Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2024/9204 K.2025/8368

🏛️ 10. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/9204 📋 K. 2025/8368 📅 20.05.2025

10. Hukuk Dairesi         2024/9204 E.  ,  2025/8368 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2350 E., 2024/535 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 8. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/244 E., 2023/230 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz, davalı ... A.Ş. vekili tarafından katılma yolu ile temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava ve birleşen dava dilekçesinde özetle; sigortalının 29.05.2014 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının davalı iş yerinde iş kazası geçirdiğinin doğru olduğunu, davacıya kazaya neden olan işi yapması için kimsenin talimat vermediğini, gerekli tedavilerin müvekkili tarafından yapıldığını, davacının geçirdiği iş kazası sonucunda iş gücü kaybının henüz tespit edilmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile
Davanın ve birleşen Gebze 3. İş Mahkemesinin 2019/97 E. sayılı dosyası ile açılan davanın kısmen kabulüne,
1-Maddi tazminat olarak; 893.060,74 TL'nin olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine. (Davalı ... şirketinin poliçe limiti olan 150.000,00 TL kadar sorumlu olduğunun bilinmesine ayrıca davalı ... şirketinin sorumluluğunun ihbar tarihi olan 13.10.2017 tarihinden itibaren başladığının bilinmesine)
2-Manevi tazminat olarak; 46.000,00 TL'nin olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine. (Davalı ... şirketinin poliçe limiti olan 150.000,00 TL kadar sorumlu olduğunun bilinmesine ayrıca davalı ... şirketinin sorumluluğunun ihbar tarihi olan 13.10.2017 tarihinden itibaren başladığının bilinmesine), fazlaya dair talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, davalı işverene ait iş yerinde işçi olarak çalışmakta iken 29.05.2014 tarihinde iş kazası geçirdiği, davacının İstanbul SSGM'nin raporu ile meslekte kazanma gücü kaybı oranının % 23 olarak tespit edildiği ve raporda kontrol muayenesinin gerekmediğinin belirtildiği, yapılan itirazlar üzerine Yüksek Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü kaybı oranı % 18, Adli Tıp Kurumu 3 İhtisas Kurulunca %9,0 ve ATK Genel Kurulunca % 23 olarak tespit edilerek davacının kaza nedeniyle meslekte kazanma gücü kayıp oranının %23 olarak kesinleştiği, kazanın oluşumundaki kusur oranının belirlenmesi açısından konusunda uzman bilirkişi heyetinden 17.11.2017, 27.12.2022 tarihli raporların alındığı, bu raporlara göre kaza olayının meydana gelmesinde işverenin %90 oranında, davacı işçinin ise %10 oranında, yine Gebze 10. İş Mahkemesinde aynı kaza nedeniyle görülen rücuan alacak davasında alınan bilirkişi heyeti raporunda da işverenin %90 oranında, davacı işçinin ise %10 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, davacı ile davalı işverenin kusur durumlarının tespiti için alınan bilirkişi raporlarının ehil ve konusunda uzman bilirkişiler tarafından tanzim edildiği, bilirkişiler tarafından tanzim edilen kusur durumunun tespitine ilişkin raporların kapsamlı, gerekçeli ve denetime elverişli olduğu gibi dosya kapsamına, delil durumuna ve somut olayın meydana geliş şekline de uygun olduğu, taraflara izafe edilen kusur oranlarının tarafların somut olaydaki yükümlülükleri ile de örtüştüğü ve kusur oranlarının hakkaniyete uygun olarak tasnif edildiği, bilirkişi raporlarının tarafların görev ve sorumlulukları ile kusur oranlarının belirlenmesi açısından dosya kapsamı ile örtüştüğü gibi Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından açılan rücuan alacak davasında alınan bilirkişi heyet raporu ile de uyumlu olduğu, 29.05.2014 tarihinde meydana gelen iş kazası neticesinde davacının malul kaldığı ve davalı işverene karşı iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemli eldeki asıl davanın açıldığı, Mahkemece 08.10.2018 tarihli bilirkişi hesap raporu bulunmasına rağmen yargılama sırasında alınan 17.02.2020 tarihli hesap raporu benimsenerek 22.01.2021 tarihinde maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verildiği, kararın davalı ......Şirketi tarafından yalnızca manevi tazminat miktarı yönünden, davalı ... şirketi bakımından mevcut istinaf itirazları arasında da bulunan kusur, maluliyet oranı, ücret tespiti, manevi tazminat miktarı bakımından, davacı vekilince katılma yoluyla verilen istinaf dilekçesinde manevi tazminat miktarı, kusur oranları ve yargılama gideri bakımından istinaf edildiği, Dairemiz tarafından yapılan istinaf incelemesinde İlk Derece Mahkemesi kararının, kusur oranları arasında çelişki bulunması nedeniyle rücu ve ceza yargılamasında alınan kusur raporları birlikte değerlendirilerek kusur oranının tespiti gerektiği belirtilerek kaldırıldığı, Dairenin kaldırma kararından sonra ise kaldırma kararına uygun olarak gerekli incelemeler yapılıp kusur raporu alınarak kusur oranı tespitinin yapıldığı, tespit edilen kusur oranına göre hesap bilirkişisinden ek rapor alındığı, bilirkişi tarafından, belirlenen yeni kusur oranları dahilinde ilk hükme esas alınan bilirkişi raporundaki ücret ve güncel asgari ücret artışı üzerinden ikili alternatif hesaplama yapıldığı, Mahkemece güncel asgari ücret artışına ilişkin alternatif hesaplama dikkate alınarak maddi tazminat miktarının hüküm altına alındığı, Mahkemece verilen ilk karara yönelik olarak tüm tarafların istinaf itirazında bulundukları, davalıların 08.10.2018 tarihli bilirkişi hesap raporunun hükme esas alınması gerektiğine ilişkin istinaf itirazları bulunmadığı gibi, davalı ......Şirketinin hesaplama yöntemine ve maddi tazminata yönelik istinaf itirazının dahi bulunmadığı, bu itibarla davacı bakımından, Dairenin kaldırma/gönderme kararından önce İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan 17.02.2020 tarihli hesap raporu yönünden usulü kazanılmış hakkın doğduğu, Dairece verilen kaldırma kararından ve bu karar uyarınca İlk Derece Mahkemesince verilen karardan sonra yapılan istinaf itirazlarında da tarafların, 08.10.2018 tarihli bilirkişi hesap raporunun hükme esas alınması gerektiği yönünde istinaf itirazlarının bulunmadığı, Dairenin kaldırma/gönderme kararından sonra İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporundaki alternatif hesaplamaya göre, İlk Derece Mahkemesince verilen ilk kararda hükme esas alınan 17.02.2020 tarihli hesap raporunun davalılar lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğu, usulî kazanılmış hak kapsamında önceki kararda hükmedilen maddi tazminat miktarının maddi tazminat zarar tavanını oluşturduğu hususunun Mahkemece dikkate alınmadığı, Mahkemece asgari ücretin kamu düzenine ilişkin olduğu gerekçesiyle davalı taraf lehine oluşan usulî kazanılmış hak kurumu gözönünde bulundurulmaksızın, bilinen dönemin uzatılarak ve asgari ücrette meydana gelen artışlar yansıtılarak yeniden yapılan hesaplamaya itibar edilerek kaldırma kararı sonrası ilk karardakinden daha fazla maddi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğu sonucuna varıldığı, her ne kadar İlk Derece Mahkemesince, Dairenin kaldırma/gönderme kararından sonra hesap bilirkişisinden alınan 15.02.2023 tarihli ek raporun, asgari ücrette meydana gelen artışlar dikkate alınarak hazırlanan 2. alternatif hesaplamasına itibar edilerek davacı tarafça sunulan 2. talep artırım dilekçesi dikkate alınarak davacı tarafın maddi tazminat talebi hüküm altına alınmış ise de; İlk Derece Mahkemesince az yukarıda açıklanan ve davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilmeksizin davacı tarafın maddi tazminat talebinin hüküm altına alınmasının hatalı olduğu, yine Dairenin kaldırma/gönderme kararından sonra İlk Derece Mahkemesince önceki hesap bilirkişisinden 15.02.2023 tarihli ek raporun alındığı, bilirkişi tarafından işbu ek raporun 1. alternatif hesaplamasında, işverenin, olayda % 90 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği ve asgari ücrette meydana gelen değişikliklerin dikkate alınmadığının belirtildiği, ancak TRH 2010 yaşam tablosu dikkate alınarak bakiye ömrün hesaplandığı, Dairenin kaldırma kararından önce, İlk Derece Mahkemesince hesap bilirkişisinden alınan kök ve ek raporlarda PMF yaşam tablosuna göre bakiye ömür belirlenerek hesaplama yapıldığı, davacı tarafın, hesap bilirkişi tarafından düzenlenen kök ve ek raporlara bu yönden ayrıca ve açıkça bir itirazının bulunmadığı, bu durum karşısında PMF yaşam tablosuna göre bakiye ömrün hesaplanması yönünden davalı taraf lehine usuli kazanılmış hakkın oluştuğu anlaşıldığından 15.02.2023 tarihli ek raporun 1. alternatif hesaplamasının hükme esas alınamayacağı kanaatine varıldığı, davacı tarafın talep ettiği maddi tazminat miktarının belirlenmesi açısından, İlk Derece Mahkemesince verilen ilk kararda hükme esas alınan ve hesap bilirkişisi tarafından düzenlenen 17.02.2020 tarihli ek rapordaki hesaplama verilerinin dikkate alınması gerektiği, ancak işbu ek raporda davalı işverenin kusur oranı % 65 olarak kabul edilip hesaplamalar da bu kusur oranına göre yapılmış ise de, davacı tarafın bu husustaki bilirkişi raporuna ve kusur oranına süresinde itiraz ettiği gibi davacı tarafın kusur oranına yönelik itirazını istinaf aşamasında da devam ettirdiği, Dairece yapılan istinaf yolu incelemesi neticesinde kusur oranına yönelik istinaf itirazları yerinde görülerek İlk Derece Mahkemesi kararının bu açıdan kaldırılmasına karar verildiği, yukarıda açıklandığı üzere Dairece, davaya konu iş kazasının meydana gelmesinde davalı işverenin %90 oranında, davacı işçinin ise %10 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği, bu nedenle 17.02.2020 tarihli ek rapordaki hesaplama verileri dikkate alınarak sadece işverenin kusur oranı % 90 olarak değiştirilerek davacının maddi zararının hesaplanması gerektiği, bu durumda davacının 223.200,60 TL maddi tazminat alacağının bulunduğunun tespit edildiği, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın oluş şekli, maluliyet oranı ve olay tarihi dikkate alındığında davacı için takdir edilen manevi tazminat miktarının dosya kapsamına uygun olmadığı ve düşük miktar olarak hüküm altına alındığı, bu itibarla davacı lehine 80.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinin dosya kapsamına uygun olacağı kanaatine varıldığı, davacının, son aylık ücretinin 1.250,00 TL, olduğu, davalının ise davacının ücretinin kayıtlardaki ücret olduğunu iddia ettiği, davacıya ait bordrolarda davacının ücretinin aylık net 1.000,00 TL olarak gösterildiği, dinlenen davacı tanıklarının davacının ücret ve elden ödeme iddiasını doğruladığı, ayrıca ön inceleme duruşmasında davalı vekilinin davacının aldığı ücret konusunda ihtilaf bulunmadığını beyan ettiği, yapılan emsal ücret araştırmasının da davacının ücret iddiasını doğruladığı, bu itibarla davacının yaptığı iş, kıdemi ve dosya kapsamı dikkate alındığında ücret tespitinin yerinde olduğu, asıl davada davalı ... şirketine dava ihbar edilmiş olmakla, davalı ... şirketi bakımından ihbar tarihinden itibaren ve alacağın türü dikkate alındığında yasal faiz işletilmesinin dosya kapsamına uygun olduğu, dosya kapsamında bulunan sigorta poliçesi maddi ve manevi tazminat klozlarındaki miktarlar dikkate alındığında sigorta limiti aşılarak hüküm kurulmadığının anlaşıldığı, kaza ve dava ıslah tarihleri dikkate alındığında dava konusu alacakların zamanaşımına uğramadığının anlaşıldığı gerekçesiyle;
I-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulüne, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına,
II-Asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü-kısmen reddi ile;
1-223.200,60 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 29.05.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan (davalı ... Anonim Şirketi poliçe limiti ile sınırlı sorumlu tutulmak ve bu davalı bakımından 13.10.2017 tarihinden itibaren faiz işletilmek suretiyle) müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
2-80.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 29.05.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan (davalı ... Anonim Şirketi poliçe limiti ile sınırlı sorumlu tutulmak ve bu davalı bakımından 13.10.2017 tarihinden itibaren faiz işletilmek suretiyle) müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişin talebin reddine, karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle;
a. Davacı müvekkilinin maddi tazminat alacağının hesaplanmasında ölçüt alınan asgari ücretin kamu düzeninden olduğunu, davalılar lehine maddi tazminat hesaplaması açısından usuli müktesep hak oluşturmayacağını,
b. Hükmedilen 893.060,74.- TL. maddi tazminatın 223.200,60.-TL. indirilmek suretiyle olması gereken maddi tazminatın dörtte birine karşılık gelecek düzeyde çok daha düşük tutarda maddi tazminata hükmedilmesinin hukuken hatalı olduğunu belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı ... Şirketi vekili katılma yolu ile temyiz dilekçesinde özetle;
a. Davacı tarafından müvekkili şirket aleyhine Gebze 3. İş Mahkemesi'nin 2019/97 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını ve işbu davanın huzurdaki dava ile birleştirildiğini, hukuki dinlenilme hakkının çiğnendiğini,
b. Söz konusu kazanın müvekkili şirket açısından iş kazası olmayıp söz konusu uyuşmazlığı çözümle yetkili mahkemelerin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, dava şartı olan görevsizlik iddiasının davanın her aşamasında ileri sürülebileceğinden söz konusu davanın müvekkili şirket açısından görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesini talep ettiklerini,
c.Müvekkili Sigorta Şirketi nezdinde düzenlenmiş P-.....-6 numaralı 02.10.2013-02.10.2014 vade tarihli İşveren Sorumluluk Sigorta Poliçesinin, sigorta ettirenin prim ödeme borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle iptal edildiğini, ayrıca, vadelerinde ödenmemesi sebebiyle mütemerrit sigortalının işveren poliçesi teminatının durduğunu, söz konusu işveren poliçesinin genel şartlarını düzenleyen İşveren Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın "Sigorta Priminin Ödenmesi, Sigortacının Sorumluluğunun Başlaması ve Sigorta Ettirenin Temerrüdü" başlıklı 7. maddesine göre kaza tarihinde poliçe teminatı durmuş olduğundan gerçekleşen riziko sonucunda kazazede poliçe himayesinden yararlanamayacağını, dosyaya sunulan iptal zeyilinden vadelerin ödenmediği ve bu sebeple poliçenin iptal edildiğinin açıkça görüldüğünü, anılan sebeplerle huzurdaki davanın müvekkili şirket açısından reddi gerekirken hukuka aykırı olarak hüküm kurulduğunu,
d.-Kazazedenin maluliyetinin tespit edilmesi amacı ile birçok kez sağlık raporu alındığını, fakat bu sağlık raporları arasında hep bir şekilde çelişkili durum süregeldiğini, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu'nun 11.12.2015 tarihli raporundan %18, Kocaeli Sosyal Güvenlik Merkezi İl Müdürlüğü Gebze Sosyal Güvenlik Merkezi'nin 29.04.2015 tarihli raporunda %23, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Kurulu'nun 03/10/2016 tarihli raporunda %9, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Genel Kurulu nun 04.05.2017 tarih ve 685 Karar sayılı mütalaasında ise; %23 olarak tespit edildiğini ve hükme bu maluliyet raporunun esas alındığını, farklı yıllarda ve farklı oranlarda bu denli değişken bir maluliyet oranı olmasına rağmen hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda mevcut maluliyet raporları arasında en fazla maluliyet oranı bulunan raporun dayanak alındığını, yapılması gereken işin Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulundan rapor alınması iken yine hiçbir itiraz gözetilmeden hüküm verildiğini,
e.Dosyada bulunan maaş bordrolarından müteveffanın aylık gelirinin net olarak anlaşıldığını, fakat tazminat hesaplamasında emsal ücretin esas alındığını, hesaplamaya konu bu ücretin ise asgari ücretin yaklaşık 1,85 katına denk geldiğini, bu işle görevli bir işçinin dönemin şartlarında asgari ücretin 1,85 katı maaş almasının hayatın olağan akışına apaçık aykırı olduğunu, yanlış olduğu su götürmez olan bu ücrete dayanılarak yapılan bir tazminat hesabını kabul etmediklerini, hatalı ücret üzerinden gerçeklikten çok uzak bir tazminat hesaplandığını,
f.Manevi tazminat olarak hükmedilecek miktarın adalete uygun olması gerektiğini, manevi tazminatın ne bir ceza ne de gerçek manada bir tazminat olduğunu, bu sebeple manevi tazminatın gayesinin zarar görende bir huzur hissi oluşturulmasına ve tatmin duygusunu tevlit etmeye yönelik olduğunun hiçbir zaman göz ardı edilmemesi gerektiğini, anılan gerekçelerle davacı lehine hükmolunan manevi tazminat miktarına itiraz ettiklerini,
g.Hiçbir şekilde müvekkili Sigorta Şirketinin işbu dava nedeni ile tazminat ödeme borcu altında olduğunu kabul anlamına gelmemek üzere, sigorta şirketlerinin poliçeden kaynaklanan sorumluluklarında temerrüt tarihinden itibaren sorumluluğun tespiti gerektiğini, ayrıca faiz sorumluluğu doğacak ise hükmedilecek faizin ancak yasal faiz olabileceğini, nitekim Sigortacının temerrüde düşmesi ve dolayısıyla faizden sorumlu tutulabilmesi için, kendisine usulüne uygun ihtarda bulunulmuş olması gerektiğini, ancak davacı tarafça bu şartın yerine getirilmediğinden müvekkili şirket aleyhine faize hükmedilmesinin mümkün olmadığını, bir an için müvekkili şirketin faizle sorumlu tutulacağı düşünülse dahi faiz başlangıç tarihinin müvekkili şirkete karşı davanın açıldığı tarih olması gerektiğini, İlk Derece Mahkemesince tesis edilen hükümde kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verildiğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1.Manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
a.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanunun 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
b.6100 sayılı HMK'nın 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır.
c.Dosya içeriğine göre, temyiz edilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında bulunduğu anlaşılmakla temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.
2.Maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, temyiz kapsam ve nedenlerine göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Manevi tazminata yönelik temyiz dilekçelerinin miktardan REDDİNE,
2.Davacı ve davalı ... A.Ş. vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının ilgililere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ...'nun oyları ve oyçokluğuyla,
20.05.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
I. Temel Uyuşmazlık:
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “ilk derece mahkemesinin hüküm altına aldığı maddi tazminata esas unsurlarını davacının katılma yolu ile istinaf etmesi, tazminata esas unsurlara itiraz edilmemesi nedeni ile bu durumun usulü kazanılmış hak edip etmeyeceği, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır.
II. Karşı oy gerekçesi:
2. Belirtmek gerekir ki Sayın ÖZEKES’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(PEKCANITEZ, .../ ATALAY, .../ÖZEKES, ..., Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013. s: 2190).”
3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir Kurum olmadığı gibi Mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir.
4. Keza 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava (veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.
5. Diğer taraftan Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira;
6. Maddi tazminat hesapları yapılırken, işlemiş devrenin en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur.
7. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz.
8. Belirtmek gerekir ki bozma kararından sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf temyizden önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar temyiz nedenleri reddedilerek kesinleşmiş olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir. Kaldı ki bilinen dönem dönem kural olarak kaza ile hükme esas alınan rapor tarihi arasındaki süreyi kapsamalı ve karar tarihine yakın tarihte rapor alınmalıdır.
III. Sonuç:
9. Tazminatın asgari ücrete ilişkin işlemiş devrenin de ileri çekilmemesi yönündeki gerekçeye katılınmamıştır. Zira BAM gönderme kararı sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın (gerçek zararın) karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerekir. Bu hususlar usulü kazanılmış hak oluşturmadığından ortadan kaldırılan kararı davacının istinaf etmediği gerekçesi ile davalı yararına usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş devrenin ileri çekilmemesi gerekçesi varsayıma dayalı olup, tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerektiği yönündeki içtihadına aykırıdır. Bu nedenle ilk derecenin işlemiş devreyi ileri çekmesi isabetli olup, Bölge Adliye Mahkemesinin kararı kaldırıp, usulü müktesep hak olduğu gerekçesi ile davacının talebini kısmen kabul etmesi isabetsizdir. Davacı tarafın temyizi yerindedir. Bozulması gerekir. Çoğunluğun onama görüşüne katılınmamıştır.