Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2025/2233 K.2025/4108
8. Hukuk Dairesi 2025/2233 E. , 2025/4108 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1297 E., 2024/1554 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/207 E., 2021/162 K.
Taraflar arasındaki muvafakatnamenin ve satış başvurusunun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
İstanbul ili ......... Mahallesi çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu uyarınca yapılan kadastro çalışması neticesinde 1349 ada 12 parsel sayılı 494,38 m² yüzölçümüyle bahçe vasfıyla beyanlar hanesinde "6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmıştır" ve "işbu taşınmaz bahçe olarak 16 yıldan beri .........'un kullanımındadır" beyanlarıyla, 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun) uyarınca 16.01.2014 tarihinde Beykoz Belediyesine, Beykoz Belediyesinden de 07.08.2020 tarihinde dava dışı .........'a satılarak devredildiği anlaşılmaktadır.
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi ...'un, 2014 yılında ölümü ile geriye davacı mirasçılarının kaldığını, 1349 ada 12 parsel sayılı taşınmazın 6292 sayılı Kanun kapsamında 2/b parseli olarak muris ...'un adına kayıt ve tescil edildiğini ancak davalı .........'un oluşturduğu baskı, korku, kandırma, hata ve hile ile ....... Noterliğinin 11.10.2012 tarihli ve 234820 yevmiye sayılı muvafakatname ile satın alma hakkını devraldığını, muvafakatnamenin iptalini, muvafakatnameye dayanılarak yapılan 11.10.2012 tarihli satış başvurusunun iptalini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; "........... Noterliğinin 11.10.2012 tarihli 23482 yevmiye numaralı muvafakatnamesinin incelenmesinden, muris ...'un iki tanık huzurunda......... Mahallesi 1349 ada 12 parsel sayılı, 494,38 m2 yüzölçümündeki taşınmazdaki hak ve hissesinin tamamını akdi halefi olarak ... isimli kişinin almasına muvafakat ettiği, Beykoz 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/370 Esas, 2014/610 Karar sayılı kararında davacısının ..., .........., davalısının Hazine, ... ve ..., dava konusunun 1349 ada 12 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesindeki şerhin değiştirilmesine ilişkin olduğu, davanın yapılan yargılamasında davanın reddine karar verildiği, verilen kararın Yargıtay (Kapatılan) 16 Hukuk Dairesinin 2015/1830 Esas, 2018/6860 Karar sayılı ilamıyla; "kullanım kadastrosu kesinleşerek tapuya tescil edilen taşınmazın beyanlar hanesindeki şerhin dinlenebilmesi için davanın 6292 sayılı Kanun uyarınca taşınmazın satış işleminden önceki bir tarihte Hazineye yöneltilerek açılması gerektiği, taşınmazın 3. şahıs adına tapuya tecsil edildikten sonra şerhe yönelik davanın dinlenme olanağı bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi sonuç olarak doğru bulunduğundan gerekçenin bu şekilde düzeltilerek onanmasına" şeklinde karar verildiği, kararın 28.01.2016 tarihinde kesinleştiği, İstanbul ATK 4. İhtisas Kurulu'nun 10/07/2019 tarihli raporu ile, ...'un işlemin yapıldığı 11.10.2012 tarihinde fiil ehliyetine haiz olduğunun bildirildiği, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 30 ila 39. maddeleri arasında “Yanılma”, “Aldatma” ve “Korkutma” başlıkları altında düzenlendiği, Türk hukukunda irade bozukluğuna bağlanan yaptırımın bir kesin hükümsüzlük (butlan) hâli olmadığı, irade bozukluğuyla yapılan sözleşmelerin, iradesi hata, hile veya ikrahla sakatlanan kimseyi bağlamayacağının öngörüldüğü ve bu kişiye belli bir süre içerisinde kullanabileceği iptal hakkı tanındığı, irade bozukluğu hâllerinin, tüm hukuki işlemler yönünden oldukça önem taşımakta ve koşulları oluştuğu takdirde yapılan işlemin iptal edilmesi sonucunu doğurduğu, hata, hile ve ikrahın varlığının en geç Beykoz 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan 2014/370 Esas sayılı dava tarihi olan 11.06.2014 tarihi itibariyle öğrenildiği, işbu dava ile eldeki davanın açılış tarihi olan 29.06.2016 tarihi arasında 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu, somut olarak gabin, hile veya sözleşmenin geçersizliğini gerektirecek ikrahın şartlarının bulunduğunun da kanıtlanmadığı..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hükmün davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "...murisin muvafakatname tarihinde fiil ehliyeti bulunduğunun Adli Tıp raporu ile sabit olduğuna, muvafakatnamenin düzenleme tarihi ile dava tarihi arasında bir yıldan fazla sürenin geçtiği anlaşıldığına, davacı tarafça dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların tanık beyanları ile de ispatlanamadığına göre İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı..." gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, işbu karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, uyuşmazlığın muris ...'un davalı ...'a dava konusu taşınmazın satın alma hakkının devrini içeren ....... Noterliğinin 11.10.2012 tarihli ve 234820 yevmiye sayılı muvafakatnamenin iptaline ilişkin olduğu, bu hususun İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince tartışıldığı, öte yandan İdari Yargının görev alanını belirleyen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: "a)İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" şeklinde sınırlı olarak sayılmak suretiyle belirtildiği, işbu uyuşmazlığın yukarıda ifade edilen idari yargı alanına girmeyip adli yargı yolunda incelenerek çözüme kavuşturulması gerektiği, bu doğrultuda Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçeye, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesi uyarınca ONANMASINA,
615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi
K A R Ş I O Y
Eldeki davada uyuşmazlık, 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca, orman vasfını kaybetmesi nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılan ve sonrasında 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca satılan bir taşınmaza ilişkin olarak satış işlemine dayanak muvafakatnamenin tesisine yönelik irade beyanının fesada uğradığından bahisle bu muvafakatname ile buna bağlı olarak yapılan satış işleminin iptali talebinin adli yargıda görülüp görülemeyeceğine ilişkindir.
Somut olayda davacı taraf; davalı ...'un oluşturduğu baskı, korku, kandırma, hata ve hileyle muristen aldığı muvafakatname ile taşınmazı satın alma hakkını devraldığını ileri sürerek muvafakatnamenin ve buna dayanılarak yapılan satış başvurusunun iptalini istemiştir.
Anılan talebe ilişkin olarak; İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davacının hata, hile ve ikrahın varlığına dair iddiasını hak düşürücü süre içinde ileri sürmediği, somut olarak gabin, hile veya sözleşmenin geçersizliğini gerektirecek ikrahın şartlarının bulunduğunun da kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; murisin muvafakatname tarihinde fiil ehliyeti bulunduğunun Adli Tıp raporu ile sabit olduğuna, muvafakatnamenin düzenleme tarihi ile dava tarihi arasında bir yıldan fazla sürenin geçtiği anlaşıldığına, davacı tarafça dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların tanık beyanları ile de ispatlanamadığına dikkat çekerek davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bu karar davacılar vekilince temyiz edilmekle Dairemizin Sayın Çoğunluğu tarafından hükmün onanmasına karar vermiştir. Çoğunluğun gerekçesinde, uyuşmazlığın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğine özellikle vurgu yapılmıştır.
Sayın Çoğunluğun bu görüşüne katılmamız mümkün değildir. Bu bağlamda ilk olarak davacı tarafından taşınmazın tapu kaydının iptali ve kendi adına tescili istenmediği, bir diğer ifadeyle istemin tapu siciline ilişkin olmadığı önemle vurgulanmalıdır. Dahası, davacı taraf taşınmazı davalı Belediyeden satın alan ...'u da davalı olarak göstermemiş; bu kişiye yönelik bir dava açmamıştır.
Dolayısıyla somut olayda tapu sicil kayıtlarında değişiklik talep edilen bir dava açılması söz konusu olmadığından eldeki dava bakımından adli yargının görevli olduğunu kabul etmeyi gerekli kılan bir olgu bulunmamaktadır.
Somut olayda dava konusu taşınmaz, Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılmasına müteakip Beykoz Belediyesine devredilmiş, Belediye tarafından da dava dışı ...'a satılmıştır.
Davacının iddiası, satış işlemine dayanak olan muvafakatnamenin tesisi bakımından -taşınmazın kullanıcısı olan- murisin iradesinin hata, hile ve ikrah yoluyla fesada uğratıldığına ilişkindir.
Anılan iddia özü itibarıyla taşınmazın kamu makamları (somut olayda Beykoz Belediyesi) tarafından yapılan satış işleminin hukuka aykırı olduğuna yöneliktir. Bu iddia ile taşınmazın satışının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek iptali talep edilmektedir. Bu durumda eldeki davada İdare tarafından yapılan satış işleminin hukuka uygun olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.
Söz konusu satış işlemine dayanak olan muvafakatnamenin tesisi bakımından -taşınmazın kullanıcısı olan- murisin iradesinin hata, hile ve ikrah yoluyla fesada uğratılıp uğratılmadığı meselesi ise tam da satışın hukuka uygun olup olmadığının tespiti bakımından uyuşmazlığı çözüme ulaştıracak olan husustur.
Bir başka anlatımla somut olayın koşullarında, taşınmazın Belediye tarafından yapılan satışının hukuka aykırı olup olmadığının tespitinde belirleyici etmen, bu satışa dayanak muvafakatnamenin tesisi bakımından iradenin fesada uğrayıp uğramadığıdır. Dolayısıyla davacının eldeki dava dile getirdiği iddia özü itibarıyla satın işleminin hukuka uygun olmadığına ilişkindir.
6292 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca yapılan satışların hukuka uygun olmadığı iddiasıyla açılan davaların idari yargının görev alanında olduğu hususu Dairemizin yerleşik hale gelen kararları ile kabul edilmiştir. Nitekim Dairemizin 02.04.2024 tarihli ve 2023/6451 Esas, 2024/2302 sayılı kararında; 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca yapılan satış işleminin idari işlem niteliğinde olduğuna vurgu yapılmıştır. Anılan kararda bu idari işlemin ilgili İdari organlar tarafından geri alındığı ve bu geri alma işleminin iptali istemiyle idari yargıda dava açıldığına dair de dosyada bilgi belge bulunmadığından kesinleştiğine de dikkat çekilmiştir.
Dahası Dairemiz, İdarece yapılan satış sonrasında malike karşı açılan tapu iptali ve tescil davalarında 6292 sayılı Kanun hükümlerine göre davalılara yapılan satış işleminin idari işlem niteliğinde olduğunu, bahsi geçen idari işlemin idari yargı yerinde iptal edilmediği taktirde tapu iptali ve tescil istemli davanın dinelemeyeceğini kabul etmektedir (bu konuya ilişkin çok sayıda karar arasından bkz. 21.03.2024 tarihli ve 2021/16600 Esas, 2024/1926 Karar; 26.12.2023 tarihli ve 2023/2040 esas, 2023/6753 Karar sayılı ilamlar).
Bu itibarla eldeki uyuşmazlık bakımından işin esasının idare hukuku ilkelerine göre incelemeye uygun olduğu; davanın kökeninde, çözüme kavuşturulmamış mülkiyet, kadastro vs. gibi hukuki ilişkinin bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda, açılan davanın, 2577 sayılı Kanun'un 2. birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtildiği üzere; “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” ve “ İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmalıdır. Nitekim yukarıda da değinildiği üzere Dairemizin genel uygulaması da bu doğrultudadır.
Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararının yargı yolu yönünden bozulması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki onama görüşüne katılmıyoruz.