Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2024/437 K.2025/177
7. Hukuk Dairesi 2024/437 E. , 2025/177 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1091 E., 2023/1419 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tirebolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/283 E., 2022/217 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin Giresun ili, Tirebolu ilçesi, ... Mahallesi, 114 ada 39 parsel sayılı taşınmazda hissedar iken taşınmaz yönünden açılan ortaklığın giderilmesi davası sonucunda taşınmazın satıldığını, taşınmazın satışından önce tarafların bir araya gelerek 30.07.2019 tarihli sözleşmeyi imzaladıklarını, bu sözleşme gereği taşınmazın satışı yapıldıktan sonra tarafların arasında eşit olarak bölünmesi hususunda anlaşmaya varıldığını, tarafların bir araya gelerek satışa yalnızca davalı ...'nun girmesini kararlaştırdıklarını, satış için mahkemenin takdir ettiği parayı da ...'nun oğlu ... 'nun hesabına yatırdığını, yine satışta ödenmesi gereken vergilerin de müvekkili ... tarafından yatırıldığını, taşınmazın davalı ... tarafından ihale sonucu satın alındığını, davalıların aralarındaki sözleşmeyi hiçe sayarak taahhüt ettiği şekilde davacı müvekkillere ait hisseleri kendilerine vermediğini ve vermeye de yanaşmadığını ileri sürerek, dava konusu taşımmazın davalılar adına olan kaydının iptali ile taraflar arasında eşit olarak tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın 23.07.2019 tarihinde yapılan ihalesine müvekkileri ... ve ...'nun olarak pey sürerek 228.000 TL'na 1/2 hisse olacak şekilde satın aldığını, bazı akrabaların araya girerek “aranızda tatsızlık olmasın bu yeri aranızda paylaşın” dediklerini, müvekkillerce davacılara eğer ileride bir terslik olmaz ve şartlarda anlaşabilir iseler yeri ileride paylaşabileceklerini, bir terslik olacak olur ise yeri ifraz edemeyeceklerini net olarak bildirdiklerini, ayrıntılı bir anlaşma yapmadıklarını, ...'in 29.07.2019 tarihinde ... ... oğlu hesabına 55.500,00 TL yatırdığını, eski hissedarlardan ...'ın ise izale-i şuyu satış memurluğunun ihalesinden 65 gün sonra yani 27.09.2019 tarihinde avukatları hesabına 7.000,00 TL para yatırdığını, 6 ay süresince satışın yapılamadığını, dava konusu taşınmazın tapusunu da 15.01.2020 tarihinde alabildiklerini, anlaşmaya varılamaması nedeni ile davacılarca gönderilen paranın iade edildiğini, buna ilişkin dekontun dosyaya sunulduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 30.06.2022 tarihli ve 2020/283 Esas, 2022/217 Karar sayılı kararı ile "...taşınmaz ile ilgili ihalenin 23.07.2019 tarihinde yapıldığı, dosyaya sunulan tüm dekontlar incelediğinde para alışverişinin ihale tarihinden sonra olduğu ve davalıların uhdesinde herhangi bir paranın kalmadığı, sunulan sözleşmede tüm tarafların imzasının bulunmadığı, sözleşmenin adi yazılı olduğu, davalılarca imza inkarında bulunulmadığından imza incelemesi yoluna mahkemece gidilmediği, satış dosyası incelendiğinde davacı ...'in satış öncesinde taşınmazda hissesinin bulunduğu, davacı ...'in ise 13.11.2018 tarihinde hissesini davacı ...'e devrettiği, davacı ...'in de ihaleye girme imkanı varken girmediği, davacı ...'in satış sonucu ihale bedelinden hissedar olarak pay aldığı, sonrasında tapu iptal davası açmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğu, davacı ...'nin ise sözleşmede adının geçmediği, sözleşmede taşınmazın ... ile davacı ...'e devredilmesinden bahsedildiği, kaldı ki sözleşmenin tüm tarafların imzasını taşınmadığı ve bu şekli itibariyle geçerli bir sözleşme olmadığı ..." gerekçesiyle "...davanın reddine..." karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda (III) numaralı bentte belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 14.11.2023 tarihli ve 2023/1091 Esas, 2023/,1419 Karar sayılı kararı ile "...davacının dayandığı 30.07.2019 tarihli belgenin niteliği ve içeriği itibariyle taksim sözleşmesi olduğu, davalıların sözleşme altındaki imzayı inkar etmeyip içeriğinin sadece anlaşmaları halinde geçerli olabilecek bir sözleşme olduğu.. sözleşmede taşınmazın devrinin hangi şart ve koşullarda olacağına ilişkin bir düzenleme yapılmadığı, dolayısıyla bu anlamda davalılara bir yük yüklenmediği, belgenin ihale gününden sonra düzenlendiği, belgeden ihaleden hiç bahsedilmediği..." gerekçesiyle "... istinaf başvurusunu esastan reddine...." karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda (IV) numaralı bentte belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Temyiz dilekçesinde özetle ve dava dilekçesinde yer verilen nedenlere dayalı olarak;
1.Davalıların sözleşme alındaki imzalarını inkar etmediklerini,
2.Müvekkilerce bu anlaşmaya riayet edilerek satış için KDV bedelinin davalıya ödendiğini,
3.Davalılardan ...'nin taşınmazın kamulaştırılacağını öğrendiği için taşınmazın devrinden vazgeçtiğini,
4.Davanın tanık beyanları ile de ispatlandığını,
5.Davalılar tarafından bedelin ödendiği hususunun da kabul edildiğini belirterek kararın bozulmasına istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1.İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
2.İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
3.İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye "inanan" adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de "inanılan" denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise "inanç konusu şey" olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
4.İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
5.İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
6.Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) "delil başlangıcı" niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK'nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi "tanık" dahil her türlü delille ispat edilebilir.
7.Yazılı delil veya "delil başlangıcı" yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m. 225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
8.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2010/14-394 Esas 2010/395 Karar sayılı ilâmında "...05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararında belgenin yazılı olmasından başkaca bir şart aranmadığı dolayısı ile inanç sözleşmesinin düzenleme tarihinin işlem tarihinden önce veya sonra olmasının sonuca etkili olmayacağı ve hakkın elde edilmesini kısıtlamayacağı" belirtilmektedir.
9.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun;
"İfada sıra" kenar başlıklı 97. maddesi,
“Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.” hükmünü içermektedir.
10.TBK’nın 97. maddesinde; karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.
11.1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı ... yönünden temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddine karar vermek gerekmiştir.
11.2.Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Davacının dava dilekçesinde ve davalıların cevap dilekçesindeki beyanları ile bu hususları destekleyen bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere; dava konusu taşınmazın ihale ile alınması sonrasında 30.07.2019 tarihli protokole göre taşınmazın tapusu çıktıktan sonra taşınmazın ..., ..., ..., ... arasında dört parçaya yola cepheli olarak bölüneceği kararlaştırılmıştır.
11.3.Anılan protokol inanç ilişkisinin yazılı belgesi niteliğindedir. O hâlde, protokol hükmü gözetilerek, davacılardan İzzet yönünden 1/4 payın iptali ile adına tapuya tescilini istemesi mümkündür. Ne var ki davacı ..., ihale sonucu davalılar adına tescilin dayanağı olan ihalenin bedelinden payına düşen miktarı davalılara ödemeden mülkiyetin naklini isteyemez. Bunun için TBK'nın 97. maddesi uyarınca birlikte ifa kuralı gereği davaya kendi edimini ifa imkanı vermek gerekir. Ancak, birlikte ifa kuralının aynen uygulanması hâlinde, aradan geçen zaman nedeniyle bedel yönünden davalılar aleyhine olumsuz durumun oluşacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle bilirkişi vasıtasıyla, öncelikle davacı ... tarafından yapılan tüm ödemelerin tarihleriyle birlikte miktarı tespit edilerek, tescil işlemleri dâhil ihalenin tüm masrafları ile birlikte toplam ihale bedelinin 1/4'ünün belirlenmesi, davacı ... tarafından ödenen miktarla 1/4 miktarın oranlanarak, ne miktarda bedelin eksik kaldığının oransal olarak bulunması, devamında da bu oranın taşınmazın güncel değerine oranlanarak ödenen miktarın mahsubu sonrası bulunan bakiye bedelin, davacı ...'e depo emri verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Bu hususlar dikkate anılmadan Mahkemece yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
VI. KARAR
1.Yukarıda (V.B.11.1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı ... vekili yönünden temyiz itirazları yerinde görülmediğinden temyiz itirazlarının reddine,
2. Yukarıda (V.B.11-2.3. ve 4.) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.