Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/4252 K.2025/4819

🏛️ 3. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/4252 📋 K. 2025/4819 📅 14.10.2025

3. Hukuk Dairesi         2024/4252 E.  ,  2025/4819 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1132 E., 2024/1429 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ceyhan 1. Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi
SAYISI : 2023/287 E., 2024/54 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 14.10.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davacı vekili Avukat ...'ın geldiği, başka gelenin olmadığı, gelen taraf vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin, burundan nefes almakta zorlanması nedeniyle tedavi olmak amacıyla başvurduğu davalı hastanede KBB bölümünde çalışan davalı Dr. ... tarafından, burnunda et olmasından kaynaklanan kısmi tıkanıklık, sinüzit hastalığına yol açan iltihaplama ve burun kemiğinde eğrilik bulunduğu şeklinde teşhis konulması ve ameliyat önerilmesi üzerine, 10.02.2015 tarihinde ameliyata alındığını, ameliyat sonrası uyandığı sırada görevliler ile birlikte göz doktorunun da bulunduğunu anladığını, hemşire tarafından müvekkiline ilk olarak gözlerinin görüp görmediğinin sorulduğunu, müvekilinin bulanık gördüğünü söylemesi üzerine sıkıntı olmadığı belirtilerek .. .. Hastanesine aynı gün sevk edildiğini, Balcalı Hastanesinde göz ve KBB bölüm doktorları tarafından muayene edildiğini, tomografi vb. işlemler yapıldığı ve gözlem odasına alındığını, gözlem odasında sık sık gözlerinin görme düzeyinin müvekkiline sorulduğunu, hiç göremediğinin ve sağ gözde büyük oranda kayma ve düz bakamama halinin olduğunun anlaşılması üzerine tekrar ameliyata alındığını, aynı gün .. Hastanesinde yapılan bu ikinci ameliyat sonrası yapılan kontrollerde müvekkilinin %30 oranında görmeye başladığının tespit edildiğini, yine .. Hastanesinde uygulanan 10 günlük ilaç tedavisi sonrasında görebilme oranının %90'a çıktığının tespit edilmesi üzerine, çeşitli ilaçları 3 ay kullanmak ve tekrar hastaneye başvurmak üzere taburcu edildiğini, devamında sıralı 3 ameliyat ve uzunca tedavi süreci gerektiği ve tam iyileşme için gerektiği söylenen bu üç seri ameliyattan ilk ameliyatını 10.02.2016 tarihinde olduğunu, 10 günün sonunda ikinci ameliyat günü almak üzere .. Hastanesine gelen müvekkilinin muayene edildiğini ve kendisine durumun ancak bu kadar düzelebileceğinin anlaşıldığını, başka ameliyat yapılmasının bir fayda sağlamayacağının yapılan bu ilk ameliyatla anlaşıldığının bildirildiğini, burun eti ve sinüs iltihabının olduğu gibi kaldığını, hatalı ilk ameliyat soncunda gözde oluşan hasar nedeni ile artık yeni bir ameliyat yapılamayacağını, keza burnundaki eğriliğe de müdahele edilemeyeceğini, nefes almasındaki güçlük daha da fazlalaşarak devam edeceği gibi görme yeteneğinin de %10 oranında kalıcı olarak kaybolduğunu, yine aynı ilk hatalı ameliyat sonrasında ortaya çıkmış olan sağ gözde kayma (şaşılık) halinin de kalıcı olduğunu öğrendiğini, bu şekilde basit sayılabilecek burun eti ve sinüs iltihabı rahatsızlığının tedavisi için gerekli özen gösterilmeden ameliyat edilen müvekkilinin, genç yaşında, sonraki tüm yaşamında yukarıda belirtilen kusurlarla birlikte yaşamaya mahkum edildiğini ileri sürerek; fazlaya dair haklarının saklı kalmak kaydı ile şimdilik 50.000,00 TL maddi tazminat ile 150.000,00 TL manevi tazminatının ilk ameliyat tarihi olan 10.02.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili; yapılan ameliyat sonrasında davacının herhangi bir mağduriyetinin olmadığını, yapılan tıbbi operasyonda herhangi bir hekim kusurunun da olmadığını, bir an için mağduriyet olsa bile bu olayın tamemen genel ameliyat riski olduğunu, bu sebeple müvekkiline yine kusur izafesinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; gerçekleşen tıbbi ameliyat neticesinde oluşan defektin komplikasyon olarak değerlendirildiği, davacının oluşabilecek komplikasyonlar hakkında bilgilendirildiği, hem ATK'dan hem de üçlü bilirkişi uzman heyetinden rapor alındığı, her iki raporda da davalı doktora ve hastaneye izafe edilecek bir kusurun olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 01.02.2023 tarihli bilirkişi raporunun dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde; davacıya yapılan cerrahi müdahalede mesleki ihmal, tedbirsizlik veya dikkatsizliğin bulunduğunu düşündürecek bir bilgiye rastlanmadığı, hastadan yapılacak ameliyat için onam alındığını, tıbbi uygulama hatası olmadığının belirtildiği, davalılara izafe edilebilecek herhangi bir kusur ya da ihmali davranışın bulunmadığı gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 2020/259 Esas, 2022/650 Karar sayılı kararında yer verilen gerekçeye aykırı olarak, kararın kaldırılmasına dair gerekçeye hiç değinilmeksizin, bu çerçevede müvekkilin aydınlatılmasına dair sözde onam formunun yok sayılmasını gerektirecek düzeyde onam formundaki eksiklikler dikkate alınmaksızın, yeniden önceki karar doğrultusunda karar verildiğini, bilirkişi raporunun kaçamaklı ve muğlak ifadeler içerdiğini, onam formunun gerçek bir aydınlatılmış onam formu olmadığını, özellikle riskler ve olası komplikasyon durumunda hastanenin yetersizliği hususunda bilgilendirme yapılmadığını, raporda "Mevcut dosyadan hastanenin cihaz eksikliği konusunda kesin kanaate varmak mümkün değildir." şeklindeki açıklamanın da kaçamaklı ve davalıları aklamaya yönelik çabanın ürünü olduğunu, aynı hastanede göz doktoru olarak çalışan tanık Dr....'nin 09.11.2017 tarihli duruşmadaki beyanının dikkate alınmadığını, davalı doktor tarafından hastane cihazlarının eksikliği hususunda müvekkilinin aydınlatılmadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktor ve özel hastanenin vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranıldığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Vekalet sözleşmesi TBK'nın 502 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup, vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolun seçilmesi gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekalet görevini gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşu için de geçerlidir.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.
Dosya kapsamından, Mahkemece dosyaya kazandırılan 01.02.2023 tarihli bilirkişi heyet raporunda '' Dosya incelemesinde hastanın komplikasyon geliştikten sonra tıbbi standartlara uygun şekilde yönetiminin yapıldığı anlaşılmıştır. Mevcut dosyadan hastanenin cihaz eksikliği konusunda kesin kanaate varmak mümkün değildir. Ancak nadir görülen bu tür komplikasyanlarda hastanın üst merkeze sevki tıbbi standartlara uygundur. Dosya incelemesinde uygulanan cerrahi işlemde tıbbi standartlara uygun olarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak çok nadir olarak bu tür komplikasyonlar görülebilmektedir. Sonuç olarak incelenen dosyada olayın nadir görülen bir komplikasyon olduğu kararına varılmıştır. Aydınlatılmış onam formlarırıda bu cerrahinin komplikasyonlar ile ilgili yeterli tanımlama mevcuttur. Onam formları hasta ve hekim tarafından Imzalanmıştır. Şahit kısmı boştur. Gelişen komplikasyonun önlenmesi ve yönetimi tıbbi standartlara uygun olduğuna karar verilmiştir." yönünde rapor düzenlenmiştir. Dosya içerisinde yer alan 23.03.20 18... .10.2023 tarihli ATK raporlarında da; benzer şekilde görüş belirtildiği görülmektedir.
Bu kapsamda, Mahkemece her ne kadar kusur durumuna ilişkin birden çok rapor alınmış ve alınan raporlar hüküm kurmaya elverişli görülmüş ise de; davacı hastaya yapılan ameliyat sırasında gelişen komplikasyon nedeniyle davacının başka bir hastaneye sevki yapılarak tedavisine devam edildiği anlaşılmaktadır. O halde; davacıda ameliyat sırasında ortaya çıkan komplikasyon nedeniyle davacının .. .. Hastanesine sevkinin uygun sürede yapılıp yapılmadığı, daha erken müdahale edilseydi davacıda oluşan sorunun değişip değişmeyeceği, buradan yola çıkılarak uygulanan tedavinin nitelik ve zamanlama itibarıyla yeterli olup olmadığı, komplikasyon ve organizasyonun iyi yönetilip yönetilmediği hususlarında tam teşeküllü üniversite hastanelerinde görev yapan alanında uzman doktorlardan oluşacak yeni bir bilirkişi heyetinden davacının tüm itirazlarını karşılar nitelikte, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine açık bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, İlk Derece Mahkemesinin kararının bu sebeple bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
28.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.