Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2022/5766 K.2023/7550
1. Hukuk Dairesi 2022/5766 E. , 2023/7550 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/89 E., 2021/170 K.
HÜKÜM : Ret
Taraflar arasında görülen kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Kapatılan 16. Hukuk Dairesin'ce Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Patnos ilçesi, ... köyü sınırlarında kain 113 ada 115 parsel nolu taşınmazın müvekkillerinden ... adına, 113 ada 119 nolu parselin müvekkillerinden ... adına tespit edildiğini, kadastro tespit komisyonu tarafından yapılan incelemede dava konusu taşınmazların mera olduğuna dair karar verildiğini, bu durum karşısında Patnos Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası açıldığını, açılan davada Mahkemece kadastro tespit tutanaklarında müvekkillerinin adına tespit yapıldığından müvekkilinin davadan feragati de dikkate alınarak kadastro tespit tutanaklarında olduğu gibi taşınmazların tapuda tespit ve tesciline karar verildiğini, Patnos Kadastro Mahkemesinin dosyası kesinleştiğini ileri sürerek dava konusu olan 113 ada 115 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile tapuda müvekkili ... adına tesciline, dava konusu olan 113 ada 119 parsel nolu taşınmazın tapu kaydının iptali ile tapuda müvekkili ... adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili yargılama sırasında davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesi'nin 2014/17023 Esas 2015/9996 Karar sayılı kararıyla; ''taşınmazların mera olarak tespit ve tahdit edildiği göz önüne alınarak yöntemince mer'a araştırması yapılması taşınmazın bulunduğu yerde varsa mera tahsis kararı, ekleri ve haritaları ile çekişmeli taşınmaza komşu parsellerin onaylı tutanak suretleriyle dayanağı olan belgeler getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, komşu köylerde ikamet edip davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek üç kişilik yerel bilirkişi ve aynı yöntemle belirlenecek taraf tanıkları huzuruyla keşif icra edilmesi, varsa mera tahsis kararı ve haritaları uygulanıp kapsamlarının belirlenmesi, mera tahsisi yoksa çekişmeli taşınmaz bölümleri ile kalan kısmın öncesinin geleneksel biçimde kullanılan kadim mera olup olmadığı, çekişmeli taşınmaz ile mera parselleri arasında ayırıcı nitelikte unsur bulunup bulunmadığının araştırılması, ziraat mühendislerinden oluşan 3 kişilik bilirkişi kurulundan komşu parsellerle karşılaştırma yapılarak rapor alınması gerektiğine değinilerek hüküm bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu edilen taşınmazların kuzey, güney, doğu ve batı tarafı mera ile çevrili olduğu, mera ile dava konusu taşınmazlar arasında, raporlarda yer alan fotoğraflar ve keşif zaptındaki gözlemlerden anlaşılacağı üzere ayırıcı bir sınır yeri bulunmadığı, dava konusu taşınmazın sınırındaki meradan kazanıldığının anlaşıldığı, mera vasfındaki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımadığı, öte yandan kural olarak objektif nitelikteki eylemli duruma aykırı düşen subjektif nitelikteki yerel bilirkişi ve tanık sözlerine de değer verilmesine olanak bulunmadığı, hükme dayanak yapılan yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile uzman ziraatçi bilirkişinin dava konusu taşınmazın mera olmadığı yolundaki raporunun yasal bir dayanağı bulunmadığı, çekişmeli taşınmazların meradan açma yapılan yerlerden olduğu ve zilyetlikle kazanılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, bozmaya uygun keşif yapılmadığını, mera olmadığı tespitlerine rağmen mera olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğunu belirtip kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, mera olarak özel siciline yazılan taşınmazın mera kaydının iptali ile tescili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 üncü, 16 ıncı ve 17 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Temyizen incelenen nihai kararların bozulması, 6100 sayılı HMK'nın geçici 3 üncü maddesinin yollamasıyla davada uygulanması gereken 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesindeki sebeplerin varlığı halinde mümkündür.
2 Kadastro sonucu Patnos İlçesi, ... Köyü 113 ada 115 ve 119 parsel sayılı taşınmazlar tarla vasfıyla davacılar adına tespit, meradan açma yerlerden olduğu komisyon kararıyla tespit edildikten sonra hükmen 23.12.2013 tarihinde mera olarak özel sicile yazılmıştır.
3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle, usul ve kanuna ve bozma gereklerine uygun olan hükmün ONANMASINA,
Bakiye onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına,
1086 sayılı HUMK'un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,
18.12.2023 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
- KARŞI OY -
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil davasıdır. İlk Derece Mahkemesince (İDM) 14/05/2014 tarih ve E.2009/49, K.2014/306 sayılı kararla davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmiş, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 09/09/2015 tarihli ve E.2014/17023, K.2015/9996 sayılı kararıyla kesin hüküm nedeniyle verilen ret kararının yerinde olmadığı ve dava konusu yerin mera olup olmadığının araştırılması gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur. İDM'ce bozma kararına uyulduktan sonra dava konusu taşınmazların çevresinde mera bulunduğu, dolayısıyla mera ile çevrili bulunan bir yerden zilyetlikle taşınmaz elde edilmesinin mümkün olmadığı, yerel bilirkişiler ile tanıkların ve uzman ziraatçi bilirkişilerin dava konusu taşınmazın mera olmadığı yönündeki raporunun yasal bir dayanağının bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Sayın Çoğunlukça da anılan karar onanmıştır.
Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın zilyetlikle kazanılması mümkün olan yerlerden olup olmadığı eğer öyleyse kazanım şartlarının sağlanmış olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bir taşınmazın kadim mera olduğunun anlaşılması halinde bunun kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile edinilemeyeceği tartışmadan uzaktır. Somut davada, açıklığa kavuşturulması gereken husus dava konusu taşınmazın kadim mera olup olmadığı eğer mera olmayıp özel mülkiyete konu bir taşınmaz ise Kanun'da aranan şartların oluşup oluşmadığıdır.
Dava konusu taşınmazlar kadastro tespiti sırasında davacılar adına kaydedilmiş daha sonra komisyon tarafından mera olarak sınırlandırılarak özel siciline kaydedilmiştir. Kadastro tespitinin aksi her türlü delille ispatlanabilir. Nitekim, yukarıda anılan 16. Hukuk Dairesinin kararıyla söz konusu taşınmazların evveliyatının mera olup olmadığının araştırılarak bunun sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.
Taşınmazların kadastro tespiti 2008 yılında yapılmıştır. Bu durumda, davacıların davasının kabul edilebilmesi için taşınmazların evveliyatının mera olmadığını ve 2008 yılından geriye doğru 20 yıl süre boyunca taşınmazda zilyet olduklarını ispat etmeleri gerekmektedir.
Dairemizin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere bir yerin zilyetlikle kazanılabilen taşınmazlardan olup olmadığının ve taşınmazda tarımsal faaliyet yapılıp yapılmadığının tespit edilmesinin en objektif ve doğru yöntemi hava fotoğraflarıdır. İDM kararında belirtildiği üzere her iki taşınmazın 1957 tarihli hava fotoğrafı uyarınca anılan tarihten günümüze kadar aynı sınırlar dahilinde tarımsal amaçla kullanıldığı, 1983 ve 2004 tarihlerindeki fotoğraflarda da güncel tarihte olduğu gibi kadim sınırlarının bulunmadığı, taşınmazın sürülü olması sebebiyle sınırlar oluştuğu, taşınmazda genişleme olmadığı taşınmazın ortalama eğiminin %6 olduğu tespit edilmiştir.
Üç ziraat mühendisinden oluşan bilirkişi raporunda da taşınmazların komşu parselleri ile aynı bitki desene ve toprak yapısı özelliklerine sahip olmadığı, evveliyatında işlenen toprak yapısına sahip kuru tarım arazisi olduğu, taşınmazların toprak yapısı, bitki örtüsü ve hava fotoğrafları değerlendirildiğinde uzun yıllar tarımsal amaçlı olarak toprak işleme aletleri ile işlenip tarımsal üretimde kullanılmış olduğu, taşınmazlar üzerinde meraya özgü herhangi bir bitkinin bulunmadığı, su tutma kapasitesinin mera arazilerine göre daha iyi olduğu, taşınmazların imar-ihya çalışmalarının yapıldığı ve yeniden imar-ihyaya gerek olmadığı, genişlemeye müsait olmadığı rapor edilmiştir.
Mahallinde dinlenen tüm mahalli bilirkişiler ile kadastro tespit tutanağında ismi bulunan tanıklar da dava konusu taşınmazların hiçbir zaman mera olarak kullanılmadığı, kadastro tutanağında yapılan tespitin yanlış olduğu, taşınmazın kendilerini bildiklerinden bu yana çok uzun yıllarca davacılar tarafından kullanıldığı ve onların zilyetliğinde olduğu bildirilmiştir.
İDM'ce elde edilen bu veriler karşısında dava konusu taşınmazların mera olduğunu ve davacıların dava konusu yerlere ilişkin zilyetlikle taşınmaz kazanım şartlarını sağlamadığını söylemenin mümkün olmadığı söylenebilir. En azından aksi yönde bir değerlendirme yapabilmek için bu hususta uzman bilirkişilerin tespitine dayalı bir belirlemenin yapılması gerektiği açıktır.
Açıklanan nedenlerle, dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçelerle davanın reddi yönündeki İDM kararının bozulması gerektiği düşünülmekte olup Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki onama görüşüne iştirak edilememiştir.