Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2025/4670 K.2025/11101
10. Hukuk Dairesi 2025/4670 E. , 2025/11101 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/3360 E., 2024/3082 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : ........... 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2021/88 E., 2024/222 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 31.12.2013 tarihinde davalının yanında çalışmaya başladığını ve 19.04.2017 tarihine kadar çalışmaya devam ettiğini, taraflar arasında buna ilişkin sözleşme yapıldığını, tarafların sözleşmeyi noter aracılığı ile yapmış olup davacının davalıya ait iş yerinde aşçı olarak görev yaptığını, sözleşmeye göre davacıya 1.021,50 TL brüt ücret ödenmesi gerektiğini, sigorta kaydı incelendiğinde davalı tarafından davacının sigorta girişinin yapılmadığının görüldüğünü, davacının sigortasının yapılmadığını fark edince artık davalıya kendisini şikayet edeceğini söylediğinde 17.03.2017 tarihinde sigortasının davalı tarafından başlatıldığını, ancak bir ay sonra 18.04.2017 de yine çıkışının verildiğini, bu haliyle davalının hem davacının hem de Devletin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, davacının davalıyı SGK’ya da şikayet ettiğini iddia etmiş, davacının hizmet tespitinin yapılarak SGK kayıtlarına işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: davacının, annesi ........ 2011 yılında evlendiğini, kendisinin annesinin ilk evliliğinden dünyaya geldiğini, bu tarihten itibaren annesinin davacı ile evlilik yapması nedeniyle kendisinin aynı evde yaşamaya başladığını, zira aynı evde kız kardeşinin de yaşamaya başladığını, davacının annesi ile evlenmeden önce trafik kazası yapmış olup bu nedenle bildiği kadarıyla 8 yıla yakın bir zaman cezaevinde kaldığını, zira bu trafik kazası neticesi de gerek SGK'ya ve gerekse kazadan dolayı doğan tazminat ödemelerinin söz konusu olduğunu, davacının bu ödemelerden kaçmak amaçlı olarak annesiyle evliliğini resmi olarak sora erdirdiğini fakat annesiyle evlilik hayatını yaşamaya devam ettiğini, bu işlemden amacın yaşanan eve haciz memuru gelmesini engellemek olduğunu, davacının iş yeri açmak istediğini, fakat bu ödemelerden kaçınmak ve iş yerine gelecek haczi önlemek için iş yerini kendisinin üzerine yaptığını, bu şekilde iş yerine resmiyet kazandırmak için noterden iş sözleşmesi imzalandığını, fakat iş yerinde para alışverişi de dahil olmak üzere tüm yetkilerin gayri resmi olarak davacıya ait olduğunu, sadece resmiyette iş yerinin kendisine ait olduğunu, zira iş yerinin kazanmış olduğu paraları davacının aldığını ve her türlü işlemleri davacının yaptığını, iş yerinde işçi olarak çalışanın kendisi olduğunu, dışarıya paket servisini yapanın kendisi olduğunu, dolayısıyla iş yerinde patronun ve iş yeri sahibinin davacı olduğunu, davacının kendi çalışma saatini belirlediğini ve kazancı davacının aldığını, kendisinin davacının maaşını belirleme şansı olmadığını, davacının 17.03.2017 tarihinde sigortalı işe girişini kendisine yaptırdığını ve akabinde bir ay sonra çıkış işlemini yaptığını, 19.04.2017 tarihinde davacı ile aralarında tartışma olduğunu, bu tarih itibari ile iş yerini kendisi kapatmış olarak görülmekle birlikte davacının oğlunun da 10.04.2017 tarihi itibari ile açılış yaptığını, bu durumun dahi davacının hep anılan yerde işveren olduğunu gösterdiğini, davacı adına 13.03.2017 tarihinde askerlik borçlanması tutarı olan 10.238,40 TL’yi de kendisinin yatırdığını, işverenin topluca işçisinin borç ödemesi yapmasının anlamının da ortada olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Fer'i müdahil Kurum vekili özetle, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne, 31.12.2013....16.03.2017 tarihleri arasında kararda belirtilen miktarlarla çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davalı vekili,
a.Cevap dilekçesindeki beyanlarını tekrar ettiklerini, davalının işveren olmadığını,
b. Davacının iş yerinde işçi olmadığını, fiili çalışmanın bulunmadığını, bu nedenle sigortalı niteliği kazanamayacağını,
c. Davacının başka isim üzerinden işletme faaliyeti yürüttüğünün sabit olduğunu, tanık beyanlarının da bu yönde bulunduğunu, değerlendirmenin hatalı olduğunu beyan etmiştir.
2.Fer'i müdahil Kurum vekili,
a.Eksik inceleme nedeniyle kararın bozulması gerektiğini beyanla kararın bozulmasını etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, hizmet tespitine ilişkindir.
1.Dava, 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun’un m. 86/9. maddesi uyarınca açılmış hizmet tespiti davasıdır. Maddeye göre “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.”
Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re'sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.
6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, m. 194 gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.
Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir.
Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda da geçerlidir.
HMK m. 31 gereğince, hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim, m. 31 ve 119/1-e gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir.
Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, iş yeri özlük dosyası temin edilip iş yerinin Kanun'un kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi iş yerinde ne iş yapıldığı, iş yerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.
Taraf tanıklarının sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, iş yeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re’sen araştırma kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça iş yerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o iş yerinde çalışan öteki kişiler ile o iş yerine komşu ve yakın iş yerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir.
2.Somut olayda, yukarıdaki açıklamalar kapsamında yeterli araştırma yapılmadığı, Mahkemece dinlenen tanık beyanları, sözleşme dikkate alınarak taraflar arasında hizmet aktinin unsurlarının oluştuğunun kabulü ile davanın kabulüne dair karar verildiği anlaşılmıştır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun (4857 sayılı Kanun) 1. maddesinin ikinci fıkrası ve 4. maddesinde belirtilen ayrık durumlar dışında kalan bütün iş yerlerinde, işverenler ile işveren vekillerine ve çalışma şekline bakılmaksızın işçilere bu Kanun’un uygulanacağı belirtilmiştir.
4857 sayılı Kanun'un "Tanımlar" kenar başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasına göre "Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, ..."denir. 5510 sayılı Kanun'un 12/1. maddesine göre de “4. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerine göre sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işverendir. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşmez.
5510 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar, bu kanun bakımından sigortalı sayılırlar. Aynı Kanun'un 4/b maddesi uyarınca da hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları sigortalı sayılırlar. Aynı anda iki sigortalılık olunmayacağına göre çakışma halinde baskın sigortalılığın esas alınması gerekir.
4857 sayılı Kanun'un "Tanım ve şekil" kenar başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasına göre "İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. ..." Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir.
İş sözleşmesini eser, ortaklık, vekâlet ve diğer iş görme edimlerini içeren sözleşmelerinden ayıran en önemli ölçüt bağımlılık ilişkisidir. Bu tür sözleşmelerde iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağımlılığı vardır. İş sözleşmesini belirleyen en önemli ölçüt hukuki-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukuki bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve iş yerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirir. İşçinin işverene karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait iş yerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin ölçüt teşkil olmaz. İşçinin işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi yaratıcı gücünü kullanması, işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın iş yerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, girişimcinin sahip olduğu karar verme özgürlüğüne sahip olup olmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir.
Bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir.
Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve iş yerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede var olan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle hizmet akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır.
Ayrıca belirtilmelidir ki işçinin, işverenin kapsam ve sınırlarını belirlemiş olduğu iş organizasyonu içerisinde işverene bağımlılığına zarar vermeyecek oranda ve yükümlü olduğu iş görme ediminin ifası uğruna karar alma yetkisiyle işveren yararına iş sözleşmesiyle bağlı olarak çalışması bağımlılık unsurunu ortadan kaldırmamaktadır. Zira genel nitelikte de olsa işveren tarafından çerçevesi çizilen ve organize edilen bir iş görme ediminin ifası, işverenin yönetim ve talimatı altında gerçekleşen bir bağımlılık ilişkisinin varlığını ortaya koymakta olup bu tür bir iş ilişkisinde bağımlılık unsuru görece zayıf olsa da varlığını korur. İşçinin, işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi üretici gücünü kullanması ve işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi işverenle arasındaki bağımlılık unsuruna zarar veren bir olgu olarak değerlendirilemez.
İş görme edimini hukuki ve kişisel bağımlılık kapsamında yerine getiren bu nedenle iş sözleşmesi kapsamında çalıştığı kabul edilen işçinin ücretinin ödeme şekli, bu kapsamda işçinin ortak olduğu şirket üzerinde hizmetine karşılık aylık fatura kesmesi bağımlılık ilişkisini, sonuç olarak iş ilişkisini ortadan kaldırmaz.
Eldeki davada ise dinlenen tanık beyanları ile ve özellikle tanık ...'ın "Davacı da bu iş yerinin işçisi değil sahibidir" şeklindeki ifadesi, diğer tanıklar ...'nın, davacının eski eşi ...'un, ...'in ve ...'un ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında davacı ile davalı arasında hizmet akdinin unsurlarının oluşmadığının anlaşılmasına göre, davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi kabul ile hüküm tesisi bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.