Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2022/6332 K.2023/3473

🏛️ 1. Hukuk Dairesi 📁 E. 2022/6332 📋 K. 2023/3473 📅 20.06.2023

1. Hukuk Dairesi         2022/6332 E.  ,  2023/3473 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı dava dilekçesinde, 378 ada 4 parsel sayılı taşınmazın ... 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 10.09.1999 tarihli ve 1999/353 Esas, 1999/588 Karar sayılı kararı ile Hazine adına tescil edildiğini, tapu müdürlüğünden gelen 04.01.2019 tarihli yazı ile taşınmazın “...Vakfı” adına tescil edildiğini öğrendiklerini, taşınmaz üzerinde bulunan kültür varlığının kim tarafından ne zaman yapıldığının belli olmadığını, taşınmazın davalı adına tescil edilebilmesi için vakıf yoluyla meydana gelmesinin şart olduğunu, yasal şartların gerçekleşmediğini, tescilin yolsuz olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde, davanın görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, taşınmazın aslının vakıf olduğunu, vakıf şerhinin 17.09.1946 tarihinde terkin edildiğini, vakıf yoluyla meydana gelen kültür varlıklarının vakfına döneceğini, dava konusu taşınmazın vakıf yoluyla meydana geldiğini ve korunması gerekli kültür varlığı olduğunu, 22.09.1983 tarihinden sonra taviz bedeli ödensin ya da ödenmesin taşınmazın Hazine adına tescil imkanı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taşınmazın vakıf adına tescil edilebilmesi için taşınmazın icareteynli veya mukataalı olması, taşınmazın mutasarrıfın mülkiyetine geçip özel mülk haline gelmiş olması, malikin mirasçı bırakmadan ölümü veya gaipliği gibi bir durumun bulunması ve taşınmazın 2888 sayılı kanunun yürürlüğünden önce Hazineye intikal etmemiş olması gerektiği, dava konusu taşınmazın bu özelliklerin tamamını taşıdığı, evveliyatı vakıf olan taşınmazın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 29 uncu maddesine göre ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 17 nci maddesine göre vakfı adına tescilinin uygun olduğu gerekçeleriyle davanın reddine verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı istinaf dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme ve değerlendirme ile hüküm kurulduğunu, hükme dayanak bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı istinaf dilekçesinde özetle; lehlerine nispi vekalet ücreti verilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedildiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın vekalet ücreti yönünden kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taşınmazın kadastro tespitine dayanak eski kayıt ve belgelerden kayıt maliki vakıf tarafından meydana getirildiği, adı geçen vakfın mazbut vakıflardan olduğu, taşınmazın korunması gerekli kültür varlığı olduğu, 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 30 uncu maddesi uyarınca vakıf yolu ile gelip de her ne suretle olursa olsun Hazine, Belediye, Özel İdarelerin veya Köy Tüzel Kişiliğinin mülkiyetine geçmiş vakıf kültür varlıklarının, mazbut vakfına devrolunacağı, taşınmazın korunması gerekli tescilli eser olması nedeniyle başka şekilde tasarruf edilmesine yasal imkân olmadığı ve mülkiyetin vakfa ait olduğu, taviz bedeli ödenmiş olsa bile Hazine adına tescilin 2888 Sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 24.9.1983 tarihinden sonra yapıldığı, bu sebeple aslı vakıf olan taşınmazın Hazineye geçmesine yasal olanağın kalmadığı, davacı Hazine’nin harçtan muaf olduğu, bilirkişi raporu ile davanın değerinin 156.066,00 TL olarak belirlendiği, davacı harçtan muaf olduğundan tespit edilen değer üzerinden harç tamamlamamışsa da belirlenen değer üzerinden davalı lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçeleriyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı temyiz dilekçesinde özetle, kararın hukuka aykırı olduğunu, dava konusu taşınmaz için kayyım tayin edilmiş olmasının dava konusu taşınmazın malikinin gaip olduğunu ve mirasçı bırakmaksızın öldüğünü göstermediğini, dava konusu taşınmaz malikinin mirasçı bırakmaksızın öldüğünü veya kaybolduğunu, terk veya mübadil gibi durumlara düştüğünü davacının ispat etmesi gerektiğini, Vakfın şartları taşıyıp taşımadığı hakkında detaylı araştırma yapılması gerektiğini, bilirkişilerce vakıf türünün kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerektiğini, dava konusu taşınmaz için vakfa taviz bedelinin ödendiğini, vakıf şerhinin terkin edilmesi sonucunda vakıf malı olmaktan çıktığını, taşınmazın Hazine adına tescilinde yasa ve mevzuat kapsamında bir aykırılık bulunmadığını, değer tespitinin de taşınmaz emsallerine göre yerinde ve rayiclerinin altında bulunduğu yönündeki itirazları karşılanmadan hüküm kurulmasının yasa ve usule aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, yolsuz tescil hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
4721 Sayılı ... Medeni Kanunu’nun (TMK) 705 ... maddesinde; “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” 1022 nci maddesinin birinci fıkrasında ise “Aynî haklar, kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır.” hükmü düzenlenmiştir.
Yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler uyarınca, ayni haklar tapu siciline tescil ile doğar ve tescilin hukuki netice doğurabilmesi için de geçerli bir hukuki sebebinin bulunması zorunludur. Bu hususun tapunun illilik prensibinden kaynaklandığı açıktır. Oysa, oluşan sicilin hukuken geçerli bir sebebi bulunmadığı takdirde, tescilin yolsuz tescil niteliğini taşıyacağı ve sicilin iptali gerekeceğinde kuşku yoktur.
Bilindiği üzere; mutasarrıf iken malik olan kişilerin mirasçı bırakmadan ölmeleri üzerine taşınmazları 4721 sayılı ... Medeni Kanunu'nun (TMK) 501 ... (eski Medeni Kanun'un 448 ... maddesi) maddesi uyarınca son mirasçı sıfatıyla Hazineye kalır. Ancak, yasa koyucu öncesi vakıf olan taşınmazların vakfına (aslına)dönmesini daha uygun görmüş, bazı ayrıcalıklar dışında, Hazineye intikal yolunu kapatmak istemiştir. İşte bu nedenle 22.9.1983 tarihli 2888 sayılı Yasanın 2 nci maddesiyle 2762 sayılı Yasanın 29 uncu maddesini değiştirip ayrıca ikinci bir fıkra ekliyerek TMK'nin 501 ... maddesinin Hazinenin mirasçı olacağı yönündeki genel hükmünden ayrılmış "mülkiyeti mutasarrıfa geçmiş olan taşınmazlarda maliklerin bu yasanın yürürlük tarihine kadar ölmeleri üzerine son mirasçı sıfatıyla Hazineye intikal edipte bu husus tapu kaydına bağlanmış bulunanlar ayrık bırakılarak işlenmemiş olan taşınmazların mahlulen vakfına rücu edeceği" kuralını getirmiştir. Yukarıda belirtilen yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, 2888 sayılı Yasanın yürürlük tarihi 24.9.1983 tarihinden sonra aslı vakıf olan taşınmazların Hazineye geçmesine yasal olanağın kalmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; bütün bu yasal düzenlemeleri içeren 2762 sayılı Vakıflar Kanunu 27.2.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5737 sayılı Yasanın 80 ... maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve yeni 5737 sayılı Yasanın 17 nci maddesi ile “Tasarruf edenlerin veya maliklerin mirasçı bırakmadan ölümleri, kaybolmaları, terk ve mübadil gibi durumlara düşmeleri halinde icareteynli ve mukataalı taşınmaz malların mülkiyeti vakfı adına tescil edilir.” düzenlemesine yer verilmek suretiyle taşınmazların Hazineye intikal yolunu kapatmış bulunmaktadır. Esasen, anılan bu hükmün kamu düzeniyle ilgili kazanılmış hakları bertaraf etmeyeceği tartışmasız olup, çekişmelerde bu hususun gözardı edilemeyeceği de kuşkusuzdur. Ancak, daha önce Hazine üzerine oluşan tapu kayıtlarının iptal edilememesi için de; taşınmazın önce mutasarrıfına geçip özel mülk haline gelmesi, mal sahibinin mirasçı bırakmadan ölmesi ve 2888 sayılı Yasanın yürürlüğünden önce tapuda Hazine üzerine yazılması gibi üç koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Vakıflar Yasasının tasfiye hükümlerinin işlemesinden önce vakıf malının kuru mülkiyetinin mutasarrıfa geçtiği ve mutasarrıfın tam malik sıfatını kazandığı söylenemez. Anılan Yasanın 29 uncu maddesinde açıklanan koşullar gerçekleşmeden mirasçı bırakmaksızın ölen kişi malik olamayacağı gibi tasarruf hakkı dahi sona ereceğinden taşınmazın mülkiyetinin Hazineye geçtiği ileri sürülemez. Aynı şekilde mutasarrıfı kaçak veya yitik kişi durumuna düşen taşınmazların mülkiyetinin de metruken vakfına dönmesi asıl olup hiçbir surette Hazineye geçmesine yasal olanak yoktur.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
492 sayılı Harçlar Kanunu'nun değişik 13. maddesinin j bendi gereğince Hazine'den harç alınmasına yer olmadığına,
20.06.2023 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.