Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2024/2673 K.2025/3226
1. Hukuk Dairesi 2024/2673 E. , 2025/3226 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davacılar vekili ve tereke temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar; mirasbırakan babaları ...’ın maliki olduğu 6137 ada 9 parsel sayılı taşınmazını 20.08.2003 tarihinde ikinci eşi olan davalıya satış suretiyle devrettiğini, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapıldığını, ayrıca murisin temlik tarihinde fiil ehliyetini haiz olmadığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile tüm mirasçılar adına tesciline, olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemişler; aşamada davacılardan mirasçı ..., muris ...’ın terekesine temsilci olarak atanmış ve davacılar adına davayı takip eden Avukat ... (...)'ye tereke temsilcisi sıfatıyla vekaletname vererek davayı takip etmiştir.
II. CEVAP
Davalı; bedelini ödemek suretiyle taşınmazı satın aldığını, satış bedelini de kredi kullanarak temin ettiğini, taşınmazı satın aldıktan sonra üzerindeki binayı yeniden inşaa ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Balıkesir 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.11.2011 tarihli ve 2008/110 Esas, 2011/396 Karar sayılı kararıyla; temliki işlemin muvazaalı olmadığı, gerçek satış yapıldığı, tenkis koşullarının da gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 17.10.2012 tarihli ve 2012/7740 Esas, 2012/11417 Karar sayılı kararıyla; “Dava dilekçesinde açıkça, çekişmeye konu temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu ileri sürülerek tapu iptal-tescil, olmadığı taktirde tenkis istenmekle birlikte ehliyetsizlik hukuksal nedenine de dayanıldığı açıktır. Mahkemece, muvazaa iddiası yönünden inceleme, araştırma ve değerlendirme yapılarak sonuca gidilmiştir. Oysa yargılama sırasında dinlenen davacı tanıkları mirasbırakan ...'ın yurt dışında işçi olarak çalışıyorken, Türkiye'ye ağır hasta döndüğünü, gerek yurtdışında gerekse Türkiye'ye döndüğünde huzurevinde kaldığını, en son iki ayını hastanede geçirdiğini ve öldüğünü ifade etmişlerdir. O halde, gerek dava dilekçesinde değinilen gerekse tanık ifadelerinde bahsedilen olgular karşısında sorunun sağlıklı bir biçimde çözümlenebilmesi için kamu düzeni ile ilgili ehliyetsizlik iddiasının öncelikle araştırılması, temlik sırasında mirasbırakanın hukuki ehliyete sahip olup olmadığının açıklığa kavuşturulması zorunludur.Ne var ki; ileri sürülen ehliyetsizlik iddiası yönünden Mahkemece yeterli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Somut olayda; yukarıda değinilen ilke ve düzenlemeler kapsamında bir araştırma yapılmamış ve Adil Tıp Kurumundan rapor alınmamıştır. Hâl böyle olunca; öncelikle davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması ya da miras şirketine Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın görülebilirlik koşulunun yerine getirilmesi, ondan sonra hukuki ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olduğu, ehliyetsizliğin saptanması halinde öteki nedenlerin incelenmesi gereğinin ortadan kalkacağı gözetilerek ehliyetsizlik iddiasının öncelikle incelenmesi, tarafların bu yönde bildirecekleri tüm delillerin toplanması, varsa miras bırakana ait sağlık kurulu raporları, hasta müşahade kayıtları, reçeteler vs. istenmesi, tüm dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi, akit tarihinde miras bırakanın ehliyetli olup-olmadığı yönünde rapor alınması, miras bırakanın ehliyetli olduğunun saptanması halinde muris muvazaası yönünden değerlendirme yapılması gerekirken, taraf teşkili sağlanmadan ve ehliyetsizlik iddiası üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; murisin dava konusu taşınmazın intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini davalıya satış suretiyle devrettiği, Adli Tıp Kurumu raporu ile murisin temlik tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun saptandığı, davacı tanıklarının muris tarafından davalıya yapılan temlike ilişkin görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığı, davalı tanıklarının ise dava konusu taşınmazın bedel karşılığında devredildiğini beyan ettikleri, muvazaa iddiasının ispatlanamadığı, dava konusu taşınmazın ivazlı olarak devredildiğinden tenkis talebinin de şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve tereke temsilcisi temyiz isteminde bulunmuştur.
1. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; murisin uzun yıllar Almanya’da çalıştığını, anneleri ...’den boşandıktan sonra 1990 yılında davalı ile evlendiğini, murisin dava konusu taşınmazı davacılardan mal kaçırma amacıyla davalıya devrettiğini, dava konusu taşınmazın murisin tek taşınmazı olduğunu, davalının taşınmazı üzerine aldıktan sonra 2005 yılında Almanya’da muris aleyhine boşanma davası açtığını ve 2005 yılında boşandıklarını, davalının kötü niyetli olduğunu, murisin ağır hasta olduğunu ve Türkiye’ye döndüğünü ve bakıma muhtaç bir şekilde huzurevinde öldüğünü, davalının yurt dışında aldığı boşanma kararını Türkiye’de tanıtmadığı, bu nedenle murisin mirasçısı gözüktüğü, bu durumun daha sonra düzeltildiğini ve davalının mirasçı olmadığı yeni veraset belgesinin alındığını, murisin Almanya’dan emekli olup taşınmazı satmaya ihtiyacı olmadığını, taşınmazın satış tarihindeki keşfen belirlenen değeri ile akitteki değeri arasında fahiş fark bulunduğunu, murisin taşınmazı satmasını gerektirir bir neden olmadığını, davalı tanık beyanlarına itibar edilmesinin hatalı olduğunu, temlik tarihinde davalının çalışmadığı ve ekonomik gelirinin bulunmadığını, murisin akdin yapıldığı tarihte felç hastalığına tutulduğunu, uzun süre Almanya’da tedavi gördüğünü, dolayısıyla sağlıklı düşünemediğini, temlikin murisin ilk eşinden olan davacı çocuklarından mal kaçırma amacıyla yapıldığının açık olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Tereke temsilcisi temyiz dilekçesinde; Adli Tıp Kurumu raporunun hatalı olduğunu, rapordan geç haberdar olduğu için süresinde itiraz edemediğini, murisin 2002 yılında beyin felci geçirdiğini, ancak Almanca olan raporun Türkçe’ye tercümesi sırasında hata ile bu tarihin 2000 olarak yazıldığını, Adli Tıp raporunda bu durumun analiz edilmediğini, murisin engelli ve bakıma muhtaç olduğunu, bu derece bakıma muhtaç birinin tek mal varlığı taşınmazını eşine satmasını gerektirir bir nedenin bulunmadığını, davalının taşınmazın devrini aldıktan sonra murisi tek başına bıraktığını ve murise bakmadığını, davalının satış bedelini ödediğini ispat edemediğini, murisin hesabına giren herhangi bir bedel bulunmadığını, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; muris ...’ın 23.02.2008 tarihinde öldüğü, geride ilk eşi ...’den olma davacı çocukları ..., ... ve ... ile yine ilk eşinden olma dava dışı kızı ... ve 2006 yılında boşandığı ikinci eşi ...’den olma dava dışı oğlu ...’ın mirasçı olarak kaldığı, aşamada murisin terekesine davacı kızı ...’ın tereke temsilcisi olarak atandığı, murisin maliki olduğu 6137 ada 9 parsel sayılı taşınmazının intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini 20.08.2003 tarihinde ikinci eşi olan davalı ...’e satış suretiyle devrettiği, 29.11.2023 tarihli Adli Tıp raporu ile muris ...’ın işlem tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun belirlendiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan alınan rapor neticesinde miras bırakanın akit tarihinde ehliyetli olduğu belirlenerek ehliyetsizlik iddiası yönünden yazılı olduğu üzere karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacılar ve tereke temsilcisinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davacılar vekili ve tereke temsilcisinin öteki temyiz itirazlarına gelince;
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 0l.04.1974 tarihli 1/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706., Borçlar Kanunu'nun 213. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; dosya içeriği ve toplanan delillerden 1941 doğumlu mirasbırakanın ilk eşi ...’den 1990 yılında boşandığı, aynı yıl ikinci eşi olan davalı ... ile evlendiği, murisin maliki olduğu dava konusu 6137 ada 9 parsel sayılı 236,71 m2 miktarlı üç katlı kargir ev niteliğindeki taşınmazını, 20.08.2003 tarihinde intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini ikinci eşi olan davalı ...’e devrettiği, mirasbırakan ile davalı ...’in 03.02.2006 tarihinde ise boşandıkları, dava konusu taşınmazın murisin ilk eşi ... ile evli oldukları dönemde birlikte elde ettikleri kazanımlarla satın alındığı ve üzerine bina inşaa edildiği, mirasbırakanın temlik tarihinde Almanya'dan emekli maaşı bulunup maddi durumunun iyi olduğu, taşınmazını satma ihtiyacı bulunmadığı, mirasbırakanın başka taşınmazının olmadığı, adına kayıtlı tek taşınmazını bedelsiz olarak davalıya devrettiği, davalının alım gücü olmadığı gibi, davalı tarafından bedel ödendiğinin de ispatlanamadığı, açıklanan bu olgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, temlikin murisin ilk eşi ...’den olma çocuklarından mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonuç ve kanaatine varılmaktadır.
Hâl böyle olunca, muris muvazaası hukuki nedeni yönünden açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek bu iddia yönünden davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekili ve tereke temsilcisinin değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüne, hükmün 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden tereke mirasçılarına iadesine, davacılar vekili tarafından harç yatırılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Dosyanın Balıkesir 4.Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
23.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.