Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/3240 K.2025/2283

🏛️ 3. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/3240 📋 K. 2025/2283 📅 21.04.2025

3. Hukuk Dairesi         2024/3240 E.  ,  2025/2283 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/636 E., 2024/757 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Afyonkarahisar 2. Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi
SAYISI : 2022/442 E., 2022/953 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalının yüklenicisi olduğu ... ada, ... parsel numaralı taşınmazda bulunan 4 nolu bağımsız bölümü müvekkilinin 60.000,00 TL'ye 04.09.2009 tarihinde satın aldığını, taşınmazı aldığı tarihten itibaren 9 yıl kiraya verdiğini, daha sonra oğlunun kullanmaya devam ettiğini, taşınmazı satmaya karar verip, alıcı ile 200.000.00 TL'ye pazarlık yapıldığını ancak alıcının kredi çekmek istemesi üzerine eksper incelemesinde dairenin 3 oda 1 salon olmadığının, 1 oda 1 salon olup bodrum katında eklenti olarak kömürlük gözüktüğünün bildirildiğini, bu sebepten taşınmaz satışının yapılamadığını, taşınmazın maddi, hukuki ve ekonomik ayıplı olması, ayıbın gizli nitelikte olması ve davalı tarafından hile ile gizlenmiş olması nedeniyle Afyonkarahisar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/323 E., 2021/574 K. sayılı dosyası ile sözleşmeden dönme ve taşınmazın rayiç bedelinin ödenmesi talepli dava açıldığını, yapılan yargılamada davanın kabulü ile 200.000.00 TL 'nin davacıya ödenmesine, taşınmazın tapusunun iptali ile davalı adına tesciline karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmesi üzerine icra takibinin yapıldığını, 200.000.00 TL ana paraya dava tarihinden tahsil tarihine kadar 34.323,00 TL yasal faiz işlediğini ve toplamda ana para ve faiz olarak davalıdan 234.323,00 TL'nin 30.06.2022 tarihinde tahsil edildiğini, döviz fiyatlarındaki yükseliş, işçi maaşlarındaki artış göz önüne alındığında davalıdan tahsil edilen tutarın davacının zararını karşılamadığını beyan ederek şimdilik 1.000,00 TL ayıplı malın ayıbının hileli hareketlerle gizlenerek satışı nedeniyle doğan munzam zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; dava konusu bağımsız bölüme dair 19.000.00 TL bedelli satış sözleşmesi yapıldığını, davalının kesinleşen karar neticesinde davacı tarafça yapılan takip neticesinde ana para ve faizi ile birlikte davacıya 30.06.2022 tarihinde 234.323,00 TL ödediğini,, munzam zarara konu edilen alacağın kesinleşmeden icra edilemeyen bir alacağa dayandığını, kesinleşmesine müteakip davalı tarafından yasal süresi içerisinde gecikmeden borcun ödendiğini, müvekkilinin temerrüde düşmediğini ve faizi aşan bir zararın doğmasında kusurlu olmadığını, davacının faizi aşan bir zararı olduğunu ispat etmesi halinde bu zararın davalının temerrüdü ya da kusurundan değil ilk yargılamadan temyiz yargılamasına kadar geçen süreden ve bu süreç içerisindeki ülke ekonomisindeki dalgalanmadan kaynaklandığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafından ileri sürülen mevcut ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı munzam zarar talebinin, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceği, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın bir karine olarak kabulü ile davacıyı iddia ettiği zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı ve davacı tarafından somut bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığından bahsedilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; başvurunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, davacının munzam zarar talebi ülkedeki ekonomik olumsuzluklar nedeniyle olmadığını, davalının hileli eylemlerle sattığı 1+1 taşınmazın, davacının fiilen kullanımındaki 3+1 taşınmazın rayiç değerini eşdeğer oranda tahsil çabasından kaynaklandığını, davalının , taşınmazın rayiç bedeli ile sorumlu olduğu tarihin Afyonkarahisar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/323 Esas sayılı dosyasının dava tarihi olan 20.7.2020 tarihi olduğunu, davalının hileli ve kusurlu olarak durumu bildiği halde söz konusu 200.000.00 TL rayiç bedelin , dava tarihi ile ödeme tarihi arasında enflasyon oranı yaklaşık %300, altın fiyatları %120, tüfe oranları %500, asgari Ücret %90, dolar fiyatı %200, euro fiyatı %250 oranında arttığı halde %9 yasal faizi ile birlikte 30.06.2022 tarihinde tahsil edildiğini, dava konusu olan taşınmazın bulunduğu mevkide 3+1 dairelerin fiyatı dava tarihi itibariyle 600.000,00 TL ile 1.000.000,00 TL arasında değiştiğini, tüm bu hukuki ve fiili sebeplerle davacının temerrüt faizini aşan zararı mevcut olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, munzam zarar tazmini talebine ilişkindir.
1. Aşkın zarara ilişkin olarak 6098 sayılı Kanun'un 122. maddesi; “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” düzenlemesini içermektedir.
2. Anılan Kanun maddesi kapsamında, aşkın zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zarar olgusunun, 6100 sayılı Kanun'un 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak, zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
3. Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafından ileri sürülen ve ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizde belirli dönemlerde ortaya çıkan bu olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip, davacıyı kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
4. Bu itibarla, 6098 sayılı Kanun'un 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
5. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi durumuna özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle davanın reddi usul ve kanuna uygun olduğundan, davacı vekilinin bu karara yaptığı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.