Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2023/4627 K.2025/1665
8. Hukuk Dairesi 2023/4627 E. , 2025/1665 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 1995/570 E., 1996/1118 K.
Taraflar arasındaki tapu iptal tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince, temyiz başvurusunun süresinde olmadığı gerekçesiyle temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin ek kararının davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne ve Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 16.02.2022 tarihli ve 1995/570 Esas, 1999/1118 Karar sayılı ek temyiz başvurusunun süresinde olmadığına yönelik kararının kaldırılmasına ve yargılama boyunca davalı yana yapılan ilanen tebliğin usulüne uygun olup olmadığı değerlendirilmek suretiyle davalı vekilinin temyiz isteminin süreden reddine veya davalı vekilinin temyiz dilekçesi süresinde kabul edilerek işin esasının incelenmesine yönelik takdir hakkının karar tarihine göre Yargıtaya ait olduğundan bahisle dosyanın Yargıtaya gönderilmesine karar verilmiş olup, Bölge Adliye Mahkemesi bu kararına istinaden dava dosyası Dairemize gönderilmiş olmakla; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde özetle; tapuda arsa vasfıyla davalı ... oğlu ... adına kayıtlı bulunan Antalya ili Merkez ilçesi ... köyü 5996 ada 10 parsel sayılı taşınmazın 1941 yılında sınırlaması yapılan ve kesinleşen devlet ormanları sınırları içerisinde olmasına rağmen tapulama çalışmalarında davalı adına tespit ve tescil edildiğini, öncesi orman olan ve daha sonra Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılan taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının, taşınmaz orman sınırları içerisinde iken oluşturulduğundan hukuki değerinin bulunmadığını ve baştan beri yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne ve Antalya ili Merkez ilçesi ... köyü 5996 ada 10 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş; bu kararın davalı vekili tarafından 15.02.2022 tarihli dilekçe ile temyiz edilmesi üzerine İlk Derece Mahkemesinin 16.02.2022 tarihli kararı ile, süresinde olmadığı gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar verilmiş olup İlk Derece Mahkemesinin ek kararının davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "... 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3/2 inci maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilmiş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kabahatler Kanunu (5236 sayılı Kanun)
ile yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı, bu madde gereğince 12.12.1996 tarihinde verilen kararın kanun yolu denetiminin temyiz kanun yolu olduğu, her ne kadar temyiz isteminin süresinde olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince verilen 16.02.2022 tarihli temyiz isteminin reddine ilişkin ek kararın kanun yolu denetimi istinaf ise de, davacının kendisine yargılama boyunca ilanen yapılan tebligatların usulsüz olduğunu ve taraf teşkili sağlanmadan karar verildiğini ileri sürdüğü, bu nedenlere hem ek kararın hem de asıl kararın ortadan kaldırılmasına yönelik olarak dayandığı, ileri sürülen nedenlere göre 12.12.1996 tarihli asıl karar ve işin esası bakımından yargılama faaliyeti boyunca davalıya ilanen tebliğ yapılmasının usulüne uygun olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılmaksızın gerekçeli kararın ilanen tebliğinin usulüne uygun olup olmadığının, başka bir ifade ile temyiz isteminin süresinde olup olmadığının denetimine olanak bulunmadığı, bu değerlendirmenin istinaf mahkemesi tarafından yapılmış olması halinde işin esasının da değerlendirilmiş olacağı, ne var ki istinaf mahkemesinin 12.12.1996 tarihinde verilen kararın esasına yönelik değerlendirme yapmasının yukarıda anlatılan yasal düzenleme uyarınca mümkün bulunmadığı, bu durum karşısında yargılama boyunca davalı yana yapılan ilanen tebliğin usulüne uygun olup olmadığı değerlendirilmek suretiyle davalı vekilinin temyiz isteminin süreden reddine veya davalı vekilinin temyiz dilekçesi süresinde kabul edilerek işin esasının incelenmesine yönelik takdir hakkının karar tarihine göre Yargıtaya ait olduğu ..." gerekçesiyle, davalı vekilinin 16.02.2022 tarihli ek karara yönelik istinaf başvurusunun kabulüne ve Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.02.2022 tarihli ve 1995/570 Esas, 1999/1118 Karar sayılı ek temyiz başvurusunun süresinde olmadığına yönelik kararının kaldırılmasına, yargılama boyunca davalı yana yapılan ilanen tebliğin usulüne uygun olup olmadığı değerlendirilmek suretiyle davalı vekilinin temyiz isteminin süreden reddine veya davalı vekilinin temyiz dilekçesi süresinde kabul edilerek işin esasının incelenmesine yönelik takdir hakkının karar tarihine göre Yargıtaya ait olduğundan dosyanın Yargıtaya gönderilmesine karar verilmiştir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/4 maddesi; "Yargıtay'ın bozma kararı üzerine İlk Derece Mahkemesince bozmaya uygun olarak karar verildiği takdirde, bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir." hükmünü, geçici 3/2 nci maddesi ise; "Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun'un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez." hükmünü içermekte olup, anılan Kanun maddelerinin düzenleniş amacı, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlara karşı Yargıtay yoluna başvurulmasını ve karar kesinleşinceye kadar kanun yolu denetiminin Yargıtay tarafından yapılmasını sağlamaktır. Diğer bir anlatımla, Yargıtay'ın verdiği bozma kararları üzerine verilen kararların tekrar Yargıtay denetiminden geçmesinin sağlanması, eş söyleyişle Yargıtay kararının istinaf yolu ile denetlenmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Temyiz incelemesine konu eldeki dosyada, daha önce verilen İlk Derece Mahkemesi kararı Yargıtay denetiminden geçerek bozulmuş olduğuna göre, bozma sonrası verilen karar temyiz kanun yoluna tabi olup, asıl kararı inceleme yetkisi Yargıtaya ait olduğundan, iş bu karara yönelik temyiz başvurusu üzerine İlk Derece Mahkemesince verilen temyiz isteminin süreden reddine dair 16.02.2022 tarihli ek karar hakkında Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince verilen kararın yok hükmünde olduğunun tespiti ile Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/570 Esas, 1999/1118 Karar sayılı dosyasında verilen 16.02.2022 tarihli ek karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine geçildi.
2. Bilindiği üzere; kural olarak tebligat, tebligat yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır (Teb.Y mad. 10). Kişi son adreste bulunamamışsa, tebliğ memuru bulunabileceği adresi araştırır. Bulamazsa, durumu, muhtarlığa onaylatmak suretiyle saptayıp (Teb.Y mad. 28) tebliği çıkaran kuruluşa bildirir. İlgili kuruluş tarafından, kişinin adresi mensubu olduğu kurumlardan Tapu, Muhtarlık, Nüfus, Vergi Dairesi ve Belediye idaresinden araştırılır ve buna rağmen, adres tespit edilemezse, adres meçhul sayılarak ilanen tebligat kararı verilebilir (Teb.Y mad.46).
Bu itibarla; eldeki davada, davalı adına tebliğe çıkarılan dava dilekçesinin bila tebliğ iade edilmesi üzerine, yöntemince adres araştırması yapılmaksızın ve yukarıda belirtilen ilkeler gözardı edilerek ilanen tebligat yoluyla sonuca gidilmiş olması doğru olmadığı gibi; adresi tespit edilemediği için kendisine ilanen tebligat yapılan davalı hakkında, sonradan herhangi bir araştırma yapılmaksızın adreslerine tebligat çıkartılıp 7201 sayılı Tebligat Kanunu' nun (7201 sayılı Kanun) 21 inci madde uyarınca muhtara tebliğ edilmek suretiyle kararın kesinleştirilmesi de hukuka uygun bulunmamaktadır.
Bu durum karşısında; davalıya yapılan tebligat işlemlerinin usulsüz olduğu ve bu nedenle davalı vekilinin usulsüz tebliği öğrendiği tarihin gerekçeli karar evrakının tebliğ tarihi olarak kabulü gerektiği anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesinin 16.02.2022 tarihli ek kararının kaldırılmasına ve esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine karar verilmiştir.
3. Davalı vekilinin davanın esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Bilindiği üzere, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca orman alanı dışına çıkartılan ve tapusu iptal edilmeyen taşınmazlara ilişkin olarak, 6292 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun' un (6292 sayılı Kanun) 7 nci maddesinin; "İlgililer tarafından idareye başvurulması ve idarece bu başvuru üzerine veya re'sen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda doğruluğu tespit edilmesi hâlinde;" şeklinde başlayan birinci fıkrasının (a) bendinde; "Tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki 2/A veya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescilleri aynen devam eder, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına tesciline karar verilen, kesinleşen ve tapuda henüz infaz edilmeyen taşınmazlar hakkında da aynı şekilde işlem yapılır. Ancak, bu kararlardan infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar ise, ilgilileri tarafından bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde idareye başvurulması hâlinde, bedelsiz olarak önceki kayıt maliklerine veya kanuni mirasçılarına iade edilir", hükmüne; aynı Kanun'un "Davalar" başlıklı 9 uncu maddesinin 2 nci fıkrasında; "Bu Kanun'a göre yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar 2/B alanları hakkında Hazine tarafından kişiler aleyhine açılması gereken davalar açılmaz, açılmış ve devam eden davalar durdurulur. Durdurulan bu davalara konu taşınmazlar hakkında hak sahipleri veya ilgilileri tarafından bu Kanun'da belirtilen süreler içinde gerekli başvuruların yapılmaması veya başvuru yapılmasına rağmen, yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde mahkemelerce bu davalara devam edilerek genel hükümlere göre karar verilir" hükmüne; aynı maddenin 3 üncü fıkrasında ise, "Bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılmak üzere ilgilileri tarafından süresi içerisinde başvuruda bulunulmaması veya başvuruda bulunulmasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sebebiyle hakkında işlem yapılamayan taşınmazlara ilişkin olarak 2 nci fıkra uyarınca açılmamış davalar açılır, durdurulan davalara devam edilir ve kesinleşmiş yargı kararları yerine getirilir." hükmüne yer verilmiş olup, 6292 sayılı Kanun' un 7/1-a maddesinde yer alan bu düzenlemenin re’sen gözetilmesi gerekmektedir.
Zira; sözü edilen maddede, tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan ve 6831 sayılı Kanun'un 2/A veya 2/B madde kapsamında kalan taşınmazlar yönünden, “…bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir…” şeklinde âmir hüküm getirilmiştir. Yani söz konusu düzenleme ile tapuda gerçek kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlara yönelik 6831 sayılı Kanun' un 2/A veya 2/B maddesi kapsamında kaldığı iddiasıyla dava açılıp açılmaması veya bu iddiayla açılmış davalardan vazgeçilip vazgeçilmeyeceği konusunda Hazineye herhangi bir takdir hakkı tanınmamış, bu tür bir davanın açılamayacağı veya açılmış ise vazgeçileceği yönünde emredici hüküm ihdas edilmiştir.
6292 sayılı Kanun'un 7/1-a maddesinde düzenlenen bu vazgeçme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307 ve devamı maddelerinde düzenlenen; “davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi” olarak tanımlanan "davadan feragat" niteliğindeki vazgeçmeyle karıştırılmamalıdır. Burada Kanun'dan kaynaklanan ve davalının ... ve muvafakatının da aranmadığı, kendine özgü (davanın geri alınması niteliğinde) bir vazgeçme söz konusudur.
Ayrıca; 6292 sayılı Kanun hükümleri uyarınca sonuçlandırılacak davada yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılması ve taraflar leh ve aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerekmektedir.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 6292 sayılı Kanun'un anılan ve somut davada uygulanması gereken emredici hükmü gereğince "davacı Hazinenin 6292 sayılı Kanun gereğince davadan vazgeçmiş sayılmasına" karar verilmesi gerektiğinden hükmün bozulmasına karar verilmesi cihetine gidilmiştir.
SONUÇ: Davalı vekilinin ek karara yönelik temyiz itirazlarının, yukarıda (1 ve 2) nolu bentte açıklanan nedenlerle kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin temyiz talebinin reddine ilişkin 16/02/2022 tarihli ek kararının KALDIRILMASINA;
Davalı vekilinin asıl karara yönelik temyiz itirazlarının, yukarıda (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.