde genel kurulda alınan kararların batıl olmadıkları gibi iptalini gerektirir bir sebep de bulunmadığı, Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı ve verilen kararın, hukuki dayanakları gösterilmek suretiyle anlaşılır ve açıklayıcı şekilde gerekçelendirildiği, adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği, davacı vekilinin aksi yöndeki tüm istinaf sebeplerinin haksız olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬0 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 30/05/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.