Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2025/276 K.2025/2538
7. Hukuk Dairesi 2025/276 E. , 2025/2538 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1549 E., 2024/1564 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2015/14 E., 2017/344 K.
Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararı davalılar vekili ve ihbar olunan ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının dava konusu 116 ada 1 parsel sayılı taşınmazda 117/2400 oranında pay sahibi olduğunu, davacının murisi ... ...’in, tapudaki hissesini davacı ile birlikte dört oğluna 18.08.1975 tarihinde eşit olarak paylaştırdığını, kardeşler arasında yapılan harici taksim ile davacının o tarihten bu yana dava konusu taşınmazı fiilen kullandığını, taşınmaz üzerine sekiz adet ev ve dükkan yaptığını, dava konusu taşınmazın diğer 2283/2400 payının ise ... ... oğlu ... adına kayıtlı olduğunu, ... ... oğlu ...’in 1977 yılında vefat ettiğini ve mirasçı olarak davalıları bıraktığını, dava konusu taşınmazın kök kaydı olan 1 numaralı parselin ifrazı neticesinde 1520, 1521 ve 1522 numaralı parsellerin oluştuğunu, bu parsellerden 1522 numaralı parselin de 107 ada 1 parselden başlamak üzere 120 ada 16 parsele kadar 104 adet parsele bölündüğünü, kayıt maliki ... ... oğlu ...’in mirasçıları tarafından şimdiye kadar tapuda intikal yaptırılmadığını, davacının taşınmazda 40 yıldır zilyetliğinin bulunduğunu, TMK’nın 713/2. maddesindeki kazanma koşullarının lehine gerçekleştiğini açıklayarak, dava konusu taşınmazdaki ... ... oğlu ... adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar yargılama aşamasında, dava konusu taşınmazın tapulama kayıtlarının elle yazıldığını, imar uygulaması yapılırken, ... ...’nin oğlu ...’nın adının ... olarak kayıtlara yanlış geçirildiğini, ... ...’nin ... isminde bir çocuğunun bulunmadığını, TMK’nın 713/2. maddesinde belirtilen zilyetlik koşullarının gerçekleşmediğini beyanla davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 07.07.2017 tarih ve 2015/14 Esas, 2017/344 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 07.07.2017 tarihli kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 23.03.2018 tarihli kararı ile davacının dava konusu taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin 26.09.1975 tarihinde başladığı, davacının bu kullanımının, 15.09.2009 tarihine kadar müşterek paylarla tapuda kayıtlı taşınmazın dava konusu taşınmaza karşılık gelen bölümü üzerinde olduğu, dava konusu taşınmaz üzerindeki ... ... oğlu ... payının, 15.09.2009 tarihinden sonra, pay yığılması sonucunda 2283/2400 paya dönüştüğü, 15.09.2009 tarihinden Anayasa Mahkemesinin tedbir kararı tarihi olan 17.03.2011 tarihine kadar, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/2. maddesinde öngörülen zilyetlik süresinin gerçekleşmediği, davacı tarafından, 15.09.2009 tarihine kadar, 1522 parsel sayılı taşınmazın dava konusu 116 ada 1 parsel sayılı taşınmaz bölümü üzerindeki 226.800/33.264.000 payının kazanıldığının kabulü gerektiği, 2981 sayılı Yasa'nın 10/C maddesi uyarınca 15.09.2009 tarihinde yapılan uygulama sonucunda, ... ... oğlu ... paylarının dava konusu 116 ada 1 parsel sayılı taşınmaza yığıldığı ve pay oranının 2283/2400’e çıktığı; davacı tarafından, 15.09.2009 tarihine kadar, dava konusu 116 ada 1 parsel sayılı taşınmaz bölümü üzerindeki ... ... oğlu ...’e ait eski 226.800/33.264.000 oranındaki payın kazanıldığı, davacının; 2981 sayılı Yasa'nın 10/C maddesi uyarınca 15.09.2009 tarihinde yapılan uygulamadan önce, 1522 parselin tamamı üzerinde zilyetliğinin bulunmaması nedeniyle, dava konusu taşınmaza yığılan iptale konu payların tamamının kazanılamayacağı, dolayısıyla davanın, 2283/2400 payın 226.800/33.264.000 payı oranında kabulü gerektiği gerekçesi ile davalılar ... ve arkadaşları vekilinin istinaf itirazlarının kabulüne, Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.07.2017 tarih ve 2015/14 Esas, 2017/344 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile dava konusu 116 ada 1 parsel sayılı taşınmazın ... ... oğlu ... adına kayıtlı 2283/2400 payının iptali ile; iptaline karar verilen 2283/2400 pay, 189.854.280/199.584.000 kabul edilerek (paydanın 83.160 ile çoğaltılması ile), 1.294.461/ 199.584.000 payın davacı adına tesciline, geriye kalan 188.559.819/199.584.000 payın ... ... oğlu ... üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Bölge Adliye Mahkemesinin 19.09.2023 tarihli kararının süresi içinde davalılar vekili ile katılma yolu ile ihbar olunan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, "kayıt malikleri arasında fiili bir taksimin olmadığı ve davacı tarafından kullanılan yerlerin de fiili taksim sonucunda iptali istenen paya özgülenmediği açıktır. Bu durumda davacının kullandığı bir miktar yerin davalılar murisi adına kayıtlı paylar olduğunun kabulü mümkün olmadığından ve davacı ile davalılar murisinin paydaş haline geldiği dava konusu tapu kaydının, imar sonucu oluştuğu 2009 yılından itibaren TMK’nın 713. maddesinde düzenlenen 20 yıllık sürenin de 2011 yılına kadar dolmadığı nazara alındığında, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yazılı olduğu şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş.." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
2. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "dava konusu 116 ada 1 parselin, davacı ve davalıların murisleri adına hisseli olarak kayıtlı olduğu, kayıt maliki ... ... oğlu ... ...'ın 24/05/1977 tarihinde vefat ettiği, davacının hisseli maliki olduğu dava konusu taşınmazın tamamını, 1975 yılından beri, üzerine iki katlı iki adet ve bir katlı bir adet bina yaparak nizasız-fasılasız malik sıfatıyla kullandığı, halen taşınmaz üzerinde bulunan binada davacının ikamet ettiği, kayıt maliki ... ... oğlu ... ...'ın ölümünden itibaren Anayasa Mahkemesince yürürlüğün durdurulmasına karar verilen 17/03/2011 tarihine kadar TMK.nun 713/2. maddesinde öngörülen ölüm sebebine dayalı kazanma koşullarının davacı lehine gerçekleştiğinin anlaşıldığı, bozma ilamında 1961 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 1 parsel olarak ... ... oğlu ölü ... ve müşterekleri adına tespit ve tescil edilen kök parselin, kayıt malikleri arasında fiilen taksim edilmediği, davacı tarafından kullanılan yerlerin fiili taksim sonucunda iptali istenen paya özgülenmediği, bu durumda davacının kullandığı bir miktar yerin davalıların murisi adına kayıtlı paylar olduğunun kabulünün mümkün olmadığı belirtilmiş ise de; kök parselin tespit tarihi olan 1961 yılında dahi ölü olan çok sayıda malik adına yapılan tespit ve tescili karşısında neredeyse tüm ... mahallesini kapsayan kök parselin, kayıt malikleri tarafından fiilen taksim edilmesinin mümkün olmadığı, bölgede 1984 yılında yapılan yol kamulaştırması sebebi ile 3 ayrı parsele ayrıldıktan sonra, 2009 yılında yapılan ıslah - imar planı ile, kullanım sınırlarına göre ayrı parseller olarak ifrazen oluşan ve mülkiyet ve sınırları yönünden kesinleşen, imar uygulaması karşısında (ve bölgede aynı sebeple açılıp kabul ile biten ve kesinleşen kararlar ile (Dairece verilen 13/12/2018 tarih, 2018/592 - 916 E.K.sayılı karar) yargılaması devam eden ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 10/06/2024 tarih, 2023/3975 Esas 2024/3342 Karar sayılı ilamına konu dava dosyası, yine Dairemizce verilen 2021/602 E. 2021/660 Karar sayılı kararı, 2020/99 E. 2020/891 K.sayılı karar vb) bir çok davanın açılması karşısında) bozma ilamına uyulması halinde verilecek kararın çözümsüzlük doğuracağı, kaldı ki 2009 yılında yapılan ıslah - imar planından önce de dava konusu taşınmazın davacı tarafından kullanıldığı ve taşınmaz üzerinde bulunan 1 adet 1 katlı ve 2 adet 2 katlı binanın davacıya ait olduğu yönünde beyanlar hanesine şerh yazıldığı hususu da dikkate alındığında, davanın kabulüne karar vermek gerekmiş, bu sebeple bozma ilamına uyulmayarak Dairece verilen önceki kararda direnilmesine karar verilmiş, TMK 713/2. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil talebi ile açılan davalarda yerleşik içtihatlar ve uygulama gereği davalı olarak gösterilen kayıt malikleri ve mirasçıları harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulmayacaklarından (HGK'nun 17/02/2010 tarih, 2010/8-58 Esas, 2010/78 Karar sayılı kararında da belirtildiği gibi) davalılar aleyhine yargılama gideri yüklenmemiştir." gerekçesiyle bozma ilamına uyulmayarak Dairemizce verilen önceki kararda direnilmesine, davanın kabulü ile; 116 ada 1 parselde davalıların murisi ... ... oğlu ... ... adına kayıtlı hissenin (761/800) tapu kaydının iptali ile davacı ... oğlu 1948 doğumlu ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. İhbar olunan ... vekili temyiz dilekçesinde;
a. Taraf teşkilinin sağlanmadığını,
b. Kök tapu kaydında ... ... oğlu ...’in iki ayrı payının bulunduğunu,
c. Burada bahsedilen ... ... oğlu ...’in davalıların murisi olduğunun davacı tarafından ispat edilemediğini beyan etmiştir.
2. Davalılar vekili temyiz dilekçesinde;
a. Davalıların zilyetliklerinin devam ettiğini, dava konusu 116 ada 1 parselin kök tapusu olan 1522 parsel sayılı taşınmazda zilyet olduklarını,
b. Davacının 1975 yılından beri taşınmaza zilyet olduğunu ispatlayamadığını,
c. Tapu iptalinin mümkün olmadığını, TMK'nın 713/2. fıkrasında yer alan "ölüm" ibaresinin 2011 tarihinde iptal edildiğini, 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediğini beyan etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, TMK’nın 713/2. fıkrasında yer alan “...maliki 20 yıl önce ölmüş…” hukuki sebeplerine dayalı olarak TMK'nın 713/1 ve 2. fıkraları gereğince tapunun hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir.
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 23.03.2018 tarihli ilamı ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karara davalılar tarafından temyiz talebinde bulunulmadığı ve böylece davacı lehine usuli kazanılmış hak meydana geldiği gözetilerek hüküm kurulduğunun anlaşılmasına göre;
Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararı tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olduğu anlaşılmakla; temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar vekili ve ihbar olunan ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılara yüklenmesine,
Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi gereğince Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.05.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.