Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2023/5431 K.2025/3719
1. Hukuk Dairesi 2023/5431 E. , 2025/3719 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/492 E., 2023/295 K.
Mahkemesince bozmaya uyularak verilen davacı vekili (duruşma istekli) ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartları ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 16.09.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davacı vekili Avukat .. ... ... ile temyiz edilen davalı ... vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz eden davalı ... vekili gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; mirasbırakan ...’nın yaşlı ve akli dengesinin yerinde olmadığını, 57 parsel sayılı taşınmazın mirasbırakandan alınan vekaletname ile 24.09.2007 tarihinde dava dışı torunu vekil ...tarafından mal kaçırmak amacıyla muvazaalı şekilde davalı annesi ....’a, ondan da 30.11.2007 tarihinde diğer davalı ...’e satış suretiyle devredildiğini, ... ...’ın kimseye haber vermeden işlemi yaptığını, davalı ...’ın taşınmazı alacak ekonomik gücü olmadığını, babasının taşınmazı kendisine vereceğini her zaman söylediğini, .....’ın kurnazlığı nedeniyle bunun gerçekleşmediğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tescilini, mümkün olmadığı takdirde miras payı karşılığının ödenmesini istemiş, yine mirasbırakana ait 6 dönümlük bir arsanın 2003 yılında satılarak satış bedelinin davalı ...’nın borçlarının ödenmesinde kullanıldığını ileri sürerek miras payı karşılığının davalıdan tahsilini istemiştir, Mahkemenin davaya konu ettiği taşınmazın bilgilerini bildirmesi için süre vermesi üzerine ... Mahallesi 1 67... ve 3, 1 68... , 4 ve 5, 1 69... ve 3, 1 70... ve 4 parsel sayılı taşınmazları bildirmiş, aşamada 2 72... parsel sayılı taşınmazdaki bir kısım bağımsız bölümleri tenkis hesabına katılması gerektiğini belirtmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... davaya cevap vermemiş; diğer davalı ..., taşınmazı emlakçı vasıtasıyla bedelini ödeyerek satın aldığını, iyiniyetli olduğunu, taşınmazı aldığı günden itibaren kendisinin kullandığını, diğer davalılarla bir bağı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 14.06.2016 tarihli ve 2011/466 Esas, 2016/317 Karar sayılı kararı ile; 57 parsel sayılı taşınmaz bakımından davalı ...’in iyiniyetli üçüncü kişi olduğu gerekçesiyle anılan davalı bakımından davanın reddine, diğer davalı bakımından tenkis isteğinin kabulüne, 6 dönümlük taşınmaz bakımından iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Mahkemenin 14.06.2016 tarihli kararının davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairenin 05.06.2018 tarihli ve 2016/12799 Esas, 2018/11037 Karar sayılı kararı ile; ehliyetsizlik iddiası yönünden kapsamında bir araştırma yapılmadığı ve Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmadığı, hukuki ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek önemine binaen öncelikle incelenmesi, gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, varsa mirasbırakana ait doktor raporları, reçeteler, hasta müşahade kağıtları vs. temin edilerek vekaletname ve temlik tarihinde mirasbırakanın ehliyetli olup olmadığı yönünde 2659 sayılı Kanun’un 7. ve 16. maddeleri gereğince Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınması, tarafların tüm delilleri toplanarak soruşturmanın eksiksiz tamamlanması ve ondan sonra hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulu tarafından vekaletname ve temlik tarihinde mirasbırakanın ehliyetli olduğunun tespit edildiği, 57 parsel sayılı taşınmazla ilgili olarak tarafların murisi ...’in torunu ... 29.09.2006 tarihinde vekil tayin ettiği, ...’ın taşınmazı annesi ...’a 24.09.2007 tarihinde sattığı, davalı ...’ın da taşınmazı 30.11.2007 tarihinde davalı ...'e temlik ettiği, emlakçı çalışanı ...’ın taşınmazın 200.000,00 TL bedelle satılıp paranın davalı ...’a verildiği yönünde beyanda bulunduğu, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 19.03.2007 tarihli 2007/1358 Esas, 2007/2742 Karar sayılı ilamı dikkate alındığında davacı tarafın davalı ... yönünden muvazaa iddialarını kanıtlayamadığı, davalı ...’in iyiniyetli olarak taşınmazı satın aldığı ve TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanacağı, davacının ... köyündeki 6 dönümlük taşınmaz yönünden iddialarını ispat edemediği, davacının terditli talebi olan tenkis istemine ilişkin olarak 57 parsel sayı taşınmaz yönünden, davalı ...'ın bu parsele ilişkin tasarruflarının davacı ...'nin mirastaki saklı payını ihlal kastı ile hareket ettiği gerekçesiyle 57 parsel sayılı taşınmaz yönünden tapu iptal ve tescil talebinin reddine, davalı ...’dan bedel isteminin reddine, davalı ... yönünden tenkis isteminin kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde 57 parsel sayılı taşınmaz için tapu iptal ve tescil, olmazsa bedel, üçüncü kişilere satılıp bedeli davalı ...’a verilen yerler için de tenkis talebinde bulunulduğunu, Mahkemenin hatalı şekilde davayı sadece tenkis olarak nitelendirdiğini, Mahkemenin ehliyetsizlik dışında bir inceleme yapmadığını, ölen tanıkların yerine yenilerinin bildirilmesine izin verilip dinlenilmesi gerektiğini, davalı ...’in iyiniyetli olmadığını, davalı ...’ın ondan zaman zaman araç aldığını, bedelin çok düşük olduğunu, tenkis hesabının sorunlu olduğunu, müvekkilinin babasının 57 parsel sayılı taşınmazı müvekkiline vermek için işlemlere başladığını ancak davalı ...’ın kurnazlık yaparak oğlu aracılığıyla taşınmazı kendisine devrettirdiğini ve kısa bir süre sonra arkadaşına sattığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının ehliyetsizlik nedeniyle açtığı davanın reddi gerektiğini, davacının 57 parsel sayılı taşınmaz yönünden tenkis değil bedel isteminde bulunduğunu, Yargıtay’ın da bozma ilamında bu şekilde belirttiğini, tenkise karar verilmesinin hatalı olduğunu, tenkis şartlarının oluşmadığını, tanıkların işlemin muvazaalı olmadığını, para alışverişi olduğunu beyan ettiklerini, davacının annesinin ve babasının yanında olmadığını, müvekkilinin ilgilendiğini, bedelin murise nakden ödendiğini, müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali - tescil, olmazsa bedel ve tenkis istemlerine ilişkindir.
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı HMK'nin geçici 3/2 hükmünün yollamasıyla uygulanması gereken 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
TMK’nın 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmünü, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190/1 hükmü ise “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” hükmünü düzenlemiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; usuli kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir.
Anlam itibariyle usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki; gerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) gerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 15.03.2023 tarihli, 2021/2-668 E., 2023/191 K.).
Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Aynı şekilde mahkemece verilen ilk hükmün temyiz edilmemesi hâlinde, hükmü temyiz etmeyen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla artık bu tarafın kararı temyizinde hukuki yararı bulunmamaktadır. Zira hukuki yarar dava şartı olduğu kadar temyiz istemi için de aranan bir şarttır. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş kısımlar lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Diğer yandan, bir mahkeme kararını temyiz etmeyen taraf hakkında “kararı bu haliyle benimsemiş olduğu” sonucuna ulaşılır. Kararın temyiz edilmeyerek şekli anlamda kesin hükme dönüşmesi karar lehine olan için usuli müktesep hak oluştururken, karar aleyhine olan kimse için de bir katlanma yükümlülüğü meydana getirir (Hukuk Genel Kurulunun 15.03.2023 tarihli, 2021/2-668 E., 2023/191 K.).
Somut olayda; davacı, dava dilekçesinde murisin mal kaçırma kastı ile hareket ettiği yönünde bir beyanda bulunmadığı gibi tüm dosya kapsamından da murisin mal kaçırma kastı ve saklı payı zedeleme amacı ile hareket ettiğinin TMK’nın 6. ve HMK’nın 190. maddeleri uyarınca usulünce ispat edilemediği gözetilerek Mahkeme kanaatinin aksine davacının muris muvazaasına ve tenkise dayalı tüm taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmektedir. Ne var ki, Mahkemenin 14.06.2016 tarihli kararında davalı ... aleyhine tenkise hükmedilmiş olmasına rağmen kararın sadece davacı vekili tarafından temyiz edildiği hususu dikkate alındığında tenkis hükmü yönünden davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu görülmüştür.
Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
03.10.2024 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden-edilen davacı vekili için 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz eden davalı ...’dan alınmasına,
03.10.2024 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz edilen davalı ... vekili için 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz eden davacıdan alınmasına,
Aşağıda yazılı 2.679,87 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalı ...’dan alınmasına,
Temyiz eden davacı vekilinin adli yardım talebi İlk Derece Mahkemesince kabul edilmiş olup harç yatırılmadığından, 886,80 TL temyiz başvuru harcı ile 615,40 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,
Dosyanın Samsun 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
16.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.