Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/2239 K.2025/1730

🏛️ 3. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/2239 📋 K. 2025/1730 📅 19.03.2025

3. Hukuk Dairesi         2024/2239 E.  ,  2025/1730 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2539 E., 2024/496 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 2. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2019/671 E., 2022/560 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin yüksek ateş ve vücut kırgınlığının verdiği rahatsızlık nedeniyle davalı şirketin hizmet gösterdiği hastaneye başvurduğunu ve nöbetçi doktorun onayıyla hemşire tarafından kendisine iğne yapıldığını, iğnenin enjekte edilmesi sırasında büyük bir acı hissettiğini, devamında da parmaklarında yanma ve uyuşmanın sürdüğünü, aynı hafta içerisinde aynı hastaneye acil servisten birçok kez giriş yapıldığını, sonraki tedavi sürecinde hasta raporlarında da yer verildiği üzere iğnenin hatalı yapıldığı ve uygulanan bu hatalı işlem sonucunda iğne yapılan bölgede bulunan sinirlerin hasar gördüğü ve siyatik sinir lezyonu meydana geldiğinin anlaşıldığını, bu rahatsızlık nedeniyle çok sıkıntı ve acı çeken davacının tedavisine devam edildiğini, bu süreçte işlerini de ifa edemediğini, maddi ve manevi zarara uğradığını ve ortaya çıkan bu sonucun davalının kusuru nedeniyle oluştuğunu ileri sürerek; fazlaya dair haklarını saklı tutmak suretiyle, 500,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; tıbbın gerektirdiği tüm müdahalelerin yapıldığını, tedavi sürecinde hastane personeli ve hastanenin tıp kurallarına aykırı herhangi bir kusurlu davranışı ya da ihmali bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının 24.09.2019 tarihinde davalı hastaneden aldığı enjeksiyon hizmetinin ayıplı olup olmadığı ve sonrasında meydana geldiği iddia edilen sağlık sorunlarının bu enjeksiyon işlemiyle ilgili olup olmadığı hususlarının ihtilaflı olduğu, tıbbi inceleme yapılmak üzere davacının öncelikle ... Üniversitesine sevk edildiği ancak gerekli işlemlerin tamamlanabilmesi için verilen kesin sürelere rağmen eksikliklerin giderilemediği, dosyanın geldiği aşama, verilen kesin süreler ve hastanelerle yazışmalar dikkate alındığında davacının süresinde hastaneye başvurarak muayene işlemlerini tamamlamadığı, bu sebeple ATK raporuna dayanma hakkından vazgeçmiş sayıldığı, kesin sürelerin usulüne uygun şekilde verilmesi sebebiyle davacının yeniden süre talebinin makul olmadığı, dosya kapsamı ile davacının ayıplı hizmet iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığına gerekli açıklamaları içeren müzekkere yazılarak, dosya içerisinde bulunan mevcut evraklar dikkate alınmak suretiyle rapor düzenlenmesi sağlanmak yerine, rapor alınması işinin sürüncemede bırakıldığını, hastanelerde yapılan test/çekim sonuçlarının fiziken hastaya verilmeyip testi/çekimi isteyen doktorun sistemine otomatik olarak yollanmakta olduğunu, buna rağmen müvekkilin kendilerine başvurmadığından bahisle Adli Tıp Anabilim Dalının, rapor düzenlenmesi konusundaki talebi dikkate almaksızın rapor düzenlemekten kaçınmasının hukuka aykırı olduğunu, Adli Tıp Anabilim Dalı doktorlarının kendilerine gelen sonuçlara göre rapor hazırlaması gerektiğini, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekalet ilişkisinden kaynaklı hekim hatası iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Doktor, vekalet görevini yerine getirirken kendisine yardımcı olan ve onun talimatlarıyla hareket eden sağlık personelinin hatalı iş ve işlemlerinden de sorumludur. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık hizmeti sunan sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
Mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir (HMK m. 266/1). Taraflar bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler (HMK m. 281/1). Mahkeme bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir (HMK m. 281/2). Mahkeme gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar incelemede yaptırabilir (HMK m. 281/3). Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir (HMK m. 282/1). Bilirkişi raporlarına itiraz halinde HMK’nın 281. madde hükümleri dikkatle uygulanmalı, uyuşmazlığın miktarı ve niteliği gözetilerek gerçeğin ortaya çıkması için yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ilişkin düzenleme nazara alınmalıdır (HMK m. 281/son).
Somut olayda İlk Derece Mahkemesince davacının ... Üniversitesine sevki sağlanarak son durum tespiti ile birlikte rapor alınmasına karar verildiği, ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 14.10.2020 tarihli raporda kişinin muayenesinin yapıldığı ancak mevcut belgelerin yetersiz olması nedeniyle ifade tutanaklarını içeren tahkikat evrakları ile birlikte tüm kuruluşlara ait tıbbi evrakların iletilmesinin istendiği, davacı vekilince ilgililer hakkında şikayette bulunulmadığından tahkikat evrakları bulunmadığı belirtilerek mevcut evrakların sunulduğu ancak 15.12.2020 tarihli ek raporda aynı taleplerin yinelendiği, 25.03.2021 tarihli ikinci ek raporda ise sorulan sorulara cevap vermenin tıbben imkansız olduğunun belirtildiği, bu defa İlk
Derece Mahkemesince Adli Tıp Kurumundan rapor tanzimi istendiği, Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Dairesince hazırlanan 30.04.2021 tarihli raporda, kişinin bir Üniversite/Eğitim ve Araştırma Hastanesi nöroloji kliniğine sevkinin sağlanarak muayene bulgularını bildiren raporun teminen gönderilmesinin istendiği, davacının 02.08.2021 tarihinde muayenesinin yapıldığı, 18.08.2021 tarihli nöroloji raporunun sunulduğu ancak mevcut EMG'nin 21.09.2020 tarihli olması nedeniyle yeni EMG çekimi istendiği, davacının 18.10.2021 de tekrar muayenesinin yapıldığı, ancak sonuçların gösterilmesi için hastanın tekrar başvuru yapmadığının bildirildiği, akabinde İlk Derece Mahkemesince verilen kesin sürelere rağmen hastanın muayene sonucunu almak için başvuru yapmadığı, bu nedenle muayene sonucu rapor deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı gerekçesiyle, ispatlanamayan davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak kanun maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hakimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hakime aittir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 33. maddesine göre davayı aydınlatma görevinin mahkeme hakimine ait olmasına göre gerektiğinde uyuşmazlığın çözümüne ilişkin delil ve dayanak belgeler mahallinden mahkemece getirtilerek hukuki nitelendirme yapılmalıdır.
Somut olayda davacı, yüksek ateş ve kırgınlık şikayetiyle başvurduğu hastanede yapılan yanlış iğne neticesinde yürüyemez hale geldiğini, iyileşmediğini iddia etmiş, bu hususu ispata ilişkin bilirkişi raporuna dayanmış, ilgili kurumlarca talep edilen evrakları sunarak, son durum tespiti için gerekli muayeneleri ilgili kurumların yönlendirmesiyle gerçekleştirmiştir. Her ne kadar Mahkemece; davacının verilen kesin süre içerisinde hastaneye başvurmasına ve muayene olmasına rağmen, tekrar başvurmayarak hastane işlemlerinin tamamlanamaması sebebiyle, hastaneye başvurup bütün işlemleri tamamlamak için tekrar 1 aylık kesin süre verilmesine karar verilmiş ve akabinde davacının verilen kesin süreye riayet etmemesi nedeniyle rapor deliline dayanmaktan vazgeçtiği yönünde hüküm kurulmuş ise de; talep edilen muayeneleri zamanında gerçekleştiren davacının, işlemlerin tamamlanması adına tekrar ilgili birime müracaat etmesinin ve muayene sonuçlarının davacıya bizzat iletilmesinin bir zorunluluk olup olmadığı değerlendirilerek gerektiğinde ATK'nın istediği EMG raporlarının mahkemece getirtilerek bu hususun ilgili bilirkişilerce değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, İlk Derece Mahkemesi kararının bu sebeple bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,19.03.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.