Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2025/1249 K.2025/4175

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2025/1249 📋 K. 2025/4175 📅 27.05.2025

8. Hukuk Dairesi         2025/1249 E.  ,  2025/4175 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/565 E., 2024/293 K.
HÜKÜM/KARAR : Davanın kabulüne
Taraflar arasındaki kullanım kadastrosunun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kullanım kadastrosu sırasında, .............. köyü çalışma alanında bulunan 1129 parsel sayılı 313,00 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesinde, "1744 sayılı Kanun'un 2. maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan alanda kaldığı ve ..............'ın zilyetliğinde olduğu" şerhi yazılmak suretiyle tarla niteliği ile Hazine adına tespit edildikten sonra, ...'ın komisyona yaptığı itirazın kabulü ile 24.02.1986 tarihli komisyon kararı ile beyanlar hanesindeki şerh kaldırılarak yerine ...ın zilyetliğinde olduğu şerhi yazılmış ve bilahare davacının idareye başvurusu üzerine 28.10.2015 tarihinde ................. ismi ... olarak düzeltilmiş ve 2013 yılında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/a maddesi uyarınca yapılan uygulama kadastrosu sırasında taşınmaz 104 ada 42 parsel numarasıyla 441,49 m² yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir.
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; ... köyü 1129 parsel sayılı taşınmazın, komşu 298 parsel sayılı taşınmaz ile birlikte 2005 yılında müvekkili olan davacı tarafından satın alındığını öne sürerek, davacı adına kullanıcı şerhi verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin vermiş olduğu davanın kabulüne dair önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, hükmüne uyulan bozma ilamında özetle ; "... İlk Derece Mahkemesince öncelikle ... ile ... isimli şahısların aynı kişi olup olmadığına ilişkin yeniden kolluk araştırması yapılması, bu hususun resmi kurumlardan da sorularak teyit edilmesi, yöreyi iyi bilen yeterince yaşlı ve tarafsız yerel bilirkişiler ile tarafların göstereceği tanıklar aracılığıyla yeniden keşif yapılması, davacının iddiası doğrultusunda ... ile ... isimli şahısların aynı kişi olup olmadığı yönünde hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde ayrıntılı beyanlarının alınması, şayet farklı kişi oldukları tespit edilirse ... ya da mirasçılarının davaya dahil edilmesi, ayrıca, zilyetlik olgusunun maddi olaylara dayalı olması gereğinden hareketle, maddi olayların ancak tanık, bilirkişi ve benzeri anlatımlarla kanıtlanacağının gözetilmesi (H.G.K. 30/03/1994 tarihli ve 1993/8 - 939 - 1994/176 sayılı kararı), tarafların bildirecekleri zilyetlik tanıklarının taşınmaz başında dinlenmesi, davacının taşınmaz üzerinde zilyetliğinin bulunup bulunmadığı, ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi ..." gereğine değinilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "... ... ile ...'ın aynı kişi olduğu, davacının da dava konusu taşınmazı 2005 yılında satın aldığı ve satın alma tarihinden itibaren zilyetliğini kesintisiz devam ettirdiği ..." gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, bu karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; dosya kapsamından, çekişmeli eski 1129 parsel yeni 104 ada 42 parsel sayılı taşınmazda 5821 sayılı Kanunun 8. maddesi ile 3402 sayılı Kanun'a eklenen Ek 4. maddesi kapsamında güncelleme çalışması yapılmadığı anlaşılmakta olup, bu çalışma yapılmadan, orman sınırları dışına çıkartılan ve kullanım kadastrosuna tabi tutulan taşınmazların zilyetliğini / kullanımını, taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde lehine kullanıcı şerhi bulunan kişilerden devraldığını iddia eden kişiler lehine zilyetlik / kullanıcı şerhi verilemez. Bu nitelikteki taşınmazlarda güncelleme kadastrosu yapılması idari bir tasarruf olup, bu konuda idareyi zorlayıcı nitelikte dava açılamayacağı gibi, mahkemelerce idare yerine geçilerek işlem yapılması da hukuken mümkün bulunmadığından, bu taleple açılan davanın dinlenilme olanağı da bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, açıklanan gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğundan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,27.05.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.