İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi E.2021/1001 K.2024/785

🏛️ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 📁 E. 2021/1001 📋 K. 2024/785 📅 16.05.2024

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1001
KARAR NO: 2024/785
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 24/02/2021
NUMARASI: 2020/151 E. - 2021/263 K.
DAVANIN KONUSU: Yabancı hakem kararının tenfizi
Taraflar arasındaki tenfiz davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacılar ile davalı arasında 24.02.2011 tarihli işbirliği sözleşmesi akdedildiğini, anılan sözleşmenin 10. maddesi uyarınca uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözüme kavuşturulacağının kararlaştırıldığını, davalı şirket tarafından, işbirliği sözleşmesine dayanılarak, ICC tahkim merkezine başvuru yapıldığını, 19.01.2017 tarihinde de ... dosyası üzerinden tahkim tarafından müvekkili şirketler lehine kesin karar verildiğini, kesinleşmiş yabancı hakem kararının Türkiye’de geçerlilik kazanması ve cebri icraya konu olabilmesi için işbu davayı açma zorunluluğu doğduğunu ileri sürerek, 19.01.2017 tarihli, ... kararının tanınmasına ve tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davaya bakmakla görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, 5718 sayılı MÖHUK'un 51. maddesinde tenfiz kararlarını vermeye görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunun düzenlendiğini, tarafların ya da konunun ticari olmasının herhangi bir önem arz etmediğini, konuya ilişkin emsal nitelikteki 02.05.2014 tarihli ve 2014/2807 Esas, 2014/6861 Karar sayılı Yargıtay kararı bulunduğunu, tanıma ve tenfiz davası açabilmek için gerekli şartların bulunmadığını, MÖHUK gereği tanıma ve tenfiz davası açılabilmesi için bazı ön koşullar getirildiğini, söz konusu koşullar sağlansa bile esas incelemesi yapılabilmesi için de ayrıca esasa ilişkin koşullar arandığını, öncelikle bu koşulların sağlanıp sağlanmadığının irdelenmesini talep etiklerini, müvekkili şirketin davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını, davacı tarafça her ne kadar bir alacağın varlığı iddiası ile huzurdaki dava ikame edilmiş ise de müvekkilinin davacı tarafa borçlu olmayıp alacaklı olduğunu, hal böyle olunca davada esas incelemesine girilmesi halinde davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... hukuki niteliği itibariyle İsviçre'de verilmiş olunan 19/01/2017 tarihli hakem kararının tenfizine karar verilmesi isteğine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları resen belirlenerek, kanıtlar toplanmak ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle sonuçlandırılmıştır. Düzenlenen bilirkişi raporu gerekçeli ve denetime elverişli bulunmakla hükme esas alınmıştır. Bu itibarla toplanan deliller, mahkememizce benimsenen bilirkişi raporu, tarafların iddia ve savunmaları hep birlikte değerlendirildiğinde; Dava konusu hakem kararının para alacağına ilişkin bir hakem kararı olduğu, icrai niteliğinin bulunduğu, İsviçre'de verilmi şolan ve New York Sözleşmesinin 1. Maddesi kapsamına giren yabancı bir hakem kararı olduğu için New York Sözleşmesinde yer alan tenfiz şartları açısından değerlendirme yapılması gerektiği buna göre; Tanınması - Tenfizi talep edilen ICC Hakem Kararının Apostille şerhli aslının ve yeminli tercüman tarafından yapılmış Türkçe tercümesinin sunulduğu, ICC Tahkim Kurallarına göre ICC Hakem Kararının bağlayıcı olduğu, aynca ICC Hakem Kararının bağlayıcı olduğuna ilişkin 31 Mart 2020 tarihli, Uluslararası Ticaret Odası Uluslararası Tahkim Mahkemesi (ICC) Genel Sekreteri ... tarafından hazırlanan ıslak imzalı İngilizce yazının Apostille şerhli aslı ve yeminli tercüman tarafından yapılmış Türkçe tercümesinin sunulduğu, bu kapsamda New York Sözleşmesi'nin IV üncü maddesinde aranan şartların gerçekleştiği belirlenmiştir. Taraflar arasındaki "İşbirliği Sözleşmesinin" Apostille şerhli aslının ve yeminli lercüman tarafından yapılmış Türkçe tercümesinin dosyada bulunduğu ve bu Sözleşmenin 10 uncu maddesinde yazılı geçerli bir tahkim şartının yer aldığı, Tarafların tahkim anlaşması yapma ehliyetlerinin olduğu ve geçerli bir tahkim anlaşması bulunduğu, davalının ICC tahkim yargılamasında davacı olduğu ve hakemlik prosedüründen usulüne uygun haberdar olduğu, hakem kararının taraflar arasındaki " işbirliği sözleşmesinden" kaynaklandığı, hakemlerin yetkileri dahilinde karar verdiği, tahkim prosedürünün taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak yürütüldüğü, verilen kararın ICC tahkim kurullarının 34/6 maddesi gereği tarafları için bağlayıcı olduğu, uyuşmazlığın tahkime elverişli olduğu, hakem kararının kamu düzenine aykırı olmadığı, dolayısıyla New York sözleşmesinin 5. Maddesinde aranan tüm tenfiz şartlarında mevcut olduğu, dava konusu ICC Hakem Kararının tanınması ve tenfizinin mümkün olduğu ... " gerekçesiyle, davanın kabulüne ile dava konusu 19.01.2017 tarihli,... kararının tanınmasına ve tenfizine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece eksik inceleme ile herhangi bir gerekçe belirtmeksizin hüküm kurulduğunu, kararın neye göre verildiği, hangi kıstasların değerlendirmeye alındığı, davanın şartlarına ilişkin herhangi bir inceleme yapılıp yapılmadığı vb hiçbir unsurun gerekçeli kararda ayrıntılı bir şekilde belirtilmediğini, davaya bakmaya görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, MÖHUK'un 60/2.maddesinde, ''Yabancı hakem kararlarının tenfizi, tarafların yazılı olarak kararlaştırdıkları yer asliye mahkemesinden dilekçeyle istenir. Taraflar arasında böyle bir anlaşma olmadığı takdirde, aleyhine karar verilen tarafın Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu, bu da yoksa icraya konu teşkil edebilecek malların bulunduğu yer mahkemesi yetkili sayılır'' hükmünü içerdiğini, Yargıtay'ın 02/05/2014 tarihli ve 2014/2807 Esas, 2014/6861 Karar sayılı kararında da bunun belirtildiğini, mahkemece herhangi bir görev incelemesi yapılmadığını, dava sürecinde itirazlarının değerlendirilmediğini, müvekkili şirketin davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını, davacı tarafça her ne kadar bir alacağın varlığı iddiası ile huzurdaki dava ikame edilmiş ise de, müvekkilinin davacı tarafa borçlu olmadığını, aksine alacaklı olduğunu, hal böyle olunca davada esas incelemesine girilmesi halinde davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, tanıma ve tenfiz davası açılabilmesi için gerekli şartların oluşmadığını, MÖHUK'un tanıma ve tenfiz davası açılabilmesi için bazı şartlar öngördüğünü, tanınması istenen kararın bu şartların tamamını taşımadığını, iş bu kararın tanınabilmesi için verilen kararın davalının savunma haklarına uygun davranılarak verilmiş olması gerektiğini, ancak söz konusu vakıada bu koşulun yerine getirilmediğini, ilk derece mahkemesi tarafından bu hususun da incelenmeyerek eksik bırakıldığını, eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, bu nedenlerle, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve müvekkil şirket lehine yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, taraflar arasındaki işbirliği sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlığa dair verilen yabancı hakem kararının tenfizi talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, 19.01.2017 tarihli, ICC Tahkim Kurulunun ... sayılı kararının tanınmasına ve tenfizine karar verilmesini talep etmiş; davalı, asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğunu, tanıma ve tenfiz şartlarının oluşmadığını, davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını savunmuştur. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunu'nun (MÖHUK) ''Görev ve Yetki'' başlıklı 51. maddesi;''(1) Tenfiz kararları hakkında görevli mahkeme asliye mahkemesidir.(2) Bu kararlar kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye'de yerleşim yeri veya sâkin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden istenebilir'' düzenlemesini içermektedir. Aynı Kanun'un 63. maddesinde de yabancı hakem kararlarının tanınması yönünden düzenleme yapılmış olup, ''Yabancı hakem kararlarının tanınması da tenfizine ilişkin hükümlere tâbidir'' hükmüne yer verilmiştir.6545 sayılı Yasa ile değişik 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 5.maddesi uyarınca asliye ticaret mahkemelerinin çalışma usulü ve görev alanı yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa ve 21/06/2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununa göre yapılan tahkim yargılamasında; tahkim şartına ilişkin itirazlara, iptal davalarına, hakemlerin seçimi ve reddine yönelik davalar ile yabancı hakem kararlarının tanıma ve tenfizine yönelik davalara ilişkin tüm yargılama safhaları, bir başkan ve iki üye ile toplanacak asliye ticaret mahkemesi heyetince yürütülür ve sonuçlandırılır. TTK'nın 5.maddesi uyarınca da, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ''ticari davalar'' ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, tarafların ticari şirket olduğu, aralarındaki uyuşmazlığın tarafları tacir olan işbirliği sözleşmesinden kaynaklandığı hususunda bir tereddüt bulunmamakta olup, tacir olan taraflar arasındaki işbirliği sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümü için verilen yabancı hakem kararının tanıma ve tenfizine karar vermekle görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesi olduğundan davalı vekilinin mahkemenin görevine ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Taraflar arasında imzalanan 24.02.2011 tarihli iş birliği sözleşmesinde iş bu sözleşmenin İsviçre Hukuku tahtında yürütüleceği, sözleşmeden kaynaklı ihtilafların Uluslararası Ticaret Odası Tahkim kuralları uyarınca atanmış bir veya daha fazla hakem huzurunda nihai olarak çözüme kavuşturulacağı, tahkim yerinin Zürih/İsviçre olacağı öngörülmüştür. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporu uyarınca davanın kabulüne karar verilmiş olup mahkeme kararında da belirtildiği üzere somut uyuşmazlıkta, 21.05.1991 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanan 10.06.1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkındaki New York Sözleşmesi'nin uygulanması gerekmektedir. 5718 sayılı MÖHUK'un 1.maddesinde, Kanun'un uygulama alanı düzenlenmiş, anılan maddede, yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukukun, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı kararların tanınması ve tenfizinin bu kanunla düzenlendiği, Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası anlaşmaların özel hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir. Bu düzenlemeye göre MÖHUK hükümlerinin ve New York Sözleşmesi'nin yarıştığı durumlarda Sözleşme hükümleri uygulanmalıdır. İlke olarak yabancı hakem kararlarının tenfizi istemlerinde tenfizi istenen kararın şeklî ve maddi anlamda kesinleşmesi gerekir. New York Sözleşmesi'nin IV/1-e maddesinde de yabancı hakem kararının tenfizi için, kararın taraflar açısından bağlayıcı hâle gelmiş olması şartına bağlanmıştır. New York Sözleşmesi'nin IV. maddesine göre, Türk mahkemelerinde açılacak tenfiz davasında, dava dilekçesi ile birlikte hakem kararının onaylanmış aslı veya aslına uygunluğu onaylanmış bir suretinin, hakem kararının dayandığı tahkim şartı veya sözleşmenin usulüne uygun aslı veya aslına uygunluğu onaylanmış bir suretinin, şayet karar ve tahkim şartı ya da sözleşmesi tenfiz ülkesinin resmi dilinde değilse, hakem kararı ile tahkim sözleşmesi veya şartının usulüne uygun ve onaylı tercümelerinin eklenmesi zorunludur. Davacı tarafça usulüne uygun şekilde kesin hakem kararının onaylı örneği, tercümesi ve tahkim şartı içeren sözleşmenin onaylı örneği dosyaya ibraz edilmiştir. Yabancı hakem karalarının Türkiye’de sonuç doğurabilmesi o kararın Türk Mahkemelerinde tanınmasına veya tenfizine karar verilmiş olmasına bağlıdır. New York Sözleşmesi’nin 1.maddesinde uygulama alanı gösterilmiştir. 2. fıkrada yabancı hakem kararının tanımı yapılmıştır. Sözleşmenin V. maddesinde tenfiz engelleri (tenfiz talebinin reddi sebepleri ) sınırlı olarak sayılmıştır. Bunlar ; V/1- a) Sözleşmeye uygulanacak hukuka göre ehliyetsiz olduğunu ya da anlaşmanın tabi olduğu hukuka göre ve böyle bir seçim yapılmamışsa hakem kararının verildiği yer kanunlarına göre hükümsüz olduğu; b)Hakemin/ hakem heyetinin seçiminden veya hakemlik prosedüründen usulü dairesinde haberdar edilmediğini ya da diğer bir sebeple iddia veya savunma hakkından yoksun bırakıldığını; c) Hakem kararının, tahkim sözleşmesinde ya da şartında yer almayan bir uyuşmazlığa ilişkin olduğunu ya da tahkim anlaşmasının veya tahkim şartının sınırlarını aşan hükümler içerdiğini, tahkim anlaşmasının ya da şartının sınırlarını aşan kısmın ayrılması mümkünse, tahkim anlaşması içinde kalan kısmın tanınmasına ya da tenfizine karar verilebileceği; d) Hakem heyetinin oluşumumun veya hakemlik usulünün tarafların anlaşmasına veya anlaşma olmayan hallerde tahkim yeri kanun hükümlerine uygun olmadığını; e) Hakem kararının taraflar için henüz mecburi olmadığı veya verildiği memleket kanunlarına göre ya da tahkimin tabi olduğu hukuk kurallarına göre yetkili bir merci tarafından iptaline karar verildiği yahut icranın geri bırakıldığı iddiası ve mahkemece; V/II a) Tanıma ve tenfiz talebinin yapıldığı ülke kanunlarına göre hakem kararına konu uyuşmazlığın tahkime elverişli olmadığı; b) Hakem kararının kamu düzeni kurallarına aykırı olduğu, hususlarıdır. Görüldüğü üzere Sözleşme, iki grup tenfiz engeli düzenlemiştir. Birinci gruptakiler davalı tarafından savunma olarak ileri sürülüp ispat edilmesi gereken tenfiz engelleri, ikinci gruptakiler ise mahkemece resen gözetilecek tenfiz engelleridir.Esasen tanıma ve tenfiz davalarında taraflar, maddi vakıaların yeniden tartışılmasını isteyemez ve tenfiz davasında mahkemece yapılacak inceleme, tanıma ve tenfiz engellerinin mevcut olup olmadığıyla sınırlıdır. Mahkeme, hakem kararının maddi hukuk yönünden isabetli olup olmadığı denetleyemez. Aleyhine tanıma ve tenfiz talep edilen taraf, ancak tenfiz şartlarının bulunmadığını (tenfiz engellerinin mevcut olduğunu) öne sürerek itiraz edebilir. Yani uyuşmazlığın esasına ilişkin savunma sebeplerine dayanamaz ve bunlara ilişkin olarak delil gösteremez. Bu nedenlerle, davalı vekilinin hakem kararının esasına dair iddialarının dinlenmesi mümkün değildir. Bu husus, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2000/2-1051 Esas, 2000/1068 Karar ve 21.06.2000 tarihli emsal ilamında; "...Tanıma ve tenfiz hakiminin prensip olarak yabancı hakem kararının doğruluğunu inceleyemeyeceği, gerek yabancı karara uygulanmış usul, gerekse kararda yer alan maddi ve hukuki tespitlerin tanıma ve tenfiz hükmünün inceleme konusu dışında olduğu, bu sistemin (revision au fond) yasağı olarak ifade edildiği, usulde veya kararın hükmünde yapılmış olan hataların tanıma ve tenfiz kararına kural olarak etkili olamayacağı..." şeklinde ifade edilmiştir. Bu açıdan davalı vekilinin davalının davacılara borcu bulunmayıp alacağı bulunuğu yönündeki savunmasının ve istinaf sebebinin dinlenmesi mümkün değildir. Somut olayda, davalı taraf tanıma ve tenfiz şartlarının gerçekleşmediğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de yukarıda sayılan tanıma ve tenfiz şartlarının gerçekleştiği, mahkemece gerekçeli şekilde karar verildiği, davalı tarafın bu şartların gerçekleşmediği hususuna ilişkin somut bir iddiasının bulunmadığı, bu konuda bir delil sunmadığı anlaşılmakta olup aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı taraf her ne kadar mahkeme kararının gerekçeli olmadığını ileri sürmüşse de mahkemece gerekli inceleme yapılıp bilirkişi incelemesi yaptırılarak gerekçeli olarak karar verildiği anlaşıldığından bu istinaf sebebi de yerinde görülmemiş ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup, davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine, 5-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.16.05.2024