İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi E.2020/2159 K.2024/304

🏛️ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi 📁 E. 2020/2159 📋 K. 2024/304 📅 29.02.2024

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/2159
KARAR NO: 2024/304
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 08/01/2020
NUMARASI: 2017/75 Esas - 2020/16 Karar
DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 29/02/2024
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince ve davalılar vekilince ayrı ayrı istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ....'nin hissedarı olduğunu, davalı şahısların hukuka aykırı eylem ve işlemleri ile davalı şirketin içini boşaltıp şirket adına taşınmazları ve şirket envanterinde kayıtlı menkulleri değerlerinin çok altında bir bedel ile devrettiklerini, şirketi fiilen tasfiye etme ve haksız kazanç elde etme çabası içinde olduklarını, bu kapsamda şirkete ait ... İli, ... İlçesinde mevcut 2 adet taşınmazın gerçek değerinin çok altında bir bedelle satışının yapıldığını, bu satış için TTK'da ön görülen şekilde herhangi bir karar alınmadığını, şirketin önemli miktarda mal varlığını teşkil eden şirket faaliyetine özgülenmiş taşınmazların genel kurulda karar alınmadan satışının yapılamayacağını, yine davalı yönetim kurulu üyeleri ile genel müdürün bir kısım usulsüz işlemler ve muhasebesel hileler ile şirket gelirini düşük, şirket giderlerini ise olduğundan yüksek gösterdiklerini, şirketin kağıt üzerinde davalılara borçlandırılarak taşınır ve taşınmaz satışından elde edilen gelirlerin borç ödemesi adı altında davalılara tahsis edildiğini, bu hali ile şirketin faaliyetlerini yerine getirmesi ve kar elde etmesi olanağının ortadan kaldırıldığını, davalı yönetim kurulu üyeleri ile şirket genel müdürünün kötü yönetimi, özen ve bağımlılık yükümlülüğüne aykırı hareketleri ile şirketin zarar gördüğünü, davalı ...'ün ise şirketin bağımsız denetçisi olduğunu belirterek davalıların TTK 555 ve 557 maddeleri uyarınca sorumluluğuna hükmedilerek şirketin uğradığı zararın tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 42.000,00 TL tazminatın avans faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının ileri sürdüğü iddiaları kabul etmediklerini, şirkette pay sahibi durumunda olan müvekkkillerinin şirkete borç verdiklerini, şirketin zarar ettiği 2011-2014 ve 2015 yılı ilk çeyreği itibariyle davacının yönetim kurulu başkanı olduğunu, 2 adet taşınmazın satış tarihi itibariyle şirket mal varlığı içerisinde önemli miktarda mal varlığı olarak değerlendirilemeyeceğini, 2 taşınmaz haricinde şirket bilançosunda 48 adet daha taşınmaz bulunduğunu, söz konusu taşınmazların şirket aktifinin toptan satışı olarak değerlendirilemeyeceğini, bu nedenle genel kurul kararına ihtiyaç olmadığını, taşınmaz satışlarının pay sahiplerinin bilgisine sunulduğunu ve faaliyet raporunun onaylandığını, 2015 yılı olağan genel kurul toplantısının iptaline yönelik davacı tarafça bir dava açılmadığını, yapılan satışın yönetim kurulunun yetkisinde olup bu yönde oy birliği ile 08/10/2015 tarihinde karar alındığını, taşınmazların satışından elde edilen gelir ile banka kredi borçları ödendiği gibi, şirketin ham madde aldığı şirketlere de mevcut borçların ödendiğini, söz konusu taşınmazlarda şirketin devam eden bir faaliyetinin bulunmadığını, davacının aynı iddialar ile satış işleminin butlanı için İstanbul Anadolu 3. ATM 2017/75 esasta açtığı davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Davacı, mahkememizde açtığı davada TTK 553 ve devamı maddeleri uyarınca belirlenecek tazminatın davalılardan tahsili ile davalı şirkete ödenmesini talep etmektedir. TTK 553 maddesinde kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal ettikleri takdirde hem şirkete, hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olacakları, 554.maddesinde denetçi ve özel denetçilerin de kanuni görevlerin yerine getirilmesinde kusurlu hareket etmeleri halinde aynı şekilde şirket, pay sahibi ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan ötürü sorumlu olacakları kabul edilmiştir. Söz konusu bu düzenlemeler kusur sorumluluğu esasına dayanmakta olup kusuru ispat yükü davacıya aittir. Yönetim kurulu üyeleri ve denetçinin sorumluluğu kusur sorumluluğudur.Dosyada toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporlarıyla yönetim kurulunun ve denetçinin sorumluluğunu doğuracak herhangi bir kusurlu davranış yahut kararının bulunmadığı, şirkete ait iki taşınmazın satışının bu taşınmazların şirket faaliyetleri üzerinde bir etkisinin olmadığı dönemde gerçekleştirildiği, şirket mal varlığına göre önemli miktarda mal varlığının satışı olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığı gibi taşınmazların satış tarihi itibariyle rayiç değerleri üzerinden satışının gerçekleştirildiği, satış bedelinin şirket borçlarının ve kredilerinin kapatılmasında kullanıldığı, davalıların sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir zarar doğmadığı belirlendiğinden açılan davanın davalı şahıslar yönünden reddine karar verilmiş, yöneticinin ve denetçinin sorumluluğuna ilişkin olarak açılan davanın bu kişilere yöneltilmesi gerekli ve yeterli olup şirkete husumet yönetilmesine gerek olmadığından şirket hakkında açılan davanın da husumet yokluğundan reddine" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekilince ve davalılar vekili tarafından ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece, gayrimenkul değerlemesine ilişkin alınan bilirkişi raporları hatalı olduğunu, eksik ve taraflı olduğundan hükme esas teşkil etmesine imkan bulunmamakta olup, mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, mahkemece yöneticilerin sorumluluğunu gerektirir bir zarar olup olmadığına yönelik mali bilirkişilerden alınan kök rapor ve ek raporda, dosyaya aylarca celp edilerek getirtilen deliller incelenmediğini, HMK madde 353 gereği tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması istinaf bozma sebebi olduğunu, mahkemenin, kusur ispatının müvekkile ait olduğu yönündeki değerlendirmesi hatalı olup, bu tespite katılma imkanı bulunmadığını, mahkeme tarafından yaptırılan mali bilirkişi incelemesinde davalı şirketin bağımsız denetçi raporu ve bağımsız denetim hiç irdelenmediğini, dosyada satılan gayrimenkul değerlerinin belirlenmesine yönelik alınan bilirkişi raporları dosyaya müvekkil tarafından sunulan aynı ve benzer üstün nitelikli emsal hiç değerlendirmeye katılmaksızın, eksik inceleme ile, afaki sektörel değerlendirmeler yapıldığından, yetersiz ve eksik incelemeye dayalı hazırlandığından, yalnızca davalı taraf beyanlarına itibar edildiğinden, davalı şirketin en değerli gayrimenkulleri piyasa değerinin çok altında satılmış olmasına karşın bilirkişi tarafından emsal gösterilmeksizin gayrimenkul değerleri hatalı ve kasten düşük hesaplanarak, bilimsellikten uzak ve taraflı rapor hazırlandığından, mali bilirkişilerce yapılan inceleme sonucu tanzim edilen bilirkişi raporlarında ise dosyada bankalardan ve kurumlardan aylarca celp edilerek toplanan deliller ve iddialar bilirkişilerce hiç incelenmediğinden, bu husus HMK madde 353'te açıkça istinaf kaldırma sebebi sayıldığından, yalnızca defter açılış - kapanışlarını inceleyen mali bilirkişiler yönetim kurulu üyelerinin sorumluluk davası kurumunu amaçsız hale getirdiklerinden, bu şekilde hazırlanan bilirkişi raporlarının mahkeme kararına dayanak teşkil etmesine imkan bulunmadığından, yetersiz bilirkişi raporları ile bilirkişilik müessesesi akim kılındığından, mali bilirkişilerce davalı şirketin bağımsız denetim raporları incelemeye dahil edilmediğinden, söz konusu denetim raporunun mevzuata uygun nitelikte hazırlanıp hazırlanmadığı, bu rapordaki tespitlerin gerçeğe uygun olup olmadığı bile incelenmediğinden, bu raporların da denetime elverişli olmaması nedeniyle hükme esas alınmaması gerektiği belirtilmesine karşın bilirkişi raporlarına ilişkin tüm itirazlarımıza rağmen mahkemece eksikliği gidermek üzere yeni bir bilirkişi raporu alınması talepleri reddedildiğinden, kusur ispatı mükellefiyetinin müvekkile ait olduğu yönündeki mahkeme değerlendirmesini kabul etmemekle birlikte, dosyaya sunulan deliller tüm ısrarlarımıza karşın bilirkişilerce incelenmediğinden davalıların kusurunu ispatlamak da imkansız hale geldiğinden, mahkemenin istinaf talebini kabul ederek mahkeme kararının kaldırılmasına karar vermesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı soyut ve gerçekçi olmayan iddialar ile şirkete ve yöneticilerine karşı çeşitli davalar açtığını, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanımı yasağının, usul hukukunda da gözetilmesi gereken bir temel hukuk kuralı olduğu şüphesiz ve mahkemenin de malumları olduğunu, davacının yerel mahkemelerde ileri sürmüş olduğu iddialarının, maddi vakıalar ile örtüşmediği ve soyut iddialar olduğu açtığını, mahkeme tarafından davacının somut olan tüm iddiaları incelenmiş ve mahkeme tarafından alınmış iki kök ve iki ek bilirkişi raporu ile dosya tekemmül ederek müvekkillerin sorumluluğunu gerektiren kusurlu bir eylemin olmadığı tespit edildiğini, bu sebeple mahkeme tarafından verilen ret kararının hukuka ve kanunlara uygun olması nedeniyle, davacının istinaf talebinin usul ve esas yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, mahkeme tarafından, müvekkil şirket açısından davanın husumet nedeniyle, diğer müvekkil açısından ise esas yönünden reddine karar verildiğini, ancak gerekçeli kararda davalı müvekkil şirket açısından husumet nedeniyle maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olmasına rağmen diğer müvekkiller açısından verilen esas yönünden reddine kararına ilişkin nispi vekalet ücreti takdir edilmediğini, bu sebeple mahkeme kararının nispi vekalet ücreti yönünden düzeltilmesini talep ve dava etmiştir.
GEREKÇE: Dava, TTK'nun 553 ve 555/1 maddeleri kapsamında ve yönetici ile denetçi sorumluluğuna dayalı olarak açılmış olup, pay sahibi tarafından, davalı şirketin yönetici ve denetçi eylemleri nedeniyle uğradığı zararın tespiti ve şirkete ödenmesi talebine ilişkindir.İlk derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karara karşı davacı ve davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı kısıtlı adına vasi tarafından açılan davada, dava tarihi itibariyle 4721 sayılı TMK'nun 462/1-8 bendi uyarınca kısıtlılık kararı veren vesayet makamı Bakırköy 1 Sulh Hukuk Mahkemesi'nden izin alınmamış olduğu; ancak vesayet makamının 25/05/2017 tarihli yazısı ile vasiye iş bu davada kısıtlıyı temsil etmek, kısıtlı adına vekil tutmak üzere yetki ve izin verildiği, izin eksikliğinin bu şekilde giderildiği anlaşılmıştır. Davacı kısıtlı adına açılan davada; davacının 2015 yılına kadar şirketin %25 pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğu, davacının bitkisel hayata girmesi üzerine 29/05/2015 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan karar ile ... ve ... dışındaki davalıların üç yıl için yönetim kurulu üyesi, davalı ...'ın Kuluçhane genel müdürü olarak atandığı, davalı ...'ün ise bağımsız denetçi olduğu, şirketin A grubu hissedarları temsilen seçilen yönetim kurulu üyelerinden biri ile B grubu hissedarları temsil eden yönetim kurulu üyelerinden biri ve ...'ın müşterek imzaları ile temsil edilmesine karar verildiği, şirketin önemli miktarda malvarlığı unsuru olan taşınmazlarının rayiç değerinin çok altında bir bedel ile muvazaalı olarak üçüncü kişiye devir ve temlik edildiğini öğrendiklerini, şirketin Kocaeli ili Dilovası ilçesindeki iki taşınmazını rayiç değerin altında davalı şirketin de ticari faaliyette bulunduğu dava dışı ...Kozmetik şirketine devredildiğini, şirketin bu şekilde zarara uğratıldığını, bu konuda genel kurul kararı da alınmadığını, davalılar tarafından muhasebesel hileli işlemlerle şirketin içinin boşaltıldığını, davalıların satışını yaptıkları taşınmazların şirketin malvarlığı içerisinde önemli yere sahip olduğunu, 2015 yılına ait faaliyet raporlarında şirketin iştigal konusu olan piliç üretimine son verme kararı alındığını, şirketin faaliyetlerini yerine getirmesinin imkansız hale getirilmeye çalışıldığını ileri sürülerek, davalı şirketin yönetici ve denetçi olan davalıların eylemleri nedeniyle uğradığı zararın tespiti ve şirkete ödenmesi talep edilmiş ve 42.000,00-TL tutarlı belirsiz alacak davası açılmıştır. Davalılar vekili tarafından; 2016 yılında şirket yönetim kurulu üyeleri ile genel müdürün aynı zamanda şirket ortağı oldukları, şirketin kurulduğu günden bu yana uyum içerisinde çalıştığı, davacı kısıtlının da 2011 yılından 2015 yılında bitkisel hayata girinceye dek dört yıl üç ay boyunca şirketin yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptığı, davacı kısıtlının yönetim kurulu başkanı olduğu 2013 yılında ve 2015 yılının ilk çeyreğinde de şirketin zarar ettiği, davacının aksi yöndeki iddialarının gerçeği yansıtmadığı, ne davacı kısıtlının yönetim kurulu başkanı olduğu dönemde ne de 2015 yılının diğer kısımları ile 2016 yılında meydana gelen zararın şirket yöneticilerinin kusurundan değil, sektörde yaşanan istikrarsızlıktan, arz ve talep dengesinin kimi zaman şirket lehine kimi zaman şirket aleyhine gelişmesinden ileri geldiği, şirketin zarar etmesinin önlenmesi için alınan tedbirler neticesinde 2017 yılında kara geçildiği, davacı kısıtlı adına vasi atandıktan sonra, şirket aleyhine İstanbul Anadolu 3 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/75 esas sayılı dosyasında iptal davası açıldığı, şirket adına kayıtlı 48 adet taşınmaz ve bir çok taşınır mal bulunduğu, davacının 2 adet taşınmazın satışı için genel kurul kararı gerektiğini beyan etmesinin haklı olmadığını zira davalı şirketin tüm malvarlığına göre şirket aktifinin toptan satışı olarak değerlendirilemeyeceğini, diğer tüm davalı pay sahiplerinin şirkete borç verdiğini ve diğer iddiaların da yersiz olduğunu savunulmuştur.TTK.'nun 554.maddesinde denetçinin sorumluluğu düzenlenmiş, kusurlu hareketleri ile verdikleri zarardan sorumlu olacakları düzenlenmiştir. Yönetim kurulu üyesi diğer davalı gerçek kişilere atfedilen sorumluluk yönünden ise TTK.'nun 553.maddesinde ve yine aynı doğrultuda kusurları halinde ve verdikleri zaradan sorumlu olacakları öngörülmüştür.6762 sayılı TTK'ndan farklı olarak 6102 sayılı TTK'nda gerek denetçiler gerekse yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu yönünden kusur karinesi terk edilmiş, kusurun varlığı ve ispatı halinde sorumluluk doğacağı düzenlenmiştir. Bu kapsamda, şüphesiz kusurun yanı sıra, bir zarar doğup doğmadığı, doğmuş ise denetçinin veya yönetim kurulu üyesinin kusurlu eyleminden kaynaklanıp kaynaklanmadığının diğer bir deyişle illiyet bağının bulunup bulunmadığının da araştırılması gerekecek, kusurlu bir eylem tespit edilir, bu eylemden kaynaklı bir zarar doğmuş olur ise sorumluluktan söz edilebilecektir. TTK'nın 408/2.f. maddesinde önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı, genel kurulun devredilmez görevleri ve yetkileri arasında sayılmıştır.İlk derece mahkemesi tarafından öncelikle davaya konu taşınmazlar üzerinde yerinde inceleme yapılması için mahal mahkemesine talimat yazıldığı, keşfen taşınmazların incelendiği, gayrimenkul değerlendirme uzmanı, inşaat ve fen bilirkişisinin oluşturduğu heyetten 06/04/2018 tarihli kök, davacı itirazları üzerine 05/11/2018 tarihli ek rapor alınmış, alınan raporlarda davacı itirazları, taraf beyanları ve emsal taşınmaz verileri ve davacı tarafça sunulan taşınmaz gayrimenkul değerleme raporu da değerlendirilmiş, tüm itirazlar karşılanmıştır. Davalı şirketin ticari defter ve kayıtları ile dosya üzerinde hukukçu, işletme uzmanı ve mali müşavirlerden oluşan bilirkişi heyeti marifetiyle bilirkişi incelemesi yaptırılmış, tüm raporlarda aynı görüş ve kanaatlerin bildirilmesi üzerine bu raporlar hükme esas alınarak; davalı şirkete karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle, diğer davalılara karşı açılan davanın ise ispatlanamaması nedeniyle esastan reddine karar verilmiştir. Davacı vekilince istinaf isteminde bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığı, 14/03/2019 tarihli dilekçesinde belirtilen eksikler giderilmeksizin, incelenmeksizin karar verildiği, bilirkişi raporlarının itirazları karşılamadığına dair sebeple istinaf başvurusunda bulunmuştur.Mahkemece talimat mahkemesi aracılığıyla alınan raporda taraf vekillerinin beyanları ile sunulan tüm belgeler ve davacı tarafça sunulan gayrimenkul değerleme raporu da incelenerek ayrıntılı olarak değerlendirmede bulunulmuştur. Kaldı davacı ile davalı şirketin arasındaki İstanbul Anadolu 3. ATM'nin 2017/75 E. Sayılı dosyada, davacının davalı şirket aleyhine Genel kurul kararı olmaksızın taşınmaz satışına ilişkin yapılan iş ve işlemlerin yok hükmünde olduğunun tespiti ile mahkeme aksi kanaatte ise yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin dava açtığı, yapılan yargılamada alınan ve dosyada mübrez 03/04/2019 tarihli bilirkişi raporunda davacı yanın davalı şirketin 20/07/2016 tarihinde yapılan 2015 senesine ilişkin olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu faaliyet raporu görüşülürken Dilovası'ndaki kesimhanenin satışını gündeme getirdiği, YK Başkanı tarafından kendisine kesimhanenin uzun süreden beri kullanılmadığı ve bundan sonra da kullanılmayacağı için satıldığı, içinde herhangi bir makine yada ekipmanın bulunmadığı bilgisinin verildiği, uzun süreden beri kullanılmayan ve içi boş tesisin şirketin faaliyeti için önemli bir yönünün bulunmadığı, ayrıca kaydi değerlere göre satılan kesimhanenin tüm varlıklar ve taşınmazlar içinde inemli sayılacak değeri bulunmadığı, davacı kısıtlının sağlığında ve YK Başkanı olarak görev yaptığı 10/07/2013 tarihinde üretimini kısma ve işçi çıkarma kararı verilerek atıl hale geldiği tespitinde bulunulmuş olup mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.Davacının diğer iddialarıyla birlikte, davalı tarafın savunmaları da gözönünde bulundurulmak suretiyle davalı şirketin ticari defter ve dayanak kayıtlarında inceleme yaptırılarak davalıların yönetim kurulu ve bağımsız denetçi sıfatıyla sorumlu olup olmadıkları ve varsa sorumluluk miktarlarının belirlenmesi yönünde bilirkişi heyetinden kök rapor ve ek rapor alınmıştır. Bu raporlarda davalı şirketin incelenen ticari defter ve dayanak kayıtlarında Kocaeli ili, Dilovası ilçesi, ... ada ... ve ... parsellerin satışına ilişkin olarak düzenlenen 09/10/2015 tarihli faturaların ticari defterlerde kayıtlı olup, bu faturalar karşılığında dava dışı şirketin TL.ve USD.bazında yaptığı ödemelerinde kayıt altına alındığı, söz konusu taşınmaz satışından elde edilen gelirin şirketin ... ve ... kullanılan kredi borçlarının ödenmesi yanı sıra çalışılan firmalara borç ödemesinde kullanıldığı belirlenmiştir. Şirketin taşınmaz satışlarının yapıldığı yıla ilişkin maddi ve maddi olmayan duran varlıkları üzerinde de bilirkişi heyetince inceleme yapılmış, kaydi değerler üzerinden yapılan değerlendirme ile satıma konu edilen taşınmazların şirketin mevcut duran varlıklarına göre oranının %2.2 olduğu tespit edilmiştir. Bu durum karşısında taşınmaz satışının davacı iddiasının aksine TTK.da öngörülen önemli miktarda taşınmazın satışı olarak değerlendirilemeyeceği kabul edilmiştir. Satılan taşınmazların şirket faaliyetlerinin devamı açısından arzettiği önem üzerinde de durulmuş, satışı yapılan taşınmazlarda şirket faaliyetlerinin 31/12/2010 tarihi itibariyle sonlandırıldığı, şirketin kapasite kaybına sebep vermeden üretimin tamamını Bolu-Mudurnu'da bulunan ve 2010 yılı Mayıs ayından bu yana faal olan 2.mezbahaya kaydırdığı belirlenmiştir. Dolayısıyla söz konusu iki taşınmazın satışının şirket faaliyetleri üzerinde etkisinin bulunmadığı, şirketin mevcut mal varlığı karşısında önemli miktarda şirket varlığının satışı olarak değerlendirilemeyeceği, TTK 408/2-f maddesi hükmünün uygulanmasına gerek olmadığı, satış sonucu elde edilen gelirin davalıların hesabına aktarılmadığı, satış bedeli ile şirketin kredi ve piyasa borçlarının ödendiği, şirket yönetim kurulunun şirket amaçlarının gerçekleştirilebilmesi için TTK'da getirilen sınırlamalara uymak kaydıyla bu tip satışlar gerçekleştirebileceği, yapılan satış işleminde bir usulsüzlük olmadığı görüşünü belirtmiştir.Davalı şirketin incelenen 2011-2017 yıllarına ait muavin hesap ekstrelerinde 2011 yılı itibariyle şirket ortaklarının şirketten alacağının bulunmadığı, 2012 yılında davacı da dahil olmak üzere şirket ortaklarının şirket hesabına para transferi gerçekleştirdiği ve şirketten olan bu alacaklarının 2012 yılında şirket sermayesine ilave edildiği, 2015 yılında ise davacı dışında kalan diğer ortakların kendi hesaplarından şirket hesabına para transferi yaptıkları, 2016 yılında gönderilen bu paraların tekrar ortakların şahsi hesaplarına aktarıldığı, bu haliyle 2016 yılı sonunda şirketin ortaklara borcunun bulunmadığı, 2017 yılında da şirketin ortaklara borcunun olmadığı, bu haliyle şirket ortaklarının 2016 yılında şirketi hatırı sayılır şekilde fonlamış olup ortakların koyduğu bu paranın gönderildikleri tarihler itibariyle sarfedilmeyip bir kısmının vadeli hesaplara alınarak faiz geliri elde edildiği, bir kısmının vadesi bozularak şirket ödemelerinde kullanıldığı, bu anlamda ortakların şirkete borç verdiği tarihler itibariyle paranın şirketin acil ödenmesi gereken borçlarının tasfiyesi amacıyla kullanılmadığı, 2016 yılı sonu itibariyle de ortaklara iade edildiği tespit edilmiş, aynı zamanda ortakların borç verdikleri bu bedellerin karşılığında faiz veya kur farkı almamış olmaları nedeniyle şirketin zarara uğramasının söz konusu olmadığı, yönetim kurulu üyelerinin bu davranışının doğrudan özen yükümüne aykırılık taşıdığı şeklinde yorumlanamayacağı ifade edilmiştir. Ayrıca şirketin ödenmiş sermayesinin 2017 yılı sonu itibariyle %76,28 oranında korunduğu da belirlenmiştir. Şirketin 2014-2015 ve 2016 yılları faaliyet giderleri bilirkişi heyetince incelenmiş, 2014 yılında en yüksek pazarlama giderinin kesimhanelerde oluştuğu, 2015 yılında bir kesimhanenin kapatıldığı, Mudurnu Kesimhane'nin pazarlama, satış, dağıtım faaliyetinin durdurulduğu, bunun yerine pazarlama noktalarının arttırılmasına bağlı yüksek giderlerin söz konusu olduğu, 2016 yılında ise Anadolu Pazarlama Bölgesinin kapatılarak diğer pazarlama noktalarının giderleri de azaltılmak suretiyle bir önceki yıla nazaran yarı yarıya iyileşme sağlandığı, bu anlamda yönetim tarafından pazarlama stratejisi sonucunda katlanılan maliyetin yüksek olduğu değerlendirilerek gerekli önlemlerin alındığı ve bir önceki yıla nazaran pazarlama giderlerinde iyileşme sağlandığı belirlenmiş, şirket yöneticilerinin bu yolla şirketi zarara uğrattığı iddiası bakımından davacının somut belgeler ile iddiasını ispat edemediği açıklanmıştır. Bilirkişi heyeti davalılardan ...'ün şirketin bağımsız denetçisi olduğunu, bu davalının bağımsızlığını yitirmesi de dahil olmak üzere denetim işini doğru yapmadığı iddiasının ispata muhtaç olduğunu, bu hususun ispatlanamadığını bildirmiştir. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu ile amaçlanan; zarar verene isnat edilebilecek ve onun hukuk düzenince onaylanmayan bir davranışından kaynaklanan zararın giderilmesidir. Sorumluluğu düzenleyen 6102 sayılı TTK'nun 553.maddesi hükmüne göre kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Hukuk sistemi Anonim Şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu halinde de her türlü zarara tazminat sonucunu bağlamamaktadır. Yönetim kurulu üyelerinin Türk Ticaret Kanununa istinaden hukuki sorumluluklarına hükmedilebilmesi; zarar, hukuka aykırılık, kusur, illiyet bağı koşullarının gerçekleşmesine bağlıdır.Somut olaya dönüldüğünde; davacı iddia ve belgelerinin usulünce incelendiği, alınan bilirkişi raporlarının ayrıntılı ve hüküm kurmaya elverişli olduğu değerlendirilmiştir. TTK'nun 553 maddesinde düzenlenen sorumluluğun, 6762 sayılı mülga kanundaki kusur karinesinden farklı olarak, kusura dayalı bir sorumluluk olduğu, yöneticilerin kusurlu eylemleri nedeniyle şirketin zarara uğratıldığını ispat yükünün de davacı üzerinde olduğu; dosya kapsamındaki tüm deliller çerçevesinde mahkemece kendisine husumet yöneltilemeyecek davalı şirket yönünden davanın husumet yokluğundan reddedilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gibi, yöneticiler ve denetçi aleyhine açılan davanın, davalıların kusurlu eylemleri ile şirketi zarara uğrattıkları ispat edilememiş olduğundan, esastan reddine karar verilmesinin de yerinde olduğu anlaşılmış olup, davacı yanın yukarıda özetlenen tüm istinaf sebeplerinin reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden ise davalı şirket yönünden davanın husumetten reddine ve diğer davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ... aleyhine açılan davanın ise esastan reddine karar verildiği ancak mahkeme kararında davalı taraf belirtmeksizin ''davalı kendisini vekille temsil ettiğinden vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine'' şeklinde hüküm kurulmasının infazda tereddüt yaratacağı, zira davalı tarafta hem şirket hem de şahısların bulunduğu, kaldı ki dava red sebeplerinin de farklı olduğu anlaşılmakla AAÜT nin 3/2 maddesi gereğince ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmemesi yerinde olmamış ve davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm kısmı düzeltilmiştir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece eldeki davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş ancak bir kısım davalılar lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmemesi yerinde olmadığından davalı vekilinin buna ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davanın davalı şirket yönünden PASİF HUSUMET YOKLUĞUNDAN REDDİNE,2-Davanın diğer davalılar hakkında esas yönünden REDDİNE, 3-Başlangıçta peşin olarak alınan 717,26 TL harcın, işin hitamında alınması gerekli olan 54,40 TL karar ve ilam harcından fazla olduğu anlaşıldığından, fazla alınan 662,86 TL harcın kararın kesinleşmesi ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Davalı şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. 13/4 maddesindeki esaslara göre belirlenen 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,6-Davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ... davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 17.900,00-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 7-HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca, artan gider avansının davacıya; davalının yatırdığı avanstan artan kısmın kendisine iadesine, 8-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 54,40 TL harcın, alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan mahsubu ile bakiye 373,2‬0 TL karar harcının davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,b-Davalılar vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,c-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,d-Davalılar tarafından istinaf aşamasında yargılama gideri sarf edilmediği anlaşıldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.29/02/2024