Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2025/399 K.2025/5855
8. Hukuk Dairesi 2025/399 E. , 2025/5855 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/384 E., 2021/419 K.
Taraflar arasındaki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun)
713/1. maddesine dayalı tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava konusu taşınmazların bulunduğu yörede; 1954 yılında 5602 sayılı Kanun'a göre yapılıp 21.12.1954 tarihinde ilan edilerek kesinleşen arazi kadastrosu çalışması, 1988 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) hükümlerine göre yapılıp 20.04.1990 tarihinde ilan edilen orman kadastrosu ve 2/B çalışması, 2016 yılında 6831 sayılı Kanun'un 4999 sayılı Kanun’la Değişik 9. maddesi gereğince yapılan fenni hataları düzeltme çalışması ile yargılama sırasında 2021 yılında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Geçici 8. maddesi gereğince yapılan kadastro çalışması bulunmakta olup, tesis kadastrosunda davalı taşınmaz tespit dışı bırakılmış, orman kadastrosunda ise orman sayılmayan alanda bırakılmıştır.
Davacılar vekili, dava dilekçelerinde sınırlarını bildirdikleri ... beldesi ... Mahallesi ... mevkinde bulunan yaklaşık 30.000 m² yüzölçümündeki taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, taşınmazın murisleri ...'dan kaldığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararlarına oluştuğunu iddia ederek, 4721 sayılı Kanun'un 713. maddesi hükmüne göre taşınmazın adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalı Hazine vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde; dava konusu yerlerin Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğunu, zilyetlikle iktisap edilebilecek nitelikte bir yer olmadığını beyan etmiş, duruşmalarda taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Dahili davalı ... vekili cevap dilekçesinde; husumet ve zamanaşımı itirazlarında bulunarak, davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin 27.09.2011 tarihli ve 2010/604 Esas, 2011/609 Karar sayılı ilamı ile; "davanın kabulüne karar verilmiş; kararın, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 04.04.2013 tarihli ve 2013/1241 Esas, 2013/3838 Karar sayılı ilamı ile; İlk Derece Mahkemesince yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm kurmaya yeterli olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma sonrası İlk Derece Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli ve 2013/480 Esas, 2015/307 Karar sayılı ilamı ile; davanın kısmen kabulü kısmen reddine karar verilmiş, kararın davalı Hazine ile dahili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 08.06.2017 tarihli ve 2015/16050 Esas, 2017/5117 Karar sayılı ilamı ile; İlk Derece Mahkemesince usul ve kanuna aykırı olarak hüküm kurulduğu, keşfe katılmayan bilirkişiden alınan raporun hükme esas alınamayacağı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma sonrası İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen ilamı ile; ... ili ... ilçesi ... Mahallesinde kain, bilirkişiler... ve ...'ın 30.12.2020 havale tarihli ek raporu ve eki krokisinde (A) harfiyle gösterilen 28.250,13 m² alanın ve (A1) harfiyle gösterilen 734,67 m²lik alanın, bu alandaki son parsel numaralarıyla ve ayrı ayrı davacılar adına kök muris ...'ın veraset belgesindeki miras hisseleri oranında davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline, 30.12.2020 havale tarihli ek raporu ve eki krokisinde belirtilen (C) harfli 1.955,94 m²lik ve (D) harfli 3.968,84 m²lik kısımların, bu alandaki ayrı ve son parsel numaralarıyla, usulü müktesep hak gözetilerek orman vasfıyla davalı Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, 30.12.2020 havale tarihli ek raporu ve eki krokisinde belirtilen (A2) harfli 2,22 m², (A3) harfli 6,05 m² ve (A4) harfli 381 m² yüzölçümlü kısımların orman sınırları içerisinde kalması nedeniyle tescil talebinin reddine karar verilmiş; karara karşı, davalı Hazine vekili tarafından taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu, zilyetlikle kazanımının mümkün olmadığı, eksik inceleme ve araştırma ile verilen kararın usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçeleriyle" temyiz yoluna başvurulmuştur.
Dava, 4721 sayılı Kanun'un 713/1. maddesine dayalı tescil istemine ilişkindir.
1. Davalı Hazine vekilinin 30.12.2020 havale tarihli ek rapor ve eki krokisinde (A) harfiyle gösterilen alana yönelik temyiz itirazları bakımından; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3. maddesinin 2. fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin 2. fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
2. Davalı Hazine vekilinin 30.12.2020 havale tarihli ek rapor ve eki krokisinde (A1) harfiyle gösterilen alana yönelik temyiz itirazları bakımından; İlk Derece Mahkemesinde her ne kadar (A1) harfi ile belirtilen kısmın davacılar adına tesciline karar verilmişse de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
6831 sayılı Kanun'un 17. maddesi, orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık amacı ile ağıl yapılmasına, bu kesimlerin özel mülke dönüşmesine izin vermez.
6831 sayılı Kanun'un 17/1-2. maddesinde; "Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşaası ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlemesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır. Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Yanan orman alanlarındaki her türlü emval Orman Genel Müdürlüğünce değerlendirilir" (17.06.2004 tarihli ve 5192 sayılı Kanun ile değişik hali) şeklindedir.
Kanun metninden açıkça anlaşıldığı gibi hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım, inşaat ve hayvancılık yapmak amacı ile ağıl yapılamaz. Bu tür yerler özel mülk olamaz. Yönetim derhal el koyma hakkına sahiptir. Orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman kullanılacaktır. Bu kullanım nedeniyle yeni açma, genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek ve orman bütünlüğü bozulacaktır.
Ayrıca, bu tür taşınmazların öncesinin orman olma zorunluluğu yoktur. Zira öncesi orman olan ve ormandan açılan taşınmazlar, 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre zaten orman sayılmaktadır. 17. maddede tanımı yapılan olgu, öncesi orman iken açılan yerlerle beraber ayrıca hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıkların kazanılamayacağı ilkesini içermektedir ve amacı orman bütünlüğünü korumaktır. Bu tür yerlerin 15.07.2004 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 26/a maddesi gereğince orman olarak sınırlandırılması gerekir.
Kanun koyucu ayrı bir kavram oluşturmuş ve hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat ile özel mülke dönüşme yolunu kapamıştır. Bu itibarla, dava konusu taşınmazın memleket haritasında açık alanda gözükmesi bu olguyu değiştirmez. Etrafı ormanla çevrili olan taşınmazlar, özel mülke dönüşüp tarım ve inşaata açıldığında orman bütünlüğünün bozulacağı tartışmasızdır.
Tapu ve zilyetlik yoluyla kişi ve kurumların ormandan toprak kazanmasını sağlayan 3402 sayılı Kanun'un 45. maddesinin ilgili fıkraları da Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Ayrıca; orman içi açıklık ve boşluklar ile orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanlar, Kanun gereği orman sayıldığı için, 15.07.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26. maddesinin (a) ve (j) bentleri gereğince Devlet ormanı olarak sınırlandırılması öngörülmüştür. Bu tür yerler zilyetlik yolu ile kazanılamaz ve özel mülk olarak tescil edilemez.
Tüm bu açıklamalar değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli ve 2013/480 Esas, 2015/307 Karar sayılı ilamı ile; 10.06.2015 havale tarihli gerekçeli karara ek orman bilirkişisi raporunda (D) harfi ile gösterilen gösterilen alanın orman vasfı ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, karara karşı davacı tarafça kanun yoluna başvurulmadığından bu kısım yönünden hüküm kesinleşmiştir. İlk Derece Mahkemesinin temyize konu son kararında da kesinleşmiş olan (D) harfi ile belirtilen bu kısma yönelik usuli müktesep hak gözetilerek orman vasfıyla davalı Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin temyize konu son kararında 30.12.2020 havale tarihli ek raporu ve eki krokisinde (A1) harfiyle gösterilen 734,67 m²lik alana yönelik kabul kararı verilmişse de bu alan, 30.12.2020 havale tarihli ek raporu ve eki krokisinde (D) harfli gösterilen ve orman niteliği kesinleşen 3.968,84 m²lik alan ile 4 65... parsel sayılı orman parseli arasında kaldığından orman içi açıklık niteliğinde bulunduğu ve orman bütünlüğü içinde yer aldığından değinilen yönler gözetilerek (A1) harfiyle gösterilen 734,67 m²lik taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar vermek gerekirken, dava konusu taşınmazın özel mülke dönüşmesini sağlayacak şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olduğundan, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle, davalı Hazine vekilinin 30.12.2020 havale tarihli ek rapor ve eki krokisinde (A) harfiyle gösterilen alana yönelik temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA,
Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı Hazine vekilinin 30.12.2020 havale tarihli ek rapor ve eki krokisinde (A1) harfiyle gösterilen alana yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Taraflarca 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
18.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.