Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E.2025/171 K.2025/2866
9. Hukuk Dairesi 2025/171 E. , 2025/2866 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1481 E., 2024/2443 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Emet Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2024/61 E., 2024/192 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünde muvazaalı hizmet alımı yoluyla iş alan görünüşte alt işveren şirketler bünyesinde Emet Etibor İşletme Müdürlüğü triyaj bölümünde işçi olarak çalıştığını, müvekkili tarafından yapılan işin davalı Kurumun asli ve sürekli işi olduğunu, daha önce iş müfettişleri tarafından Emet Bor İşletmesinin Hisarcık Konsantratör triyaj bölümünde ise sadece asıl işverenlerin çalışması gerektiği yapılan alt işverenklik ilişkisinin muvazaalı ve geçersiz olduğunun Emet Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 2009/119 Esas, 2010/115 Karar sayılı kararı ile sabit olduğunu, davalı Kurum ile alt işverenler arasında imzalanan hizmet alım sözleşmelerinin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğununu iddia ederek müvekkilinin başlangıçtan itibaren davalı Kurumun işçisi olduğunun tespiti ile davalı Kurumun toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili Kurumun işçisi olmayıp değişen yüklenici firmalarda çalıştığını, müvekkili ile arasında işçi ve işveren ilişkisi bulunmadığını, davacının Alp Sosyal Hizmetler Firmasının işçisi olduğunu, yapılan işin işletmeleri ile bir ilgisinin bulunmadığını, zamanaşımı def'ilerinin olduğunu, talep edilen faizin yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kaldırma kararı üzerine celbedilen bilgi ve belgelerden yetkili sendika tarafından davacının işvereni olarak gözüken alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden kaynaklı davalı Kuruma bildirim yapıldığı, ilgili bildirimin davalı Kurumu ancak bildirim yapılan toplu iş sözleşmesinden kaynaklı şartların oluşması durumunda sorumluluk altına sokacağı, davacı tarafça dava ve talep konusu edilen toplu iş sözleşmelerinden kaynaklı talep hakkının ise bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile alınan bilirkişi raporu, dinlenen tanık beyanları dikkate alındığında dvalı ile taşeron firmalar arasındak hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olduğu, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesinde belirtilen işletmeye ve işe ait gerekçe ile teknolojik uzmanlık koşullarının oluşmadığı, davacının ilave tediye ücret alacağına hak kazandığı anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesi kararı yerinde olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Asıl işveren alt işverenlik ilişkisinin usul ve kanuna uygun olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun muvazaya ilişkin değerlendirme ve hesaplamaların hatalı olduğunu,
2. Zamanaşımı def'inin olduğunu,
3. Vekâlet ücretinin düşük takdir edildiğini,
4. Arabuluculuk son tutanak tarihinden sonraki talepler yönünden davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini,
5. Islah dilekçesinin süresi içinde sunulmadığını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, asıl işveren alt işveren ilişkisinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı ve muvazaaya dayanıp dayanmadığı, davacının davalı işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmelerinden yararlanıp yararlanamayacağı ve talep edilen alacaklara hak kazanıp kazanmadığı hususlarına ilişkindir.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Somut uyuşmazlıkta dava açılmadan önce 10.05.2018 tarihinde arabulucuya başvurulmuş, sürecin anlaşamama ile sonuçlanması üzerine 18.05.2018 tarihli son tutanak dava dilekçesine eklenerek 05.07.2018 tarihinde dava açılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplamalar dava tarihi esas alınarak yapılması hatalı ise de İlk Derece Mahkemesince ilave tediye alacağı dışındaki alacak kalemlerinin reddine karar verilip ilave tediye alacağının da talep ile bağlı kalınarak 10,00 TL olarak hüküm altına alınması karşısında sonuca etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
3. Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Karşı tarafın verdiği bilgi ve tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebinini artırabilir." şeklindeki 107/2 hükmü; 7251 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la (7251 sayılı Kanun) yapılan değişiklik sonrasında “Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklinde düzenlenmiştir.
7251 sayılı Kanun ile 107. maddede yapılan değişiklikler Dairemizce şartları mevcut olan belirsiz alacak davasında yapılan yargılama ile alacağın belirli hâle gelmesi durumunda hâkimin geçici talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmesi için alacaklıya süre vermesi gerektiği yönünde değerlendirilmiştir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 27.03.2023 Tarihli ve 2023/4108 Esas, 2023/4449 Karar; 03.02.2025 Tarihli ve 2024/13392 Esas, 2025/1011 Karar sayılı kararları). Ayrıca Kanun'un gerekçesinde de bu sürenin, alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenmesinin mümkün olduğu anda hâkim tarafından verilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu sebeple, belirsiz alacak davasının şartlarını taşıyan bir davada Kanun'da belirtilen an hâkim tarafından resen gözetilerek davacıya kesin süre verilmelidir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 05.07.2023 Tarihli ve 2023/10294 Esas, 2023/10943Karar sayılı; 09.11.2023 Tarihli ve 2023/15199 Esas, 2023/17098 Karar sayılı kararlar). Davacının verilen süreye rağmen geçici talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmemesi durumunda davanın, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanacağı 107/2 hükmünün son cümlesinde düzenlenmiştir.
Belirsiz alacak davası açan davacının talep artırım yahut ıslah suretiyle geçici talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmesi mümkün olup bu durum davanın açılması ile alacağın tamamının dava konusu edilmesinin bir sonucudur. Diğer bir anlatımla belirsiz alacak davasında geçici talep sonucunun kesin talep sonucuna dönüştürülmesi imkânının varlığı, alacağın tamamının dava konusu edilmediği anlamına gelmez. Dolayısıyla belirsiz alacak davasının açılmasıyla alacağın tamamı dava konusu edilmiş olduğundan aynı dava konusu ile ilgili ek dava açılması hâlinde derdestlik söz konusu olur.
Bu açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; davacının belirsiz alacak davası açtığı, yargılama sonucunda davacıya geçici talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmesi için süre verilmediği anlaşılmaktadır. Somut olayda davacıya talep artırım için bir süre verilmeden karar verilmesi hatalı ise de bu karara karşı davacı temyiz yoluna başvurmamıştır. Bu durumda tamamı belirsiz alacak davacına konu edilen alacak hakkında verilen hüküm, alacağın tamamı bakımından kesin hüküm teşkil eder. Açıklanan sebeplerle İlk Derece Mahkemesinin hüküm fıkrasında belirsiz alacak davasına konu olan ilave tediye alacağı için "talep ile bağlı kalınarak" açıklamasına yer verilmesi hatalıdır.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının reddine,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. Davalı tarafın temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının, hüküm fıkrasının (2/a) numaralı bendinde yer alan "Davacının talebi ile bağlı kalınarak" ibaresinin hükümden çıkartılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.