Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2023/4018 K.2025/2003
1. Hukuk Dairesi 2023/4018 E. , 2025/2003 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/10 E., 2023/786 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2014/427 E., 2017/255 K.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar, davalılar vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 15.04.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davalı ... vekilleri Avukat ... ve Avukat ... ile temyiz edilen davacılar vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz eden diğer davalılar vekili gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı, gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar; mirasbırakanları ...'nin 131 parsel sayılı taşınmazını mirastan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak davalıların mirasbırakanları olan oğulları ... ve ...’e satış suretiyle devrettiğini, bu nedenle kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın ... ve ... adına tespit ve tescil edildiğini, 1993 yılında yapılan ifraz işlemleri sonucu 310 parsel sayılı taşınmazın ..., 311 parsel sayılı taşınmazın ise ... ... adına tescil edildiğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline, olmadığı takdirde bedelin tazminine karar verilmesini istemişlerdir.
II. CEVAP
Davalılar; hak düşürücü sürenin geçtiğini, satışın gerçek olduğunu ve muvazaanın bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince; taşınmazların kadastro tutanaklarında murisin satış beyanının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle karar verilmiş olmasının isabetsiz olduğu vurgulanarak kararın sonucu itibariyle doğru olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesi kararının süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 22.10.2021 tarihli ve 2021/3356 Esas, 2021/5943 Karar sayılı kararı ile; “Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Tereke miras bırakanın ölümü ile intikal edeceğinden ve terekenin açılmasıyla mirasçılar tereke üzerinde hak sahibi olacaklarından, bu tür isteklerde dava hakkı murisin ölümüyle ortaya çıkar. Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi hükmünde öngörülen hak düşürücü sürenin uygulanmasında da murisin ölüm tarihi büyük önem taşır. Anılan yasal düzenlemede, kadastro tespit tutanağında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemeyeceği ve dava açılamayacağı hükme bağlanmıştır. Başka bir ifadeyle, dayanılan hakkın kadastro tespit tutanağının tanzim tarihinden önce doğması halinde anılan sürenin uygulama imkanına kavuşacağı açıktır. Tutanağın tanziminden sonra doğan haklara ilişkin açılan davalarda hak düşürücü sürenin uygulama yeri yoktur. Somut olayda, kadastro tespitinin 1969 yılında yapıldığı, miras bırakanın ise kadastro tespitinden sonra 1979 yılında öldüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda, Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin eldeki dava bakımından uygulanamayacağı tartışmasızdır. Hâl böyle olunca, işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesinin hak düşürücü sürenin geçtiği yönündeki kabulü doğru değildir...” gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, dava konusu parsellerin öncesinin 131 sayılı kadastral parsel olup, kadastro tutanağına göre 30.09.1965 tarih ve 3 sıra vd. tapu kayıtlarına istinaden kayıt maliklerinin taksimen ve ifrazen oluşturduğu parsellerden, parselin dayanak kayıt malikleri ... ve ...'ye isabet ettiği belirtilmek suretiyle 14.06.1969 tarihinde ... ve ... adlarına tespit ve tescil edildiği, 131 parsel sayılı taşınmazın 01.12.1993 tarihinde ifrazı sonucu oluşan 310 ve 311 parsel sayılı taşınmazların ... ve ... adlarına tescil edildiği, aynı tarihte yapılan taksim sonucu 310 parsel sayılı taşınmazın ... adına, 311 parsel sayılı taşınmazın ... adına tescil edildiği, dava konusu taşınmazların öncesi 131 parsel sayılı taşınmaza revizyon gören 30.09.1965 tarih ve 3 sıralı tapu kaydının, muris ...'den çocukları ... ve ...'e satış suretiyle devri ile oluştuğu, muris tarafından davalıların mirasbırakanlarına yapılan bu temlikin mirastan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme ile hüküm verildiğini, muvazaalı olduğu iddia edilen akit tablosunun celbedilmediğini, bu nedenle öncelikle akit tablosunun celbedilerek devrin ne suretle yapıldığının tespit edilmesi gerektiğini, muris tarafından devredilen taşınmazın 12.253 m2 olduğunu, bu alan dışında kalan arazide davalıların murislerinin fiili kullanım sonucu 1.622 m2 daha araziye sahip olduklarını, 1972 yılındaki tapulama işlemi ile davalıların murislerinin , kök muristen devraldıkları 12.253 m2 alana 1.622 m2 arttırarak toplam 13.875 m2 olarak tescil edildiğini, Mahkemece iptal hükmü verilirken bu hususun dikkate alınması gerektiğini, ancak bu hususun bilirkişi incelemesine konu edilmeyerek, dikkate alınmadığını, 1972 yılında kadastro çalışmaları sırasında dava konusu taşınmaz üzerinde vakıf şerhi bulunduğundan ... ve ...’in vakfa bedel ödediklerini, bu bedel ödenmeseydi tapunun alınamayacağını,bu konuda ödemeye ilişkin belgelerin araştırılmadığını, Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki hak düşürücü sürenin dikkate alınmadığını, kök muristen intikal etmeyen 1.622 m2'lik kısım için Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde yer alan hak düşürücü sürenin dikkate alınması gerektiğini, 1972 yılında yapılan kadastro tespitiyle var olan tapu kaydının iptal edildiğini ve taşınmazların ... ve ... adına tescil edildiğini, yapılan bu tespite murisin bir itirazı olmadığını, bununla birlikte ...’nin 131 parseldeki kendi payı olan 13875/277502 payın 10875/27750 payını üzerinde bırakarak 3000/27750 payını (1.500 m2) iyi niyetli ... ...’ye 14.04.1980 tarihinde sattığını, diğer bir kısım davalıların murisi ...’nin de bu payı 22.05.1980 tarihinde ... ...’den satın aldığını, bu nedenle bu kişiye yapılan satışa konu 3000/27750 payın da iptal edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kök muris Mehmet’in memleketindeki bir kısım taşınmazlarını davacılardan Mehmet’e bıraktığını, bu taşınmazları davacılardan Mehmet’in kullanmaya devam ettiği için Mehmet adına tescil edildiğini, dava konusu taşınmaz satın alınırken davalıların murisleri ... ve ...’in katkılarının bulunduğunu, daha sonra taşınmazı 1965 yılında 4.000,00 TL bedelle muristen satın aldıklarını, muris 94 yaşında kanserden ölene dek murise oğulları ... ve ...’in baktıklarını, muvazaa iddiasının ispat edilemediğini, yemin delili hatırlatılmadan karar verildiğini, belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava; muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; öncesinde 02.01.1956 tarih 1 sıra nolu tapu kaydındaki 4/18 payın 1887 doğumlu mirasbırakan ... adına kayıtlı iken, bu payını 30.09.1965 tarih 936 yevmiye nolu işlemle eşit paylarla oğulları ... ve ...’e satış suretiyle devretmesi üzerine 30.09.1965 tarih 3 nolu tapu kaydının 2/18'er paylarının ... ve ... adına kayıtlı hale geldiği, 1969 yılında yapılan kadastro çalışmaları sonucu, taşınmazın 13.875 m2 miktarlı 131 parsel sayılı taşınmaz olarak 30.09.1965 tarihli 3 sıra nolu tapu kaydına istinaden 1/2’şer paylarla ... ve ... adına tespit edildiği, 24.02.1972 tarihinde kadastro tespitinin kesinleştiği, 14.04.1980 tarihinde ...’in taşınmazdaki ½ payından 3000/27750 payını dava dışı kardeşleri ...’ya satış suretiyle devrettiği, ...’nın temlik aldığı payın tamamını 22.05.1980 tarihinde satış suretiyle ... ‘e devrettiği, taşınmazın 3000/27750 payının ... adına, 16875/27750 payının ... adına kayıtlı hale geldiği, 01.12.1993 tarihinde yapılan ifraz işlemi sonucu oluşan 310 parsel sayılı 8.437,50 m2 miktarlı taşınmazın ... adına, 311 parsel sayılı 5.437,50 m2 miktarlı taşınmazın ... adına tescil edildiği, ...’in 30.11.2012 tarihinde ölümü üzerine adına kayıtlı taşınmazın elbirliği mülkiyeti şeklinde mirasçılarına intikalinin yapıldığı, mirasbırakan ...’nin kök taşınmazın kadastro tespitinin kesinleşmesinden sonra 02.05.1977 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak davacı oğlu ..., davacı kızı ... ile 30.11.2012 tarihinde ölen oğlu ...’in mirasçıları olan davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... , ... , ..., ..., 12.10.2002 tarihinde ölen oğlu ...’in mirasçıları olan davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile dava dışı 12.01.2012 tarihinde ölen oğlu ...’nın mirasçıları, 23.07.2003 tarihinde ölen kızı ...’nin mirasçıları, 12.03.1988 tarihide ölen kızı Habibe’nin mirasçıları ve 20.12.1945 tarihinde ölen kızı ...’nin mirasçılarının kaldığı anlaşılmaktadır.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 25.883,00 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalılar ... mirasçılarından, 10.287,00 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalılar ... mirasçılarından alınmasına,
03.10.2024 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz edilen davacılar vekili için 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.04.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.