Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E.2025/613 K.2025/1183
6. Hukuk Dairesi 2025/613 E. , 2025/1183 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/2154 E., 2025/93 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Düzce 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/394 E., 2024/406 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü :
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin elektrik malzeme satış ve taahhüt işiyle iştigal ettiğini, şirketinin kısa vadeli borçları ödeyemeyecek durumda olup borca batık olmadığını, emtia fiyatlarında öngörülemeyen olağandışı yükselişler nedeniyle borçları vadesinde ödeyemeyecek hale geldiğini,şirketin çalışarak bütün borçlarını ödeyebileceğini ileri sürerek geçici mühlet verilerek konkordatonun tasdikini talep etmiştir.
II. CEVAP
Müdahil alacaklı vekilleri sundukları müdahale dilekçeleri ile davaya müdahil olmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile raporda şirketin geçici ve kesin mühlet süreleri içerisinde gerçekleşen ticari karının ön proje ve makul güvence raporunda ön görülen karlılık oranından uzak olması ve mevcut ticari faaliyetleri sonucu karlılık oranı ile ön görülen konkordato hedeflerini gerçekleştirerek borçların ödenmesinin mümkün olmadığı, davacının alacaklıları talebine rağmen şirketin gayrimenkulunünün devrine de yanaşmadığı, davacı şirketin aktifleri şirket sermayesini karşılıksız bırakmadığından şirketin borca batık olmadığı tespit edilmiş ise de İİK’nın 292/1 maddesi uyarınca iflas kararı verilebilmesi için borca batık olma şartının aranmayacağı, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere ticari faaliyet ve karlılık oranı birlikte değerlendirildiğinde şirketin konkordato projesinin uygulanabilir olmadığı ve konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle konkordato tasdiki talebinin reddi ile şirketin iflasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Eksik inceleme yapıldığını,
b. Şirket yetkilisine yapılan tebligatın usulsüz olup duruşmadan haberdar edilmediğini,
c. Yeterli karlılık sağlanamaması durumunda dahi firma malvarlıklarının firmanın tüm borcunu karşıladığını,
d. Müvekkilinin finansman sağlama çabasının dikkate alınmadığını,
e. Şirketin borca batık olmadığını, çalışarak borcu ödeyebileceğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, konkordatonun tasdiki istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Davacı şirket 29.07.2022 tarihli talebiyle konkordato ve geçici mühlet talebinde bulunmuştur. Geçici mühlet ve tedbir kararından sonra kesin mühlet kararı verilmiş, komiser heyetinin 25.5.2023 ve 29.9.2023 tarihli raporlarında “…davacı şirketin geçici ve kesin mühlete elde ettiği gelirin konkordato projesinin uygulanmasına ve önerilen ödeme projesinin gerçekleşmesine imkan vermediği ve şirketin borca batık olmadığı…” belirtilmiştir. Mahkeme, komiser ve bilirkişi heyetlerinin raporlarına istinaden, geçici mühlet ve tedbir tarihinden 2 yıl, 1 ay, 10 gün sonra konkordato isteminin reddine ve davacı şirketin, borca batık olmasa bile İİK’nın 292. maddesindeki koşulların mevcut olduğunu belirterek iflasa karar vermiştir.
Somut olayda uyuşmazlık, İİK’ nın 292. maddesine göre “iflasa” karar verebilmek için “borca batıklığın” aranıp aranmayacağı noktasında toplanmaktadır.
28/2/2018 tarihli 7101 sayılı Kanun'la İcra ve İflas Kanunu’nun 285 vd. maddelerindeki Konkordato hükümlerinde köklü değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler yapılırken, özellikle uygulamada kötüye kullanılan, kabul ediliş hedeflerine hizmet etmeyen “iflas erteleme” kurumu da kaldırılmıştır. Konkordato kurumu, kaldırılan iflas ertelemenin boşluğunu dolduracak, kötüye kullanılmayacak ve iflas ertelemenin akibetine uğramayacak şekilde sıkı koşullara bağlanmıştır. Özellikle kötü niyetli borçluların konkordatoyu gerçek amacından şaşırmamaları için konkordato talep edene yükümlülük ve risk yüklenmiştir. İşte bu amacın gerçekleşmesi için kabul edilen hükümlerden biri de İİK’nın 292. maddesidir.
Şöyle ki;
İİK’nın 292. maddedesinde konkordato talep edenin, geçici mühlet (İİK'nın m.287/5 yollamasıyla) ve kesin mühletin verilmesinden sonra “konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verilebilmesi” için öncelikle borçlunun iflasa tabi kişilerden olması, sayılan dört halin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti için komiserin yazılı rapor sunması, ve konkordato talep eden borçlu veya alacaklının duruşmaya davet edilerek dinlenmesi ayrıca a, b ve c bentlerinde sayılan hususlardan birinin gerçekleşmesi iflasa hükmetmek için yeterli görülmüştür.
Buna karşılık (d) bendinde belirtildiği gibi, konkordato talebinden feragat eden sermaye şirketi ve kooperatifin iflasına karar verebilmek için “borca batık” olduğunun tespiti şartı kabul edilmiş ancak a, b ve c bentleri için “borca batıklık” koşulu aranmamıştır.
Görüldüğü gibi, Kanun, iflasa tabi kişinin geçici ve kesin mühlet aşamasında Kanunun istediği; “malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerektirir hallerden kaçınmasını, proje sunarken konkordatonun başarıya ulaşabileceği proje sunması ve bunun için azami gayret sarf etmesini ve mahkemenin izni dışında mühlet kararından itibaren rehin tesis etmemesini, kefil olmamasını, ivazsız tasarruflarda bulunmamasını, taşınmaz ve işletmenin faaliyetinin devamı için önem arz eden taşınırlarını ve işletmenin devamlı tesisatını devretmemesini ve bunları takyit etmemesini”aksi taktirde borca batık olup, olmamasına bakılmaksızın iflasına karar verilebileceğini hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemeyle, Kanun koyucu konkordato talep eden iflasa tabi kişiyi, sınırlarını çizdiği eylemleri yapması veya yapmaması halinde “medeni ceza olarak” iflas cezasıyla cezalandırmıştır.
Nitekim, Kanun koyucu, bu maddeye göre başka şart arayacak olsaydı, konkordato hükümleri içinde ikinci iflas kararı verilebileceğini düzenleyen İİK'nın m.308 de belirttiği gibi“…doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması”koşulunu bu maddede açıkca belirtebilirdi.
Öte yandan; İİK’nın 177. maddesinde sayılan doğrudan doğruya iflas sebepleri daha ağır koşullar içermemektedir. Bu koşullara baktığımızda;
a) Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle kaçar, alacaklıların haklarını ihlal elen hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoliyle yapılan takip sırasında mallarını saklarsa; b) Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa; c) 308 inci maddedeki hal varsa; d) İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse, keza, aynı Kanunun 178.maddesinde ise borçlu “aciz halinde” olduğunu belirterek iflas talep ettiğinde, “borca batıklık” aranmaksızın iflasa karar verilebilecektir.
İcra ve İflas Hukuku'nun şekil hukuku olduğu, alacaklı-borçlu dengesini bozacak şekilde iflas kararı için “borca batıklık” unsurunu yorum yoluyla maddeye ilave edilmesinin doğru olmayacağı, maddenin (d) bendi dışında borca batıklık aramadan iflas kararı verileceğinin açıkca düzenlendiği, dolayısıyla yukarıda izah edilen yasal düzenlemeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, İİK’nın 292. maddesinin a, b ve c bentlerinde sayılan durumların bulunması halinde “borca batıklık” aranmadan iflasa karar verilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında, temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Davacıdan alınması gereken harç peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.03.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
(Muhalif)
KARŞI OY
Talep, konkordato mühleti verilmesi ve konkordatonun tasdikine ilişkindir. Mahkemece, İİK m. 292/I-b gereği talep eden şirketin iflâsına karar verilmiştir. Hukukî sorun, İİK m. 292/I- a, b de yer alan hâllerin konkordato geçici veya kesin mühleti içerisinde tek başına borçlunun iflâsına yol açıp açmayacağı noktasında toplanmaktadır.
İcra ve İflâs Kanunu’nun 287/V atfı gereği, kesin mühlet içerisinde borçlunun iflâsına karar verilebilecek hâlleri düzenleyen İİK m. 292/I hükmü, geçici mühlet içerisinde de uygulanmaktadır. Şüphesiz, dört bent hâlinde düzenlenen bu sebepler, geçici veya kesin mühlet içerisinde borçlunun iflâsına karar verilmesine yol açan özel iflâs sebepleridir. Ancak söz konusu iflâs sebepleri arasında yer alan borçlunun malvarlığının korunması amacıyla iflâsın açılması (İİK m. 292/I-a) ve konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması (İİK m. 292/I-b) hâlleri, konkordato kurumuyla amaçlanan duruma ve konkordatonun ruhuna uygun olarak yorumlanmalıdır. Özellikle, bu hâllerde borçlunun iflasının açılması açısından farklı bir doğrudan doğruya iflâs sebebinin (İİK m. 177, 178, 179, TTK m. 376, 377, Koop. K. m. 63/son) varlığının aranması, hukukî güvenlik ilkesi ve iflâsın son çare olarak düşünülmesinin de doğal bir sonucudur. Nitekim doktrinde konkordato projesinin başarıya ulaşamaması durumunda ayrıca iflas sebeplerinden birinin bulunması gerektiğini ancak bu halde iflas kararı verilebileceğini düşünen yazarlar vardır(Budak, Ali Cem/Kale, Serdar, Öztek - Konkordato Şerhi, m. 308, no: 4; Sarısözen, Serhat, Konkordato, 2024, s. 276).
Somut olayda, mühlet hükümleri içerisinde İİK m. 292/I-b gereği iflâsına karar verilen borçlu, alacaklıları zarar veren hileli davranışlarda bulunmamış, mal kaçırmamış, komiser talimatlarına aykırı davranmamıştır. Borçlu sermaye şirketi olup, borca batık durumda da değildir. Salt bu hâliyle konkordato talebinin reddine karar verilmesi yanında, İİK m. 292/I-b hükmü hatalı şekilde yorumlanarak borçlunun iflâsına karar verilmesi, cebri icra hukukuna hâkim olan ölçülülük ilkesini olabildiğince zedelemektedir. Diğer yandan bu durum, konkordatoya başvurarak borçlarını tasfiye edip, malî durumunu yeniden yapılandırma hedefi taşıyan dürüst borçluyu, farklı bir şekilde cezalandırmaya da yol açmaktadır.
Yukarıda açıklanan sebeplerle, konkordato talebinin reddiyle yetinilmesi gerekirken, borçlunun iflâsına da karar verilmesi doğru olmamıştır. Sayın çoğunluğun bu konudaki görüşüne katılmamaktayız.