Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2023/3637 K.2025/701

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2023/3637 📋 K. 2025/701 📅 04.02.2025

8. Hukuk Dairesi         2023/3637 E.  ,  2025/701 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2022/31 E., 2023/26 K.
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Giresun ili, Tirebolu ilçesi, ... köyü, 183 ada 2 parsel (eski 2074 parsel) sayılı taşınmaz, 4.530 m² yüzölçümü ile ..., Hazine, ...ve ...adlarına fındık bahçesi vasfı ile tespit edilmiştir.
Orman İdaresi tarafından, dava konusu taşınmazın orman vasfında olduğu açıklanarak, tespitin iptali ile orman olarak Hazine adına tesciline karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.
Yargılama sonunda Mahkemece davanın reddine, taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş, hüküm davacı ... İdaresi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir.
Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince dava konusu taşınmazın orman vasfında olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir.
Şöyle ki; 6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 17. maddesindeki düzenlemeyle kanun koyucu, orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılarak özel mülke dönüşme yolunu kapamıştır. Etrafı ormanla çevrili olan taşınmazlar özel mülke dönüşüp, tarım ve inşaata açıldığında orman bütünlüğünün bozulacağı tartışmasızdır. Kanun gereği orman sayılan orman içi açıklık ve boşlukların zilyetlik yolu ile kazanılmasına kanunî olanak yoktur.
Eldeki uyuşmazlığa gelince, aynı gün Dairemizde temyiz incelemesi yapılan 183 ada 1, 3 ve 4 parseller ile dava konusu 183 ada 2 parsel sayılı taşınmaz birlikte değerlendirildiğinde orman içi açıklık konumunda kalmaktadır. Ne var ki, dava konusu taşınmaza çok sayıda tapu kaydı uygulanmak suretiyle tespit yapılmış olup, söz konusu tapu kayıtlarının dava konusu taşınmaza uyup uymadığı ve geçerliliklerini koruyup korumadığı hususlarında bir araştırma yapılmamıştır.
Hal böyle olunca, doğru sonuca ulaşılabilmesi için, İlk Derece Mahkemesince, tespite esas tapu kayıtları tüm tedavülleri ile birlikte getirtildikten sonra, orman mühendisi, ziraat mühendisi ve jeodezi ve fotogrametri mühendislerinden oluşturulacak bilirkişi heyeti marifetiyle, tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazı kapsayıp kapsamadıkları, halen geçerliliklerini koruyup korumadıkları, taşınmazın en eski tarihli ve tüm hava fotoğrafları ile memleket haritaları ve amenajman planlarında ne şekilde göründüğü hususları ayrıntılı şekilde araştırıldıktan sonra taşınmazın orman içi açıklık ya da orman vasfında olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılarak bir hüküm kurulması gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde ret kararı verilmesi doğru olmamıştır.
Kabule göre ise; yörede 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22-a maddesi gereğince yapılan yenileme çalışmalarında dava konusu taşınmazın yüzölçümü değişmiş olup İlk Derece Mahkemesince bu husus dikkate alınması gerekirken taşınmazın yenileme çalışmasından önceki yüzölçümü dikkate alınarak karar verilmesi de doğru değildir.
SONUÇ: Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
04.02.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dairemiz önüne gelen olayda uyuşmazlık dava konusu taşınmazın orman içi açıklık vasfında bulunup bulunmadığı ve buna göre İlk Derece Mahkemesince verilen hükme esas araştırmanın yeterli olup olmadığı hususundadır.
6831 sayılı Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrasında -belirli istisnalar dışında- Devlet ormanları içinde her çeşit bina, ağıl ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması, tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaklanmıştır. Maddenin ikinci fıkrasında ise Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yolları ile elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesislerin şahıslar adına tapuya tescil olunamayacağı hüküm altına alınmıştır.
Buna göre orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık yapmak amacı ile ağıl yapılmasına ve bu kesimlerin özel mülke dönüşmesine izin verilmemiştir. Bu kısıtlama için söz konusu açıklıkların öncesinin orman olup olmaması önemli değildir. Esasında orman içindeki boşluk alanlarının; uygulanan memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planında öncesi orman olduğu saptanan fakat sonradan ormandan açılmış bulunan yerler olduğu belirlendiğinde, bu alanların 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre orman sayılacağı tartışmasızdır (konuya ilişkin bkz. HGK'nın 10.12.1997 tarihli ve E.1997/20-808, K.1997/1039; 13.10.1999 tarihli ve E.999/8-689, K.1999/822; 03.04.2002 tarihli ve E.2002/8-230, K.2002/261; 22.10.2003 tarihli ve E.2003/20-665, K.2003/614 sayılı kararları).
Diğer taraftan Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliği'nin "Devlet ormanı olarak sınırlandırılacak yerler" kenar başlıklı 16. maddesinin (ı) bendinde "orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanlar", (i) bendinde ise "orman içi açıklıklar" Komisyonlarca Devlet ormanı olarak sınırlandırılacak yerler arasında sayılmıştır. Bu kapsamda orman içi açıklık ve boşluklar ile orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanlar, orman sayıldığı için bunların orman olarak sınırlandırılması öngörülmüştür. Dolayısıyla belgelerdeki görünümü ne olursa olsun, bu açıklıklar kişiler adına tescil olunamaz. Orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman alanı kullanılacağından, bu kullanım nedeniyle yeni açma ve genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek, orman bütünlüğü bozulacaktır. Bu nedenledir ki, Kanun'da kesin olarak bu parçaların özel mülk olmasına ve tesciline izin verilmemiştir. Taşınmazın anılan madde kapsamında orman içi açıklık vasfında olması için tapulu taşınmaz olmaması ve kural olarak dört tarafının ormanla çevrili olması, bu nedenle ediniminin orman bütünlüğünü bozması gerekir (bkz. HGK'nın 26.04.2023 tarihli ve E.2021/(20)8-349, K.2023/359 sayılı kararı).
Bu itibarla orman içi açıklık konumunda olan taşınmaz parçalarının -memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planında öncesi orman olduğu saptanan yerler olmasa dahi- zilyetlik yolu ile kazanılması ve özel mülk olarak tescil edilmesi mümkün değildir. Bir başka anlatımla söz konusu belgelerdeki görünümü ne olursa olsun, bu açıklıklar kişiler adına tescil olunamaz (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. HGK'nin 16.11.2021 tarihli ve E.2018/(20)8-455, K.2021/1407 Karar sayılı kararı).
Esasında orman içi açıklıkların zilyetlik yoluyla özel mülke konu olmasının yasaklanması, Devletin orman alanlarını koruma ödevinin bir gereğidir. Zira orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman arazisinin bir kısmı kullanılacağından, bu kullanım nedeniyle yeni açma, genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek ve orman bütünlüğü tahrip edilecektir. Bu nedenledir ki kanun koyucu kesin olarak bu tür yerlerin özel mülk olmasına ve kişiler adına tesciline izin vermemiştir (bkz. HGK'nin 19.10.2021 tarihli ve E.2017/(20)8-2481, K.2021/1252; 08.04.2015 tarihli ve E.2013/20-1602, K.2015/1162 sayılı kararları).
Buna karşılık orman alanları içinde yer alan hangi büyüklükteki boşluk alanların orman içi açıklık sayılacağı konusunda mevzuatta veya yargısal kararlarda bir belirliliğin olduğunu söylemek mümkün değildir. Ülkemizde orman vasfıyla Hazine adına tescil edilen taşınmazların önemli bir kısmı binlerce dönüm yüzölçümü büyüklüğüne sahiptir. Bu kapsamda söz konusu bu büyük orman parsellerinin içinde çoğu zaman onlarca hatta yüzlerce dönüm büyüklüğünde olup mera veya yaylak olarak kullanılan ya da tarım arazisi vasfında olup üzerinde tarımsal üretim yapılan büyük toprak parçaları bulunmaktadır.
Kanun koyucunun orman içi açıklıkların zilyetlik yoluyla özel mülke konu olmasını yasaklarken hangi büyüklükteki taşınmaz parçalarının orman içi açıklık olarak kabul edileceği hususunda bir düzenleme yapmamasının bilinçli bir tercih olduğu söylenebilir. Zira bir taşınmazın orman içi açıklık olarak nitelenmesi bakımından yalnızca yüzölçümüne göre belirleme yapılması uygun bir yöntem değildir. Bu bağlamda orman içinde açık bir alan olarak bulunan taşınmazın yüzölçümünün yanı sıra orman parseli içindeki konumunun, tarım arazilerine veya yol ya da yerleşim yeri gibi yerlere olan yakınlığının, kullanım şeklinin ve özel mülke konu olması halinde orman bütünlüğünü bozma bakımından oluşturduğu riskin birlikte dikkate alınması gerekmektedir.
Somut olayda dava konusu taşınmaz, kadastro tespiti sırasında kişiler adına özel mülk olarak tespit edilmiş; Orman İdaresi tarafından taşınmazın orman vasfında olduğundan bahisle tespite itiraz davası açılmıştır. İlk Derece Mahkemesince taşınmazın orman vasfında olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı ... İdaresi tarafından temyiz edilmekle dosya Dairemiz önüne gelmiştir.
Sayın Çoğunluk dava konusu taşınmaz ile komşu taşınmazları bir bütün olarak değerlendirmek suretiyle bunların orman içi açıklık olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu kapsamda Sayın Çoğunluk tarafından 183 ada 1, 2, 3 ve 4 parsel sayılı taşınmazların bir bütün olarak orman içi açıklık olduğu ve dolayısıyla zilyetlik yoluyla özel mülke konu olamayacakları kabul edilmiştir. Bu nedenle dava konusu taşınmazın tesis kadastrosu sırasında tespite esas alınan tapu kayıtlarının taşınmaza uyup uymadığının ve geçerliliklerini koruyup korumadıklarının araştırılması gerektiğinden bahisle İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamına ayrıca taşınmazın hava fotoğrafları, memlekete haritası ve amenajman planlarındaki görünümünün de araştırılması gerektiği ifade edilmiştir. Son olarak ise yörede yapılan uygulama (yenileme) kadastrosunda taşınmazın yüz ölçümünün değişmesine rağmen önceki yüzölçümü esas alınarak karar verilmesinin hatalı olduğuna değinilmiştir.
Somut olayda dava, Orman İdaresi tarafından, taşınmazların orman niteliğinde olduğu iddiasıyla açılmıştır. Bu çerçevede İlk Derece Mahkemesince yapılacak inceleme taşınmazın orman vasfında olup olmadığının belirlenmesine yönelik olmalıdır. Bu kapsamda Mahkemece yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporlarının hükme esas almaya yeterli olmadıklarını gösteren herhangi bir olgu bulunmamaktadır. Keşif sırasında beyanları alınan mahalli bilirkişiler taşınmazın evveliyatında da orman olmadığını ve uzun yıllardır fındıklık vasfında kullanıldığını ifade etmişlerdir. Keşfe istinaden orman bilirkişi tarafından sunulan raporda da taşınmazın yöreye ait en eski tarihli olan 1955 yılı hava fotoğrafında orman olarak görünmediği gibi açık alanda kaldığı, bu yerin memleket haritasında yeşile boyalı alanda yer alsa da bunun söz konusu tarihte arazide tarımsal faaliyetin başladığını gösterdiği ve taşınmazın amenajman planında da "Z" rumuzu ile gösterilen ziraat alanında kaldığı; buna göre dava konusu taşınmazın orman niteliğinde bulunmadığı vurgulanmıştır. Yine ziraat bilirkişisi tarafından sunulan raporda da taşınmazın toprak yapısı ve bitki örtüsü bakımından orman karakteri taşımadığı tespitine yer verilmiştir.
Diğer taraftan dava konusu taşınmazın orman içi açıklık olup olmadığının tespitinde, -Sayın Çoğunluk tarafından da isabetle vurgulandığı üzere- orman içi alanda yer alan ve bitişik nizamda olan tüm taşınmazların (183 ada 1, 2, 3 ve 4 parseller) birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda söz konu dört taşınmazın toplam yüzölçümü yaklaşık 21 dönümdür. Yörenin coğrafi koşulları da dikkate alındığında bu yüzölçümündeki bir tarım alanın büyük bir taşınmaz olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca fındıklık olarak kullanılan bu alanın yüzölçümü itibarıyla ekonomik olarak önemli bir gelir getirme kapasitesinin bulunduğu gözardı edilmemelidir. Dahası söz konusu taşınmazlar etraflarını çeviren 107 ada 2 parsel sayılı orman vasfındaki taşınmazın orta bölgesine yakın bir yerde değillerdir. Bu taşınmazların hemen yakınında -güney yönünde bulunan (182 ada 1 parsel) ve doğu yönünde yer alan (322 ada 1 parsel)- fındıklık vasıflı araziler bulunmaktadır. Bu bağlamda orman içi açıklık incelemesine konu olan taşınmazlar ile tapuda fındıklık vasfında bulunan araziler arasındaki mesafe oldukça kısadır (Parsel Sorgu sistemindeki ölçümlere göre yaklaşık 50-70 metre).
Bu itibarla söz konusu dört taşınmazın tarım arazisi (fındıklık) olarak kullanılmaları halinde etrafta bulunan orman bütünlüğünün bozulacağını, bu kullanım nedeniyle orman bitki örtüsünün zarar göreceğini söylemek mümkün değildir. Dolayısıyla somut olayın koşullarında yüzölçümü, kullanım şekli, diğer tarım arazilerine olan yakınlığı gibi ölçütler birlikte dikkate alındığında; dava konusu taşınmazın bitişik nizamdaki diğer fındıklık vasfındaki arazilerle bir bütün olarak orman içi açıklık vasfında olmadıkları sonucuna varmak gerekmektedir. Bu nedenle orman niteliğinde olmayan ve orman içi açıklık vasfında da bulunmayan dava konusu taşınmaza ilişkin Orman İdaresi tarafından açılan davanın reddi yönündeki İlk Derece Mahkemesi hükmünde bir isabetsizliğin olmadığının kabulü gerekir. Taşınmaz orman içi açıklık vasfında olmadığından ve Hazine tarafından açılan bir dava da bulunmadığından -Sayın Çoğunluğun belirttiğinin aksine- tesis kadastrosu sırasında tespite esas alınan tapu kayıtlarının dava konusu taşınmaza uyup uymadığı ve halen geçerliliklerini koruyup korumadığı hususunda bir araştırma yapılması gerekmemektedir.
Sayın Çoğunluğun yörede yapılan uygulama (yenileme) kadastrosunda taşınmazın yüz ölçümünün değişmesine rağmen önceki yüzölçümü esas alınarak karar verilmesinin hatalı olduğu yönündeki değerlendirmesine katılmakla birlikte bu hatanın giderilmesi için yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden hükmün düzeltilerek onanabileceği değerlendirilmektedir.
Açıklanan bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün düzeltilerek onanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyoruz.