Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2024/3642 K.2025/1876

🏛️ 7. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/3642 📋 K. 2025/1876 📅 10.04.2025

7. Hukuk Dairesi         2024/3642 E.  ,  2025/1876 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/295 E., 2024/454 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mudanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/30 E., 2023/497 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının 15.11.2012 tarihli adi yazılı sözleşme ile 120 ada 81 parsel sayılı taşınmazı müvekkiline 36.500,00 TL karşılığında sattığını, bedelin ödendiğini, taşınmaz üzerinde kredi kaynaklı ipotek olduğundan resmî şekilde devrin yapılamadığını ancak davalının ipotek sona erince devri gerçekleştireceğine yönelik taahhütte bulunduğunu, buna rağmen ipotek konusu kredi kapandıkça davalının yeni krediler çektiğini ve arsa üzerinde daima ipotek şerhi bulunmasına sebep oduğunu, müvekkiline devirden kaçındığını belirterek taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline, mümkün olmaması hâlinde bedelin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde; davaya davacının sebebiyet verdiğini, aralarında kararlaştırdıkları bedeli yıllarca ödemediğini, bu nedenle tapuyu devretmediğini, taşınmazın üzerinden ipotek kalktıktan ve davacı da ödemeyi yaptıktan sonra ise taşınmazın tapusunu davacıya devrettiğini belirterek davaya davacının sebep olması nedeniyle yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın 18.01.2022 tarihinde davacı adına tapuda tescil edildiği gerekçesiyle konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; 18.01.2024 tarihli tavzih kararında ise davacı lehine hükmedilen vekâlet ücreti 109.276,11 TL olarak düzeltilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava tarihinde dava açmakta haklı olduğu gerekçesiyle istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde:
1.Davacı ile müvekkilinin 15.11.2012 tarihli adi yazılı sözleşme ile taşınmazın devri konusunda anlaştıklarını, davacının 2022 yılına kadar kararlaştırılan bedeli ödememesi nedeniyle müvekkilinin devir işlemini gerçekleştirmediğini, bedelin tamamen ödenmesiyle birlikte taşınmazın 18.01.2022 tarihinde davacıya devredildiğini,
2.Dava konusu sözleşmenin adi yazılı olduğunu, davalının davayı kabul etmediğini, davalının itirazı ile davacının ancak ödediği bedeli geri alabileceğini, lehine tapu iptali ve tescile yönelik hüküm kurulamayacağını,
3. Konusuz kalan davada vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin haklılık durumuna göre hükmedilmesi gerektiğini, İlk Derece Mahkemesinin haklılık durumunu gerekçelendirmeden aleyhe vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine hükmetmesinin hukuka aykırı olduğunu, Mahkemece haklılık durumlarının değerlendirilmediğini belirterek hükmün bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, harici satışa dayalı tapu iptali ve tescil terdiden alacak istemine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 331/1 hükmüne göre; davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder.
2. Somut olayda; davacının dava dilekçesinde harici satış sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa alacak isteminde bulunduğu, Mahkemece davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek yargılama giderlerinden davalının sorumlu olduğuna dair hüküm kurulmuştur.
Dava konusu taşınmazın davacıya devredilmesi nedeniyle davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi yerinde görülmüş ise de; taşınmazın yargılama sırasında davacıya satış işlemi ile devredilmesinin dava konusu hukuki nedenlerden bağımsız olduğunun gözetilmemesi ve davanın açıldığı tarihteki haklılık durumu değil de, yargılama sırasında yapılan devre göre haklılık durumunun belirlenmiş olması doğru görülmemiştir. Bilindiği gibi ve kural olarak, tapulu taşınmazların satış ve devirleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 706, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 237, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri uyarınca tapu memurluğunda yapılır. Satış ve devirlerin bu şekilde yapılması geçerlilik şartıdır. Başka bir anlatımla, tapu dışında yapılan harici satışlar mülkiyetin geçişini sağlamaz. Bu hâlde, davanın açılış tarihi itibariyle davacının haklılık durumu bulunmamakta olup yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde davalıya yüklenmesi isabetli olmadığından hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3. Öte yandan; hükümlerin tavzihi, hükmün müphem olması veya birbirine aykırı (çelişik) fıkralar ihtiva etmesi hâlinde, hükmün gerçek anlamının meydana çıkarılması için başvurulan bir yoldur. 6100 sayılı Kanunun “Hükmün Tavzihi” başlıklı 305. maddesinde; hüküm yeterince açık değilse veya yerine getirilmesinde duraksama uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, yerine getirilmesi tamamlanıncaya kadar taraflardan her birinin hükmün açıklanmasını veya duraksama ya da aykırılığın giderilmesini isteyebileceği, hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçların, tavzih yolu ile sınırlandırılamayacağı, genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceği açıklanmıştır.
Anılan Kanuna 7251 sayılı Kanunun 27. maddesi ile ilave edilen “Hükmün Tamamlanması” başlıklı 305/A maddesinde; “Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda Mahkemece; davacı lehine 17.900,00 TL maktu vekâlet ücretine hükmedilmiş olup bilahare davacının 26.12.2023 havale tarihli tavzih dilekçesine istinaden 18.01.2024 tarihli tavzih kararı ile vekâlet ücreti 109.276,11 TL’ye yükseltilmiştir. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler uyarınca, olayda 6100 sayılı Kanunun 305/A maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı, aynı Kanunun 305/2 hükmü doğrultusunda tavzih yolu ile de hüküm fıkrasının sınırlandırılması veya genişletilmesi ya da değiştirilmesi mümkün olmadığından yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.04.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.