Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E.2025/2681 K.2025/3422

🏛️ 9. Hukuk Dairesi 📁 E. 2025/2681 📋 K. 2025/3422 📅 15.04.2025

9. Hukuk Dairesi         2025/2681 E.  ,  2025/3422 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/3301 E., 2024/48 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 8. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/379 E., 2023/359 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkili nezdinde şoför olarak çalıştığını, 12.11.2022 tarihinde mobilya sevkiyatı sırasında tek taraflı olarak kaza yaptığını, kaza sonucunda müvekkiline ait olan tır ve tıra bağlı dorse ile dorsede yüklü olan mobilyaların kullanılamaz hâle geldiğini, kazaya sebebiyet veren tek etkenin şoförün alkollü olması olduğunu, şoförün alkollü olması nedeniyle sigorta Şirketi ile kaskonun müvekkilinin maddi zararını karşılamadığını, 20 yılı aşkın süredir mobilyacılık sektöründe olan müvekkilinin ticari itibarında da büyük bir zararın ortaya çıktığını iddia ederek uğranılan maddi ve manevi zararın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı asıl cevap dilekçesinde; kendisine verilen aracın kusurlu olduğunu, aracın dorsesinin muayenesinin bulunmadığını, alkollü olması sebebiyle kaza olmadığını, aracın frenlerinin ve bakımlarının olmaması nedeniyle kaza olduğunu, kusuru kabul etmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 12.11.2022 tarihli hastane raporuna göre 85,52 promil alkollü olduğunun tespit edildiği, hükme esas alınan 19.06.2023 tarihli raporda dava konusu kazanın meydana gelmesinde davacının yönetimindeki aracı 0,85 promil alkolle kullanmasının etkili olduğu ve kusura ilişkin sorumluluğun tamamen şoförde olduğu, ancak kazaya karışan tır ve dorsenin işletmecisi olan davacının da tehlike sorumluluğu bulunduğu; zira yasal olarak karayollarında seyahat edecek araçların kontrolünde görevli ve tek otorite olan TÜVTÜRK araç muayene istasyonu raporuna göre dorsenin trafikte bulunmaması gerektiğinin belirtilmiş olduğu, buna rağmen işletmecinin dorsenin karayolunda hareketine göz yumduğu, dorsenin 3. dingiline bağlı sol ve sağ teker frenleme kuvvetleri arasındaki farkın yasal sınırlar içerisinde kalmadığı ve bu durumun sürüş esnasında tehlike yaratacağının bilindiği, davaya konu olayda dorsenin 3. dingilindeki tekerler arasındaki fren baskı kuvvetinin mezkur olaya etkisi bulunmuyor ise de araçta teknik bir arıza tanımının muayene raporunda belirtilerek aracın trafikte bu hâli ile tehlike yaratacağı düşünülerek trafiğe çıkmasının uygun olmayacağının belirtildiği; dolayısıyla aracın işletmecisinin tehlike sorumluluğu bulunması sebebi ile yaşanan kaza olayında %20 oranında kusurunun bulunduğu, davalı şoförün ise kazanın meydana gelmesinde etkin rol oynadığı ve %80 kusurlu olduğunun tespit edildiği ve kusur oranına göre belirlenen 1.681.928,80 TL maddi tazminatın davacıya ödenmesi gerektiği, davacı tarafça iddia edilen ticari itibarının sarsılması ve portföyünün azalması iddiasını ise ispat edemediği gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesince verilen kararda isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Davalının tek taraflı olarak kaza yaptığını, bilirkişi raporlarında müvekkiline ait dorsede muayene sebebiyle kusur atfı yapılmış ise de somut olay yönünden bu tespit ile kaza arasında illiyet bağının bulunmadığının aşikar olduğunu,
2. Somut olayda tehlike sorumluluğu adı altında müvekkiline %20 gibi çok yüksek bir oranda kusur atfı yapılmasının kabul edilemeyeceğini,
3. Davaya konu trafik kazasının salt davalının yüksek miktarda alkol almış olması sebebiyle gerçekleştiğini, dosya kapsamında müvekkilinin kusuru olabileceğini ispatlar delil olmadığını,
4. Hükme esas alınan 19.06.2023 tarihli bilirkişi raporunda, dava konusu kazaya fren tertibatı ile alakalı muayene evrakında geçen hususların sebebiyet vermediğinin tespit edildiğini,
5. Tehlike sorumluluğunun somut olay yönünden uygulanmasının mümkün olmadığını,
6. Davalının sevk ve idaresinde yapmış olduğu kaza sonrasında kullanılamaz hâle gelen tır ve tıra bağlı dorsenin değerlerinin piyasa değerinin altında belirlendiğini,
7. Davalının alkollü bir şekilde araç kullanması sebebiyle gerçekleşen kaza sonrasında nakliye piyasasında büyük bir itibar kaybı yaşayan müvekkilinin ticari yönden büyük zararlara uğradığını, bu hususlarında müvekkilini manevi yönden yıprattığını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davaya konu trafik kazasında davacı işverenin kusurunun bulunup bulunmadığı ve kazaya karışan tır ve dorsede meydana gelen hasarın miktarı ile davacının manevi zarara uğrayıp uğramadığına ilişkindir.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. İşçinin iş sözleşmesinden doğan temel borcu iş görme borcudur. İşçinin özen borcu ise bağımsız bir borç olmayıp iş görme borcu içinde yer alan ve onu tamamlayan bir yükümlülüktür. Bu yükümlülük, iş görme ediminin gereği gibi yerine getirilmesine hizmet etmekte ve bunun ihlali asli edim yükümlülüğünün ihlali anlamını taşımaktadır.
İş kanunlarına aykırılığın sonuçları bu kanunlarda düzenlenmiştir; ancak işçinin özen borcu, sadakat borcu gibi borçları, iş kanunlarında düzenlenmemiştir. Bu durumda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) ilgili hükümlerinin uygulanması gerekecektir. İş sözleşmesinden doğan borçlarını ihlal eden işçinin, bu nedenle işverene vermiş olduğu zararı tazmin etmesine ilişkin esaslar 6098 sayılı Kanun'un 400. maddesinde düzenlenmiştir.
6098 sayılı Kanun'un 400. maddesi;" İşçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur.
Bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleri göz önünde tutulur.
" düzenlemesini içermektedir.
Belirtilen düzenleme uyarınca öncelikle işçinin yükümlülüklerini yerine getirirken kendisinden beklenen özene aykırı davranıp davranmadığı, diğer bir anlatımla kusurlu davranarak iş sözleşmesini ihlal edip etmediği ve bunun sonucunda işverene zarar verip vermediğinin tespit edilmesi gerekir.
Sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde zarar veren, zarar görenin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek zorundadır. Maddi tazminatın amacı, zarar verici olay meydana gelmese idi, zarar gören hangi durumda bulunacak idiyse o durumun yeniden kurulmasıdır. Başka bir deyişle maddi tazminat, zarar görenin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi karşılamalı ve zararın tamamını gidermelidir. Zira tazminatın amacı, zarar vereni cezalandırmak veya zarar göreni zenginleştirmek değildir. Ancak zararlı sonucun doğmasına zarar veren yanında zarar görenin kusuru veya bazı durum ve davranışları ya da umulmayan olaylar da katkıda bulunmuşsa tazminattan belirli bir indirim yapılması hakkaniyete daha uygun düşmektedir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesinde ise araç maliki ve işletenin sorumluluğu düzenlenmiştir. Anılan madde hükmü şöyledir:
“Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”
Motorlu araçların işletilme tehlikesine karşı, zarar gören üçüncü şahısları korumak amacıyla getirilmiş olan bu düzenleme ile öngörülen sorumluluğun bir kusur sorumluluğu olmayıp, sebep sorumluluğu olduğu; böylece araç işletenin sorumluluğunun sebep sorumluluğunun ikinci türü olan tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku, 9. Bası, İstanbul, 2003, s. 631 vd; Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku, Genişletilmiş 10. Bası, Ankara, 2008, s. 264 vd).
Somut olayda, davacıya ait ve davalının da şoförü olduğu araç ile meydana gelen tek taraflı trafik kazasında davalının 0,85 promil alkollü olduğu, tır ve dorsede ağır hasar meydana geldiği ve davacının da bu trafik kazası sonucu araç ve dorsesinde meydana gelen hasar nedeni ile uğradığını iddia ettiği maddi zarar ve manevi zararın tazminini talep ettiği anlaşılmaktadır. Kolluk ifadesinde davalının, araçla yola çıktıktan belli bir sonra sağ sol yaparak yalpalamaya başladığını ve direksiyon hâkimiyetini kaybederek yan yatmak suretiyle kaza yaptığını, kaza meydana gelmeden önce alkol aldığını, hastanede yapılan muayenede kanında 0,85 promil alkol tespit edildiğini, olayla ilgili pişman olduğunu, kimseden şikâyetçi olmadığını beyan ettiği görülmüştür. Kaza yeri tespit tutanağında dış etkenlere ilişkin olarak yolun 2 şeritli ve 7 metre uzunluğunda olduğu, kazanın gece meydana geldiği, havanın açık, zeminin kuru olduğu, yolun düz ve eğimli olduğu belirtilmiştir.
Dosya içerisinde yer alan ve hükme esas alınan 19.06.2023 tarihli heyet bilirkişi raporunda; kaza tespit tutanağı, kolluk kuvvetlerince çekilen kaza yeri fotoğraflarının detaylı incelenmesi ve davalı araç sürücüsünün kolluk kuvvetlerindeki açıklamaları hep birlikte değerlendirildiğinde, aracın önce sağ bariyerlere çarptığı, akabinde sol bariyerlere çarpmadan hemen önce devrildiği, sonrasında bariyerlere çarparak durduğu, sağ bariyerlere çarpmadan önce fren izi olmamasının aracın fren yapmadan kontrolden çıktığını yani şoförün aracın kontrolden çıktığından haberdar olmadığını gösterdiği, sağ bariyerlere çarptıktan sonra ise şoförün aracı yolda tutmak için çabaladığı, servis freni yaptığı ancak başarılı olamadığı, aracın devrilerek sol bariyerlere çarparak durduğu, kazanın alkolün etkisi ile bir anlık dalgınlık sonucu aracın kontrolü kaybedildiğinden meydana geldiği belirtilmiştir. Söz konusu kazanın meydana gelmesinde davalının, yönetimindeki aracı alkollü kullanmasının etkili olduğu ve kusura ilişkin sorumluluğunun tamamen şoförde olduğu tespit edilmiştir. Ancak raporun devamında 05.11.2022 tarihli son TÜVTÜRK araç muayene istasyonu raporunda araç dorsesinin 3. dingilinde sağ ve sol tekere farklı kuvvet uygulandığında arada %62 oranında frenleme farkı oluştuğu ve dorsenin trafikte bulunmaması gerektiği yönünde görüş bildirildiği belirtilmiştir. Davacı işverenin frenleme kuvvetleri arasındaki farkın yasal sınırlar içerisinde kalmadığını ve sürüş esnasında tehlike yaratabileceğini bilmesine rağmen ve muayene raporunda dorsenin trafiğe çıkmasının uygun olmayacağı belirtildiğinden, her ne kadar tekerler arasındaki fren baskı kuvvetinin dava konusu olaya etkisi bulunmuyor ise de aracın işleteni davacının tehlike sorumluluğu bulunduğu açıklanarak yaşanan kazada %20 oranında kusurunun bulunduğu tespit edilmiştir. Davalı şoförün ise alkollü bir şekilde seyir hâlinde iken aracın direksiyon hâkimiyetini kaybederek kazaya sebebiyet verdiği, araç kullanırken yola gereken özen ve dikkati vermediği, dikkatsiz ve kontrolsüz bir şekilde araç kullandığı ve kazanın meydana gelmesinde etkin rol oynadığı gerekçesiyle %80 oranında kusurunun bulunduğu tespit edilmiştir. Aynı bilirkişi raporunda dorsedeki fren arızasının kaza gününe kadar devam ettiği, yaklaşık 15 aydır da aracın bu şekilde kullanıldığı, araçta teknik bir arızanın varlığı kabul edilmekle birlikte, kaza gününe kadar defalarca fren tertibatının kullanılmış olmasına rağmen olumsuz bir durum ile karşılaşılmadığı, kolluk kuvvetlerinin kaza yerini tariflemesinden yolda frene basmayı gerektirir bir durumun oluşmadığı, şoförün frene basması hâlinde bile TÜVTÜRK araç muayene istasyonu verilerine göre aracın 3. dingilinin sol teker kısmında frenleme kuvveti fazla olduğundan frene basılması durumunda aracın sağa değil sola hareket yapması gerektiği, zaten aracın sağ bariyerlere çarpmadan önce fren izi olmaması sebebi ile de kazaya frenlerdeki arızanın yol açmadığı değerlendirilmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunun yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde oluşa uygun olduğu; ancak kusur oranlarının hatalı belirlendiği anlaşılmıştır. Şöyle ki öncelikle araç işletenin bir tür kusursuz sorumluluk türü olan tehlike sorumluluğunun üçüncü kişilere verilen bir zararın meydana gelmesi durumunda söz konusu olabileceği göz ardı edilmiştir. Ayrıca konusunda uzman bilirkişilerce düzenlenen kusur raporunda açıkça dava konusu trafik kazasının dorsedeki fren sistemi arızasından kaynaklanmadığının tespiti karşısında zarara sebebiyet veren kaza ile dorsedeki fren sistemine dayalı teknik hata arasında bir illiyet bağı olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla işveren davacının, araç işleten sıfatı ile yaşanan olayda herhangi bir kusurunun bulunmadığı kabul edilerek zarar miktarının tamamının hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.