Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2023/2918 K.2025/539
1. Hukuk Dairesi 2023/2918 E. , 2025/539 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/177 E., 2023/373 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Vakfıkebir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/97 E., 2022/506 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 11.02.2024 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde temyiz eden davacılar vekili Avukat ... geldi, duruşmaya başlandı, gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; çekişmeli 112 ada 6 parsel sayılı taşınmazın davacıların murisi ... ...'a ait olduğunu ve ölümüyle birlikte mirasçıları olan davacılara intikal ettiğini, iş bu taşınmazın davacıların murisine de kendisini evlat edinen ... ve ...'dan kaldığını, çekişmeli taşınmazın zilyetliği davacıların murisi ... ...'da olmasına rağmen davalının babası ... ...'ın kadastro sırasında taşınmazın kendisine ait olduğunu ve oğlu davalıya sattığını beyan etmesi üzerine tespitin davalı adına yapıldığını beyanla tapu iptali ve tescil istemiyle eldeki davayı açmıştır.
II.CEVAP
Davalı vekili; eldeki davanın öncelikle hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiğini, davacıların murisi ... ...'ın murisleri olduğu iddia edilen ... ve ...'nın ise kadastrodan çok önce vefat ettiklerini, davacıların murisi ... ...'ın kadastro tespiti sırasında veya sonrasında tespite itiraz etmediğini, davalıların murisi ile davacıların murisi arasında herhangi bir akrabalık bağı bulunmadığını, davacıların murisi ... ...'ın ... ve ...'nın evlatlığı olduğunu, ... ve ...'nın ise zaten bu taşınmazda herhangi bir haklarının bulunmadığını, çekişmeli taşınmazın davalıya annesi Hava ... tarafından 23.03.2000 tarih ve 15 sıra numaralı tapu ile kayden devredildiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece yapılan yargılama sonucu; davanın öncelikle kesin hüküm nedeniyle reddinin gerektiği, zira taşınmazın hükmen tesciline esas dava dosyasının eldeki uyuşmazlık bakımından kesin hüküm teşkil ettiği, ancak hak düşürücü sürenin kesin hükümden önce incelenmesi gerektiği, çekişmeli taşınmazın kadastro tutanağının kesinleştiği tarih ile eldeki davanın açıldığı tarih arasında 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde belirlenen hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; eldeki davanın tarafları ile taşınmazın hükmen tesciline esas dava dosyasının tarafları aynı olmadığından kesin hüküm koşullarının oluşmadığı; ancak dava konusu taşınmazın hükmen tesciline esas Kadastro Mahkemesi kararının kesinleştiği tarih ile eldeki davanın açıldığı tarih arasında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3.maddesinde yazılı on yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olmasına ve tüm dosya kapsamına göre Yerel Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine hükmedilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; Yerel Mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacılar murisi ... ...'ın on yıllık hak düşürücü süre içerisinde vefat ettiğini ve geriye yasal mirasçıları olarak davacıların kaldığını, davacıların dava açma haklarının murisin ölümüyle doğduğunu, bu nedenle hak düşürücü sürenin dolmadığını, Yüksek Mahkemenin emsal kararlarının da bu yönde olduğunu, davacıların miras paylarını geri alabilmek amacıyla eldeki davayı açtıklarını, dava konusu taşınmazın muris ... ...'a kendisini evlat edinen ... ve ...'dan miras yoluyla intikal ettiğini, muris ... ...'a intikal ettiği sırada tek parsel olan taşınmazın sonrasında 6 ve 7 parsel olarak iki parçaya bölündüğünü, taşınmazın kullanımı ve zilyetliğinin muris ... ... tarafından sürdürüldüğü; ne var ki 2005 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında davalının babası ... ... tarafından taşınmazın kendisine ait olduğunun ve oğlu olan davalıya satıldığının beyan edilmesi üzerine tespitin davalı adına yapıldığını, Mahkemece kesin hüküm değerlendirmesinde yanılgıya düşüldüğünü, zira kesin hüküm teşkil ettiği belirtilen Kadastro Mahkemesi dosyasında davacılar yahut murisleri ... ...'ın taraf olmadığını, dolayısıyla kesin hüküm koşullarının oluşmadığını, davacılar veya murisleri tarafından açılmayan başka bir davanın eldeki davada kesin hüküm olarak kabul edilmesinin mülkiyet haklarının engellenmesi sonucunu doğurduğunu, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgedeki yerel örf ve adetler gereğince vefat eden kişinin evinin bahçesine ya da tarlasına gömüldüğünü, dava konusu taşınmaz içerisinde ... ailesine ait mezarların bulunduğunu, bu hususun dahi çekişmeli taşınmazın muris ... ...'a ait olduğunu gösterdiğini, taşınmazın davalı adına yolsuz şekilde tescil edildiğini, Mahkemece işin esasına girilip mahallinde keşif yapıldıktan ve tanıklar dinlenildikten sonra karar verilmesi gerekirken hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.
2. Trabzon ili, Vakfıkebir ilçesi, ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 112 ada 6 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı, taksim ve hibeye dayanılarak ... oğlu ... adına tespit edildiği, askı ilanlarının 08.03.2005-06.04.2005 tarihleri arasında yapıldığı, askı ilan süresi içerisinde açılan davada Vakfıkebir Kadastro Mahkemesi'nin 13.03.2006 tarih ve 2005/10 Esas, 2006/6 Karar sayılı kararıyla davanın reddine ve dava konusu taşınmazın tespit gibi tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 09.08.2006 tarihinde kesinleştiği, taşınmazın halen davalı adına tapuda kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
3. Bilindiği üzere; 492 sayılı Harçlar Kanununun 16. maddesinde "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır. Gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda ecrimisil ve tazminat gibi taleplerde de bulunulduğu takdirde harç, gayrimenkulün değeri ile talep olunan tazminat ve ecrimisil tutarı üzerinden alınır. Değer tayini mümkün olan hallerde dava dilekçelerinde değer gösterilmesi mecburidir. Gösterilmemişse davacıya tespit ettirilir. Tespitten kaçınma halinde, dava dilekçesi muameleye konmaz. Noksan tespit edilen değerler hakkında 30 uncu madde hükmü uygulanır." hükmü yer almaktadır.
4. Öte yandan, Harçlar Kanunu harç alınmasını veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış; değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılmayacağı vurgulanmıştır. Aynı Yasa'nın 30. maddesinde ise; "Muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 150. maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.'' düzenlemesine yer verilmiştir.
5. Somut olayda, dava dilekçesinde değer gösterilmeden dava açılmış; başlangıç harcı ise maktu olarak tahsil edilmiştir. Ne var ki, eldeki dava gayrimenkulün aynına taalluk eden davalardan olduğu halde yargılama sırasında dava konusu taşınmazın değeri keşfen saptanmamış, harç ikmal edilmeden sonuca gidilmiştir. Hâl böyle olunca; dava konusu taşınmaz başında keşif yapılarak Harçlar Kanunu′nun 16. maddesi uyarınca dava değerinin belirlenmesi ve ondan sonra işin esası değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, dava değeri belirlenmeden hüküm kurulması doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacılar vekilinin yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre işin esasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine,
03.10.2024 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davacılar vekili için 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.