Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E.2025/2423 K.2025/3227
9. Hukuk Dairesi 2025/2423 E. , 2025/3227 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/222 E., 2024/425 K.
Taraflar arasındaki zararın tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı Şirket, davalı ... ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizin 18.11.2024 tarihli kararı ile; davalı ... temyizi yönünden davalı vekilinin temyiz dilekçesinin süreden reddine, davacılar vekilinin temyiz isteminin reddine, davalı ... temyizi yönünden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Davalı ... vekili maddi hatanın düzeltilmesi talepli dilekçesinde; Mahkeme tarafından gerekçeli kararın 05.08.2024 tarihinde tarafına tebliğ edildiğini, dolayısıyla tebliğ tarihinin adli tatile rastladığını, tebliğ tarihi adli tatile denk geldiğinden temyiz süresinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 104. maddesi gereği 09.09.2024 tarihine kadar uzadığını, bu tarihte temyiz dilekçesinin sunulduğunu ve yasal süresi içerisinde temyiz yoluna başvurulduğunu belirterek önceki temyiz dilekçesindeki itirazlarını tekrar ile kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere Yargıtayca temyiz incelemesinin yapıldığı sırada dosyada bulunan bir belgenin gözden kaçırılması, maddi hata sebebi olarak açıklanmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı kararı ile 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere Yargıtayca maddi hata sonucu verilen bir karara mahkemece uyulmasına karar verilmesi hâlinde dâhi usuli kazanılmış hak oluşmaz ve Yargıtayın hatalı bozma kararından dönülmesi mümkündür.
Davalı ... vekilinin maddi hatanın düzeltilmesi talepli dilekçesinin değerlendirilmesinde; 6100 sayılı Kanun'un 103/1-(ç) hükmünde "İş akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar"ın adli tatilde görüleceği belirtilmiş, aynı Kanun'un "Adli tatilin sürelere etkisi" başlıklı 104. maddesinde adli tatile tâbi olan dava ve işlerde bu Kanun'un tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu sürelerin ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılacağı hükme bağlanmıştır. Somut olayda mevcut davanın işçinin değil işverenin açtığı bir alacak davası olduğu ve 6100 sayılı Kanun'un 103. maddesinde sayılan adli tatilde görülecek dava ve işlerden olmadığı, bu nedenle davalı ... vekilinin 09.09.2024 tarihli temyiz dilekçesinin süresinde olduğunun gözden kaçırıldığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan sebeple Dairemizin 18.11.2024 tarihli ve 2024/12684 Esas, 2024/14849 Karar sayılı kararının maddi hataya dayanması sebebiyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Mahkeme kararı davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Şirket ile dava dışı ... Bank AŞ arasında emniyeti suistimal sigorta poliçesi düzenlendiğini ve 2000 yılı Kasım ayında kapatılan Bankaya ait Kemeraltı şubesinde çalışanlardan şube yöneticisi ..., yardımcısı ... ile müşterisi ....'nin diğer davalılarla birlikte gerçekleştirdikleri usulsüz ve kanuna aykırı işlemler sonucunda sigortalı Bankayı yaklaşık 261.908,48 TL zarara uğrattıklarını, müvekkili Şirketin dava dışı Bankanın zararını poliçe şartlarına uygun olarak ödeyip sigortalının haklarına halef olduğunu ileri sürerek poliçe kapsamında yapılan ödemeler nedeniyle doğan rücu hakkına dayalı olarak 208.158,15 USD'nin ödeme tarihi olan 03.01.2002 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka reeskont faiziyle birlikte rücuen davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın öncelikle görev nedeniyle reddi gerektiğini, davacı Şirketin halefi olduğu Bankanın talep hakları ile bağlı olduğunu, asıl hak sahibinin talep edebileceğinin üzerinde bir talepte bulunmasının usulen mümkün olmadığını, ayrıca davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, müvekkilinin herhangi bir tazmin sorumluluğunun bulunmadığını savunarak müvekkili yönünden hiçbir maddi ve yasal dayanağı bulunmayan davanın reddini istemiştir.
2. Davalı ..., usulüne uygun dava dilekçesi tebliğine rağmen, davaya cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 07.07.2022 tarihli kararı ile; İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.01.2019 tarihli ve 2017/338 Esas, 2019/42 Karar sayılı dosyasında hükme esas alınan bilirkişi raporunda zimmet suçuna konu miktar ve Banka zararının bozma ilâmı esas alınarak tespit edildiği, buna göre zimmet suçuna konu tutarın 194.100,81 TL olarak hesaplandığı, hesaplanan zimmet suçuna konu tutara Bankanın bu tutarları mudilere iadesi sırasında uğradığı zarar tutarı 42.010.345,686 TL (42.010,00 TL) eklenerek (194.100.809,656 + 42.010.345,686 =) Bankanın toplam zararının 236.111,15 TL olarak hesaplandığı, bu zarar tutarından, beraat eden sanıklar .... ile sanık ... tarafından yapılan ödemeler olan 115.650,80 TL düşülerek toplam Banka zararı 120.460,35 TL olarak hesaplanmış ise de Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 20.11.2019 tarihli ve 2019/2790 Esas, 2019/37595 Karar sayılı ilâmı ile Banka zararının 120.000,00 TL olarak belirlendiği, Mahkemece de Banka zararı olan 120.000,00 TL yönünden, davalı ...'nin diğer davalı ... ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu tutarın; davalı ...'nin şube müdürü olduğu dönemde, yöneticilik görevini ihmal fiili ile zararın meydana gelmesi dolayısıyla, Banka müdürü olarak görev yaptığı 30.11.2000 tarihine kadar diğer davalı ...'ın gerçekleştirdiği zimmet fiiline konu olan işlem tutarlarından oluşacağı ve buna göre bugünkü rakamla toplam 91.880,28 TL olduğunun tespit edildiği, sonucu itibarıyla 120.000,00 TL olan Banka zararından davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ancak davalı ...'nin Banka müdürü olarak görev yaptığı 30.11.2000 tarihine kadarki işlemlerden sorumlu olduğu ve bu davalının sorumluluğunun 91.880,28 TL miktar ile sınırlı olması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Mahkemenin 07.07.2022 tarihli kararının süresi içinde davacı Şirket vekili, davalı ... vekili ve davalı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, davalılar ... ve ...'ın iş sözleşmesine göre işin ifası sırasında kendilerinden beklenen özeni göstermedikleri gibi kusurlu davranışları ile Banka zararına sebep olmaları nedeniyle sorumluluklarına gidilmesi yerinde ise de davalı ...'ın sorumluluğunun miktarının tespiti açısından öncelikle kusur durumunun belirlenmesi gerektiği, davalı ...'nin kusur durumu netleşmeden sonuca gidilemeyeceği, bu nedenle alanında uzman kişilerden teşkil ettirilecek üç kişilik bilirkişi kurulu marifetiyle, davalı aleyhine açılan ceza dava dosyası ile ceza tahkikatı kapsamındaki deliller, davalı ... hakkında verilen Ceza Mahkemesi kararı ve temyize konu dava dosyasındaki bilgi ve belgeler dikkate alınarak davalının kusur derecesinin saptanması ile oluşacak sonuca göre tüm deliller ve davalının görev süresi de değerlendirilerek huzurdaki davada sorumlu olduğu Banka zararının miktarının yeniden belirlenmesi gerektiği, Mahkemece Banka zararı 120.000,00 TL kabul edilerek sonuca gidilmiş ise de Yargıtay 7. Ceza Dairesinin düzelterek onama kararında zarar miktarının 78.045,00 TL olarak belirlendiği, davalı ...'nin kusur durumu tespit edildikten sonra, miktar yönünden sorumluluğu hesaplanırken 120.000,00 TL değil, 78.045,00 TL üzerinden değerlendirme yapılması, davalı ... .... sorumlu olduğu miktarın ise 78.045,00 TL'yi aşamayacağının göz önünde bulundurulması gerektiği, yeni kurulacak hükümde yargılama giderlerinin de yeniden ve doğru bir şekilde tespit edilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; bozma ilâmı gereğince dava konusu uyuşmazlık alanında uzman bankacı bilirkişi, nitelikli hesaplamalar bilirkişisi ve Sayıştay uzman denetçisinden oluşan bir heyetten alınan 04.06.2024 tarihli bilirkişi raporu ile davalı ...'nin kusur derecesinin saptandığı, buna göre Banka zararının 78.450,21 TL olarak belirlendiği, davalı ...'nin, davalı ...'ın yaptığı usulsüz işlemlerden dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu tutarın Banka müdürü olarak görev yaptığı 30.11.2000 tarihine kadar yapılan işlemler olduğu dikkate alınarak bilirkişi raporunda yer alan hesaplama tabloları dikkate alındığında (2) numaralı tablonun 5. sırasında yer alan 08.01.2001 tarihli işlem tutarı 16.000,00 TL ile 1. sırasında yer alan 13.12.2000 tarihli işlem tutarı 2.278,00 TL'lik tutarlar toplamının düşülmesiyle bulunan 60.172,21 TL meblağdan sorumlu olduğu, yani hesaplanan Banka zararı 78.450,21 TL'den, 60.172,21 TL Banka zararı ile sınırlı olarak sorumlu olduğu, ...'ın 78.450,21 TL'nin tamamından sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemenin 04.09.2024 tarihli tashih şerhi ile; 10.07.2024 tarihli ve 2023/222 Esas, 2024/425 Karar sayılı gerekçeli kararda dava tarihi 28.07.2015 olarak yazılmış ise de dosyanın tetkikinde davacı tarafın talebinin yerinde olduğu ve dava tarihinin sehven 28.07.2015 olarak yazıldığı gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun'un 304. maddesi kapsamında gerekçeli kararın başlık kısmındaki dava tarihinin 16.12.2002 olarak tashihine karar verilmiştir.
Mahkemenin 04.09.2024 tarihli tavzih kararı ile; davacı vekili tarafından davanın kısmen kabulü ile 78.450,21 TL miktarlık tutara ilişkin olarak hangi davalının bu tutarın ne kadarını ödeyeceğinin açık ve net olarak ayırt edilmesinin ve hükmedilen faiz hususunda yasal faiz şeklindeki ifadenin reeskont faizi şeklinde düzeltilmesinin talep edildiği, davalı ... vekili tarafından da davalılar kendilerini ayrı ayrı vekille temsil ettirdiklerinden ve birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ayrı olan davalılar vekilleri lehine ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle kararda davalılar lehine ayrı ayrı vekâlet ücreti takdir edilerek 6100 sayılı Kanun'un 305. maddesinin (A) bendi doğrultusunda tamamlanması talep edilmiş ise de, davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin talebinin tavzihle değiştirilebilir hususları içermediği, istinaf ve temyiz konusu edilebileceği gerekçesiyle davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin tavzih taleplerinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
1. Davacı Şirket vekili temyiz dilekçesinde;
a. Hüküm altına alınan miktarlara reeskont faizi yerine yasal faiz işletilmesinin hatalı olduğunu,
b. Hükümde davalıların sorumlu olduğu miktarların net şekilde ayrıştırılmadığını, hükmün infazda tereddüt yaratacak nitelikte olduğunu ileri sürmüştür.
2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde;
a. Bozmadan sonra alınan bilirkişi raporunda yalnızca tutar yönünden bir değerlendirme yapıldığını, müvekkili yönünden kusur durumunu irdeler bir rapor temin edilmediğini,
b. Davacı ... Şirketinin, halefi olduğu dava dışı Bankanın talep hakları ile bağlı bulunduğunu, asıl hak sahibinin talep edebileceği miktarın üzerinde bir talepte bulunamayacağını, müvekkilinin herhangi bir kusura dayalı tazmin sorumluluğu bulunmadığını, zira müvekkilinin kusurlu bir eylemi olduğuna dair bir ceza mahkemesi kararı veya başkaca maddi bir tespit bulunmadığını, ceza yargılamasında önceki hükümde beraatine karar verilen müvekkili hakkında, eksik inceleme yönünden yeniden değerlendirme yapılacakken zamanaşımı dolayısıyla davanın düşmesi kararının müvekkilinin mahkumiyetini gerektirecek şekilde bir kusur tespiti durumu gibi değerlendirilemeyeceğini, müvekkili yönünden davanın tamamen reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
3. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde;
a. Mahkemece kusur oranının belirlenmesinin hatalı olduğunu,
b. Bankanın sorumluluğu belirlenmeden doğrudan tüm zararın müvekkili davalı ile diğer davalı arasında müşterek ve müteselsilen tahsile karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu,
c. Diğer davalının görevden ayrılma tarihi olan 30.11.2000 sonrası işlemlerdeki sorumluluğun tamamen müvekkiline yükletilmesinin hatalı olduğunu,
d. Davalılar lehine ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini beyan etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; Banka zararının miktarı ile her iki davalının sorumlu olacağı miktarların tespitine ve vekâlet ücretine ilişkindir.
1. Temyizen incelenen Mahkeme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacılar vekilinin ve davalı ... vekilinin tüm, davalı ... vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Somut uyuşmazlıkta; Dairemizin 23.01.2023 tarihli bozma gerekçesi doğrultusunda; davalı ...'nin sorumluluk miktarının belirlenmesinde, davalının görev süresi de değerlendirilerek sonuca gidildiği görülmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, hesaplanan Banka zararı olan 78.450,21 TL'den, davalı ...'nin, görev süresinin bitim tarihi olan 30.11.2000 tarihinden sonraki işlemlerden Tablo (2)'de 1. sıradaki 13.12.2000 tarihli işlem tutarı ile Tablo (2)'de 5. sıradaki 08.01.2001 tarihli işlem tutarlarının düşülmesi ile bulunan 60.172,21 TL Banka zararı ile sınırlı sorumlu olacağı belirtilmiş ise de, yine Tablo (2)'de yer alan ve davalı ...'nin görev süresinin bitimi tarihi olan 30.11.2000 tarihinden sonraki diğer işlem tutarlarının neden dışlanmadığı anlaşılamamaktadır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporu bu açıdan denetime elverişsiz olup hükmün açıklanan nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Dairemizin 18.11.2024 tarihli ve 2024/12684 Esas, 2024/14849 Karar sayılı kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
09.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.