Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/468 K.2025/1512
3. Hukuk Dairesi 2024/468 E. , 2025/1512 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2664 E., 2023/2138 K.
DAVA TARİHİ : 31.03.2020
İLK DERECE MAHKEMESİ : Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/201 E., 2021/107 K.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar, davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 11.03.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir
Belli edilen günde gelen davacı asıl ... ve vekili Avukat ...'ün sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirket ile imzaladığı adi yazılı 17.08.2016 tarihli yatırım amaçlı konut satım sözleşmesi ile 751.000 USD karşılığında ... Rezidanslarında 4102 bağımsız bölüm numaralı konutun satışının kararlaştırıldığını ve bedelin 690.115 USD'lik kısmının ödendiğini, davalı şirketin taşınmazı 30.09.2018 tarihinde anahtar teslim şeklinde teslim etmeyi taahhüt ettiğini ancak bu taahhüde uymayacağının kesinleşmesi üzerine ödenen bedelin iadesi için Büyükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/681 E. sayılı dosyası ile davalıya karşı açılan davada sözleşmenin feshine, 690.155 USD’nin faiziyle birlikte tahsiline, maddi tazminat yönünden talep geri alındığından karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, müvekkilinin tüm varlığını yatırım amacıyla aldığı taşınmaza yatırdığını, taşınmaz bedelini davalıya USD olarak ödediğini ve her ne kadar Mahkemece bedelin iadesine karar verilmiş olsa da müvekkilinin halen dahi alacağını tahsil edemediğini, alacağın tahsili için başlatılan ilamlı icra takibinde davalının taşınmazlarına haciz konulduğunu, ancak taşınmazların üçüncü kişilere satılması ve bunların müvekkili aleyhine dava açması nedeniyle ödediği ve ödemek zorunda kalacağı yargılama giderlerinden de davalıdan tahsili gerektiğini ileri sürerek; şimdilik 15.000 USD menfi zararının 27.09.2019 tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 11.09.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle talep sonucunu 300.000 USD'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; dava dilekçesinde talep edilen alacak kalemlerinin hukuki nitelik olarak müspet zarar kapsamında olup taraflar arasında geçerli bir sözleşme olmadığından davacı tarafın yoksun kalınan kar, kira alacağı ve sair müspet zarar kalemlerini talep etmesinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 15.02.2021 tarihli, 2020/201 E., 2021/107 K. sayılı kararıyla; davacının kaçırdığı yatırım fırsatları kapsamında menfi zarar tazmini talebinde bulunduğu ancak davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin 09.02.2022 tarihli, 2021/2163 E., 2022/276 K.sayılı kararıyla davacının niteliği itibariyle müspet zarar şeklinde olan yoksun kalınan kar olan kazanç kaybı ile beraber davalının aleyhine açılan davalarda kendisi de ipotek lehdarı olduğundan davalı olarak gösterildiği için iş bu davalardan dolayı uğraması muhtemel nitelikteki zararlarının tazmini talebini içeren davasının reddine karar verilmesi gerekmekte olup, her ne kadar mahkemece ispatlanamayan davanın reddine dair gerekçelerle karar verilmiş ise de; reddedilmesinde usul ve kanuna aykırı bir durum bulunmayıp kararın gerekçesinin bu şekilde düzeltilmiş olması da dikkate alınarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Dairece verilen 15.06.2023 tarihli, 2022/3395 E., 2023/1956 K. sayılı ilamla; Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesince kanunun olaya uygulanmasında hata edilmesi ve bu hatanın düzeltilmesi için yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, İlk Derece Mahkemesince verilen kararı kaldırarak yeniden esas hakkında karar vermesi gerekirken, hükümle birlikte bir bütünlük teşkil eden gerekçenin düzeltilmesine rağmen, yeniden esas hakkında hüküm kurulmaksızın davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olmasının usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında baştan itibaren geçersiz nitelikte olan sözleşme nedeniyle sebepsiz zenginleşme kuralları gereği davacının menfi zararlarını talep edebileceği ancak her ne kadar davacı taraf menfi zararlar olarak nitelendirmişse de yoksun kalınan karın niteliği itibariyle müspet zarar olduğu, bununla beraber davalının aleyhine açılan davalarda kendisi de ipotek lehdarı olduğundan davalı olarak gösterildiği için iş bu davalardan dolayı uğraması muhtemel nitelikteki zararlarının tazmini talebini içeren davasının reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; taleplerinin sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan menfi zararın tahsiline ilişkin olduğunu, sözleşmenin feshine ilişkin kesinleşmiş Mahkeme kararının varlığı karşısında bu sözleşmenin şekil şartı nedeniyle geçersizliğinden söz edilemeyeceğini, sözleşmenin geçersiz olduğuna dair davalının da bir itirazı olmadığını, 20.01.2021 tarihli dilekçede de açıkça ifade edildiği üzere menfi zarar kapsamındaki taleplerin dayanağının kaçırılan fırsat olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen adi yazılı gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi nedeniyle uğranılan menfi zararın tahsili istemine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 191/1. ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6.maddesi gereği herkes iddiasını ispatla yükümlü olup davacının uğradığı zararı usule ve kanuna uygun delillerle ispatlayamadığı anlaşılmakla aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli, 2017/3-2615 Esas 2021/1102 K sayılı kararında;''.... Menfi zarar ise; uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir deyişle, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (Tandoğan, s. 427). Bu husus BK’nın 108. maddesindeki düzenlemeden kaynaklanmaktadır. Anılan madde; “Akitten rücu eden alacaklı, vaidolunan şeyi vermekten imtina ve tediye eylediği şeyi istirdat edebilir. Bundan başka borçlu kendisine hiç bir kusurun isnat edilemiyeceğini ispat edemezse alacaklı akdin hükümsüzlüğünden mütevellit zararın tazminini de talep edebilir” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Çünkü sözleşme feshedilerek hükümsüz olduktan sonra tekrar sözleşmeye dayanarak borcun ifa edilmemesinden doğan zarardan söz edilemez; istenilecek zarar menfi zarardır.'' denilmektedir.
Davacı vekilinin talebinin baştan itibaren geçersiz olan sözleşme nedeniyle uğradığı menfi zararların tahsili istemine ilişkin olduğu, ancak davacı yanca zarara yönelik iddia somutlaştırılsa da somutlaştırma dilekçesine konu taşınmazın alınacağına dair sözleşme öncesi pazarlığı yahut girişimi ispatlar herhangi bir delil ibraz edilmediği, ihtimale dayalı zarar hesabının mümkün olmadığı, davacının uğradığını iddia ettiği menfi zararını ve hakkında davalının kusuru nedeniyle istihkak davaları açıldığını ispatlayamadığı anlaşılmakla davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle davacının taleplerinin müspet zarar olarak değerlendirilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup kararın bozulmasını gerektirir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin yukarıda 2.bentte yer verilen yazılı gerekçelerle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,28.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,11.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi..