İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi E.2020/2185 K.2024/64

🏛️ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi 📁 E. 2020/2185 📋 K. 2024/64 📅 18.01.2024

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/2185
KARAR NO: 2024/64
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET
MAHKEMESİ
TARİHİ: 03/09/2020
NUMARASI: 2018/649 Esas - 2020/309 Karar
DAVA: Genel Kurul Kararının İptali
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/01/2024
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin davalı şirketin ortakları olduğunu, toplam hisselerinin %10'dan fazla olduğunu; davacıların dışında davalı şirketin ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... isimli ortaklarının bulunduğunu; şirketin 05/03/2018 tarihli genel kurulunda 11.249.000,00 TL olan sermayesinin 26.250.000,00 TL'ye çıkarılmasına karar verildiğini; söz konusu sermaye artışı yapılırken de esas sözleşmenin 6. Maddesinin buna uygun olarak değiştirilmesinin kararlaştırıldığını bildirerek; müvekkillerinin bu kararlara muhalefet şerhi koyduklarını, kararların kötü niyetli ve sırf davacıların zarara sokmak için alınan kararlar olduğunu; esasen şirketin çok kötü yönetildiğini, şirket yöneticilerinin şirketi kendilerine ait yerlere taşıyarak yüksek kiralar ödettiklerini; şirketin stoklarını satıp, eksik gösterdiklerini; gereksiz kredi kullandıklarını; bilançolara göre şirket satışlarının gittikçe düştüğünü; şirketin ekonomik durumu bu kadar kötüyken sermaye artırımı kararının yersiz ve haksız olduğunu; şirketin ekonomik durumuna uygun olmadığını belirterek; 05/03/2018 tarihli genel kurulda sermaye artışı ile ilgili alınan kararın ve buna göre esas sözleşmenin 6. Maddesinin değiştirilmesiyle ilgili kararın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; TTK 445 vd. Maddeleri gereğince, genel kurul kararlarının iptali için karardan itibaren 3 ay içinde dava açılması gerektiğini, davanın süresinde olmadığını, bu nedenle zaman aşımı sebebiyle reddine karar verilmesini, ayrıca davacıların iddialarının doğru olmadığını; şirketin sermaye artırımının mutlaka ihtiyacı olduğunu; zorunlulukla alındığını; şirketin borçları olduğunu, faaliyetlerine devam etmesi içinde sermaye artırımının gereklilik arz ettiğini bildirerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Mahkememizce, şirketin kayıtları ve mal varlıkları ile alınan sermaye artırımı kararının birlikte incelenmesi için bilirkişi heyeti görevlendirilmiş olup, mali müşavir, muhasebe ve finansman uzmanı ve ticaret hukuku ana bilim dalı öğretim görevlisinden oluşan bilirkişi heyeti vermiş bulundukları 16/06/2020 tarihli raporlarında; şirketin faaliyetlerini, mal varlığını, borçlarını incelemişler; hazırladıkları raporda, şirket tarafından alınan sermaye artırımı kararının dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmediğini; sermaye artırımı kararının finansal ihtiyaçlardan kaynaklandığını; şirketin satışlarının düşmesinin, maliyetlerinin ve faaliyet giderlerinin piyasa ortamında yükselmesinin, ana faaliyet konusunda kar elde edilememesi ve finansal giderlerin karşılanamamasının sermaye artırımı için gerçekleşen sebepler olduğunu belirterek; anonim ortaklık ve sermaye artırımının kanunla düzenlenmiş bir hak olduğunu, yine kanunda düzenlenen şartları yerine getirmek kaydıyla şirketin genel kurulunda alınacak kararlar her zaman sermaye artırımına gidilebileceğini; sermayenin mevcut miktarının şirket ortakları için müttesap hak oluşturmadığını; ancak sermaye artırımının bazı pay sahiplerini zarara uğratmak amacıyla yapılamayacağını; anonim şirketlerde çeşitli amaç ve nedenlerle sermayenin artırılmasının istenebileceği belirtilmek suretiyle, ortaklığın büyümek veya teknolojisini yenilemek için yatırım yapmak veya bir işletmeyi devralmak ya da vadesi gelen borçlarını pahalı gelen banka kredilerini ödemek gibi sebeplerle sermaye artırımına ihtiyaç duyabileceği; ortaklığın vadesi gelen borçlarının pay sahibi olan ve olmayan alacaklılarla anlaşarak sermayeye dönüştürülmesi ve böylece likitide sıkıntısı yüzünden ödeme güçlüklerinin giderilmesi için bu yola gidilebileceğini; mevzuat sözleşme ya da ana sözleşme gereği zorunluluk arz ettiği zaman sermaye artışına gidilebileceği; ortaklığın borca batık olması veya sermayenin zararlar sonucu kaybı nedeniyle sermaye artırımına gidilebileceği; bu çerçevede ve somut olayda şirketin borçlarının ödenmesi ve faaliyetlerinin sürdürülebilmesi için alınan sermayenin artırılması kararının uygun olduğu; finansal ihtiyaçtan kaynaklandığının ve genel kurul tarihi itibariyle sermayenin 26.250.000,00 TL olarak belirlenmesinin şirket faydasına olduğunu bildirmişlerdir. Davalı vekili her ne kadar rapora itiraz etmiş ve sektörel bilirkişi de dahil edilerek ek rapor alınmasını istemişse de, bilirkişi heyetinde finans uzmanının bulunduğu, davalı şirketin yer aldığı sektör yönünden de bilgisinin bulunduğu, öte yandan gerekliliğin daha çok şirketin faaliyet ve mevcut borçları yönünden olması sebebiyle kayıt üzerinden anlaşılabildiği nedeniyle ek rapora gidilmemiş; davacı vekili her ne kadar İstanbul Anadolu 9. ATM'den bir önceki sermaye artırımı ile ilgili genel kurul kararının iptali davasının sonucunun beklenmesini talep etmişse de; her bir davanın bağımsız olduğu, o davada verilen karar kaldırılmış olsa dahi, o kararın iki sene önceki şirket durumuna ilişkin olacağı; bizim genel kurul kararımızın 05/03/2018 tarihli olduğu, o tarih itibariyle şirketin bu miktar sermayeye finansal olarak mutlaka ihtiyacı olduğunun tespit edildiği nazara alınarak; davacıların iddia ettiği gibi sırf kendilerine zarara sokmak için alınan kötü niyetli bir sermaye artışı kararı olmadığı; şirketin ihtiyacı nedeniyle bu kararın alındığı nazara alınmak suretiyle, davanın reddine karar verilmiş, 9. Asliye Ticaret Mahkemesindeki dosyanın sonucu da bu nedenle beklenmemiştir ve davanın reddine " karar verilmiştir.Bu karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; 1989 yılında kurulan davalı şirketin faaliyetlerini geliştirdiğini ve günümüze kadar özellikle müvekkillerin merhum babası ... tarafından şirketin büyütüldüğünü ve geliştirildiğini, ancak müvekkillerin babası ... ve amcaları ...'ın vefatından sonra, sağ kalan tek kardeş ve şirketin kuruculardan olan ..., ...'ın mirasçıları ile birlikte olup, çoğunluk gücünün dayanağına teşkil eden hakimiyetlerini kötüye kullanarak şirketin işleyişini bir hayli kötü duruma getirdiklerini ve şirketin içini boşalttıklarını, sermaye artırımı kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu genel kurul kararının iptalinin gerektiğini, sermaye artırımında asıl amacın müvekkillerinin hisse oranını azaltmak olduğunu, alınan kararın dürüstlük kuralına aykırı olduğu için kararın iptalinin gerektiğini, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, kendileri tarafından yapılan itirazların hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, üstelik yerel mahkemece itirazları doğrultusunda dosyanın bilirkişiye gönderilmemesinin açıkça bir bozma sebebi olduğunu, bilirkişi raporundaki eksikliklerin cevaplanmadığını, rapora itirazları göz önüne alındığında itirazlarının mali - teknik konular olduğunu, bu nedenle en azından dosyanın yeni bir ek rapor alımına gönderilmesinin zorunlu olduğunu, yerel mahkemenin teknik anlamda sermaye artırımına ihtiyaç olduğu şeklindeki görüşe sahip olsa da itirazlarının hiçbirinin karara bağlanmadığını, Anayasa 141/3 maddesi uyarınca mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gerektiğini, ancak yerel mahkemenin gerekçeli kararında herhangi bir gerekçenin bulunmadığını, ayrıca davalı tarafın vekalet ücreti bakımından icra takibi başlattığını, bu nedenle ivedilikle hüküm kesinleşinceye kadar tehiri icra kararı verilmesi gerektiğini, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının müvekkilleri lehine kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini, tehir-i icra taleplerinin kabulüne karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacıların sermaye artımını gerekçesiz biçimde yasa ve usule aykırı bulmalarının abesle iştigal olduğunu, kabul edilmemesi gerektiğini, şirketin nakit ihtiyacı bulunduğunun tüm mali tablolarla ispatlandığını ve ayrıca alacaklarının tahsil kabiliyeti olmadığı ortada iken, davacıların sermaye artırımında meşru bir amaç olmadığı iddialarının abesle iştigal olduğunu, müvekkili şirket paydaşlarının, davacılar dışında hiçbir paydaşının ... şirketinde pay sahibi olmadığını, tüm pay sahiplerinin (davacılar hariç) paylarını devrettiklerini, keza hiçbirinin söz konusu davadan haberdar olmadığı hususu bir yana, işbu davada ileri sürülmesi ise açıkça kötüniyet teşkil ettiğini, keza davacıların iddialarının sırf davayı sürüncemede bırakarak uzatmak olduğunu, usul ekonomisi gereğince dosyanın yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilmesi ile şirketin geçmişe dönük mali bilançolarının değişmeyeceğini, bu nedenle yeniden bilirkişi raporu talep edilmesinin de abesle iştigal nitelikte olduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde davacıların istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacılar üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir.
GEREKÇE: Dava; davalı Anonim Şirketin 05/03/2018 tarihli genel kurulunda şirket sermayesinin artırılmasına ilişkin alınan 5 numaralı kararın TTK 445 ve devamı maddeleri uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ve bilirkişi raporu esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesine konu uyuşmazlık temelde; davalı şirketin sermaye artırımına ihtiyacı bulunup bulunmadığı, sermaye artırım kararının sırf davacıları zarara uğratmak amacıyla ve kötü niyetle alınıp alınmadığı noktalarında toplanmaktadır. Davalı şirketin sermaye artırımı öncesi 11.249.000 hisseye bölünmüş, 11.249.000,00 TL sermayeli, 11 ortaklı bir aile şirketi olduğu, davacı ortaklar ..., ... ve ...'ın toplam ortaklık payının %33,23 olduğu anlaşılmaktadır. Genel kurulda oyların 10.124.100 adedi asaleten ve vekaleten temsil edildiği, davacıların dava ettiği karara olumsuz oy kullandıkları ve muhalefet şerhini genel kurul toplantı tutanağına kaydedildiği ve ayrıca yazılı dilekçe verdikleri, toplantıda alınan dava konusu kararların davacıların muhalefeti ve oy çokluğu ile alındığı görülmektedir. Sermaye artırımı sonucu şirket sermayesinin 11.249.000,00 TL den 26.250.000,00 TL ye çıkarıldığı, davacıların rüçhan hakkını kullanmadıkları, diğer ortakların sermaye taahhütlerini üstlendikleri, bilahare sermaye taahhütlerinin bir kısmının şirketin ortaklara borçlar hesabından, bir kısmının da nakdi sermaye ödemesi ile karşılandığı, davacı üç ortağın sermaye paylarının önceki sermaye payına göre düşmüş olduğu belirlenmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 445 ve 446. maddelerinde; toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu ile kararların yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa, yönetim kurulu üyelerinden her birinin kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine iptal davası açabileceği belirtilmiştir. Genel Kurul kararlarına karşı iptal davası açılabilmesi için iptali istenen karara olumsuz oy vermenin dışında 6102 sayılı TTK'nın 446. maddesi gereğince muhalefet şerhinin de tutanağa geçirilmesi gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta genel kurul toplantı tutanağına davacı vekilinin muhalefet şehri bulunmakta ayrıca 3 adet dilekçe verdikleri kaydı bulunmakla dava açmak hakkının bulunduğu tespit edilmiştir. Davacının genel kurul kararına iptal gerekçesi olarak şirketin sermaye artırımına ihtiyacı olmadığı, nakit ihtiyacının alacakların tahsili ve elde bulunan stokların satılması ile karşılanması gerektiği ve şirketin kötü yönetildiği, sermaye artımının davacıları zarara uğratmak amacıyla yapıldığının iddia edildiği görülmektedir. Davalı şirketin sermaye artırımına ilişkin 28/12/2015 tarihli genel kurul kararının yine davacılar tarafından iptali istemiyle İstanbul Anadolu 9 ATM'nin 2016/43 E dosyası ile dava açıldığı, ilk derece mahkemesince şirketin sermaye artırımına ihtiyacı oluğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, kararın davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2021/31 Esas - 2023/584 Karar sayılı ilamıyla istinaf isteminin reddine karar verildiği görülmektedir. İlk derece mahkemesince dosyaya deliller toplandıktan sonra bilirkişi heyetine verilmiş, bilirkişiler davalı şirketin faaliyetleri, mal varlığı ve borçları inceleyerek hazırladıkları denetime ve hüküm kurmaya elverişli raporları ile; şirket tarafından alınan sermaye artırımı kararının dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmediğini, sermaye artırımı kararının finansal ihtiyaçlardan kaynaklandığını, şirketin satışlarının düşmesinin, maliyetlerinin ve faaliyet giderlerinin piyasa ortamında yükselmesinin, ana faaliyet konusunda kar elde edilememesi ve finansal giderlerin karşılanamamasının sermaye artırımı için gerçekleşen sebepler olduğunu belirtmişlerdir. Şirketin genel kurulunda alınacak kararlar her zaman sermaye artırımına gidilebileceğini anonim şirketlerde çeşitli amaç ve nedenlerle sermayenin artırılmasının istenebileceği belirtilmek suretiyle, ortaklığın büyümek veya teknolojisini yenilemek için yatırım yapmak veya bir işletmeyi devralmak ya da vadesi gelen borçlarını pahalı gelen banka kredilerini ödemek gibi sebeplerle sermaye artırımına ihtiyaç duyabileceğini ortaklığın vadesi gelen borçlarının pay sahibi olan ve olmayan alacaklılarla anlaşarak sermayeye dönüştürülmesi ve böylece likidite sıkıntısı yüzünden ödeme güçlüklerinin giderilmesi için bu yola gidilebileceğini; mevzuat sözleşme ya da ana sözleşme gereği zorunluluk arz ettiği zaman sermaye artışına gidilebileceği; ortaklığın borca batık olması veya sermayenin zararlar sonucu kaybı nedeniyle sermaye artırımına gidilebileceği; bu çerçevede ve somut olayda şirketin borçlarının ödenmesi ve faaliyetlerinin sürdürülebilmesi için alınan sermayenin artırılması kararının uygun olduğu; finansal ihtiyaçtan kaynaklandığının ve genel kurul tarihi itibariyle sermayenin 26.250.000,00 TL olarak belirlenmesinin şirket faydasına olduğunu bildirmişlerdir. HMK'nın 146. maddesine göre hakim delillerden davanın yeterince aydınlandığı kanaatine varırsa tahkikatı bitirebilir. İlk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi heyet raporu denetime elverişli ve dosya kapsamına uygun olup karar vermeye yeterli olduğu, mahkemece gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulmuştur. Davacılar vekili tarafından mahkemenin kabulüne yönelik ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında verilen beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince bilirkişi heyetinden alınan raporunda bu iddialar değerlendirilmiştir.Dosyaya toplanan deliller ile şirketin bu miktar sermayeye finansal olarak ihtiyacı olduğunun belirlenmiş olması ve davacıların iddia ettiği gibi sırf kendilerine zarar vermek amacıyla alınan kötü niyetli bir sermaye artışı kararı olmadığı belirlenmiş olmakla davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamıştır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 373,2‬0 TL harcın davacılardan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.18/01/2024