Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2024/2803 K.2025/2795
1. Hukuk Dairesi 2024/2803 E. , 2025/2795 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1083 E., 2024/360 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Görele 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/755 E., 2022/596 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ..., ..., ..., ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların muris ...'nin mirasçıları olduğunu, murisin 9 çocuğu bulunduğunu, ... ili ... ilçesi ... köyünde bulunan 105 ada 3, 128 ada 26, 132 ada 2, 130 ada 4 ve aynı yer ... köyünde bulunan 104 ada 8, 9, 10 ve 11 parsel sayılı taşınmazların muris ...'den geldiğini ve murisin ölümüyle mirasçılara kaldığını, kadastro çalışmaları sonucunda ... köyünde bulunan taşınmazların murisin tüm mirasçıları adına tespit ve tescil edildiğini ve bu taşınmazlar hakkında Görele Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/694 Esas sayılı dosyasında ortaklığın giderilmesi davası açıldığını, buna karşılık İsmailbeyli köyünde bulunan ve muristen intikal eden 104 ada 8 ve 10 parsel sayılı taşınmazların davalı ..., 9 parsel sayılı taşınmazın ..., 11 parsel sayılı taşınmazın ise ... adına tespit ve tescil edildiğini, söz konusu taşınmazların da tüm mirasçılar adına tespit ve tescil edilmesi gerekirken yalnızca adı geçen davalılar adına tescil edilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek çekişmeli taşınmazların tapu kaydının davacının miras payı oranında iptali ile davacı adına tescilini, mümkün olmaması halinde davacının miras payının rayiç değerinin davalılardan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazların kök muris ...'den kaldığını, bu hususta taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığını, çekişmeli taşınmazlar üzerinde iştirak halinde mülkiyet durumu bulunması nedeniyle mirasçılardan biri ya da bir kaçının kendi paylarına yönelik olarak dava açmalarının mümkün olmadığını bu nedenle davacının aktif husumetinin bulunmadığını, muris ...'nin 1977 yılında ölümünden sonra 1988 yılında tüm mirasçılar arasında önce sözlü akabinde de yazılı taksim sözleşmesi yapıldığını, taksimden sonra herkesin kendi taşınmazını kullanmaya başladığını, bu kapsamda .... köyünde bulunan ve öncesinde bir bütün olarak kullanılan bahçenin davalı kardeşlere bırakıldığını, davacının da taksim sonucunda kendisine düşen taşınmazı kullandığını, kadastro tespitinde bir yanlışlık bulunmadığını savunmuş ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı ... cevap dilekçesinde; davanın öncelikle süre yönünden reddi gerektiğini, muris ...'nin vefatından sonra tüm mirasçıların bir araya gelerek muristen kalan taşınmazları kendi aralarında taksim ettiklerini, bu kapsamda 07.09.1988 tarihli sözleşmenin tüm mirasçılar tarafından imzalandığını, taksim tarihinden itibaren tüm taşınmazların paylaşıma uygun şekilde kullanıldığını ve bu kullanımın herhangi bir niza ve kesintiye uğramadan yaklaşık 30 yıldır sürdüğünü, davacının taksim sonucunda kendisine bırakılan taşınmazları kullanarak mahsullerini topladığını, davacının bu kullanımına da diğer mirasçıların hiçbirisinin itirazının bulunmadığını, davacının söz konusu fiili ve hukuki durumu kabul etmesine karşın eldeki davayı açmasının kötüniyetli olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
3. Davalı ... usulüne uygun tebligata rağmen süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1. İlk Derece Mahkemesinin 11.02.2020 tarih ve 2018/1035 Esas 2020/83 Karar sayılı kararıyla; muris ... mirasçıları arasında 07.09.1988 tarihli harici taksim sözleşmesi yapıldığı ve bu sözleşmede hangi mirasçıya hangi taşınmazın bırakıldığının açıkça yazıldığı, taksim sözleşmesi kapsamında tarafların kendilerine düşen taşınmazları 25-30 yıldan beri kullandıkları, kadastro tespitinin de bu kullanıma göre yapıldığı, taksim sözleşmesiyle davacıya bırakılan taşınmazın Karaburun köyünde olduğu belirtilerek mirasçılar arasında yapılmış taksim sözleşmesi ve uzun yıllardır devam eden fiili kullanım çerçevesinde davanın reddine karar verilmiştir.
2. İlk Derece Mahkemesinin 11.02.2020 tarih ve 2018/1035 Esas 2020/83 Karar sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin 03.11.2020 tarih ve 2020/443 Esas 2020/473 Karar sayılı kararı ile; ... köyü ve .... köyü sınırları içerisinde muris ve tüm mirasçıları adına tespit ve tescil edilen taşınmazların tamamının kadastro tespit tutanakları ve dayanakları ile güncel tapu kayıtlarının dosya kapsamına kazandırılması, Görele Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/694 Esas sayılı dava dosyasının onaylı bir suretinin dosya arasına alınması, sonrasında yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları ile fen bilirkişinin katılımıyla hem Karaburun hem de İsmailbeyli köyündeki taşınmazlar başında yeniden keşif yapılması, keşifte, dosyaya sunulan 07.09.1988 tarihli taksim senedinde bahsedilen tüm taşınmazlar yerel bilirkişi ve tanıklara tek tek okunarak bu taşınmazların tespit edilmesi, dava konusu taşınmazların taksim anlaşmasında ne şekilde düzenlediği, taşınmazların taksim anlaşmasında ismi zikredilen kişiler tarafından anlaşmaya uygun şekilde kullanılıp kullanılmadığı, taksim anlaşmasında imzası bulunmayan mirasçılar ..., ... ve ...'nın taksime sonradan rıza gösterip göstermedikleri, bu mirasçıların miras paylarına karşılık olarak kendilerine menkul ya da gayrimenkul verilip verilmediği, bu mirasçıların kullandıkları herhangi bir taşınmaz bulunup bulunmadığı, taksim anlaşmasından sonra tarafların anlaşmada öngörülen edimlerini yerine getirip getirmedikleri, taksimen davacıya düşen taşınmazlara ilişkin tapuda yapılmış herhangi bir pay devri ya da temlik işlemi bulunup bulunmadığı, taraflar arasında yapılan taksim anlaşmasının sonradan bozulup bozulmadığı hususlarında tanık ve bilirkişilerin beyanlarının alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
3. Bölge Adliye Mahkemesi kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin 30.12.2022 tarih ve 2020/755 Esas 2022/596 Karar sayılı kararı ile; davacının da imzası bulunan 07.09.1988 tarihli sözleşmeden 32 yıl sonrasında bu sözleşmenin taksim sözleşmesi niteliğinde olmadığının ileri sürülmesinin ve taksim sözleşmesiyle kendisine bırakılan taşınmazlar için taksim sözleşmesi kapsamında dava açma imkanı varken sözleşmeden 32 yıl sonra taksimen kendisine düşmeyen dava konusu taşınmazlar hakkında dava açmasının dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiği, dava konusu taşınmazların taksim neticesinde davalılara kaldığı, davacıya ise 105 ada 3 parsel sayılı taşınmazın bırakıldığı, bunun dışında taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesi davasına konu olan 128 ada 26 parsel, 130 ada 4 parsel, 132 ada 2 parselde de davacının hissesinin bulunduğu, bu kapsamda muris ...'den kalan taşınmazların murisin vefatından sonra 1988 tarihli sözleşme ile taksim edildiğinin ispatlandığı ve taksimle paylaşılan taşınmazların eylemli olarak kullanıldığı ve dava tarihine kadar da davacı hariç taksimin geçersizliğinin iddia edilmediği belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında düzenlenen 07.09.1988 tarihli taksim sözleşmesinde kök muris ...'nin tüm mirasçılarının imzasının bulunmadığı, dolayısıyla tüm mirasçıların katılımıyla yapılmayan taksim sözleşmesinin hukuken geçerli olmadığı, kaldı ki anılan sözleşme uyarınca davacı tarafa verildiği belirtilen ...... Köyündeki taşınmazların müstakilen davacı adına değil muris ....'nin tüm mirasçıları adına hisseli şekilde tapuda kayıtlı olduğu, bu taşınmazlar hakkında açılmış ortaklığın giderilmesi davası bulunduğu ve Mahkemece satış yoluyla ortaklığın giderilmesine karar verildiği, eldeki dosyanın davalılarının ortaklığın giderilmesi davasında taşınmazların taksim edildiğini ve davacı tarafa düştüğünü ileri sürmedikleri, bunun aksine taşınmazların hisseleri nispetinde aynen taksimini talep ettikleri, her ne kadar davalı tarafça yazılı taksim sözleşmesine dayanılmış ise de kendi edimini yerine getirmeyen ve davacıya düşen taşınmazları onun adına tapuda devretmeyen davalı tarafın iş bu sözleşmeye dayanamayacağı, taksim sözleşmesiyle davacı tarafa düşen taşınmazların tapularının halen davacıya devredilmediği, dolayısıyla sözleşmedeki edimlerin tamamen yerine getirildiğinden söz edilemeyeceği, hal böyle olunca tüm hissedarların katılımıyla yapılmayan taksim sözleşmesinin geçerli kabul edilemeyeceği, söz konusu sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmenin hakkın kötüye kullanılması olarak da nitelendirilemeyeceği, taksim sözleşmesi uyarınca davacıya bırakıldığı belirtilen taşınmazların tapularının davacıya devredilmesi hususunda davadan önce girişimde ve teklifte bulunulduğunun da iddia ve ispat edilemediği, dolayısıyla davacının kök muristen intikal eden çekişmeli taşınmazlardaki miras payının adına tescilini isteyebileceği, bu gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu belirtilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı davalı ..., ..., ..., ... ve ... vekili temyiz başvurusunda bulunmuş, temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazların kök muristen geldiğini ve 1988 yılından bu yana yazılı taksim sözleşmesi kapsamında ihtilafsız şekilde kullanıldığını, davacı tarafın taksim sözleşmesi kapsamında kendisine bırakılan taşınmazların devrini talep etmediğini, davacının da yaklaşık 30 yıldır kendisine bırakılan taşınmazları kullanmasına rağmen eldeki davayı açmasının iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, davacının açtığı ortaklığın giderilmesi sürecinde de davacının kendisine bırakılan taşınmazlardaki hisseleri almaya yanaşmadığını, davalıların taksim sözleşmesi kapsamında davacıya bırakılan taşınmazlardaki hisseleri devretmeyi kabul ettiğini bu kabulün davalılar için bağlayıcı olduğunu ve usuli kazanılmış hak teşkil edeceğini buna rağmen temlik edilmemesi halinde davacının tapu iptali ve tescil davası açabileceğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel isteğine ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
.... ili ... ilçesi .... köyünde yapılan kadastro çalışmaları sonucunda, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği, miras yoluyla gelen hak ve taksime dayanılarak 104 ada 8 ve 10 parsel sayılı taşınmazlar ..., 104 ada 9 parsel sayılı taşınmaz ..., 104 ada 11 parsel sayılı taşınmaz ise ... adına tespit görmüş, kadastro tespiti 03.12.2009 tarihinde kesinleşmiştir.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle dosya kapsamında muris ....ye ait tek bir veraset ilamı bulunması ile Bölge Adliye Mahkemesi kararında davacının miras payının doğru gösterilmiş olması nazara alındığında hükümde atıf yapılan veraset ilamının verildiği mahkeme adının İstanbul Anadolu 16. Sulh Hukuk Mahkemesi yerine İstanbul 16. Sulh Hukuk Mahkemesi şeklinde yazılmasının maddi hatadan kaynaklandığının anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı ..., ..., ..., ... ve ... vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 2.013,42 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalılardan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,29.05.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.