Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2022/5261 K.2025/3778

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2022/5261 📋 K. 2025/3778 📅 14.05.2025

8. Hukuk Dairesi         2022/5261 E.  ,  2025/3778 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2013/139 E., 2018/44 K
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada bozma ilamı sonrası yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hükmün bir kısım davacılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... Tüzel Kişiliği vekili ve birleşen dosya davacıları; Orman Kadastro Komisyonunun ...köyü köy üstü mevkiinde 279 parselde kayıtlı 44.520 m²'lik, aynı yer .............. mevkiinde 312 parselde kayıtlı 314.400 m²'lik taşınmazların icra memurluğunun satışı ile satın alınan, köy halkının hisseli müşterek taşınmazları olup, köy kurulan mer' ve otlakiye olarak kullanılan orman sayılmayan yerlerden olduğunu, 5653 sayılı Kanun ile kurulan maki tefrik komisyonu tarafından bu taşınmazlar üzerinde yapılan inceleme sonunda, taşınmazların bitki örtüsü ve karakteri itibari ile funda ve maki cinsi ağaç ve ağaççıklarla kaplı bir taşınmaz olması, orman vasıf ve niteliğinde bulunmaması nedeniyle orman sayılmayan yerlerden bulunduğunun bildirildiği, arazi kadastrosunun yapıldığı sırada Tarım ve Orman Bakanlığından verilen yazı cevabında bu taşınmazların orman sayılan yerlerden olmadığının bildirildiği, 5302 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (2B) maddesi gereği "otlak, kışlak, yayla gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları, orman sınırları dışına çıkarılır" hükmü nedeni ile orman sınırları içine alınmaması gerekirken orman sınırları içerisinde gösterilmiş olması nedeni ile Danıştay 8. Dairesinin 1981/477-478 sayılı dosyaları ile yapılan yargılamada, davanın Hukuk Mahkemelerinde bakılacağına dair kararı üzerine Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesine 1982/156 ve 157 Esas sayılı dosyaları ile dava açıldığı, davanın iki idare arasında olması nedeni ile davanın hakem sıfatı ile görülmesinin gerektiğini, bu nedenle Orman Kadastro komisyonun hatalı olarak yaptığı ve orman içine aldığı parsellerin orman sınırları dışına çıkarılmasına karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinini görevsizlik kararı üzerine, Karamürsel Kadastro Mahkemesi 1991/5 Esas, 1991/10 Karar sayılı kararı ile de Mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş ve kararın temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 18.11.1991 tarihli ve 1991/14 Esas, 1991/2 Karar sayılı kararı ile "davaya bakmakla görevli Karamürsel Kadastro Mahkemesinin merci tayinine" karar verilmiş ve dosya Mahkemenin 1992/50 esasına kayıt edilmiş, Karamürsel Kadastro Mahkemesinin 1992/50 Esas, 1992/87 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş, hüküm davalı ... İdaresince temyiz edilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 19.09.1996 tarihli ve 1993/4691 Esas, 1996/10890 Karar sayılı kararı ile; gerçek kişiler tarafından açılan dava dosyası bu dava dosyası içine getirildiğine göre dava dosyalarının birleştirilmesi ve ilgililerine tebligat yapılarak taraf teşkili suretiyle davanın görülüp sonuçlandırılması gerektiği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Dosya, Karamürsel Kadastro Mahkemesinin 1999/25 Esas sırasına kayıt edilmiş, 2013/19 Karar sayılı kararı ile Altınova ilçesi adli yönden Karamürsel Adliyesi yargı alanından çıkartılarak Yalova Ağır Ceza Mahkemesi yargı alanına bağlandığından yetkisizlik kararı verilerek dosya Yalova Kadastro Mahkemesinin 2013/139 Esasına kayıt edilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda özetle; mahallinde keşif yapıldığı, 3 orman yüksek mühendisi ve harita mühendisinden oluşan bilirkişi heyetinin 24.04.2018 havale tarihli raporuna göre; taşınmazların ilk orman tahdit haritasındaki konumu, Net-cad programı kullanılarak, kadastro paftası ile çakıştırma yapılarak O.S noktalarının tamamının aplikasyonunun yapıldığını, dava konusu 279 ve 312 nolu parsellerin tamamının 1744, 6831 ve 3302 sayılı Kanunlara göre orman sayılan yer olduğunu, tapu kayıtları, orman tahditine ait belge ve haritaların maki tefrikine ait belge ve haritaların incelendiğini, dava konusu taşınmazların bitki örtüsünün, klizimetre aleti ile ölçülerek memleket haritası ile kontrolü yapılarak eğiminin, taşınmazın niteliğinin, eylemli orman olup olmadığını incelendiğini, dava konusu parsellerin 1955 yılında kadastro çalışmaları ile eski tapu kayıtlarına göre tespit edildiğini, bu tapuların geldisi olan tapu kayıtlarının, yüzölçümü ve vasfı yönüyle bu tapulara ait yerlere uymadığını, eski tapuların geçerli olduğunun kabul edilmesi ve bu tapuları ait yerlere uyduğu kabul edilse bile, 1949 yılında yapılan ilan edilerek kesinleşen orman tahdidinin varlığı nedeniyle, bu tapuların orman tahditinin kesinleştiği tarihte, geçersiz hale geldiğini, 1949 yılında ilk orman tahditinin yapıldığını ve ilan edilerek kesinleştiği tarihte yürürlükte olan 3116 sayılı Kanuna göre, 279 ve 312 nolu parsellerin çalılık (maki bitki örtüsü) ile kaplı olmaları nedeniyle orman sayılmayan yer olduklarını ancak orman tahditinin kesinleşmesi ile orman sayılan yer olduklarını, davanın 6 nolu Orman Kadastro Komisyonunun 6831 sayılı Kanun'un 1744 sayılı Kanun ile değişik maddelerine göre yapılan orman kadastrosuna yapılan itiraz sonucu açıldığını, 6 nolu Orman Kadastro Komisyonunun yaptığı orman kadastrosunun dava devam ederken iptal edilmiş olduğunu, 6 nolu Orman Kadastro Komisyonunun çalışma yaptığı tarihte, yürürlükte olan orman mevzuatına göre, 279 ve 312 nolu parsellerin tamamının, (orman olarak sınırlandırılan ve orman sayılmayan yer olarak sınırlandırılan bölümlerinin tamamının) orman sayılan yer olduğunu, daha önce yapılan keşiflerde görev yapan bilirkişilerin 6 nolu Orman Kadastro Komisyonunun yaptığı çalışmaları uygun görerek aynen uyduğunu, orman kadastrosu ve (2/B) madde uygulama yönetmeliğinde 27.12.2013 tarihinde yapılan değişikliğe göre, (tapulama ve kadastro çalışmalarında yapılan tespitin vasıf tayini yönünden, orman kadastrosu ve (2/B) madde uygulama yönetmeliğinde belirtilen kriterlere uygun olmaması nedeniyle, tapulama ve kadastro tespitlerine aynen uyulmasının mümkün olmadığı hallerde) tapu kayıtlarının esas alınmasının gerektiğini, dava konusu 112 ada 279 nolu parselin ve 112 ada 312 nolu parselin (orman kadastro haritasında (T) harfi ile gösterilen bölümünün) kesinleşmiş orman kadastro sınırları içinde ve orman sayılan alanda kaldığını, 1950 yılından beri kesinleşmiş orman kadastro sınırları içinde kalan orman sayılan yer olduğunu belirttikleri görülmüştür.
Tüm deliller toplanıp değerlendirildiğinde dava konusu yerlerde 1949 yılında 3116 sayılı Orman Kanununa göre orman kadastro çalışması yapılmış ve dava konusu yerlerin bilirkişi raporunda(ek-7) (T) ile gösterilen bölümlerin orman tahdit sınırları içerisinde kaldığı bu kadastro çalışmasının kesinleşmiş olduğu, daha sonradan 1951 yılında yapılan maki tefrik çalışmasında dava konusu 279 parsel ve 312 parselin makiye ayrılmış olduğu, dava konusu yerlerin toprak tevzi ve temlik işlemlerinin yapılmamış olduğu, dava konusu yerlerin 1955 yılında yapılan arazi kadastro çalışmasında ilk orman tahditi yok sayılarak 1942 tarihli tapu kayıtlarına dayanılarak ...köylüleri adına tapulandığı, 1980 yılında 1744 sayılı Kanuna göre 6 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından ilk orman tahdit çalışması yok sayılarak 2. kadastro niteliğinde orman kadastro çalışması yapılmış olduğu, bu kadastro çalışmasında dava konusu yerlerin büyük bir kısmının tekrar orman sınırları içerisine alındığı, bu kadastro çalışmasına davacıların itiraz etmiş olduğu, 6 nolu Kadastro Komisyonu tarafından yapılan kadastro çalışmasının 2. kadastro çalışması olması nedeniyle geçersiz olduğu, dava konusu yerlerin eğiminin %12 üzerinde olduğu, bilirkişi raporunun yeterli olduğu, bilimsel verilere dayalı gerekçeli, hava fotoğraflarının usule uygun uygulanmış olduğundan, önceki bilirkişi raporlarını da açıkladığından ve mevzuata uygun olmasından dolayı bu bilirkişi raporuna itibar edilmesi gerektiği, 4753 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince ormanların tevzi edileceğine dair bir hüküm bulunmadığı, diğer taraftan Yargıtay’ın bu gibi durumlarda verdiği kararlar % 12 meyil üstü koruma makisi olduğu için bu makilik yerleri yüksek meyilden dolayı iptal edildiğini, ayrıca odun emvali veren verimli orman makilikleri tefrik edilmemesi gerekirken tefrik edildiği, 22.03.1996 tarihli ve 1993/5 Esas, 1996/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurul Kararının uygulama yerinin bulunmadığı, Anayasa Mahkemesi’nin 27.02.2002 tarihli ve 2002/1-19/97 sayılı kararı ile ormanların tevziye tabi tutulacağı yönünde hiçbir hüküm bulunmadığı ve iptal edildiğine dair emsal 2010/412 Esas, 2010/8070 Karar sayılı Yargıtay ilamı olduğu, tüm bu nedenlerle maki tefrik çalışmaları ile 6 nolu Orman Kadastro Komisyonunun yaptığı çalışmaların geçersiz olmasından dolayı dava konusu yerlerin bilirkişi raporunda (T) ile gösterilen bölümlerin orman olduğu anlaşıldığından davacıların davasının reddine karar verilmiştir.
Verilen karar bir kısım davacılar tarafından; taşınmazların orman olmadığı, taşınmazların mera ve otlak olarak kullanıldığı, ............. köyü köylülerince satın alındığı ve köy halkı olarak aralarında bölüştükleri, taşınmazların orman sınırları içine alınmasının tüm köy halkını mağdur edeceği, orman kadastrosunun hatalı yapıldığı belirtilerek, usul ve kanuna aykırı verilen kararın bozulması gerektiği talebiyle temyiz edilmiştir.
Dava; orman kadastrosuna itiraza ilişkindir. Yörede; 1949 yılında kesinleşen 3116 sayılı Kanun kapsamında yapılan orman kadastro çalışması vardır. 1951 yılında maki tefrik çalışması yapılmış, dava konusu 279 parsel ve 312 parselin makiye ayrıldığı ancak dava konusu yerlerin toprak tevzi ve temlik işlemlerinin yapılmadığı anlaşılmıştır. Yörede; 1980 yılında 1744 sayılı Kanuna göre 6 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından yapılan orman kadastrosu çalışması da, Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.03.2007 tarihli kararı ile 2. kadastro çalışması olması gerekçesiyle iptal edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup, bir kısım davacılar ...köy tüzel kişiliğini temsilen Muhtar ..., ..., , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ............., ..., ..., ..., ..., ...'ın temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ : Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
35,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 579,50 TL'nin temyiz eden bir kısım davacılardan ayrı ayrı alınmasına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine
14.05.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.