Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2023/4519 K.2025/1415
8. Hukuk Dairesi 2023/4519 E. , 2025/1415 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2021/238 E., 2023/129 K.
KARAR : Davanın kabulüne
Taraflar arasındaki öncesinde tescil olarak açılan, tutanak düzenlenmesi nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılan davada, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilâmına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Muğla ili Köyceğiz ilçesi ... mahallesi çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Geçici 8. maddesi uyarınca 2020 yılında yapılan kadastro sırasında; 304 ada 5 parsel, senetsizden, tarla vasfıyla 2.369,29 m² olarak Asliye Hukuk Mahkemesinde davalı olduğundan bahisle malik hanesi açık olarak tespit edilmiştir.
Davacılar vekili 21.05.2012 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; ... Köyü çalışma alanında bulunan sınırlarını belirttiği taşınmaz üzerinde müvekkilleri lehine kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu halde, Hazine tarafından hasımsız olarak açılan Köyceğiz Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/280 Esas sayılı başka bir dava sonucunda taşınmazın Hazine adına tesciline karar verildiğini öne sürerek, Hazine adına oluşan tapu kaydının iptali ile müvekkilleri adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar cevaplarında davanın reddini savunmuşlardır.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne, fen bilirkişiler ... ve ... tarafından düzenlenen 25.12.2012 tarihli harita ve raporda (A) harfi ile gösterilen 2.064,03 m² yüzölçümündeki taşınmazın Hazine adına oluşan tescilin iptali ile tarla vasfıyla davacılar adına eşit hisseli olarak tapuya tesciline karar verilmiş; hükmün, davacı vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 16.Hukuk Dairesinin 26.03.2015 tarihli ve 2014/20597 Esas, 2015/2838 Karar sayılı ilamıyla; "İlk Derece Mahkemesince çekişmeli taşınmazın Hazine adına Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/280 Esas-2012/107 Karar sayılı ilamıyla tescil edilen yerin kapsamında kaldığı kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de varılan sonucun dosya kapsamına uygun düşmediği,tapu müdürlüğünden gönderilen cevapta anılan ilamın tapuya tescil edilmediği bildirildiğine göre davanın tapu iptal ve tescil davası olmayıp tescil davası niteliğinde bulunduğunun kabulü gerektiği, bu doğrultuda TMK’nın 713/3. maddesi uyarınca ... ile Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığının davaya dahil edilmesi" gereğine değinilerek, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuş, davacılar vekilinin karar düzeltme istemi de aynı Dairece reddedilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne, Köyceğiz ilçesi ... mahallesinde bulunan bilirkişiler ... ve ... tarafından düzenlenen 24.12.2012 tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide (A) harfiyle kahverengi boyalı olarak gösterilen 2.064, 03 m² miktarındaki taşınmazın tarla vasfıyla davacılar ... ... kızı ... ile ... ... oğlu ... adlarına eşit hisseyle tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hükmün, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 28.02.2018 tarihli ve 2018/713 Esas, 2018/1365 Karar sayılı ilamıyla; "İlk Derece Mahkemesince, çekişmeli taşınmaz bölümü üzerinde davacılar lehine zilyetlikle edinim koşullarının oluştuğu gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli bulunmadığı, bir arazinin kullanım süresi ve niteliğini en iyi belirleme yönteminin stereoskopik hava fotoğrafları olduğu, taşınmazın niteliğinin belirlenmesinde esaslı unsur olan hava fotoğraflarından yöntemince yararlanılmadığı, taşınmaza komşu olan taşınmazlara ait kadastro tespit tutanakları varsa dayanaklarıyla birlikte getirtilmediği ve uygulanmadan hüküm kurulduğu, bu hava fotoğraflarının dava veya imar planının onaylandığı tarihlerden hangisi daha önce ise bu tarihten 15-20-25 yıl öncesine ait ve üç ayrı zamana ilişkin olması gerektiği, bu doğrultuda dava tarihi ya da imar planı tarihinden hangisi önce ise bu tarihe kadar davacılar yararına 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği süresinin dolup dolmadığı hususlarında hava fotoğrafları incelenmesi yapılması ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi" gereğine değinilerek, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuş, davacılar vekilinin karar düzeltme istemi de aynı Dairece reddedilmiştir.
Bozma ilâmı sonrasında, yörede kadastro çalışması yapılması ve dava konusu taşınmaz hakkında tutanak düzenlenmesi nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesince görevsizlik kararı verilerek dosya Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonucunda; "Davaya konu Muğla ili Köyceğiz ilçesi ... mahallesi 304 ada 5 parsel sayılı taşınmazın 1953 yılındaki tapulama çalışmalarında fundalık vasfıyla tescil harici bırakılması, keşif esnasında beyanları alınan mahalli bilirkişilerin ve tutanak bilirkişilerin taşınmazın öncesinde taşlık ve fundalık olduğu yönündeki anlatımları, en eski tarihli hava fotoğraflarında taşınmazın içerisinde kapalılık teşkil etmeyen maki elemanlarının görülmesi nedeniyle dava konusu taşınmazın 3402 sayılı Kanun'un 17. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken imar ve ihyaya muhtaç yerlerden olduğu, teknik bilirkişi raporunda taşınmazın imar ve ihyasının 1987 yılında tamamlandığı ifade edilmiş ise de 1981 yılından sonra en erken hava fotoğrafının 1987 yılına ait olması, keşif esnasında beyanları alınan mahalli bilirkişilerin ve tutanak bilirkişilerin taşınmazın 1982 yılına kadar taş ve fundalıklardan temizlenip arpa ve buğday ekilmek suretiyle imar ve ihyasının 1982 yılında tamamlandığına dair beyanları birlikte değerlendirildiğinde davacılar lehine takdir hakkı kullanılarak taşınmazın içerisinde bulunan taşların ve fundalıkların temizlenmesi ve arpa ve buğday üretimi yapılarak taşınmazın emek ve masraf harcanarak 1982 yılında imar ve ihyasının tamamlandığı kanaatine varılmış olup imar ve ihyanın tamamlanmasından itibaren davacıların babası ... ... tarafından malik sıfatıyla, aralıksız ve nizasız zilyet olunduğu, 1996 yılında taşınmazın ... ... tarafından davacılara bağışlanmasından sonra davacıların 1996 yılından taşınmazın uygulama imar planına alındığı 2004 yılına kadar eklemeli zilyetlikleri ile birlikte malik sıfatıyla, aralıksız ve nizasız 20 yıllık zilyetlik süresini tamamlandıkları (1982-2004), yine 2004 yılından dava tarihine kadar da malik sıfatıyla, aralıksız ve nizasız zilyetliklerinin ve tarımsal faaliyetlerin devam ettiği, davacıların ve babalarının daha önce aynı çalışma alanında belgesizden herhangi bir kazanımlarının olmadığının tespit edilmesi nedeniyle 304 ada 5 parsel sayılı taşınmaz yönünden 3402 sayılı Kanun'un 17 ve 14. maddeleri uyarınca davacılar lehine mülkiyet edinme şartlarının oluştuğu, Köyceğiz Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/280 Esas, 2012/107 Karar sayılı ilamı ile davaya konu 304 ada 5 parsel sayılı taşınmazın da içerisinde bulunduğu taşınmazın Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş ise de bu kararda davacıların taraf olmadığı, tescile yönelik kararın infazının da yapılmadığı, bu hali ile Köyceğiz Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/280 Esas, 2012/107 Karar sayılı ilamı davacılar yönünden kesin hüküm olarak değerlendirilemeyeceği ve yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar lehine mülkiyet edinme şartları gerçekleştiği" gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalı Hazinenin taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi yönündeki talebinin reddine, dava konusu Muğla ili Köyceğiz ilçesi ... mahallesi 304 ada 5 parsel sayılı taşınmazın tamamı 2 pay kabul edilerek, 1 payın ... adına, 1 payın ... adına malik hanesi doldurularak iştirak halinde mülkiyet esasına göre tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; öncesinde tescil talepli olarak açılan, ancak dava konusu taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmesi nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılan niteliktedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1940 yılında orman tahdidi, 1978 yılında aplikasyon ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2.madde çalışması, 1986 yılında 3302 sayılı Kanun'la değişik 2/B madde uygulaması yapılmıştır. Arazi kadastrosu ise 1953 yılında kesinleşmiştir. Dava konusu yer fundalık olarak tapulama harici bırakılmıştır. 2014 yılında 3402 sayılı Kanun'un 22/2-a maddesi uyarınca uygulama kadastrosu yapılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince davacı lehine 3402 sayılı Kanun'un 14 ve 17. maddelerindeki şartların oluştuğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de; yapılan orman araştırmasının hüküm kurmak için yeterli olmadığı, ayrıca taraf teşkilinin de sağlanmadığı saptanmıştır.
Şöyle ki; genel mahkemelerde açılan dava devam ederken bölgede kadastro çalışması yapılması neticesinde dava konusu taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlendiği gerekçesiyle dava dosyası Kadastro Mahkemesine devredilmiş olup, davada 3402 sayılı Kanun'un 30/2. maddesi şartları mevcuttur. İlk Derece Mahkemesince, 3402 sayılı Kanun'un 30/2. maddesi uyarınca gerçek hak sahibi re'sen belirlenecek ve kadastro tespit tutanağı doldurulacaktır. Yine, 3402 sayılı Kanun'un 5, 26, 27 ve 30/2. maddelerinde, kadastro tespit tarihinden önce dava konusu olan taşınmaz hakkında ne gibi işlem yapılacağı gösterilmiştir. 3402 sayılı Kanun'un 27, 28 ve 29. maddeleri gereğince yargılamaya devamla, tespit tutanağında yazılı hak sahiplerinin 3402 sayılı Kanun'un 30/2. maddesi gereğince gösterecekleri delillerle, Mahkemece re'sen lüzum görülen diğer deliller de toplanıp, dava konusu taşınmazın gerçek hak sahibi ya da sahipleri adına tespit ve tapuya tesciline karar verilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda; taşınmazın malik hanesi açık olduğundan, yörede kesinleşmiş orman tahdidi bulunduğu ve tahdit uygulaması yapılarak dava konusu taşınmazın tahdit içinde olup olmadığının belirlenmesi yönünde orman araştırması da yapılacağından, Orman İdaresinin davaya dahil edilmesi gerekirken, bu husus gözardı edilerek esasa girilip karar verilmesi isabetsizdir.
Öte yandan; dosya kapsamında yapılan orman araştırmasının da usulüne uygun olmadığı anlaşılmıştır. Zira, bozma öncesi alınan orman ve fen bilirkişi ortak raporunda yörede 1940 yılında orman tahdidi, 1978 yılında aplikasyon ve 2. madde uygulaması ile 1986 yılında 2/B uygulamaları yapıldığı belirtilmiş ve dava konusu taşınmaz orman sınırına bitişik olarak tahdit hattı dışında gösterilmiş, fakat bilirkişilerce, çalışmalara ilişkin tutanaklar ve haritalar getirtilerek usulüne uygun tahdit uygulaması yapılmadığından bilirkişinin bu tespiti denetlenememiştir. Yine, bu defa hükme esas alınan harita ve ziraat ortak raporunda çekişmeli taşınmaz, orman tahdit hattı içinde gösterilmiştir. Raporlara göre dava konusu taşınmazın orman tahdit hattı dışında mı içinde mi olduğu hususu tereddütlüdür.
Ayrıca, çekişmeli taşınmazın dosya kapsamından imar ihyaya muhtaç yerlerden olduğu anlaşıldığından, imar planı kapsamına alındığı tarih, zilyetlikle kazanım açısından önem arzetmektedir. Zira, 3402 sayılı Kanun'un ihya edilen taşınmaz mallara ilişkin 17. maddesinin 2. fırkası, "il, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz" hükmünü içermekte olup, buna göre, imar planına alınan bir taşınmazın imar-ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal sebeplerine dayalı olarak mülk edinilebilmesi için tüm koşulların, imar planının onay tarihine kadar oluşmuş olması gerekir. Burada bahsedilen imar planı, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8/b maddesinde tanımlanan, nazım ve uygulama imar planıdır.
Bu anlatılanlar çerçevesinde dosya kapsamında imar planı hususunda yapılan araştırma da taşınmazın hangi tarihte imar planı kapsamına alındığını tereddütsüz olarak belirlemede yeterli değildir.
Şöyle ki; dava konusu yerle ilgili Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ilk kararın gerekçesinde taşınmazın 05.09.1995 yılında imar planı kapsamına alındığı belirtilmiş, daha sonra belediyeden dosya arasına gelen yazıda 23.01.2004 tarihinde imar planı kapsamına alındığı ifade edilmiş, ancak aynı gün temyiz incelemesi yapılan yöreye ait başka bir dosyada (Dairenin 2023/6471 Esas sayılı dosyası) ... mahallesi 14.11.1993 tarihinde onaylanan uygulama imar planı da bulunduğu anlaşılmış olup, dava konusu taşınmazın bu planda konumunun ne olduğu araştırılmamıştır. Nihai olarak, 304 ada 5 parsel sayılı taşınmazın ilk olarak hangi tarihte imar planı kapsamına alındığı tereddütsüz olarak belirlenmemiştir.
Yine, dosya kapsamından dava konusu taşınmazın davacılara 1996 yılında hibe olarak babasından kaldığı anlaşılmış olup, İlk Derece Mahkemesinin kabulüne göre taşınmazın imar planı kapsamına alındığı 2004 tarihi itibariyle davacıların 20 yıllık müstakil kullanımı bulunmadığı göz önüne alınarak, aynı çalışma alanı içinde aynı şekilde davacıların kardeşlerine babasından kalmış ve senetsizden tespit edilen yerler olup olmadığı da araştırılmak suretiyle 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesindeki sınırın aşılıp aşılmadığının da belirlenmesi gerekirken, sadece babanın ve davacıların senetsizden kazanımlarının araştırılmış olması yeterli değildir.
Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince doğru sonuca ulaşılabilmesi için; öncelikle Orman İdaresi davaya dahil edilmeli, taraf teşkili sağlandıktan sonra, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede yapıldığı anlaşılan ve dosyaya, sonradan (2022'de) getirtilen tüm çalışmalara ait tutanaklardan okunaklı olmayan 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan orman tahdidine ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği yeniden -okunaklı olanı- getirtilerek, önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşifte, orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastro haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli; tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli; tutanaklarla tahdit haritası arasında çelişki bulunup bulunmadığı belirlenmeli; çelişki bulunmakta ise çekişmeli parsel yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki tahdit tutanaklarına değer verilmek suretiyle giderilecek şekilde müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak, açıklamalı, krokili rapor alınmalı, dava konusu taşınmazın orman tahdidi içinde olup olmadığı tereddütsüz olarak belirlenmelidir.
Çekişmeli taşınmazın orman tahdidi içinde olmadığının anlaşılması durumunda; dava konusu taşınmazın konumunu en yakın kadastro parselleri ile birlikte gösteren bilirkişi raporu, yazılacak müzekkereye eklenmek sureti ile dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde yapılan uygulama veya nazım imar planlarının hangi tarihte yapılıp kesinleştiği, dava konusu taşınmazın bu planlar kapsamında kalıp kalmadığı, 14.11.1993 tarihinde onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planının dava konusu taşınmazı kapsayıp kapsamadığı ilgili yerlerden sorulmalı, gelen cevaba göre taşınmazın ilk imar planı kapsamına alındığı tarihe kadar zilyetlikle kazanım koşullarının oluşup oluşmadığı dosyadaki deliller çerçevesinde irdelenmeli, yine imar planı kapsamına alındığı tarih ile davacıların taşınmazı babasından hibe yoluyla aldığı 1996 tarihi arasında 20 yıllık müstakil zilyetlik olup olmadığı da değerlendirilerek, aynı şekilde davacıların kardeşlerinin de kazanımı olup olmadığı belirlenip, 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesindeki sınırın aşılıp aşılmadığı da tartışılarak, tüm deliller ile birlikte oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
İlk Derece Mahkemesince, belirtilen hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak ve dahi taraf teşkili sağlanmadan karar verilmesi usûl ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilâmının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
24.02.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.