Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2025/639 K.2025/9557

🏛️ 10. Hukuk Dairesi 📁 E. 2025/639 📋 K. 2025/9557 📅 04.06.2025

10. Hukuk Dairesi         2025/639 E.  ,  2025/9557 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1343 E., 2024/2603 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 16. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/97 E., 2023/81 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili ve feri müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 24.07.2014 - 31.12.2019 tarihleri arasında davalıya ait ... ticari plakalı araçta aralıksız şoför olarak çalışmasına rağmen işe giriş bildirgesinin Kuruma geç verildiğini, 24.07.2014 - 11.12.2018 tarihleri arasına ait APHB lerinin Kuruma bildirilmediğini, davacının 24.07.2014-31.12.2019 tarihleri arasında 12 saat çalışma- 12 saat dinlenme olacak şekilde tam süreli iş sözleşmesi ile çalıştığını, müvekkilin günde 12 saat çalıştığını akabinde diğer 12 saatte davacının oğlu ... bu araçta çalıştığını, davacının bağımlı olarak iş görmesine ve karşılığında zamana göre (yevmiye usulü) ücret almasına rağmen davalının davacıyı kayıt dışı olarak çalıştırdığını, davaya konu ... plakalı ticari taksinin Aşti taksi durağına kayıtlı olduğunu, Aşti taksi durağında 155 tane araç olduğunu, davalıya ait aracın .. numara ile durağa kayıtlı olduğunu, davacının günlük ortalama gelirinin 100 TL aylık ortalama net ücretinin 3.000,00 TL olduğunu beyanla davacının 24.07.2014 -11.12.2018 tarihleri arasında davalı bünyesinde fiilen ve kesintisiz çalıştığının tespitine, SGK matrahının 11.12.2018 tarihine kadar net 3.000,00 TL üzerinden hesaplanarak eksik primlerin SGK'ya ödenmesine karar verilmesinitalep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı ile davacı taraf arasında 15.08.2014 başlangıç tarihli ürün (hasılat) kira sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmenin süre sonunda da taraflarca aynı şartlarda sürdürülerek her yıl yenilendiğini, kira sözleşmesi akdedilirken 24 ay süreli 15.08.2016 bitiş tarihli olarak düzenlendiğini ancak sürenin sonunda taraflar sözleşmeyi feshetmeyip sözleşmeyi aynı koşullarla uygulamaya devam ettiğini, davalının davacı tarafa hiçbir şekilde herhangi bir ücret ödemediğinin aksine ürün kira sözleşmesi kapsamında davacı tarafın işletme hakkı kira bedeli olarak aylık 1.600 TL davalıya ödediğini, ürün kira sözleşmesi kapsamında davacı ve davalı arasındaki hukuki ilişkinin işçi-işveren değil kiracı-kiraya veren ilişkisi olduğunu, ticari taksiyi bağımsız bir şekilde işleten, kar ve zararı başka bir anlatımla ekonomik riski üzerinde olan davacının işçi olarak nitelendirilmesinin hukuken mümkün olmadığını, ticari aracın bandrol, trafik cezası, trafik sigortası, muayene masrafları gibi aracın işletilmesinden kaynaklanan ödemelerinin davacı tarafın yükümlülüğünde olduğunun sözleşmede akdedildiğini ve iş bu bedellerin davacı tarafça ödendiğini, taraflar arasında akdedilen kira sözleşmesinin 11.12.2018 - 31.12.2019 tarihleri arasında da uygulandığını, davacının kalp krizi geçirmesi, anjiyo ameliyatı olması, hastalanması nedeniyle sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi için kendisinin sigortalı gösterilmesini davalıdan talep ettiğini, bunun üzerine davalı tarafından sigortalı gösterildiğini ancak sigorta primlerinin davacı tarafından ödendiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
2.Feri müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde; yetki, derdestlik, husumet ve hak düşürücü süre gibi itirazları ile zamanaşımı defini bildirerek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile
a)Kurum tarafından tespit yapılan 25.09.2014 ve 16.07.2017 tarihlerine ilişkin olarak dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
b)Davacının ... sicil sayılı davalı işyerinde 15.08.2014 - 10.12.2018 tarihleri arasında Kuruma bilidirlen süreler dışında da hizmet akdine dayalı olarak asgari ücret ile sürekli ve kesintisiz olarak çalıştığının tespitine,
c)Fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ile feri müdahil Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1- Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacının oğlu .... tarafından açılan davaya ilişkin olarak bozma kararı verildiğini, Yargıtay'ın bozma kararının gerekçesini oluşturan hususların bu davayı da etkilediğini, davacının taksiyi kiraladığını, aracın vergi ve masraflarını davacının karşıladığını, davacının işçi olmadığını, çalışma saatlerini davacının kendisinin belirlediğini, işin yürütülmesine ilişkin davalı müvekkilinden emir ve talimat almadığını, denetim ve gözetim altında olmaksızın işin organizasyonuna ilişkin kararları davacının tek başına bağımsız şekilde aldığını, aracın masraf ve giderlerini davacının karşıladığını, taraflar arasında bağımlılık, iş görme ve ücret unsurlarının bulunmadığını beyan etmektedir.
2- Feri müdahil Kurum vekili temyiz dilekçesinde; Kurumca yapılan işlemlerin yasal mevzuata uygun olduğunu beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacının 01.01.1994 ila 04.05.2017 tarihleri arasında davalı işyerinde geçen çalışmalarına ilişkin hizmet tespiti istemine ilişkindir.
1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 7. maddesi uyarınca, 01.10.2008 tarihi öncesi isteme ilişkin davanın yasal dayanağı mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10. ve 01.10.2008 tarihi sonrası isteme ilişkin davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddeleridir. 506 sayılı Kanun'un 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olması nedeni ile özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanması gerektiği özellikle göz önünde bulundurulmalıdır.
Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir.
Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanun'un kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.
2. Diğer taraftan, hâsılat kirası; Borçlar Kanunu'nun 270-298 maddelerinde düzenlenmiş olup, hasılat veren bir mal veya hakkın semerelerinden yararlanılmak ve işletmek üzere bir bedel karşılığında kiralayan tarafından kiracıya devredilmesinin taahhüt edilmesidir. Bir başka ifadeyle, hasılat kirasında kiralayan hasılat getiren bir malı, ya da, hakkı, kiracının bu malın semeresinden yararlanmasını da içerecek şekilde kiralamaktadır. Hasılat kirasının konusunu, hasılat getiren bir taşınır veya taşınmaz, yahut bir ticari işletme veya hak oluşturabilir. (Doç. Dr. .. ...ş, Hasılat ve şirket kirası, Yetkin Yayınları 2009, sayfa:73) Hasılat kirasında kiracı, kiralanan şeyi işletmekle yükümlüdür.
Borçlar Kanunu'nda, hâsılat kirasının geçerliliği herhangi bir biçim koşuluna bağlanmamış, yine, süresi ile ilgili bir düzenleme yer almamıştır. Ancak, anılan Kanun'un 285. maddesine göre, süre konusunda sözleşme veya mahalli adette aksine bir hüküm belirlenmemişse, iki taraftan her biri en aşağı altı aylık bir ihbar sürecine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Bu hükmün mefhumu muhalifinden hasılat kiralarının minimum altı aylık sürelerle yapılabileceğini söylemek yanlış olmaz. Yine, Borçlar Kanunu'nun 287. maddesinde düzenlenen zımni yenilemenin hâsılat kirasında bir yıl olması nedeniyle, bu sözleşmelerin bir yıllık sürelere tabi olduğu da söylenebilir. Ancak, günün sosyolojik ve teknolojik gelişimine göre, daha kısa süreli hâsılat kiraları da mümkün olabilecektir.
Uyuşmazlığın çözümünde davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanun 79. ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86/9. maddesinin irdelenmesinde ve hukuki niteliği ile ispat koşulları üzerinde durulmasında yarar vardır.
Anayasa’nın 12. maddesine göre; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.”. Sosyal güvenlik hakkı, bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkıdır. Aynı zamanda “sosyal güvenlik, sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir”. Bu esası göz önüne alan Anayasa Koyucu “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlığı altında sosyal güvenlik hakkını da düzenlemiş ve 60 ıncı madde ile “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” hükmünü getirmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve vazgeçilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
5510 sayılı Kanun'un 7. maddesinde de bu ilke benimsenerek, sigorta hak ve yükümlülüklerinin 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için çalışmaya başladıkları tarihten itibaren başlayacağı, yine aynı Kanun'un 92. maddesinde sigortalılığın zorunlu oluşu ve Yasada yer alan sigorta hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmak, azaltmak, vazgeçmek veya başkasına devretmek için sözleşmelere konulan hükümler geçersiz olacağı düzenlenmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür.
Gerek (Mülga) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu anlamında gerekse, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) işin işverene ait yerde yapılması, c) çalışanın mülga 506 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, 5510 sayılı Kanun'un ise 6. maddesinde belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a maddesine ve 506 sayılı Kanun'a göre sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur.
İşçi ve sigortalı kavramlarının tanımında hizmet sözleşmesinden hareket edilmekteyse de yürürlükten kaldırılan 1475 sayılı İş Kanunu ile (Mülga) 506 sayılı Kanun'da bu sözleşmenin tanımına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. 5510 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, hizmet akdinin 22.4.1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda tanımlanan hizmet akdini ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesini veya hizmet akdini ifade ettiği düzenlemesine yer verilmiştir. Yürürlükteki 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8. maddesinde ise, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” tanımlaması yapılmıştır. Belirtmek gerekirse, 4857 sayılı İş Kanunu'nda “Hizmet akdi” sözcüğü terk edilmiş, yerine “İş sözleşmesi” ifadesi kullanılmıştır.
Borçlar Kanunu’nun 313/1 maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirginken, 4857 sayılı yeni İş Kanunu'nda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir.
Hizmet sözleşmesi her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır. Ücret, BK m. 313 anlamında hizmet akdini oluşturan unsurlardandır ve bu unsurun yokluğu durumunda çalışma ya vekâlet sözleşmesine, ya da bir sözleşme ilişkisi bulunmaksızın hatır, yardım, dayanışma, arkadaşlık gibi bir nedene dayanmaktadır.
5510 sayılı Kanun'un 6/a, 7/a, 82/2-3. maddeleri hükümlerinde de açıkça görüleceği üzere sigortalılık niteliği için ücret zorunlu unsur değildir. Bilindiği gibi çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla sigortalı olurlar ( 5510 sayılı Kanun'un m.7/a). maddenin “çalıştırılanlar” sözüne yer verip, aksine, hizmet akdi ile çalıştırılanlar ifadesine yer vermemesi karşısında, zaman ve bağımlılık koşulu gerçekleşmiş ise, ücret koşulu gerçekleşmese de, kişi, sigortalı sayılmalıdır.
Konu, doktrinde de ele alınmış ve ücret almadan yapılan çalışmaların da sigorta kapsamına alınması gerektiği genel olarak kabul görmüştür. Diğer unsur olan bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özellikleridir.
Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa, bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede varolan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle iş akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır.
3. Eldeki davada ise yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, ihtilaf konusu dönemde davacı ile davalı arasında .. T.. plakalı aracın 24 ay süreyle kiralanmasına yönelik 15.08.2014 başlangıç tarihli Özel Kira Sözleşmesi akdedildiği, dosya kapsamında anılan sözleşmenin geçersiz olduğuna ilişkin herhangi bir iddia ve ispat da bulunmadığı, buna göre taraflar arasında geçerli hasılat sözleşmesinin bulunduğu 15.08.2014 - 15.08.2016 tarihleri arasındaki dönem yönünden hizmet akdi kurulduğunun kabulü isabetsiz olduğu, öte yandan alınan tanık beyanlarına göre sözleşme süresinden sonra da aracın hasılat kira sözleşmesine uygun olarak kullanılmaya devam edildiği açık olup, taraflar arasında hizmet akdinin unsurlarının gerçekleşmediğinin anlaşılması karşısında davanın reddi gerekirken kabulüne dair yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1-Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.