İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi E.2025/1256 K.2025/1607
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/1256 Esas
KARAR NO : 2025/1607
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 15/05/2025
NUMARASI: 2023/856 Esas, 2025/415 Karar
DAVANIN KONUSU: Tanıma Ve Tenfiz
KARAR TARİHİ: 04/12/2025
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında Hollanda'da açılacak Word Eye göz kliniği için 2015 yılında hizmet sözleşmesi imzalandığını, sözleşme kapsamında davalının, müvekkilinin vereceği danışmanlık hizmetine karşılık 300.936,00 Euro ödemeyi taahhüt ettiğini, davalının danışmanlık hizmet bedelinin yarısı olan 150.468,00 Euro'luk ilk taksidi ödediğini, bakiye ikinci taksidi ödemediğini, bunun üzerine müvekkili tarafından Amsterdam Mahkemelerinde alacak davası açıldığını, ilk derece Mahkemesinin davayı kabul ederek taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine istinaden 150.936,00 Euro (faiz ve yargılama giderleri hariç)ödenmesine karar verdiğini, davalının asıl davaya karşılık Amsterdam Mahkelerinde müvekkili aleyhine açılan davasını ispatlayamadığından reddedildiğini, davalının itirazı üzerine Amsterdam Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ilk derece Mahkemesi kararının onandığını ve kararın 05.04.2022 tarihinde kesinleştiğini belirterek Hollanda Ticaret Mahkemesi kararının tanınması ve tenfizi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 400.000,00 Euro'nun faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile davacı arasında Absterdam kentinde özel bir göz kliniğinin kurulması ve işletmeye sokulması için danışmanlık sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeye göre davacının sözleşmede taahhüt ettiği hizmetleri belirtilen sürde sağlamazsa müvekkiline ödediği tutarı tamamen iade edileceğinin kararlaştırıldığını, sözleşmede belirtilen hizmet bedelinin yarısının davacıya peşin olarak ödendiğini, diğer yarısının işlemlerin tamamlanması ve kliniğin açılmasından sonra ödenmesinin kararlaştırıldığını, yapılan anlaşmaya rağmen davacının yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bir süre sonra müvekkilinin muhatap bulamadığını, hatta davacının ofisini de kapatarak ortadan kaybolduğunu, tanıma ve tenfiz davalarında görevli Mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğundan davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddi gerektiğini, MÖHUK 53. Maddesinde belirtilen belgelerin dava dilekçesine eklenmediğinden davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, davacının Lahey sözleşmesinde düzenlenen teminat muafiyeti kapsamında olmadığından Mahkemenin belirleyeceği bir teminatı yatırması gerektiğini, tanıma tenfiz davalarının nispi harca tabi olduğundan tenfizi istenen kararda hükmedilen tutar üzerinden nispi harcı yatırması gerektiğini, davanın niteliği gereği tanıma tenfiz davalarının kısmi dava olarak açılamayacağını, Türkiye ile Hollanda arasında fiilen uygulanan karşılıklılık anlaşması bulunmadığından tanıma ve tenfiz talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, Hollanda Mahkemesi tarafından verilen kararın kamu düzenine aykırı olduğundan Türkiye'de tenfizinin mümkün olmadığını, tenfiz ve eda davasının aynı anda açılamayacağından davanın reddi gerektiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin yalnızca ingilizce olarak imzalandığından müvekkilinin sözleşmeden sorumlu tutulmaması gerektiğini belirtmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; Hollanda Mahkemesi kararının kesinleşme şartının sağlandığı, taraflar tacir olup ticari işletmeleri ile ilgili davanın Asliye Ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğinden davalının görev itirazının reddedildiğini, MÖHUK m. 53 te aranın şartların tam olarak karşılandığı, ibraz edilen belge asıllarının Mahkeme kasasına alındığını, yetkili makam tarafından onayının sağlandığını, bu nedenle davalının dava şartı yokluğu itirazının reddedildiğini, davacı şirketin Hollanda uyruklu olması ve idari merkezinin Hollanda'da bulunması nedeniyle Lahey Sözleşmesinin 17. Maddesi uyarınca teminattan muaf olduğundan davalının yabancılık teminatı itirazının reddedildiğini, tenfizi istenen ana alacak 150.936 Euro= 4.442.710,59 TL üzerinden hesaplanan nispi harç 75.600,54 TL olduğu ve Anayasa Mahkemesi reddi kararı sonrası davacı tarafından eksik harç tamamlanarak yargılamaya devam edildiği, 400.000 Euro tahsil talebinin tenfizi istenen yabancı mahkeme kararını aşan kısmının eda davası niteliğinde kabul edildiği ve bu kısım için ayrı değerlendirme yapılmasına karar verilerek tefrik edildiği, kısmi tenfiz talebi mümkün olduğuna göre tam tenfiz talebinde kısmi tenfize karar verilebilmesinin de mümkün olduğu, Türkiye ile Hollanda arasında MÖHUK 54/a anlamında mütekabiliyetin mevcut olduğunu, ana alacak 150.936,00 Euro'nun 8 yıl sonraki cezai şartının yaklaşık 1.500.000,00 Euroyaa ulaşmakta olup bu durumun 10 kat orana tekabül ettiği, Türk hukuk sisteminde cezai şartın ana borçla arasındaki orantının bu denli bozuk olmasının kabul edilemez olduğunu, Türk hukukunun temel adalet anlayışının cezai şartın asıl edimin ifasını teşvik edici ve makul sınırlar içinde kalmasını gerektirdiği ve ana alacağın 10 katına çıkan bir cezai şartın adalet ilkesinin ağır ihlali niteliğinde olduğu, Amsterdam Bölge Adliye mahkemesi kararının cezai şart kısmının Türk kamu düzeninin tüm kriterlerini ihlal ettiği ve bu nedenle MÖHUK 54/c gereğince tenfizinin mümkün olmadığı, Amsterdam Mahkemesinin 12 Aralık 2018 tarihli kararının ana alacak kısmının (150.936 Euro) tanınması ve tenfizine, gecikme cezası kısmının Türk kamu düzenine aykırılık nedeniyle tenfizi talebinin reddine karar verildiği gerekçesiyle açılan davanın kısmen kabulü ile Amsterdam Mahkemesi'nin C/13/... / HA ZA 17-1229 dava numarası / yevmiye numaralı 12 Aralık 2018 tarihli kararının "5.karar" hüküm kısmında ana dava başlığı altındaki 5.2 hükmündeki cezai şarta ilişkin hükmün tenfizinin reddine, aynı kararda diğer hüküm fıkraları açısından kararın tenfizine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Karar yasal süresinde davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; Mahkemece % 10 oranındaki gecikme cezasının 8 yıl boyunca birikmesiyle yaklaşık 2.000.000 Euroya ulaşmasını ve bu rakamın ana alacağın 10 katını aşmasını ekonomik mahv kriteri çerçevesinde değerlendirerek kamu düzenine aykırılık sonucuna ulaştığını, ancak söz konusu ceza oranının tarafların serbest iradesiyle ticari sözleşmede kabul edildiğini cezai şartın ifayı teşvik edici amacının ve borçlunun temerrüde düşmesi halinde doğacak zararları telafi etmeye yönelik işlevinin göz ardı edildiğini, Hollanda Hukukunun ve Mahkeme değerlendirmesinin göz ardı edildiğini, Mahkemenin kamu düzeni denetimi adı altında esas yönünden yeniden inceleme yapmasının uluslararası hukuktaki revizyon yasağı ilkesine aykırı olduğunu, Yargıtay içtihadı birleştirme Kurulu kararı uyarınca, kamu düzeni müdahalesinin ancak Türk hukukunun temel değerlerine açık bir aykırılık söz konusu olduğunda mümkün olduğunu, burada tacir olan tarafların serbest iradeleri ile kurulmuş bur sözleşme ilişkisi bulunduğu ve profesyonel tacirler arasında akdedilen bu sözleşme çerçevesinde belirlenen aylık % 10 ceza şartının sıradışı ya da alışılmadık olmadığını, davvalının sözleşme görüşmeleri sırasında avukatları aracılığıyla temsil edildiğini, sözleşme hükümlerini müzakere ettiğini ve bu hükümleri açıkça kabul ettiğini, basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü altında olan bu şirketin, sözleşmeye koyduğu ceza şartını sonradan aşırı bulmasının objektif değerlendirme ölçütlerine aykırı olduğunu, ceza şartının bir yaptırım olmasının doğası gereği bir miktar ağırlaştırıcı etki yaratmasının normal olduğunu ve bunun da ifaya teşvik amacına yönelik olduğunu, cezai şartın taraflar arasındaki sözleşmeden doğan bir alacak olduğunu ve esas alacağın tamamlayıcı unsuru olduğunu, kamu düzeni yorumunda ölçülülük ve sınırlı yorum ilkesi esas olup cezai şart maddesinin kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağını, TBK'na göne sözleşmede tarafların cezai şart konusunda serbestçe anlaşmalarının mümkün olduğunu, bu nedenlerle taraflarca ticari sözleşmede belirlenen cezai şartın tenfizine karar verilmesi gerekirken kamu düzenine aykırılık gerekçesiyle reddinin yerinde olmadığını, ceza şartının miktarının yüksekliğinin kamu düzeni denetimi kapsamına girmeyeceğini, bunun sözleşme içi değerlendirmeye tabi olabilecek bir ifa sorunu olduğunu, ayrıca Mahkeme tarafından alacağın faiz ve ferilerin ilişkin hiç bir inceleme yapılmadığını, yalnızca ana paranın tahsili talebinin kabul edildiğini, oysa Hollanda mahkeme kararında aynı Türk hukukunda olduğu gibi işleyen faizlerin bulunduğunu, dolayısıyla Mahkeme tarafından eksik inceleme yapıldığını belirterek ilk derece Mahkemesi kararının yalnızca cezai şart talebinin reddine ilişkin kısmının düzeltilmesine, Amsterdam Mahkemesi kararının ana alacak, faiz ve ferileri ve cezai şart bölümüyle tam olarak tenfizinin kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; Mahkemece verilen kesin süre içinde davacı tarafından istenilen evrakların sunulmadığını ve gereken açıklama yapılmadığından MÖHUK 53. Madde gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, ilk derece Mahkemesince yalnızca anapara alacağının harcının tamamlattırılarak, diğer tenfizi istenen tazminat niteliğindeki cezai şartın harcının tamamlattırılmamasının hatalı olduğunu, ilk derece Mahkemesinin reddettiği cezai şart alacağına ilişkin harcı tamamlattırmadığını, davacı ve davalı vekilleri lehine hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğunu, Adalet Bakanlığı müzekkere cevabına göre, Türkiye ile Hollanda arasında ticari yargı kararlarının tanıma ve tenfizi konusunda herhangi bir anlaşma, kanun hükmü veya fiili uygulama olmadığı halde tenfiz davasının reddi yerine kabul edilmesinin hatalı olduğunu, Hollanda Mahkemelerinde iddianın hukuka uygun şekilde incelenmediğini ve adil yargılanma ilkesine aykırı olarak müvekkilinin delilleri toplanmadan karar verildiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşme yalnızca ingilizce olarak imzalandığından müvekkilinin hataya düşmesine sebep olduğunu, müvekkilinin dil bilmemesi dikkate alındığında sözleşmede uygulanan % 10 oranındaki cezai şartın farkedilmediğini, davacının dolandırıcılık saikiyle hareket ettiğinden müvvekkilinin davacının işi tam ve eksiksiz olarak yapacağına inanarak kandırıldığını ve tamamen kamu düzenihe aykırı bir ceza şartına sözleşmede yer verildiğini, Yargıtayın sözleşmenin ingilizce düzenlenmiş olması nedeniyle ingilizce kaleme alınmış tahkim şartına dayanamayacağına ilişkin kararının bulunduğunu belirterek ilk derece Mahkemesi kararının tenfiz kararı verilen hükümler yönünden kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, yabancı Mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. İlk derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulü ile Amsterdam Mahkemesi'nin C/13/... / HA ZA 17-1229 dava numarası / yevmiye numaralı 12 Aralık 2018 tarihli kararının "5.karar" hüküm kısmında ana dava başlığı altındaki 5.2 hükmündeki cezai şarta ilişkin hükmün tenfizinin reddine, aynı kararda diğer hüküm fıkraları açısından kararın tenfizine karar verilmiştir. Davacı vekili ile davalı vekili hükmü istinaf etmiştir.Davacı tarafından tenfizi talep edilen Amsterdam mahkemesi Özel Hukuk Bölümü C/13/... numaralı 12 Aralık 2018 tarihli kararında; "Ana davada5.1 ...'ün IMIC'e ...+KDV ve bu tutar üzerinden Hollanda Medeni Kanunu'nun 6:119a maddesinde belirtilen yasal ticari faizi 30 Ağustos 2017 tarihinden itibaren tam ödeme gününe kadar ödemesine, 5.2 ... 'ün 1 Nisan 2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 150.936,00 Euro tutarındaki meblağın geciktiği her ay için aylık 15.093,60 Euro tutarında bir meblağı IMIC'e ödemesine, artı Hollanda Medeni Kanunu Bölüm 6:116'da belirtilen yasal faizi tam ödeme gününe kadar ödemesine, 5.3 ...'ün IMIC'e € 9.820,71 tutarı ve bu tutara 30 Ağustos 2017 tarihinden tam ödeme gününe kadar işleyecek Hollanda Medeni Kanunu Bölüm 6:119a'da belirtilen yasal ticari faizi ödemesine, 5.4 ...'ün IMIC'e yargılama dışı masraflar için tazminat olarak 2.000,00 Avro ödemesine ve bu tutara 30 Ağustos 2017 tarihinden tam ödeme gününe kadar geçerli olmak üzere Hollanda Medeni Kanunu Bölüm 6:119a'da belirtilen yasal faizin eklenmesine 5.5 ...'ün IMIC tarafından bugüne kadar 7.388,42 Avro olarak tahmin edilen yargılama masraflarını ve bu tutara 30 Ağustos 2017'den tam ödeme gününe kadar geçerli olmak üzere Hollanda Medeni Kanunu'nun 6:119 Bölümünde atıfta bulunulan yasal faizi ödemesine karar vermiştir.5.6. Ana dava ile ilgili bu kararı, tedbiren icra edilebilir olduğu ölçüde beyan eder;5.7 diğer veya farklı talepler reddedilmiştir.5.8 Talebin reddini;5.9 ...'ün IMIC'i desteklemek için bugüne kadar 853,50 Euro olarak tahmin edilen yargılama masraflarını ödemesine;5.10 masraflar ile ilgili olarak tedbiren icra edilebilir karşı davanın reddine karar verilmiştir.Ana Dava ve Karşı Davada5.11 ...'ün bu karardan sonra oluşan ve avukatlık ücreti olarak 246 Euro olarak tahmin edilen masrafları, ...'ün tebliğden sonraki 14 gün içinde karara uymaması ve kararın daha sonra tebliğ edilmesi koşuluyla, 82.00 Euro avukatlık ücreti ve kararın tebliği masrafları tutarında artırılarak ve Hollanda Medeni Kanunu Bölüm 6:119'da belirtildiği üzere mahkeme sonrası masraflara tam ödeme tarihine kadar yasal faiz uygulanarak ödenmesine karar verilmiştir."1-Dosya kapsamına yabancı Mahkeme kararının tercümesi sunulmuş ise de, kararın Noter veya Konsolosluk onaylı bir örneğine dosya kapsamında rastlanmamıştır. Bu nedenle yabancı Mahkeme kararının Noter onaylı tercümesinin bulunmaması halinde, öncelikle bu eksikliğin tamamlanması bakımından davacı tarafa yabancı Mahkeme kararının Noter onaylı tercümesinin dosyaya sunulması için süre verilmesi gerekirken bu eksiklik tamamlanmadan karar verilmesi yerinde olmamıştır. (Yargıtay 2 HD 2022/7235 E-2022/9115 K sayılı 10.11.2022 tarihli kararı)2-6100 sayılı HMK'nın 294 vd. maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup HMK’nın 297/2. ve 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da imkansız kılmaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/3006 Esas 2022/5241 Karar Sayılı ilamı).Somut olayda, Mahkeme kararının gerekçesinde, Amsterdam Mahkemesinin 12 Aralık 2018 tarihli kararının ana alacak kısmının (150.936 Euro) tanınması ve tenfizine, gecikme cezası kısmının Türk kamu düzenine aykırılık nedeniyle tenfizinin reddine karar verildiği belirtilmiştir.Hüküm fıkrasında ise; davanın kısmen kabulü ile Amsterdam Mahkemesi'nin C/13/... / HA ZA 17-1229 dava numarası / yevmiye numaralı 12 Aralık 2018 tarihli kararının "5.karar" hüküm kısmında ana dava başlığı altındaki 5.2 hükmündeki cezai şarta ilişkin hükmün tenfizinin reddine, aynı kararda diğer hüküm fıkraları açısından kararın tenfizi yönünde hüküm kurulmuştur. Yukarıda yer verildiği üzere, tenfizi talep edilen Amsterdam Mahkemesinin 12 Aralık 2018 tarihli kararında ana alacak ile cezai şart dışında da(5.1 den 5.11'e kadar) maddeler bulunduğu dikkate alındığında, Mahkemenin gerekçe kısmında kararın 5.1 maddesinin kabul edildi, 5.2. Maddesinin reddedildiğinin belirtildiği, ancak hükümde de 5.2 maddesinin reddedildiği, diğer hüküm fıkraları yönünden kararın tenfizine karar verildiği şeklinde hüküm kurularak bu şekilde gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratıldığı anlaşılmakla HMK'nın 298/2 maddesinde belirtildiği üzere gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağından söz konusu madde hükmüne aykırı şekilde tesis edilen karar usul ve yasaya uygun değildir.Diğer taraftan Mahkemece yabancı Mahkeme kararının bir kısmının tenfizinin yapıldığı açıklandığı halde, tenfizine karar verilen maddelerinin tek tek açıklanmadan karara atıf yapılarak" aynı kararda diğer hüküm fıkraları açısından kararın tenfizine" şeklinde karar verilmesi de doğru olmamıştır.3-Bununla birlikte davacı vekiline dava dilekçesindeki 400.000,00 Euro'luk talebi yönünden bir açıklama yaptırılmadan, bu talebi yönünden tefrik kararı verilmiş ise de, davacının bu talebinin tenfizi talep edilen kararın 5.2. Maddesindeki cezai şart talebine ilişkin olması halinde ise Mahkemenin tefrik kararı isabetli olmamıştır.4-Diğer taraftan 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 15. maddesine göre yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı işlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nevi ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınır. Aynı Yasa'nın 28/1. maddesinin a bendinde karar ve ilâm harcının dörtte birinin peşin geri kalanın kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödeneceği hükmü yer almakta olup yine aynı Kanun'un 32. maddesinde yargı harçları ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılmayacağı emredici hükmü konulmuştur. Harçlar Kanunu ile ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, emredici nitelikte bulunduğundan mahkemece ve istinaf incelemesinde Dairemizce re'sen nazara alınır.Davacı taraf Harçlar Yasasına göre harçtan muaf olan kişilerden değildir. Nispî karar ve ilam harcına tabî davalarda, dava değeri üzerinden peşin nispî ilâm harcının alınması zorunludur. Uyarıya rağmen yatırılmaması halinde Harçlar Kanunu'nun 32. maddesine göre müteakip işlemler yapılamayacağından dava dosyasının işlemden kaldırılması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.12.2013 gün 2013/21-445 Esas, 2013/1625 karar sayılı ilâmı da bu yöndedir.İlk derece Mahkemesinin somut norm denetimi üzerine yaptığı başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 17/10/2024 günlü 2024/104 Esas ve 2024/173 sayılı kararında özetle; 492 Sayılı Harçlar Kanunun "Yabancı mahkeme ilamları" başlıklı 4. Maddesinde düzenlenen "Yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilamların tenfizi için açılacak davalardan, bu ilamlarda hükmolunmuş şeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre (1) sayılı tarife gereğince harç alınır." hükmünde yer alan "değeri" ibaresinin Anayasaya aykırı olmadığına karar verilmiştir. Yukarıda açıklanan Anayasa Mahkemesi kararı ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2023/1992 Esas ve 2024/3909 sayılı kararı da dikkate alındığında yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilamların tenfizi için açılan davaların nispi harca tabi olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla; davacı vekiline mahkemece, yabancı mahkemede hükmolunan alacak miktarının dava tarihindeki Türk Lirası karşılığı tespit ettirilerek,( Amsterdam Mahkemesi'nin 5.2 maddesinde aylık olarak hükmedilen bedel yönünden, davacı vekiline bu madde kapsamında dava tarihi itibariyle talep ettiği bedelin HMK 31. Maddesi kapsamında açıklattırılarak ) 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28/a. ve 32. maddeleri gözetilerek, davacı vekiline nispi harç tamamlattırılarak yargılamaya devam edilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik harç alınmak suretiyle yargılama faaliyetinin sonuçlandırılması da hatalı olmuştur.Açıklanan nedenlerle, davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 353/1a-4.bendi gereğince usul ve yasaya aykırı ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin ayrı ayrı KABULÜNE,2-İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/856 Esas, 2025/415 Karar sayılı ve 15/05/2025 tarihli kararının HMK'nın 353/1a.4 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE,4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan davacı tarafından istinaf harçları peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,5-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL harcın davalı tarafından peşin olarak yatırılan 104.574,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 103.958,60 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya İADESİNE,6-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-4 bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.04/12/2025