Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2024/3389 K.2025/1410

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/3389 📋 K. 2025/1410 📅 24.02.2025

8. Hukuk Dairesi         2024/3389 E.  ,  2025/1410 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/393 E., 2024/49 K.
KARAR : Davanın kabulüne
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptali ve tescil istemine ilişkin davada verilen karar ile ilgili yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 1. Hukuk Dairesince Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilâmına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilip, davalı vekilinin duruşmalı inceleme talebi değerden reddedildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... vekili 01.11.2016 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; tapuda davalı adına tarla vasfıyla kayıtlı Kahramanmaraş ili, Onikişubat ilçesi ... mahallesi 7101 ada 3 parsel sayılı taşınmazın davalı adına yapılan tespit ve tescilinin hatalı olduğunu, 2004, 2012 ve 2014 hava fotoğrafları incelendiğinde zilyetliğin olmadığının görüldüğü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 14 ve 17. madde şartlarının oluşmadığını ve parselin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında; tapu kaydı ve zilyetliğe dayanarak davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "Dava konusu taşınmazın 30/04/2018 tarihli orman bilirkişi raporuna göre 1952, 1985 ve 1999 tarihli hava fotoğraflarında üzerinde herhangi bir tarımsal faaliyet bulunmayan hali arazi olduğu ve çevresinde de tarımsal faaliyet bulunmayan hali araziler olduğu, yine 2010, 2014 ve 2017 tarihli uydu fotoğraflarında ise taşınmazda herhangi bir tarımsal faaliyet olmadığı, taşınmazın hali arazi şeklinde olduğu ve zeminin işlenmediği, fen ve ziraat bilirkişi raporunda da parselin evveliyatının kullanılmayan, hali arazi niteliğinde yer olduğu, son yıllarda taşınmazın doğu tarafında bir bölüme ev temeli açıldığı ve halen de hali arazi özelliğini devam ettirdiği, üzerinin işlenmediği imar ihyanın olmadığının belirtildiği, tarımsal amaçlı olarak kullanılmadığı anlaşılmakla dava konusu taşınmazın, üzerinde zirai faaliyet yapılmayan, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu ve halen işlenmemiş hali arazi niteliğinde olduğu ve taşınmazın davalı adına yapılan tespitinin yanlış olduğu ve taşınmaz üzerinde davacının zilyet olmadığı kanaati hasıl olmakla, her ne kadar davalı tarafça ıslah dilekçesi sunulmakla yargılama sonrasında bir takım belgeler sunulmuş ise de, davalının var olduğunu iddia ettiği tapu kaydını, daha önce delillerin bildirilmesi gereken sürede bildirmediği gibi davacı tarafından da bu savunmanın genişletilmesi kapsamında sunulan belgelere muvafakat edilmediği, HMK 145 ve ilgili maddeleri gereğince delil bildirmenin süreye bağlı olduğu, kanunda belirtilen süreden sonra delil gösterilemeyeceği kanaati oluştuğu ve bu nedenle itibar görmediği" gerekçesiyle, davacı tarafından açılan davanın kabulüne, 7101 ada 3 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı ... adına tesciline karar verilmiş; hükmün, davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince "Çekişme konusu 7101 ada 3 parsel sayılı taşınmazın 2011 tarihinde yapılan kadastro çalışmasında senetsizden 3402 sayılı yasanın 14 ve 17.madelerine göre davalı adına tespit gördüğü ancak keşifte uygulanan 1985 ve 1999 yılı hava fotoğraflarına göre taşınmazda tarımsal faaliyet olmadığı, hali arazi niteliğinde olduğu, imar ihya yapılmadığı, devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğunun tespit edildiği, davacı tarafça taşınmazı kapsadığı ileri sürülen tapu kaydı bilgilerinin cevap dilekçesi ile delil listesinde gösterilmediği, bu nedenlerle mahkemenin kabul kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu" gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz incelemesi neticesinde; Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15.03.2022 tarihli ve 2021/7241 Esas, 2022/2118 Karar sayılı ilamıyla; "Dosya içeriğinden, dava konusu 7101 ada 3 parsel sayılı taşınmazın senetsizden 09/11/2010 tarihinde 3402 sayılı Kanun'un 14 ve 17. maddeleri uyarınca davalı adına tespit edildiği, kadastro tespitinin 21.01.2011 tarihinde kesinleştiği ve davalı adına tapuya tescil edildiği, davalının cevap dilekçesinde tapu kayıtlarına dayandığı ve dilekçe içerisinde de dava konusu yerin Attar ...’ye ait tapu kaydı sınırları içerisinde bir yer olduğunu belirttiğinin anlaşıldığı, somut olayda, davalının taşınmazın öncesinde tapulu olduğunu savunduğu, cevap dilekçesinde tapu kayıtlarına dayandığı ve dilekçe içerisinde de dava konusu yerin Attar ...’ye ait tapu kaydı sınırları içerisinde bir yer olduğunu belirttiği gözetildiğinde tapu kayıtlarının sunulmasının yeni delil sunma niteliğinde olmamasına rağmen İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesince dayanılan tapu kayıtlarının yeni delil olarak kabul edilip dikkate alınmamasının doğru olmadığı, hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince öncelikle davalının dayanmış olduğu tapu kaydının tesisinden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte yeniden yerel Tapu Müdürlüğü ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Tapu Arşiv Dairesi Başkanlığından getirtilip, usulünce tercüme ettirilmesi, tapunun kadastro sırasında başka taşınmazlara revizyon görüp görmediğinin tespit edilmesi, revizyon görmüş ise ilgili parsellere ait tutanakların getirtilmesi, mahallinde yeniden keşif yapılması ve getirtilen tapu kayıtlarının uygulanması suretiyle 3402 sayılı Kanun'un 13/B-c maddesi gereğince dayanılan tapuların hukuki geçerliliğini koruyup korumadığının değerlendirilmesi, davalının dava konusu taşınmazı tapu maliklerinden aldığı yönündeki iddialarına yönelik delillerin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi" gereğine değinilerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılmış ve İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonucunda; "Dava konusu 7101 ada 3 parsel sayılı taşınmazın 2011 tarihinde yapılan kadastro çalışmasında senetsizden 3402 sayılı Kanun'un 14 ve 17. madelerine göre davalı adına tespit gördüğü ancak keşifte uygulanan 1985 ve 1999 yılı hava fotoğraflarına göre taşınmazda tarımsal faaliyet olmadığı, hali arazi niteliğinde olduğu, imar ihya yapılmadığı, devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğunun tespit edildiği, davalı tarafın dayandığı tapu kaydının ise dava konusu taşınmazla ilgisinin bulunmadığı, Onikişubat İlçe Tapu Müdürlüğünün 27.10.2023 tarihli yazı cevabında belirtildiği üzere dava konusu 7101 ada 3 parselin 21.01.2011 tarihli kadastro çalışmalarında oluştuğu ve herhangi bir zabıt kaydına dayanmadığı, davalı tarafın dayanmış olduğu tapu kaydından gelmediği, Kanuni Evvel 329 tarih 21 sıra numaralı kaydın revizyon görmediği, tercüme evraklarından dava dışı başka parsellere ilişkin tapu kayıtlarının tespit edildiği, bu hali ile davalı tarafın savunmasına dayanak tapu kaydının dava konusu taşınmazla ilgisi bulunmadığı ve savunmalarının yerinde olmadığı" gerekçesiyle, davanın kabulüne, dava konusu 7101 ada 3 parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilâmına uyulmuş olmasına rağmen bozma gerekleri yerine getirilmeden ve dahi eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak karar verilmiştir.
Şöyle ki; bozma ilâmında davalının dayandığı tapu kaydının, tüm tedavülleri ile birlikte getirtilip keşif yapılarak uygulanması gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen, İlk Derece Mahkemesince keşif yapılmadan, diğer bir deyişle davalının dayandığı tapu kaydı uygulanmadan karar verilmiştir. Öte yandan, İlk Derece Mahkemesince yapılan orman araştırmasının da usulüne uygun olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Zira, dosya arasında bulunan ve bozma öncesi alınan orman bilirkişi raporunda; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde, 1996 yılında orman kadastro çalışması ile 2010 yılında 6831 sayılı Kanun'un 4999 sayılı Kanun'la değişik 9. maddesi uyarınca düzeltme çalışması yapıldığı ve taşınmazın orman sınırları dışında kaldığı belirtilmiş, fakat dosya arasında bu çalışmalara ilişkin çalışma tutanakları ve haritalar bulunmadığı gibi usulüne uygun tahdit uygulaması da yapılmadığından bilirkişinin bu tespiti denetlenememiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeyle denetime elverişli olmayan bilirkişi raporlarına dayanılarak karar verilemez.
Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince doğru sonuca ulaşılabilmesi için; dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede yapılan orman tahdidi ile düzeltme çalışmalarına ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit haritaları ilgili yerlerden getirtilerek, önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi bilirkişi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşifte, orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, dava konusu taşınmazın orman kadastrosu ve düzeltme haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli; tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli; tutanaklarla tahdit haritaları arasında çelişki bulunup bulunmadığı belirlenmeli; çelişki bulunmakta ise çekişmeli parsel yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki tahdit tutanaklarına değer verilmek suretiyle giderilecek şekilde müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak, açıklamalı, krokili rapor alınmalı ve dava konusu taşınmazın kesinleşen orman tahdidi içinde kalıp kalmadığı tereddütsüz olarak belirlenmelidir.
Dava konusu taşınmazın orman tahdidi içinde kalmadığının saptanması durumunda; çekişmeli taşınmaza komşu parsellere ait kadastro tutanakları ve varsa dayanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları mahkeme kararı sonucu oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ilgili yerlerden getirtilerek yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile yukarıda belirtilen bir fen elemanı aracılığıyla yapılacak keşifte, davalının dayanmış olduğu tapu kaydı; ihdasından itibaren tüm tedavülleriyle okunup, kayıtlarda yazılı hudutlar yerel bilirkişilere zeminde göstertilmeli, özellikle tapu kayıtlarının hudutlarında değişiklik olmuş ise bu değişikliğin nedeni ve hudutların arz ettikleri özelliklere ilişkin bilgi alınmalı, kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişilerce bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, yerel bilirkişiler ve tanıkların beyanları arasında doğabilecek çelişkilerin gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmesine çalışılmalı, öte yandan tespite aykırı sonuca ulaşılması halinde tespit bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenilerek aykırılıklar giderilmeli, teknik bilirkişiye kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi ve tanık sözleri komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları olan kayıtlarla denetlenmeli, teknik bilirkişiden, komşu taşınmazların varsa oluşumundaki dayanak kayıt ve belgelerin dava ve temyiz konusu taşınmaz sınırını ne olarak okuduklarının belirlendiği, kroki üzerinde işaretlenmek suretiyle tapu kaydının sınır denetiminin yapıldığı ve kaydın kapsamının kesin olarak gösterildiği somut bulgulara ve bilimsel esaslara dayanan, keşfi izlemeye ve bilirkişi sözlerini denetlemeye elverişli krokili rapor alınmalı ve dayanılan tapunun bu yere uyup uymadığı tereddütsüz belirlenmeli, yine 3402 sayılı Kanun'un 13/B-c maddesi gereğince dayanılan tapunun hukuki geçerliliğini koruyup korumadığı değerlendirilmeli, davalının dava konusu taşınmazı tapu maliklerinden aldığı yönündeki iddialarına yönelik deliller toplanmalı ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
İlk Derece Mahkemesince, belirtilen hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak ve dahi bozma ilamına uyulmasına rağmen bozma gerekleri yerine getirilmeden karar verilmesi usûl ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
24.02.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.