Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2025/1154 K.2025/3392

🏛️ 1. Hukuk Dairesi 📁 E. 2025/1154 📋 K. 2025/3392 📅 30.06.2025

1. Hukuk Dairesi         2025/1154 E.  ,  2025/3392 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/247 E., 2024/251 K.
Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; davalı ...'ün, dava dışı ağabeyi ...'in hesabına 120.000,00 TL yatırdığını bildirmesi üzerine satış bedellerinin ödendiği inancıyla diğer davalı ...'ı vekil tayin ederek 358 ve 2008 ada 12 parsel sayılı taşınmazların tamamı ile 2008 ada 14 parselin 1/2 payını davalı ...'ya devrettiğini, tapuların biran önce devredilmesi gerektiğini, davalıya ait taşınmazların 2006 yılının yaz aylarında kendisi adına vekaleten alındığını, inandırıcı olması için tapular devredilinceye kadar senet verdiğini, bilahare dava dışı ...'in Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/217 Esas sayılı dosyası ile açtığı alacak davasında satış bedelini geri aldığını, 2009/217 Esas sayılı davada paranın dava konusu üç taşınmaz için gönderildiği beyanın dikkate alınmadığını, kesinleşen o dava nedeniyle tapuların iadesinin gerektiğini, davalının hile ile taşınmazları adına tescil ettirdiğini ileri sürerek taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde bedel ve manevi tazminata hükmedilmesini istemiş, yargılama sırasında 15.06.2015 tarihli dilekçesi ile davalı ... yönünden davasından feragat etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ...; davacının vekili olarak talimatına istinaden çekişme konusu taşınmazları temlik ettiğini, alıcı olan diğer davalıyı tanımadığını, davacının telefon talimatı üzerine işlemi yaptığını, bedel alınmadan işlemin yapıldığını, davacının dava dilekçesindeki beyanlarına katıldığını belirterek davanın husumetten reddini savunmuştur.
Davalı ...; süresinde davaya cevap vermemiş, aşamada, davacı ile uzun süredir tanıştıklarını, davacının Antalya bölgesinde taşınmaz aldığını ve yüksek karla sattığını, üçüncü kişilerin paraları ile taşınmaz aldığını ve sonrasında onlara devrettiğini, yatırım maksadıyla ve davacının kendilerinde oluşturduğu güven sebebiyle davacıya 17.10.2006 tarihinde satış bedeli olan 22.000,00 TL'yi gönderdiğini, bu bedelin tapu masraflarını ve bedeli kapsadığını, dava konusu taşınmazların adına tescil edildiğini, davacının bedelin düşük gösterildiği iddiasına dayanamayacağını, davacının dava dışı ... tarafından gönderilen 120.000,00 TL'nin dava konusu taşınmazların satış bedeli olduğuna ilişkin iddiasının doğru olmadığını, 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacıya manevi bir zarar verilmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin, 26.01.2016 tarihli ve 2015/136 Esas, 2016/41 Karar sayılı kararı ile; muvazaa iddiasının yazılı belge ile kanıtlanması gerektiği, davacının davalı ... yönünden iddiasını kanıtlayamadığı, diğer davalı ... yönünden ise davadan feragat ettiği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Mahkemenin 26.01.2016 tarihli kararının davacı ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairenin 01.02.2018 tarihli ve 2017/5270 Esas, 2018/688 Karar sayılı kararı ile; iddianın içeriğinden ve ileriye sürülüş biçiminden davada hile hukuksal nedenine dayanıldığı, Mahkemece hak düşürücü süre üzerinde durulmadığı gibi hile iddiasının kanıtlanması bakımından davacının bildirdiği tanıkların dinlenilmediği, delillerin toplanılmadığı, öncelikle davanın TBK'nın 39. maddesinde düzenlenen süre içerisinde açılıp açılmadığının açıklığa kavuşturulması, süresinde açıldığı saptanırsa işin esasına girilip taraf delilleri toplandıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken değinilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ile karar verildiği gerekçesiyle Mahkeme kararı bozulmuş, bozma gerekçesine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığı belirtilmiştir
Mahkemenin 17.09.2019 tarihli ve 2018/102 Esas, 2019/216 Karar sayılı kararıyla; davacının hile olgusunu Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/217 Esas sayılı dosyasının yargılaması sırasında öğrendiği ve anılan dosyanın kesinleşmesinden 3 yıl sonra eldeki davayı açtığı, davanın ... yönünden hak düşürücü süre nedeniyle, diğer davalı ... yönünden ise feragat nedeniyle reddi gerektiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemenin 17.09.2019 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairenin 14.03.2022 tarihli ve 2022/1575 Esas, 2022/2082 Karar sayılı kararı ile; davacının dava konusu 3 parça taşınmazı 07.02.2007 tarihinde davalı ...’e satış suretiyle temlik ettiği, davalı tarafından davacıya 17.10.2006 tarihinde 22.000,00 TL açıklamasız havale yapıldığı, 20.10.2006 tarihinde de davacının ağabeyi ... tarafından 120.000,00 TL tutarlı ikinci havalenin yapıldığı, akabinde ... tarafından davacıya karşı Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/217 Esas sayılı dosyasında 10.06.2009 tarihinde açılan alacak davasında, davacıya 120.000,00 TL’yi kendisine taşınmaz alması için gönderdiğini ancak davacının edimini yerine getirmediğini ileri sürerek 120.000,00 TL bedelin davacıdan tahsilini talep ettiği, Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesince 24.05.2011 tarihinde davanın kabulüne karar verildiği ve kararın derecattan geçerek 02.07.2012 tarihinde onanarak kesinleştiği, davacının 05.06.2012 tarihinde davalı ...’den şikayetçi olduğu, şikayet dilekçesinde davalının yukarıda bahsi geçen alacak davasında yalan tanıklık yaparak eldeki davaya konu taşınmazların satış bedeli olarak gönderilen 120.000,00 TL’nin ...’na iadesini sağladığını, Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararın henüz kesinleşmediğini ve şikayeti sonucu yürütülecek soruşturmanın alacak davasını etkileyeceğini belirttiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 08.06.2012 tarihinde takipsizlik kararı verildiği, davacının itirazı üzerine Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012-2641 D. İş sayılı kararı ile davacının itirazının reddine karar verildiği, davacının kanun yarına bozma yoluna başvurduğu ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 08.01.2014 tarihli kararı ile davacının başvurusu kabul edilerek itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012-2641 D. İş sayılı kararının kanun yararına bozulmasına karar verildiği, bunun üzerine takipsizlik kararının kaldırıldığı ve davalının 18.11.2014 tarihinde alınan ifadesinde suçlamayı kabul etmediğini ve davacıya 3 parça taşınmaz için 22.000,00 TL gönderdiğini, 120.000,00 TL’nin ise ... için taşınmaz alınması amacıyla gönderildiğini belirttiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 08.07.2015 tarihinde takipsizlik kararı verildiği, eldeki davanın ise 19.01.2015 tarihinde açıldığı, davacı tarafın sözleşme ile bağlı olmadığını 05.06.2012 tarihi itibariyle bildirdiği anlaşılmakta olup TBK’nın 28 ve 39. maddelerine yanlış anlam yüklenerek sözleşmeden dönme olgusunun “dava açma” olarak kabul edilmesi ve hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesi ile davanın davalı ... yönünden reddine karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı, davalı ile 3 adet taşınmazın satışına ilişkin davalı tarafından 17.10.2006 tarihinde 22.000,00 TL, 20.10.2006 tarihinde 120.000,00 TL tutarlı iki adet havale yapıldığını, 120.000,00 TL bedelli havalenin davalının talimatı ile abisi tarafından gönderildiğini iddia ettiği, dosya davalısının tanık olarak dinlenildiği Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/217 Esas sayılı dosyasının 22.09.2010 tarihli celsesinde "abisinin davalıya (dosyamız davacısına) 120 milyar para gönderdiğini ancak davalının maddi yönden zor duruma düştüğü için arsa alamadığını, parayı da iade etmediğini, davacıya beklemesini, maddi durumdan kurtulunca parayı ödeyebileceğini söylediğini ancak sonradan malın hacizli olduğunu öne sürerek ödeme yapmadığını, halen de ödeme yapmadığını" beyan ettiği, davacı tanığı olarak dinlenilen ...'ın aynı zamanda eldeki dava davalısı olduğu, tanık beyanları nazara alındığında davacı tanıklarından ...'ın davalı ...'in eşi olduğu ve dava konusu satış olayında davalı ...'nın vekalet verdiği kişi olduğu, tanıkların davacının iddiasında bahsettiği hileye ilişkin bir beyanlarının olmadığı, dava konusu taşınmazların resmi devir senetlerinde yazan tutarın davalı tarafından davacıya ödendiği, taşınmazların bedeli hususunda daha fazla bir miktara anlaşıldığı hususunun davacı tarafça yazılı delil ile ispata muhtaç olduğu, bu hususun takdiri delil olan tanık beyanı ile ispat edilemeyeceği, tapuda daha düşük bedel göstererek devir yapan davacının ya da vekilinin daha sonradan anlaşılan bedelin daha fazla olduğunu beyan etmesi ve hile olgusuna dayanmasının kişinin kendi muvazaasına dayanamayacağı kuralına aykırı olduğu, taşınmazın satış değeri ile dosyada mevcut bilirkişi raporlarında dava konusu taşınmazların satış tarihindeki değerleri arasındaki farkın tek başına hileye delalet edemeyeceği, davacının üzerine düşen ispat külfetini yerine getiremediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dinlenilen tanık beyanları ile müvekkilinin davalı tarafça yanılgıya düşürüldüğünün ve buna bağlı olarak da maddi zarara uğratıldığının açık olduğunu, delillerin eksik değerlendirildiğini, tanık beyanlarının yanlış yorumlandığını, müvekkilinin ciddi bir hak kaybına uğradığını, bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmemesi gerektiğini, usuli kazanılmış hak oluştuğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; hile hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı HMK'nın geçici 3/2. hükmünün yollamasıyla uygulanması gereken 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup özellikle hakimin reddi şartlarının gerçekleşmediği, Dairenin 01.02.2018 ve 14.03.2022 tarihli bozma kararlarında davacı lehine işin esasına yönelik herhangi bir usuli kazanılmış hak oluşmadığı anlaşılmakla davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın Serik 3. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
30.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.