Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2023/2085 K.2025/3771
8. Hukuk Dairesi 2023/2085 E. , 2025/3771 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/746 E., 2022/1821 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Sulakyurt Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/28 E., 2021/11 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; ırsen intikal, vergi kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak ................köyünde bulunan doğusunda 922 ve 923 parseller, batısında.........................köyü sınırları, kuzeyinde 928 parsel güneyinde dere olan 94.801m² yüzölçümlü taşınmazın 2012 yılında yapılan kadastro sırasında müvekkili adına tescil edilmediğini ileri sürerek müvekkili adına tescili istemiyle dava açmıştır.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili ve davalı ... İdaresi vekili cevap dilekçesinde özetle; taşınmazların orman sayılan yerlerden olduğundan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiş, Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin 13. Hukuk Dairesince; davacı vekilinin, yargılamanın tüm aşamalarında keşif deliline dayandığı halde Mahkemece keşif yapılmaksızın Orman İdaresi tarafından düzenlenen tutanak ve yazı cevabı esas alınarak davanın reddine karar verildiği, diğer taraftan Sulakyurt Sulh Ceza Mahkemesinin 2009/32 Esas, 2017/38 Karar sayılı dava dosyasının getirtilip uygulanmadığı, istinaf incelemesine konu davanın, sonradan açılacak davalarda kesin hüküm oluşturabilmesi için, deliller toplandıktan sonra arazi başında keşif yapılarak, taşınmazın paftadaki tam yeri ve yüzölçümü belirlenip, krokiye bağlanarak karar verilmesi gerektiği hususlarında Mahkeme kararı kaldırılmıştır.
Yeniden yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava edilen yerin Kabaktepe Devlet ormanı sınırları içinde kaldığı, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmadığı, 2011 yılında yapılan kullanım kadastrosu sırasında kadastro tespit tutanağı düzenlenmediği, ormanların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilemeyeceği, orman sınırları içinde bulunan taşınmazın orman sınırları dışına çıkarılması ve kullanım kadastrosu yapılması için orman idaresini zorlayıcı nitelikte dava açılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan delillere göre özetle; Sulakyurt Sulh Ceza Mahkemesinin 2009/32 Esas, 2017/38 Karar sayılı dava dosyası incelendiğinde; ... ile Şeyh Sait Avcı’nın 53.800 m² yüzölçümlü kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içerisinde bulunan alanda işgal ve faydalanma suçunu işledikleri gerekçesiyle cezalandırıldıkları, dosyanın 09.07.2020 tarihinde kesinleştiği, Sulakyurt Sulh Ceza Mahkemesinin dava dosyasının çekişmeli yere ilişkin olduğu belirlenmekle, kesinleşen orman tahdidi içinde kalan yerler tapu ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla kazanılamayacağı, Devlet ormanları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 169/1-2, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16/D, 18/2 maddeleri, 6831 sayılı Orman Kanunu ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre tabi servet niteliğinde olup özel mülkiyete konu olamayacağı, devlet ormanlarında özel mülklerin bağlı olduğu kanun hükümleri uygulanmayacağı, hal böyle olunca dosya kapsamı; çekişmeli taşınmazın 1944 yılında 3116 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılıp kesinleşen orman tahdidinde Kabaktepe devlet ormanı sınırları içinde kaldığı, 2/B uygulamasına tabi tutulmadığı, Sulakyurt Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2009/32 Esas, 2017/38 Karar sayılı dava dosyasının çekişmeli yere ilişkin olduğu belirlendiğine, orman tahdidinin iptali için öngörülen hak düşürücü süre dava tarihi itibariyle çoktan dolduğuna, kesinleşen orman tahdidi içinde kalan yerlerin tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilemeyeceğine göre, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık olmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taşınmazın orman olmadığı, tarla vasıflı olduğunu, murislerinden bu yana nizasız, fasılasız kullanıldığını, 1944 yılında ve sonrasında yapılan kadastroların hatalı olduğunu, taşınmazın müvekkilinin Murisleri tarafından imar ve ihya edildiğini, kadastro sırasında müvekkilinin ilçe dışında bulunması sebebiyle taşınmazın orman vasfıyla yazıldığını, verilen kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu beyan etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, orman kadastrosuna itiraz ve tescil isteklerine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 3116 sayılı Kanun hükümleri uyarınca 1944 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 6831 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılıp 06.02.1995 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması, 2011 yılında yapılıp 23.02.2012-23.03.2012 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşen 3402 sayılı Kanunun Ek-4. maddesi uyarınca yapılan kullanım kadastrosu vardır. Taşınmaz 1944 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosunda orman sınırları içerisinde kalmıştır.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesi uyarınca ONANMASINA,
179,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 435,50 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.