Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2024/375 K.2025/2603

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/375 📋 K. 2025/2603 📅 26.03.2025

8. Hukuk Dairesi         2024/375 E.  ,  2025/2603 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/189 E., 2023/67 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulü
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkeme kararı, dahili davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Sakarya ili Kocaali ilçesi ... köyünde bulunan 636 parsel sayılı 18.061,50 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, yörede yapılan tapulama çalışmasında, 20.10.1972 tarihli komisyon kararıyla tarla niteliği ile ... ...adına tespit ve tescil edilmiş, satışlar yoluyla ...’ye intikal etmiş olup, dava tarihinde ... adına tapuda kayıtlıdır. Beyanlar hanesinde “1.682,83 m2 kısmı Hazine adına orman sınırı dışına çıkarılan sahada kalmıştır” şerhi bulunmaktadır.
Davacı ... İdaresi vekili, dava konusu taşınmazın yörede 1991 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosunda orman sınırları içinde kaldığını ileri sürerek tapusunun iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tesciline, davalı yanın elatmasının önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile; 10.06.2014 havale tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 2.529,75 m²'lik kısmın ve (D) harfi ile gösterilen 3.400,20 m²'lik kısmın "Tarla" vasfı ile davalı ... oğlu ... adına tapuya tesciline, (B) harfi ile gösterilen 10.448,71 m²'lik kısmın "Orman" vasfı ile Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline, (C) harfi ile gösterilen 1.682,84 m²'lik kısmın "Fındıklık" vasfı ile Maliye Hazinesi adına tapuya tesciline, beyanlar hanesine (Bu parsel üzerindeki fındık ağaçları ... oğlu ...'nin kullanımında olup halen kendisine aittir) şerhinin yazılmasına, davalılar ..., ..., ..., ... ..., ... ...ve ... hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine" dair karar, davalılardan ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 2019/6306 Esas, 2020/1981 Karar sayılı ilamıyla; "mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığı gibi talep aşılarak hüküm kurulduğu, Orman İdaresi taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içinde kaldığını ileri sürdüğüne göre dava konusu yer orman sınırları içinde kaldığı belirlenecek olan yer olup, taleple bağlı kalınarak sadece dava edilen yer hakkında hüküm kurulması gerektiği, bu nedenle mahkemece 2/B kapsamında kaldığı belirlenen yer hakkında davanın reddine karar verilmesi gerekirken bu taşınmaz hakkında talep aşılarak hüküm kurulduğu, bunların yanında, orman bilirkişisinin kesinleşmiş tahdit içinde kaldığını bildirdiği taşınmazın “B” harfiyle gösterilen bölümünün orman kadastrosu çalışma tutanaklarına ve 21/11/1991 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulamasına göre konumunun belirtilmediği, yapılan inceleme ve araştırmanın “B” harfiyle gösterilen taşınmazın kısmen veya tamamen orman kadastro sınırlarında (1975 yılında yapılan orman tahditi) kalıp kalmadığını belirlemeye yeterli olmadığı açıklanarak, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede yapılan orman kadastrosuna ilişkin belgeler getirtilip yerinde yöntemince uygulanarak taşınmazın orman kadastrosuna göre konumunun belirlenmesi, ilk orman kadastro harita ve tutanakları ile aplikasyon ve 2/B madde harita ve tutanaklarının uyumsuz olması halinde tutanakların düzenlenmesine esas alınan ya da en yakın tarihte düzenlenmiş hava fotoğrafı ve memleket haritası ile desteklenen ve gerçek duruma uygun düşen tutanaklara (tutanaktaki mevkii ve yer isimleriyle, açı ve mesafelere göre belirlenen hatta) değer verileceği düşünülerek, taşınmazın kesinleşmiş orman kadastro sınırları içinde kalan yerlerden olup olmadığı tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlenip oluşacak sonuca göre bir hüküm kurulması" gereğine değinilerek bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "davanın kısmen kabulüne, 636 parselde kain taşınmazın tapu kaydının iptali ile 20.01.2023 havale tarihli ek bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen 10.620,04 m² kısmın orman vasfı ile Hazine adına tapuya tesciline, fazlaya ilişkin diğer kısımlar için davanın reddine" karar verilmiş; hüküm, dahili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, bu karar usul ve kanuna uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; bilindiği üzere, 2709 sayılı Anayasası'nın 141. maddesi hükmü uyarınca, "duruşmaların aleniyeti kuralı gereği, tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli kararın birbirine aykırı ve çelişik olmaması gerekir". 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 297/2. madde hükmü gereğince de, yargılama sonunda verilen kararda taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde açıkça gösterilmesi gerekmekte olup, anılan Kanun'un 298/2. maddesi ise, sonradan yazılacak gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı hükmünü amirdir. Bu nedenle, mahkeme hükmü tek olduğundan ve kısa kararla aynı sonuçları taşıyacağından, kısa karar ve gerekçeli karar arasında çelişki halinde ortada yasaya uygun bir hükmün varlığından söz edilemez. Nitekim; Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı kararında da, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunmasının bozma nedeni sayılacağı ifade edilmiş ve bu durumda mahkemece yapılacak işin, önceki karar ile bağlı olmaksızın çelişki giderilmek suretiyle yeni bir karar vermekten ibaret olduğu açıklanmıştır.
Öte yandan, kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişki, Mahkemelere ve yargıya olan güveni sarsacağı gibi, infazda duraksamaya yol açacağı da açıktır. Hükümlerin kurulmasında esas olan kısa karar olup, gerekçeli karar da buna uygun olmalıdır.
Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince verilen kısa kararda; "davanın kabulüne, 636 parselde kain taşınmazın tapu kaydının iptali ile; son parsel numarasından sonraki parsel numaraları verilmek suretiyle 10/06/2014 havale tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 2.529,75 m2 kısmının ve (D) harfi ile gösterilen 3.400,20 m2 kısmın tarla vasfı ile davalı ... oğlu ... adına tapuya tesciline, (B) harfi ile gösterilen 10.448,71 m2 kısmın orman vasfı ile Hazine adına tapuya tesciline, (C) harfi ile gösterilen 1.682,84 m2 kısmın fındıklık vasfı ile Hazine adına tapuya tesciline beyanlar hanesine (Bu parsel üzerindeki fındık ağaçları ... oğlu ...'nin kullanımında olup halen kendisine aittir) şerhinin yazılmasına, davalılar ..., ..., ..., ... ..., ... ...ve ... hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine" şeklinde hüküm kurulduktan sonra, gerekçeli kararda bu kez, " davanın kısmen kabulüne, 636 parselde kain taşınmazın tapu kaydının iptali ile, son parsel numarasından sonraki parsel numaraları verilmek suretiyle 20.01.2023 havale tarihli ek bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen 10.620,04 m² kısmın orman vasfı ile Hazine adına tapuya tesciline, fazlaya ilişkin diğer kısımlar için davanın reddine" şeklinde hüküm tesis edilerek, kısa kararda davanın tümüyle kabulüne karar verilerek dava konusu edilmeyen yerler hakkında da hüküm kurulduğu gibi, dava konusu (B) harfi ile gösterilen bölümün 10.448,71 metrekare olarak gösterildiği halde, gerekçeli kararda davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmek ve dava konusu (B) harfi ile gösterilen bölümün de 10.620,04 metrekare olarak gösterilmek suretiyle kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmuştur.
Bu itibarla; İlk Derece Mahkemesince, tefhim olunan kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması usul ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
S O N U Ç: Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
26.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.